çilekli süt
@çilekli süt

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Küçük Kara Balık
4/1024.07.2015

Baskı: Küçük Kara Balık

Yalın, basit. Başka dünyaların varlığını hisseden ve oralara gitmek isteyen balığın hikayesi. Sonu getirilmemiş, bize bırakılmış. Abartıldığı kadar olmayan kitaplardan. Zamanına göre ses getirmesi normal karşılanabilir belki ama bu tarz hikayelerle aklımızın dolup taştığı bu zamanlarda basit geliyor haliyle.

Evvelotel
9/1024.07.2015

Baskı: Evvelotel

9 adet öykü içeren bu kitapta Ayfer Tunç'un başarıyla anlattığı karamsar ve bir şekilde mutsuz olmuş insanların hikayeleri var. Bir Aziz Bey Hadisesi adlı öyküsü kadar olmasa da beğendiğimi belirtmeliyim. Kitaptaki öykülerin bazıları birbirini tamamlayan aynı insanların aynı hikayelerinin farklı bir yönlerinin anlatılmasıyla oluşturulmuş. Oldukça değişik bir yöntem bu. Yani bazı öyküleri başka bir öyküde bazen geçmişe bazen ileriye giderek genişleterek anlatmış Ayfer Tunç. Önemli bir yazar, acıklı hikayeler. Fakat dediğim gibi Bir Aziz Bey Hadisesi değil.

Kötü Çocuk Türk
9/1024.07.2015

Baskı: Kötü Çocuk Türk

Nurdan Gürbilek'in okuduğum ilk kitabı. Çeşitli yazılarının, incelemelerinin toplandığı kitap. Açıkçası kitabın dili biraz ağır geldi bana. Bu içinde Arapça, Farsça, İngilizce... vs kelimeler var, demek değil. Tamamen yazarın cümleleri uzatmasından, dolaymasından kaynaklı bir zorluk. Herkese zor gelmeyebilir elbette ama bana öyle geldi. Kitabın içerisindeki yazılarda toplumumuzdaki imgelerin değişiminden, taklit karakterlerden, ölümün algılanışından, öksüz ve yetim, temiz yüzlü çocuk algısından dehşet satan tinerci çocuklara geçişin serüveninden bahsediliyor. Batılı olmak ve kendimiz olmak arasında sıkışmışlığımızdan dem vuruyor. Birçok eserden bilgiler mevcut. Kitabı iyice anlamak için kitapta geçen yazarların eserlerinin de okunması gerekiyor. Benim ilgimi çeken konu Orhan Gencebay ile İbrahim Tatlıses arasındaki kıyastı. "İstemem namertten bir yudum çare."den "Ben de isterem."e geçiş, bize neyin empoze edilmeye çalışıldığının apaçık göstergesi aslında. Kitap okunabilir. Dediğim gibi dili biraz karışık geldi lakin sakin kafayla okunduğu takdirde verim alınacaktır.

Küçük Prens
3/1007.07.2015

Baskı: Küçük Prens

Neden bu kadar abartıldığına dair şöyle bir teorim olan kitap: Malumunuz ülkemizde okur oranı epey bir düşük. Kendini okur olarak tanıtanların seviyesinin nerelerde olduğuna ise kitap listelerine bakarak ulaşabilirsiniz. En çok okunan kitaplar listesinde "Kocan Kadar Konuş, Pucca serisi" gibi kitaplar olduğu sürece bu ülkede her "Okuyorum ben ya!" diyene inanmayacaksın. Dolayısıyla biri demiş ki "Bu kitap hayatıma anlam kattı. Diğeri bakmış "Aaa ne kadar da kısa bir kitap, ben de okuyayım hayatım anlamlansın." demiş. Böyle böyle yayılmış bu kitap. Evet, teorim budur. Ne buldu bunca insan bu kitapta? Hayatın anlamı neymiş? Ne anlatıyor bu kitap size? Aynı teoriyi tersten okursanız Tutunamayanlar'a çıkar yolunuz. Karmaşık ise güzeldir. Herkesin anlamayacağını düşündüğünüz bir kitabı mutlaka siz anlamışsınıdır ve sevmişsiniz. Tutunamayanları bu kadar kitap okuyan ben anlamayamadım, favori kitapları Pucca olan nasıl yalayıp yutmuş oluyor anlayamıyorum. Sözün özü, basit cümleler içeren bir kitap. Hayatın anlamını bulamadım ben.

Aziz Bey Hadisesi
10/1007.07.2015

Baskı: Aziz Bey Hadisesi

Ayfer Tunç kalemini konuşturmuş. 6 öyküden oluşan bu kitabın her hikayesi insanı hüzünlendirmeye yetse de Aziz Bey bir başka. İçimi acıtan, aklımdan çıkaramadığım ve yaptığı hatalara rağmen kendisine kızamadığım bir karakter. İyi bir sona kavuşmasını istediğim bir "amca." Fakat öykünün daha başında ölüm haberi veriliyor bize. Daha sonra ise hayat öyküsünü ve hayata gözlerini nasıl bir hayal kırıklığı içinde kapadığını öğreniyoruz. Aziz Bey benim için mezarına gidip dua etmek istediğim, mezarına çiçek bırakmak istediğim bir karakter oldu. O kadar gerçek ki! Bir yandan kendisini tanıdığıma memnun olurken bir yandan da "Keşke bilmeseydim, mutlu mutlu yaşıyordum ne güzel!" diyorum. Üzdü beni Aziz Bey, çok üzdü! Kadın Hikayeleri Yüzünden adlı öyküde roman kahramanına hiç ama hiç acımadım. Üstelik kızdım. Aziz Bey'i yaptığı hatalara karşın çok sevmeme ona bir türlü kızamama rağmen bu hikayede adını bilmediğimiz karakterin karısına oynadığı oyunu sünepeliğine verdim ve karısına hazırladığı sona kızdım. Önemsenmek isteyen bir yaralı karakterin önemsemediği bir kadın var burada. Soğuk Geçen Bir Kış adlı öyküde Semavi Bey ile tanışıyoruz. Semavi Bey, babasının annesini hiç sevmemesi sebebiyle annesiz yaşamaya mecbur bırakılmış, annesini tarafından küçük yaşta terk edilmiş bir insan. Dolayısıyla hayatına giren kadını çok seveceğine yemin ediyor ve bizi acıklı bir sona daha hazırlıyor. Kar Yolcusu isimli öykü, Eşber'in hikayesi. Eşber ve Fidan. Mikail'in Kalbi Durdu adlı öykü, Semiramis'e aşık Mikail'in, Semiramis'in aşık olduğu fakat Semiramis'e aşık olmayan adama karşı hissettiklerinin Semiramis'in aşık olduğu adam tarafından anlatıldığı bir öykü. Son olarak Kırmızı Azap hikayesi bir yazarın yazmaya çalıştığı hikaye kahramanlarından birinin ağzından anlatılıyor. Epey ilginç bir konu. Kitabın en ilginç konusu olmasına rağmen en sığ kalan öyküsü diyebilirim. Harikulade bir eser Aziz Bey Hadisesi. Dili çok net ve naif Ayfer Tunç'un. Hikayelerin hepsini yarası olan yalnız olan adamlar ve arka planda kalan kadınlar oluşturuyor. Ne adamlar ne kadınlar mutlu olabiliyor. Okuyunuz.

Kocan Kadar Konuş
1/1007.07.2015

Baskı: Kocan Kadar Konuş

Hiçbir derinliği olmadığı için 1 günde bitirdiğim kitap olmuştur.(Toplamda 2 saat kadar.) Pucca türü yazarlar epey çoğalmış. Klasik hikaye. Kadınları yerip erkekleri ayyuka çıkaran insanların ürünü. Tam bir popüler kültür ürünü. Üstelik bu kitaplar genelde komik olur fakat bu komik de değil. Kitapta bizden olan tek şey 30 yaşına gelmiş insanların evlilik telaşesi ve üzerlerindeki toplum baskısı. Gerisi hep Amerika efendim! "Güzel vücutlar, boş beyinler." Bu kitapta yazılanların ülkemizde var olmadığına kalıbımı basmak isterdim ama acı olan da bu basamıyorum! Var böyleleri. Çoğalıyorlar. Neyse kitap devamı geleceği için yarım bırakılmış. İçerisindeki espriler neredeyse 90'lardan kalma. 90 olmasa da 2014 - 2015 değil yani. Yeni bir kitapta neden bu kadar geyik olur anlamadım. Halbuki kitap kahramanı çok aklı başında, okuyan kültürlü bir kadın olarak tanıtılıyor. Gerçi o aptal çevresinin lafına uyup saçma sapan davranan bir insanın birkaç adım önce aklı başında bir insan olduğunu kimse iddia etmemeli ama yazar etmiş. 2.'sini okumadım ama eminim ki kızla oğlan evleneceklerdir. Sürpriz son değil mi? Evet. *Dün filmini izledim. Sanırım Ezgi Mola'dan dolayı filmi daha bizden hissettirdi kendini bana.

Baskı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku

Kapağı çok ilgimi çektiği için okumayı çok istemiştim ve okudum. 1 saat süren okuma süremin ilk başlarında dili bakımından ilgimi çeken bir kitap oldu. Şarkı sözlerinden kitap yazmış İlhami Algör. Film montajcısı bir adam hayatı şarkı sözleriyle ve film kesitleriyle yaşıyor. Çok sevdiği bir Müzeyyen var, karısı. Açıkçası kullandığı dilin karmaşıklığı ve hep aynı nispette seyretmesi birkaç sayfa sonra canımı sıkmaya başladı. Yazar, hikayeye girmenize ne diliyle izin veriyor ne de hikayeyle ilgili ipuçları veriyor. Evet ortada bir hikaye var gibi duruyor ama yazar tarafından anlatılmaya gerek duyulmuyor. Tabii ki bu bir tercih. Böyle bir kitap yazmak istemiş ve yazmış yazar. Fakat bana hitap etmedi. O güzel kapağın içinde çok daha açık ve anlaşılır, tam olarak anlatılmaya değer görülmüş bir hikaye yer almalıydı bana göre. Filmi de varmış. İzlemek lazım.

Baskı: Yeni Görgü Kuralları

Davetlerde gösterilmesi gereken davranış biçimlerinin dışında herkesin bildiği ama çoğumuzun uygulamadığı kuralları anlatan kitap. İçerisinde ünlü isimlerden yapılan alıntılar var ve bunlar gayet ufuk açıcı. Hiç de uzun olmayan bu kitabı okuyup "Bildiğim ama uygulamadığım şeyler nelermiş?" diye kendinize bir bakabilirsiniz. Benim için okuduğum daha yararlı bir eserin arasına çerez niyetine sıkıştırdığım bir kitap olmuştur.

Dine Karşı Din
8/1007.07.2015

Baskı: Dine Karşı Din

Kitabı tek cümlede özetlemek gerekirse: "Gerçek Islam bu değil." cümlesini kurmak gerekir. Devamlı dalga geçilen, alay etmenin zeka belirtisi sayıldığı günümüzde, bu cümle de o istihzalardan epey bir nasibini alıyor malumunuz. "Ne ulan bu gerçek Islam? O değil, bu değil, hangisi o zaman?" diye soruluyor ya, cevabın bir ucu da bu eser işte! Ali Şeriati'nin bir konferans sırasında sunduğu konuşmanın metni olan bu eser, dini hak din ve şirk dini (bence din değil inanış.) olarak ikiye ayırıyor. Şirk dinini ise baş edilmesi kolay bir din olarak tanımlıyor. Baş edilmesi zor olan ise mızrağının ucuna Kur'an'ı takmış olanların savunduğu gizli şirk imiş. Ne kadar doğru. Birbiriyle savaş halinde olanlar dinsizler ile dindarlar değil hak dinine inananlar ile şirk dinine inananlar. Çünkü dinsiz olan kimseler tarih boyunca hiçbir topluluk kuramamışlar; ekonomik, sosyal hiçbir oluşum gerçekleştirememişler. Tarih boyunca insanlar öyle ya da böyle bir şeye inanmışlar. Evet doğru. Kitabın genel fikrine katılmakla birlikte çevirmenin düştüğü bazı notlar Ali Şeriati hakkındaki olumlu görüşüme gölge düşürdü diyebilirim. Çünkü bazı ayet ve hadisleri çok farklı ve alakasız şekilde dayatmaya çalıştığı çevirmenin notlarıyla anlaşılıyor. Kesin kanaat sahibi olmam için hakkında çok şeyler okumam gerekiyor. Kitabı okumaktan gayet memnunum. Kendisini iyice tanımak için istek oluşturdu bende. Tavsiye ederim.

Görmek
9/1007.07.2015

Baskı: Görmek

Baskı: Süpermen Türk Olsaydı Pelerinini Annesi Bağlardı

Verdiği mesajlar bakımından 10; ifade yeteneği, üslup, düzen bakımından 5. Kitap bize, bizi anlatmaya çalışıyor. Bir şeyleri hatırlatmaya ya da kazandırmaya çalışıyor. İçindeki hikayeler şahane ve sanırım çoğu gerçek. (Bazı padişah hikayeleri gerçek olmayabilir sadece.) Daha önce sosyal paylaşım sitelerinde gördüğüm hikayelere bu kitapta rastladım. Sanırım bu kitap yoluyla internette yayılmış bu hikayeler. Evet içerik güzel ama kitapta belli bir düzen yok. Çok karmaşık, oradan oraya atlanmış. Tabii anlatılan hikayeler beyni zorlamayan hikayeler olduğu için bu düzensizlik sizi çok zorlamayabilir. Onun dışında çok fazla devrik cümle olması hoşuma gitmedi, bu durum da bir dağınıklık yaratmış. Yazardan zaten edebi bir şey beklemek gereksiz. Çünkü amacı insanı insan olması için eğitmek, edebiyat değil. Vermek istediği mesajlar bu toplumun acilen edinmesi gereken özellikler. Okunabilir.

Ruh Adam
10/1007.07.2015

Baskı: Ruh Adam

Ruh göçü yaşayan bir adam... Her devirde asker... Askerlikten başka hiçbir şeye kıymet vermeyen Selim karakterinde karşımıza çıkıyor. Halbuki öyle değilmiş öncesi. Askerliğin önüne geçirdiği bir duygu yüzünden binlerce yıldır oradan oraya göçmüş ve göçecek. Çok değişik bir hikaye. Aklımı aldı diyebilirim. "Tiyatro bitti. Beklemeye lüzum görmüyorum..." "Çünkü yanlış ve yalan davalar daha parlak gözükür. Fuhşun felsefesini yapmak namusun müdafaasını yapmaktan daha kolay olduğu gibi..." "Ağlamak da hayata dönmenin işaretiydi." "Acizleri layık olmadıkları mevkilere geçiren bir devlet batar."

Baskı: Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek

88 doğumluyum ve çocukluğum 90'lı yıllarda geçti. Bu kitap ise 70'leri anlatıyor. Fakat kitapta anlatılan çoğu şeyi kendi çocukluğumdan hatırlıyorum. İnanılmaz eğlenceli ve duygulu bir kitap. Sadece yazarın taraflı üslubunu sevmedim. O nedenle puanım 9. Fakat içerik 10 kesinlikle. Yakın tarihi yaşamak isteyen herkese tavsiye ederim.

Hayvan Çiftliği
10/1007.07.2015

Baskı: Hayvan Çiftliği

Alegorik bir sistem eleştirisi. Masalsı anlatımıyla oldukça etkili. Güncelliğini koruyan eski bir kitap. 7 Emir'in gerekli durumlarda devamlı değiştirilmesi, hayvanlara geçmişlerinin unutturulma çabaları çok çarpıcı. İnsan doğasında var olan güce tapma ve bunun getirileri ustalıkla anlatılmış hayvanlar üzerinden. Hemen bitirilebilecek kadar yalın cümlelere sahip. George Orwell, iyi bir yazar. Okunması gereken bir kitap.

Yazlık
4/1007.07.2015

Baskı: Yazlık

Bugun başladığım bir başka kitabın arasına çerez niyetine sıkıştırayım dedim bu kitabı. Bir baktım ki sonuna gelmişim, bitirmişim. Gülse Birsel'in üslubunu seviyorum. Eğlenceli bir dili var. Türkçeye hakim. Tespitleri yerinde. Kafa dağıtmak için birebir.

Yabancı
9/1007.07.2015

Baskı: Yabancı

Albert Camus'nün Nobel Edebiyat Ödülü almasını sağlamış romanı. Meursault'un duygularına yabancı olması, cinayet işlemesinden bile ağır bir suçtur. Bizler de böyle değil miyiz? İnsanı kahredecek bir olay karşısında karşımızdaki insanların istediği tepkiyi vermezsek onlar tarafından en müsait anda eleştirileceğiz. İşte kitapta tam da bu durumdan bahsediliyor. Meursault, hayatı olsa da olur, olmasa da olur diye yaşayan ama aslında hayata da sıkı sıkı tutunmuş bir karakter. Ne zaman ki insanlar tarafından duygusuzlukla itham edildiğini anlar işte o zaman duyguları kendisini çepeçevre kuşatır. (Son sahnelerde fark ettiğim buydu.) Ne olursa olsun toplum bir şekilde bizi kendisine benzetiyor. Kitapta benim için vurucu cümle Meursault'un avukatının ihtiyarlar yurdu'nun gerekliliğini anlatabilmesi için yaptığı savunmaydı. "Bunlar devletin inşa ettiği kurumlardır." anlamına çıkan bir cümle söylemişti. (Cümle tam olarak bu değil.) Albert Camus'nün üslubunu seviyorum. Bu kitabında da sevdim. Kitaba beni etkileme derecesine göre puan verdim. Okunabilir, tavsiye ediyorum.

Baskı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü

Masal tadında kısadan da kısa bir öykü. Ona rağmen not aldığım en az 3 cümle var kitabın içinden. Jose Saramago'yu Körlük kitabıyla tanıdım ve uzun da yazsa kısa da yazsa çok bereketli bir yazar olduğuna kani oldum.

Kör Baykuş
10/1007.07.2015

Baskı: Kör Baykuş

Az insandan çok tipleme çıkarmış Sadık Hidayet. Zaman yok, mekan yok, olay nerede başlıyor nerede bitiyor belli değil. Karamsar bir yazar, karamsar bir şekilde yazıyor. Hayat hikayesini de okuyunca Hidayet yaşadığını yazmış, diyorsunuz. İlk cümleden itibaren beni içine aldı bu kısa roman. Çok etkilendim. Güzelliğe ulaşmaya çalışıp bir türlü ulaşamayan karaktere -bence bu Sadık Hidayet'in kendisidir.- üzüldüm. Kullandığı dil o kadar yalın ve naif ki sıkmadı beni bu karamsarlık. Anlamaya çalıştığım bir yazar oldu. Çünkü onu kitabın kahramanından ayrı tutamadım. Anlattığı kendi ve kendi gibi olanlardı bence. Benim favorilerim arasına girdi Kör Baykuş. Berbat bir hayatı bu kadar güzel cümlelerle anlatabilmek her yiğidin harcı değildir çünkü. Kendi ölümünü hazırlarken bile güzelliğine, temizliğine azami önem vermis birinden böyle güzel cümleler çıkmasını da yadırgamamak lazım tabii ki. Tavsiye ederim Kör Baykuş'u.

Baskı: Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Kamu, #1)

Alper Kamu adında 5 yaşındaki bir çocuğun çözmeye çalıştığı polisiye olayların anlatıldığı kitap. Emrah Serbes'in Deliduman'ında olduğu gibi yaşı küçük aklı çok büyük kahramanlardan hoşlanmasam da, hatta bana itici gelse de bu kitabı beğendim diyebilirim. Kitabın konusu ilgi çekici ve merak uyandırıcıydı. Sonuna kadar cinayeti kimin işlediğiyle ilgili devamlı fikir değiştirdim. Sonunu tahmin edememem ve olayların mantıklı bir şekilde birbirine bağlanması benden tam not aldı. Yazarın üslubunu şahane bulamasam da kötü de değildi ve insana dair bazı tespitleri çok doğruydu. Hele "Çocuk insanın atasıdır." sözü fevkaladeydi. Notlarım arasına girdi. Kitabın birçok yerinde kahkahalarımı tutamadım. Okuduğuma kesinlikle pişman olmadığım bir kitap oldu. Sadece dediğim gibi kahramanın yaşı aklından çok küçük olunca itici oluyor benim için. Kitabın içindeki geçmişyiyenler bölümü ise hoşuma gitti. Alper Canıgüz de benim için okunabilecek yazarlar listesine girmiştir. Tavsiye ederim, iyi bir başlangıç olabilir.

Galiz Kahraman
8/1007.07.2015

Baskı: Galiz Kahraman

İhsan Oktay Anar'ın eserlerini kendi eserleri içinde değerlendirdiğim için 7 puan verdiğimi söyleyeyim ilk başta. Çünkü kendisi benim için hakiki yazardır. Diğer yazarlarla kıyaslarsam eserlerini, hepsinin arasından 10 puanla birinci gelecektir benim gözümde. Eser incelemesine gelince, Galiz Kahraman, bize çok yakın olan bir zamandan bahsediyor. Değer verdiklerimizin aslında değersiz olduğundan dem vuruyor. Muhteşem üslubunu konuşturmuş yine Anar. Kitapta güldüğüm birçok yer vardı. Gayet esprili yazmış. Gerçek ile gerçeküstüyu fevkalade meç etmiş. Aliyülaladır benim için her zaman. Anar'ı herkes okusun, okutsun. Edebiyat nedir, hayal gücü nedir ve nasıl cümle kurulur, dilimiz nasıl parlatılır, görmek isterseniz tabii ki.

Körlük
10/1007.07.2015

Baskı: Körlük

bitmesin diye yavaş yavaş ve sindire sindire okudum bu kitabı. toplum ve ahlak kurallarının rahat bir yaşam sürdürdüğünüzde geçerli olabileceğini anlatıyor. onca felaketten sonra bile insanın asla vazgeçemediği şeylerin yemek yeme, dışkılama ve cinsellik gerekliliği olduğunu çarpıcı bir şekilde anlıyorsunuz. körlüğün anlatıldığı kitap görme duyumuza fazlasıyla hitap etmesi bakımından beni etkiledi. kitaptaki hiçbir kişinin ismi ile anılmaması da yine görme duyumuza hitap eden bir ayrıntı bana kalırsa. insanların isimleriyle değil de betimlemelerle anlatılması içeriği bakımından anlamlı geldi bana. yazarın okuyucuyu muhattap alıp bazı yerlerde bizlerle konuşması da tanzimat dönemi kitaplarımızı hatırlattı. o kadar etkilendim ki körlüğün nasıl bir şey olduğunu merak ettim, evimde de olsa bu deneyimi yaşayacak bir günlüğüne kör olacağım. en azından şimdilik! yazarın noktalama işaretlerini kurallara uygun bir şekilde kullanmaması dikkatimi uyanık tutmayı sağladı. bazen bir cümleyi birkaç kere okumak zorunda kaldım. yeni keşfettiğim Jose Saramago'nun hayranı oldum diyebilirim. sanırım filmi de varmış kitabın. okurken mutlaka yapılmalı diye düşünmüştüm zaten. onu da izleyeceğim aynı tadı vermeyeceğine emin olsam da. sözün özü: mutlaka okunmasını tavsiye ederim. tavsiyelere uydum ve pişman olmadım.

Aile Çay Bahçesi
8/1007.07.2015

Baskı: Aile Çay Bahçesi

İçimi acıttı. Kendi dertlerimizle meşgulken diğerlerini görmek ne kadar zor oluyormuş. Allah kimseyi ailesiz bırakmasın temennileriyle okudum bu kitabı. Tavsiye ederim. Hem çok akıcı hemen bitiyor. Yazarın üslubu da çok hoşuma gitti. Diğer kitaplarını da merak ettirdi aile çay bahçesi bana. Üstelik kitabın adı içeriğiyle inanılmaz örtüşmüş. İsimsiz olarak yazılmış olsaydı bu kitap ve ismini ne koymak istersin diye sorsalardı bana "aile çay bahçesi" derdim. Tek beğenmediğim yer kitabın sonuydu. Okumayanlar için bahsetmeyeceğim ama muallakta bırakılan şeyler hoşuma gitmiyor. Genel itibarıyla beğendim.

Baskı: Çizgili Pijamalı Çocuk

çok hüzünlü ve gerçekçi bir hikaye. fazlasıyla etkileyici ve darmaduman edici. kitabın sonundaki temenniye katılmakla beraber gerçek olmadığını görmek çok üzücü. hem de bu çağda! en yakın zamanda filmini de izleyeceğim.

ÖncekiSayfa 1 / 2Sonraki