
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Yaban Kızlar
Olaya direkt giriş yapıyor yazar ki bu olayın içerisine bir anda giriş yapmanızı sağlıyor. Üstelik o kadar akıcı ve sağlam bir kurgusu var ki siz istemeseniz de kitap sizi bir süre sonra sarıyor. Kitapta anlatılan hikayenin toplum yapısını anlarsanız gerisi dökülüyor. Üç tür toplum var. Taçlar Topraklar Kökler Taçlar hakim topluluk yağma yapabilir kendilerine eş seçmek veya satmak için için kız çocuklarına el koyabilir. Topraklar onların köleleri. Kökler ise ticaretle uğraşan ara grup. Modh ile Mal isimli iki kız çocuğu üzerinden kurgu şekilleniyor.Modh ile Mal kız kardeşler.Birgün onları altın adamlar(Taçlar) kaçırır ve başlarından geçenler anlatılır. İç burkan ve sonu sürprizle biten bir kitap.
Baskı: Bilinmeyen Adanın Öyküsü
Kırmızı Kedi Yayınlarından olan kitabı 58 sayfa zaten her iki sayfadan birinde fotoğraf var. Yani elinize alınca ayakta 20 dakikada bile okuyabilirsiniz. Yalnız sadece sayfa azlığından kaynaklı bir durum değil kurgulama muhteşem. Üstelik derin anlamlar içermekte.Misal; "Ben bu krallığın kralıyım ve krallıktaki tüm tekneler bana aittir, Bu gidişle onlar sana değil sen onlara ait olacaksın, Ne demek istiyorsun diye sormuş kral, huzursuzca, Tekneler olmasa sen bir hiçsin, oysa tekneler sen olmasan da rahatlıkla denize açılabilirler" "Beğenmek, sahip olmanın en iyi şekli, sahip olmaksa beğenmenin en kötü şekli olsa gerek" "Belli ki adamın gözleri bilinmeyen adadan başka bir şeyi görmüyor, diye düşünmüş kadın, işte göz yanılması, insanın yanı başında duran insanı görmemesi böyle olur" Şeklinde altı çizilesi hatta yeniden okuma isteği uyandıran bir kitaptır.Kitaptan kopma yaşamazsınız bile. Peri masalı edasıyla başlanıp bir hayat dersi ancak bu kadar güzel verilebilirdi.
Baskı: Biz
Distopyaların şahı.(neden? çünkü bir çok distopyaya konu olmuştur.) Baştan sona totatiler bir rejimin nasıl olduğunu anlatmıştır.Devamında spoiler vardır; *İsminiz yoktur. Alfabetik ve rakamsal numaralarınız vardır.D-530 gibi.Zaten günlük şeklinde yazmıştır ve hiç tanımadığı okurlarına hitap etmektedir.Bu yüzden sizi de içerisine katıyor kitabın. *Evleriniz saydamdır sadece cinsel yaşantınız gizlilik içerisinde saklanır. Hem zaten saklanacak bir şeyiniz yoksa duvarların perdelerin ne anlamı vardır?(Herkes her an görülebilir). Seks devlet tekelindedir. Devlet size pembe biletler verir. Kiminle sevişeceğinize(saatine kadar) devlet karar verir. *Ben yoktur biz vardır. *Hayal kurmak,rüya görmek hastalıktır.Kesinlikle tedavi edilmesi gerektir. *Tanrılar yok edilmiş.Ruh kelimesi yasaktır.Saçmalıktır. Eh her yasak kendi isyancısını da yaratır şiarıyla isyancıları da konu ediniyor. Çeviriden kaynaklı olabilir ama sakin bir ortamda okunulmalı kitaptan koparsanız geri dönüş yapmak zorunda kalırsınız.
Baskı: Devrim Ayetleri
Etimolojik anlamda yeterli tanımlamalarda bulunulmuş. Çok bilinen hatta Ateist kesimlerce argüman olarak kullanılan birçok mevzu açıklanmaya çalışılmış(çalışılmış diyorum çünkü kat'iyen ikna edici değil.) Tur Suresi 20. ayeti gayet güzel açıklar ama Nebe 33'ten kitabında bahsedemez.Çok eşliliğin aslında İslam'da olmadığını söylerken Muhammedin neden bu kadar çok eşli olduğuna değinmez. İslam'ı Sosyalizm ile birleştirmeye çalışmış. O kadar zorlasam sanırım Kapitalizm'in de aslında ne kadar faydalı bir sistem olduğunu kanıtlayabilirdim. Kurban kesmek konusunda ezberbozan açıklamaları vardır.Yalnız Muhammedin kestiği kurbanlar(hayvanlar) ne olacak anlamış değilim. ( "Peygamber'in bir Kurban Bayramı günü kurban keserken, "Allah'ım, Muhammed'den, Muhammed ailesinden ve Muhammed ümmetinden kabul et!" (Müslim, "Edâhî", 19) Hadi biz çeviriden kaynaklı sorunlar yaşıyoruz diyelim ana dili Arapça olan insanlar da mı Kuran'ı yanlış çevirmiş. Yine de SÜSLÜMANLAR'ın İslam anlayışına istinaden desteklenmeli,okunmalı.
Baskı: Muhteşem Gatsby
Filmi olduğu halde kitabını okumamın tek bir nedeni var. Merak. Neden bu kitap onca esere esin kaynağı oldu, herkesin dilinde? Filmini zaten biliyoruz. Kitap Birinci Dünya Savaşı buhranı sırasında yazılıyor. Amerikan partileri,sosyetesi,görmemişliği. Kısacası Amerikan Rüyası.Tarihten bildiğimiz üzere Amerikayı Amerika yapan savaşlardır. Ülke asla taraf olmaz.(başlangıçta)Sadece her iki tarafa silah satar ve zengin olur. Yoksa İngiliz kolonilerinin bir anda dünya devi olmasının açıklaması yoktur. İşte böyle bir dönemi ve değişimi anlatır kitap. Siz bakmayın sadece para düşkünü bir kadını seven obsesif bir adamı anlattığına. Amerika'daki değişimi anlatır aslında. Jazz müzik hayranlığı, alkolün yasaklanmasını,zengin olanın ''kesin alkol kaçakçılığı yapmıştır'' gözü ile bakılmasını,sıcak paranın ülkede sabahlara dek süren partilere meydan vermesini,zenginlerin polo partilerini anlatır.Kitaptaki yeşil ışık bile Amerikan rüyasını simgeler. Geceleri Bay Gatsby yeşil ışığa neden uzanır? Çünkü kendisi doğuştan zengin değildir. Parayı şans eseri bulmuştur. Amerikan rüyasını sadece uzaktan yaşayacaktır. O dönemin kadınlarını anlatır. Zengin olmayan,varlığı sağlam temele dayanmayan erkeklerin tercih edilmemelerini. İnsanlarının vefadan uzak nasıl da materyalist tercihleri olduğuna değinir. Her gece evinde partilerine katıldığınız bir adam ölürse cenazesine bile gitmeyecek kadar basitleşmiş bir topluluğu... Dili sade ve akıcıdır. Keyifle de okunabilir.
Baskı: Tembellik Hakkı
Çalışmak köleye özgüdür, özgür insan bedensel idman yapar, zeka oyunlarıyla uğraşır.Bknz eski Yunan der P. Lafargue. Proletaryaya kızgınlık vardır. Nasıl bu kadar kabul edilebilir ki bu ağır şartlar zira niceliksel olarak ağır basarken? Kitap aslında tamamen iş yaşamını bırakın demez.Dini arka fon olarak kullanıp çalışmak kutsaldır söylemlerinde bulunanların aslında hiç çalışmadığına, çalışan kesmin ise cidden zor şartlar altında yaşam savaşı verdiğine dikkat çeker. Üstelik tarihsel süreçte de (şimdikinden pek farklı olmayan) emeğin hangi aşamalardan geçerek ucuzlaştırıldığını basitçe anlatmıştır. Daha da aydınlatıcı yanı ; çözüm önerisi sunmasıdır. ''proletaryanın kendi gücüne varması için, iktisadi, özgür düşünceli Hristiyan ahlakının ayaklar altında çiğnemesi gerekir...'' Kendisi Fransızdır. Marx'ın da damadıdır. Eşi ile birlikte bu yaştan sonra yaşamak neye yarar diyerek intihar etmiştir.
Baskı: Zaman Makinesi
Herbert George Wells'in okuduğum ilk romanı. Bildiğimiz üzere bir bilim kurgu ama içerisine ilginç unsurlar da katılmış.Romanda; Zaman makinesini keşfeden bir adam geleceğe yolculuk yapıyor ve sanırım yapılan en uzak yolculuk.(Yıl 802701) Normalde gelecek denince aklımızda muazzam bir dünya şekillenir. Yapay zekalardan bahsedilir,insanoğlunun akla hayale sığmayacak buluşlarını canlandırmaya çalışırız.Ya öyle olmazsa? Marlock ve Eloi isimli iki tür insan cinsi vardır. (Bir zamanlar Homo Sapiensler ve Neandertaller gibi düşünün).Yalnız garip gelen, insanoğlu hangi koşullar altında Marlock ve Eloi olarak evrimleşmişlerdir? Yazarın gerçekte babası ve annesi emekçi grubundan olduğu için kendisi de zamanla burjuva sınıfından nefret etmiştir.Hatta sosyalist olduğunu da dile getirmiştir.Kitaptaki evrimleşme süreci fikri buradan gelmiş olabilir. Bu arada Eloi(aramice Tanrı=Baba anlamına gelmektedir). Bir dipnot daha; Atatürk Nutuk'ta kendisinden bahseder.
Baskı: Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi
Kitap eğer 93 değil 193 sayfa olsaydı kimse okumaz yarım bırakılan kitaplar kategorisinde başı çekerdi. O kadar ağır bir kitap ki sanırsınız Das Kapital gibi mühim ideolojik bilgiler veriyor. Bloch isimli bir adam ve boş yaşantısı.Zorlasanız altı çizilecek iki yada üç cümle çıkarabilirsiniz. Tabi amaç kitabın arkasında belirtildiği gibi ''boşluğun romanı olmaksa'' çok güzel yapmış,pek güzel olmuş. Kitabın ismine kanmayın çünkü pek alakası yok içerikle.Şahsen kalecinin penaltı anındaki endişesi yerine ''okuyucunun Peter Handke okurkenki endişesi'' deseydi eserle bağıntılı bir başlık olabilirdi.
Baskı: Paganizm -1: Kadim Bilgeliğe Giriş
Kesinlikle geniş kapsamlı ve ince elenip sık dokunmuş bir eser olmuş. Bir kere Paganizmi kesinlikle inanç bazında değerlendirmemiş etimoloji, psikanaliz, tarih ve mitoloji ile harmanlamış.Okudukça ağzı açık bırakan tespitlere ve fikirlere yer vermiştir. Konu hakkında uzman görüşlerine yer vermiş akıcı bir dil ve merak uyandıran bir yöntem seyretmiştir. Üstelik kitabı bölümlere ayırması kompleks bir yapı oluşmasına da engel olmuştur. -Paganizm nedir? -Paganizm ve mitoloji -Paganizm'de Tanrı -Paganizmde ana tanrıça gibi daha bir çok bölüm ayrımları vardır. Yine de bir konuda eksikliğini hissettim ki o da erkek odaklı bir yazı olmasıdır. Oidipus Kopleksinden uzun uzun bahsederken elektra kompleksinden bahsetmez. Sadece tanrıçalardan bahseder bunu da erilleşmeden bahsetmek için arka fon olarak kullanır. Arşivlik bir kitaptır. Tavsiye ederim.
Baskı: Kırık Kanatlar
Aslında klasik bir aşk hikayesi. Adamın biri bir kadını çok sever ama kız kötü adamlara yar olur. Tabi bu kabataslak hali. Halil Cibran yazmışsa ardına bakmak lazım. Bir kere kötü adam burada kilise tarafı. Bir piskopos. Kilise yine taşlanır ve kadının toplumdaki yerinin bu dinde de ne kadar ayaklar altına alındığı anlatılır. Edebi dili Cibran'a özgü doğu oryantalizmi.Acaba cidden Lübnan'da insanlar birbirleri ile de böyle mi konuşuyorlar? Aşklarını anlatırken cennetvari bir havaya mı bürünüyorlar anlamadım.
Baskı: Spinoza Problemi - Nazi Subayının Paradoksu
Öncelikle kitapokumakistermisin ailesine teşekkür ederim. Gerçekten okuduğum en keyifli,en öğretici kitaplardan biriydi. Altı çizilesi cümlelerin var olduğu,teoloji adına bir beyin fırtınası.Din felsefesi arka planında hazırlanmış,iki koldan anlatılan bir kurgu. Spinoza ve A. Rosenberg(Nazizm'in ideloğu) romanın kahramanları. 1600'lü yıllardan bir anda 1900'ler Almanya'sına atlayabilmesi, kurguyu iki zaman dilimi arasında oradan oraya kaydırması daha çok meraklanmanıza neden oluyor. Üstelik I. Yalom gibi bir psikoterapist sayesinde tarihin en merak edilen iki karakterinin gerek gerçek gerek kurgulanmış karakteristik analizleri ile elinizden düşürmeyeceğiniz bir kitap olacaktır. Hiç beklemediğim bir hamle ile sonlara doğru kadının toplumdaki yeri ve hakları kısmına yer vermesi daha da güzel oldu. Kitabın içeriğinden(ki aslında özel içerikleri yazmaya kalksaydım bu kitabın 1/5ini buraya yazmam gerekirdi): ''Önemli sorular, yüzyıllardır dindar insanların kafasını kurcalayan sorular sordun.Bence bu sorunun kökleri temel ve çok büyük bir hatada yatıyor. Tanrının yaşayan,düşünen,bize benzeyen, bizim gibi düşünen,bizim hakkımızda düşünen bir varlık olduğunu varsayması hatası.Antik Yunan'da bu hata anlaşılmıştı.İki bin yıl önce Xenophanes denilen bilge bir adam eğer öküz,aslan ya da atların duvarlara resim kazıyacak elleri olsaydı Tanrı'yı kendileri gibi şekillendirip, ona kendininkine benzer vücutlar vereceklerini yazmıştı.
Baskı: Franny ve Zooey
Bir kitap bu kadar mı kasar bu kadar mı akmaz. Franny ve Zooey kardeştir ve 7 çocuklu bir ailede büyümüştür. Bu çocuklardan biri savaşta ölür biri de intihar eder.Diğer çocuklardan pek bahsedilmez.Sadece Franny( kız çocuk) ve Zooey'den (erkek çocuk) bahseder. Diğer yorumlarda yere göğe sığdırılmayan kitabı ben beğenmedim. Ya YKY Yayınları kitabı berbat çeviri ile sunuyor ya cidden kötü bir kitap.Bi Orhan Pamuk okurken bu kadar sıkılmıştım. Bazı yerler Hinduizm Budizm esintileri var. (Özellikle Zooey'e abileri tarafından küçük yaşta empoze edilen uzak doğu felsefeleri nedeniyle insanlara karşı mesafeli.) Gereksiz betimlemeler o kadar fazla ki konu gölgede kalıyor. Okuyacaksanız da kesinlikle başka bir yayından okumanızı tavsiye ederim.
Baskı: Kabil
Kitaba adını veren bildiğimiz Kabil. Habil'in kardeşi Kabil. Kardeşini öldüren, katil olan. Dini kurgu başlangıçta devam etse de bir süre sonra yön değiştiriyor. Kabil zamanda yolculuk yapıyor.Eyüp'ten,İbrahim Peygamber'e, Sodom ve Gomora'ya gidiyor. Lilith'ten oğlu oluyor, Nuh tufanına gidiyor ve Tanrı ile karşılaşıyor ona daima aynı tonda yaklaşıyor. ''Evet ben bir katilim ama ya sen?'' Dini anlamda hassas olan kesim sakıncalı görebilir ama zaten bunu edebi anlamda görmek gerek. Yoksa eminim yazarın kendisi bile ortaya ben dini tarihi daha iyi biliyorum şeklinde çıkıp açıklama yapmadı. Üstelik ölümünden yakın zamanda yazmıştır. Son kitabıdır. Bana göre sadece eğlenceli bir kitaptır. Tanrı doğasına ilişkin sorgulamalar da denebilir. 'şeytan kesinlikle efendi'nin bir aleti, tanrı'nın kendi adıyla imza atamayacağı pis işleri icra etmekle görevli.'
Baskı: Aden
6 kişilik nitelikli bir uzay gemisi mürettebatı vardır. Aden isimli bir gezegene düşerler. Gözlem yaparlar ve uzun bir süre gördükleri sadece ölümdür. Yalnız sonra ikicanlı ismini verdikleri varlıklardan biri mürettebata sığınır ve ondan medeniyeti hakkında bilgiler edinirler. Bir tür yönetim, (ki kitapta anonim yönetim denmiştir) ikicanlı ırkı üzerinde yıllarca genetik incelemeler yapmıştır, sonucunda da genetik kusurlu yaratıklar ortaya çıkıyor. İkicanlı varlık, yönetimin kime ait olduğunu bilmiyor. Yalnız düzen yine ikicanlı varlıklar tarafından sağlanıyor yani bir tür otokontrol. Orwell kitabında da olduğu gibi sistem diktatör ama insanlar uyum içinde. Böyle olunca mürettebat ikilemde kalıyor. Kalıp yardım mı etmeli yoksa karışmamalı mı? Eğer müdahale etseler bile bu onların iyiliği için mi olur? Tabi Aden ismi dini kitaplarda da geçer. Tevratta Adem ve Havva'nın yasak meyveyi yediği bahçenin adıdır.Kuran'da Adn cenneti vardır.Metafor yanını görmezden gelirsek kurgusal anlamda tatmin edici bir bilim kurgu üstelik dili sade ve akıcı.Yine de tasvirler konusunda biraz sıkıntılı bu da tasvir kısımlarına gelindiğinde okurken bir duraklama yaşatabiliyor.
Baskı: Düzülke
Kitabın anlaşılması için; https://www.youtube.com/watch?v=0UpKbyKIgmM Bu video izlenmelidir.Yardımcı olacaktır. Yıldızlararası filmini benim gibi hayatının filmi yapmış olanlar Christopher Nolan'ı bilir. Düzülke Christopher Nolan'ın kesinlikle okunması gereken kitap listesinde yer alır.Listenin devamı için; http://www.sabitfikir.com/haber/christopher-nolandan-yildizlararasi-icin-okuma-listesi 4 adet ülke var zaten kitabın başında haritasında belirtiyor. 1-nokta ülke(boyut yok) 2-iki boyut (düzülke) 3-üç boyut (uzay ülke) 4-tek boyut(çizgi ülke) Bu ülkelerin vatandaşları hakkında bilgiler var. Mesela düzülkede en düşük seviye düzçizgilerdir(kadınlar)Sonra askerler,ikizkenar üçgenler,kareler,kusursuz ve en üst seviye yuvarlaklar.Kenar sayınız arttıkça mükemmelleşiyorsunuz. Malum yuvarlak dediğiniz sonsuz sayıdaki kenarın bir araya gelmesinden oluşur. Eğer bu ülkede geometrik bir düzensizlik varsa bu ahlaksızlıktır. Ahlaksız olan bir şekil toplumdan dışlanır. Sonra birgün düzülke hükümdarı üçboyutlu ülke vatandaşı ile tanışır ona tüm gerçeğin iki boyuttan olmadığını ispat etmeye çalışır. Kitabın sonlarına doğru tek boyutlu ülkeden de bahseder.(bana göre en ilgi çekici kısım oydu) Kesinlikle mükemmel bir kitap. Tavsiye ederim.
Baskı: Ecco Homo / İnsan Nasıl Kendisi Olur
Kitabın adı (ECCE HOMO) İşte insan anlamına gelir. Bu iki kelime İsa çarmıha gerilmeden önce (işkence edilmiş) Pilatus tarafından kalabalığa karşı söylenmiştir. Bu açıklama çok ilgi çekici olduğu için kitabı okuma konusunda insan iştaha geliyor hatta ilk satırlar (her zamanki nietzsche) beylik laflarla başlıyor. -Gerçeğin peşinden koşun. -Dogmalardan arının vs vs. Gel gör ki ki öyle değil. Bir kere kitap nietzschenin otobiyografisi sayılır ve zihinsel hastalığının zirve yapmasından 1 hafta önce yazılmıştır. İçerik, bir ego patlamasıdır.O kadar kibirli ve kendini beğenmiştir ki; 1. bölüm başlığı;- Neden bu kadar bilgeyim? İlerleyen satırlarda şu sözleri görmek bunu destekler. ''Bir insanın kendi kendine armağan edebileceği en nadir ayrıcalıklardan biri de benim bir kitabımı almalarıdır; hatta bunu yaparken ayakkabılarını çıkarmalarını umuyorum.'' (zaten kendisi mütevaziliği zayıflık olarak nitelendirir ama kitabında en düşük insana bile hoşgörü ile bakabiliyorum der.) Her zaman faşist olduğuna inanmışımdır.''Ben safkan bir Polonya soylusuyum, bir damla kötü kan yok bende, çok az Almanda olduğu gibi". Kadınlar hakkındaki sözleri laf ü güzaftır. '' İntikam ve hınç zayıflık belirtisiyken, saldırganlık güçlülüğün ayrılmaz parçasıdır. Sözgelimi kadın intikamcıdır bu da onun zayıflığının ayrılmaz bir parçasıdır...'' der. Kat'iyen yanlıştır. Hep söylerim Salome tarafından terk edilmek anne sevgisi eksikliği bu hale getirmiştir. zira kadın affedicidir ama intikam almak isterse de bir erkekten daha güzel intikam alır bu onun zayıflığının değil zekasından kaynaklanmaktadır. Kİtabında yeni putlar yaratmayacağım ben der ama 2. bölümde kendini de bir model gibi sunar. Üstelik yalancıdır da (kendisi buna nesnelliğe önem vermiyorum der ama yalancılığın psikanalizdeki karşılığıdır). Kendinden özgeçmiş isteyen arkadaşına verdiği mektupta ben savaş alanında (Lützen'de) doğdum der ama Röcken'de doğmuştur. Yani kısaca okuyun ama pek itibar etmeyin .
Baskı: Marslı
Gravity filmi için çok sıkıcı demişlerdi ama konu uzay olunca 'aman canım uzayın sıkıcısı mı olur!' diyip oh iyi ki de izledim demiştim. Any Weir'i ilk olarak http://tanrivarmi.blogspot.com.tr/ tarafından bana gönderilen abonelik maillerinin içeriğindeki EGG(Yumurta) isimli kısa hikayesinden biliyordum. Hikaye o kadar hoşuma gitmişti ki günlerce Andy Weir hakkında araştırma yapmıştım. Bir baktım Marslı diye bir kitap. Aldım okudum tabi bende beklentiler büyük ama kitap 10 üzerinden 6 bana göre. Hiç öyle akıcı falan değil. Hele Kimya ve Fizikten az biraz çakmayan hiç bakınmasın. Adamın biri Mars'a gider orada mahsur kalır NASA'da biz bu adamı nasıl kurtarsak diye düşünür. Başkarakter mahsur kaldığı sırada gelip onu kurtarana dek yaşayabilmek için büyük bir çaba içine girer. En basitinden kendi suyunu üretmeli. Su h2o'dur ama önce uzayda bol miktarda bulunan karbondiyoksitteki karbonu ayıracaktır da sonra hidrojenle birleştirecektir de veya aç kalmamak için kendi ...okunda patates yetiştirecektir. Tamam bunlar zekice yapılan şeyler ama vatandaş Rıfkı bunları düşünemez. Yine de bir INTERSTELLAR bekledim ben. Hem felsefi hem aksiyonlu.
Baskı: Adem'den Önce
Klasik Jack London konuları dışında ama atmosfer kesinlikle aynı. Bir başka yazar yazsaydı bu olayı, kesinlikle okunmazdı. Jack London soğan nasıl doğranır diye bir kitap yazsaydı sanırım onu da keyifle okurdum. 3 tür insan var. Orman adam, ağaç adamlar, ateş adamlar. Kahraman orman adamlarından. İlkel bir kabilede ne yapılır nasıl savaşılır iletişim(sizlik) nasıl olur bunu türlü maceralarla anlatıyor, yüzyıllar sonrasındaki medeni insan genleri sayesinde rüyalarında görebiliyor. Bir nevi genetik hafıza. Yüksek bir yerden düşünce bunun genetik olarak bize kodlandığını dolayısıyla modern genlerimizin de bu korkudan nasibini aldığını savunur. Kitap yazılırken Darwinden faydalanılmış.Evrim teorisinden hoşlanırsınız hoşlanmazsınız ama kitap gerçekten çok güzel.
Baskı: Erkek Doğrama Cemiyeti Manifestosu
Sel yayınları tarafından basılan kitabın ön yüzünde yazarın biyografisi bulunuyor. Önce öz babasının tacizine uğrayan sonra evden kaçan adamın birinden hamile kalan günümüzde dahi görebileceğiniz adilikte ataerkil bir toplumda büyüyen genç bir kadının radikal feminist olması kaçınılmaz değildir. Yine de tüm bunlara rağmen Üniversiteye gidip psikoloji okudu ve yüksek lisans yaptı. Hatta yazar bir dönem cinayet işlemiştir. Andy Warhol adında birini vurmuş nedeni ise 'kıçınıza girsin' adlı bir oyun yazmış ve oyunu verdiği kişi (Andy Warhol) filmini dahi çekeceğini söylemesine rağmen bir süre sonra oyunun tek kopyasını kaybettiğini söylemiştir. Kitap olağanüstüdür. Belki de okuduğum en yapıcı feminizm kitabıdır da çünkü yol gösteriyor. Kitap sert gelebilir aman canım bu kadarı da karşı cinse haksızlık olur dedirtebilir ama söylediklerinin gerçeklik payı olduğunu inkar etmek aptallık işidir.Misal; Eril biyolojik bir kazadır; y(eril) geni tamamlanmamış bir x(dişi) genidir yani tamamlanmamış bir kromozomlar serisidir. eril olmak kifayetsiz olmak, duygusal olarak sınırlı olmak demektir; erillik bir noksanlık hastalığı, eriller de duygusal sakatlardır. kendi içine kıstırılmış olan eril tamamen benmerkezcidir ve başkalarıyla empati kurmaktan ya da özdeşleşmekten, aşktan, dostluktan,şefkat ve muhabbetten tamamen acizdir. başkalarıyla ahenk içinde olmaktan aciz, tamamen yalnız birimdir. Kadınlarda penis haseti yoktur erkeklerde kuku haseti vardır. ''Bu toplumda hayat, en iyi halinde bile can sıkıntısından ibaret olduğundan ve toplumun hiçbir tarafı kadınlara uygun olmadığından; uygar-kafalı, sorumlu, heyecan arayan dişilere, hükumeti yıkmak, para sistemini bertaraf etmek, her alanda otomasyonu kurumlaştırmak ve eril cinsi yok etmekten başka çare kalmıyor.'' (Farkına varılırsa sosyalizm ile ortak yönleri de vardır üstelik yazarın sosyalizmle tanışmamış olmasına rağmen)
Baskı: Dans Edemeyeceksem Bu Benim Devrimim Değildir
Emma Goldman yahudi bir Litvanyalıdır o dönemde de Rusya'nın antiyahudi politikası ile tanıştı.Sonradan ABD'ye göç etti ama onu asıl Anarşist yapan Haymarket Olayıdır.(1 Mayıs'ta Abd'de başlayan işçi grevleri sonucu 8 işçinin idam edilmesi -ki bu işçilerden biri onurluca davranıp intihar etmiştir) Nasıl Sosyalizm adına 'Sosyalizmin Alfabesi' kitabı önemliyse Anarşizm adına da bu kitap önemlidir. Anarşizmin özünü, okuyucuyu sıkmadan anlatmış özet geçmiştir. Bir kere Anarşizm denince akla şiddet ve kaos gelir, örgütlenme karşıtlığı gelir.İşte kitap aslında bunun böyle olmadığını Anarşizm'in normalde kişisel çıkardan uzak şiddete razı olabileceğini, varsa ortada bir haksızlık gerekirse şiddete de başvururuz ama bu asla piyona karşı değil şaha karşı olur düşüncesiyle hareket edileceğini anlatır.Anarşizm örgütlenme karşıtı değildir. Sadece otoriter örgütlenme karşıtıdır. Özellikle evlilik ve kadın hakları görüşleri, fahişelik ve oluşum nedenleri hakkındaki tüm düşüncelerine katılmamak elde değildir.Hatta sizi hayrete düşürecek paragraflara da yer verir. -''Bu durum Hristiyanlıkta da kendini gösterir. Papa II. Clement, gelirlerinin belli bir bölümünü Kilise’ye bağışlamaları kaydıyla fahişeliğe göz yumulacağını bildirmiş. Papa IV. Sixus ise bizzat kendi kurduğu genelevden ciddi bir gelir elde etmiş.'' gibi... Yine de kitabın 130 sayfalık olmasından mı kaynaklıdır veya okuyucuyu sıkmamak adına mıdır bilemem fazla yüzeysel kalmış.Evet özel mülkiyet tehlikelidir ve kaldırılmadan da insan gerçek refaha ulaşamaz da nasıl? Yöntem eksikliği vardır ama özeleştiri de vardır. Bu da komünizmden ayrılan en güzel yanıdır. Genelde Komünistler suçlu olarak emek sömürücü burjuvaziyi görürler Anarşistler (en azından yazar) buna boyun eğen çoğunluğu, halkı suçlar. Dili sade ve basittir. Das Kapital gibi kuramsal kitapların ağırlığı yoktur. Özellikle bir kadının yazmış olması da gurur vericidir.
Baskı: Kumarbaz
Kitap sadece kumar düşkünü bir adamın rulet masasında kendini kaybedercesine risk alışının öyküsü değildir. İçerisinde Rus aristokrasisinin de anlatıldığı hatta saplantılı bir aşka da yer veren bir hikayesi vardır. Kumar saplantısı 25 günde yazılan bir kitap için olağanüstü anlatılmıştır. (75 yaşındaki bacakları tutmayan kadının rulet masasındaki hırsı veya kendi parası olmamasına rağmen başkasının parasıyla kumar oynayan Aleksey Ivanoviç gibi) Benim gibi batak bile oynamasını bilmeyen okurların bile bir solukta okuyabileceği bir kitaptır.Hatta sonlarına doğru kumar masası başında Aleksey değil de kendiniz varmış gibi acaba kazanacak mı kaybedecek mi tedirginliğini sahiplenmenize neden oluyor. Bu arada Fransızlar hakkında yaptığı tespit harikaydı; Bir Fransız doğal haliyle en kaba, en bayağı, en önemsiz özellikler yığınıdır, yani dünyanın en sıkıcı yaratığıdır. Sadece acemiler, özellikle de Rus kadınları Fransızların büyüsüne kapılabilir. Makul her insan, bu hesaplanmış, bayat salon nezaketinin, serbestliğinin ve neşenin katlanılmazlığını hemen fark eder. Ha bu arada Dostoyevski de kumarbazdır kendi yaşantısında.
Baskı: Tanios Kayası
Mısır'da(Mısır'ın Osmanlı egemenliğinde olduğu dönem) bir Şeyh. Kötünün iyisi, halkı için ufak da olsa bir şeyler yapmaya çalışan bu yüzden de sevilen bir adam yalnız bir zaafı var. Kadınlar. Lamia' da bunlardan biri. Kitapta güzellik denince ala gelen bir kadının (Lamia'nın) tarifi verilmiş ama bahtsızlıklar da peşini bırakmamış. Bir de Tanios adında çocukları olmuş bu yasak ilişkiden. Başı klasik bir dram gibi geliyor. İşin içinde tarih giriyor. Hatta olaylar gerçek bir olaydan esinlenmiş. Yalnız bir eksiklik var kitapta sanki mesela portakal saçlı kıza ne oldu? Semerkant kadar tamamlanmış,akıcı bir kitap değil. Tabi kesinlikle okunmaya değer. Kitapta altı çizilesi sonra çerçevelenesi bir çok cümle var. -Yaradan bile keyfimiz için kuzuları boğazlamamızı söylüyor, ama asla kurtları değil... -Eğer önündeki kapılar bir daha yüzüne kapanacak olursa, hayatının sona ermediğini düşün. sona eren şey yalnızca hayatlarının birincisidir ve diğeri başlamak üzere sabırsızlanmaktadır.O zaman bir gemiye bin, seni bekleyen bir kent vardır.” -Tanrı insana 'sebepsiz öldürmeyeceksin' demedi. Sadece 'öldürmeyeceksin' dedi.
Baskı: Babalar ve Oğullar
Konu iki gurup arasında akıyor. Birinci grup babalar yani eski nesil yani Bolşevikler. İkinci grup oğullar yani yeni nesil Nihilistler. Okuldan tanışan iki arkadaş Arkadiy ve Bazarov(iki nihilist). Okul dönüşü ailelerinin yanına gelmeleri ve onlarla olan çatışmalarını anlatır. Aslında nihilist gençler özellikle katı nihilist Bazarov kendi ile de çelişir bazı durumlarda. Yine de bir Tolstoy'un Anna Karenina'sı kadar akıcı veya tiyatral anlatımı yok.İlgi çeken yanı diyaloglar. Dönemin Rus Edebiyatı (özellikle modern Rus Edebiyatı) üzerine güzel bir yapıttır.
Baskı: Doğu'nun Limanları
Dili fazlaca sade cümleleri kısacık olsa da tarihi bir arka plan olarak değerlendirip dört kuşak yaşamı anlatması ve bunu hiç sıkmadan yapması takdire şayandır. Eğer duruma bir adamın devrimcilik hikayesi veya klasik bir aşk romanı gözü ile bakılırsa yavan bir kitap olur.İsrail-Filistin Savaşı için üstü kapalı verilen çözüm önerileri dikkate alınmaya değer. Babası Osmanlı torunu annesi Ermeni olan bir adamın akıcı hikayesi. Kitap kahramanının ismi de İSYAN. Diğer okuyucuları bilmem ama en azından birçok insanın aynı şeyi düşündüğünü düşünüyorum.(' Bu ne güzel isimmiş ben de mi çocuğuma bu adı versem' gibi) Sanmıyorum ki bu tür kitapları sevmeyen okuyucular bile başlayınca kitabı bir kenara atsın.