
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Konstantiniyye Oteli
Kitaplarını zaten sevdiğim bi yazar olan Zülfü Livaneli'nin başka bir anlatım türünü göreceksiniz. Çok çeşnili bir yemek gibi tat veren kimi birbiri ile bağlantılı kitapta birbirinden farklı bir sürü hikaye... Kimi hikayeler yüreğinize dokunuyor kimi sinirlendiriyor kimi gülümsetiyor ama hepsinin ortak noktası kahramanlarının gerçekçi olması. Eski Bizans kalıntıları üzerine inşa edilen Konstantiniyye Oteli'ne bağlı herkesin hikayesinde siyasi, duygusal,kültürel gerçeklerden ancak bu kadar güzel bir edebiyat çıkarılabilirdi.
Baskı: Tess
İlk Thomas Hardy romanım ve kesinlikle sonuncusu olmayacak.Konu aşk aslında. Üstelik o dönemdeki aşk. 1800'lü yıllardayız. Kadın erkek ilişkileri,toplumun kadına bakış açısı... Normal şartlar altında basit bir aşk hikayesi diyebilirsiniz ancak işleniş tarzı ve acaba bir sonraki sayfada ne olacak sorusu bu kalın kitabı size okutturuyor , uzun bir süre Tess hakkında düşünmenize sebep oluyor.Hatta sonlara doğru Tess'in uğradığı haksızlıklar baş ağrılarına sebep olabiliyor. Martı Yayınlarından okuduğum kitabın çevirisinde sorunlar var.Yine de bu kitaptan kopmanıza engel değil.
Baskı: Damızlık Kızın Öyküsü
Ne kadar önyargılı olduğumu anladım kitap için. İlk okuduğumda yarım bıraktım ikinci kez okuduğumda zorlama okudum ama üçüncü kez okuduğumda elimden bırakmak istemedim. Değişik bir üslubu var. Bilinen distopik kitaplardan farklı. Tasvir unsurları o kadar fazla ki kıyafetleri,tiplemeleri,mekanları kafanızda oluşturabiliyorsunuz. İşin acı yanı ise günümüzde belki rahibe kıyafeti olmasa da kadınların ne giyileceğine hala karışılması,onların tıpkı hikayedeki gibi kürtaj hakkının elinden alınması ya da bunu tartışma haline getirmeleri,kadınların birikim sahibi olmasına gösterilen tepkiler...Kısaca bugünün ataerkil tepkilerinin distopik romanda erkek faşizmi halinde anlatılmasıdır. Bundan sonrası içerik hakkında bilgi içerir: Amerikanın (özellikle Trump yönetimi akla geliyor) falanca zamanında geçen hikayede insanların neden olduğu çevre felaketleri nedeniyle doğurganlık önemli ölçüde azalmıştır. ABD ise nüfusu arttırmak için önlemler almıştır. Seçilmiş kadınları damızlık olarak kullanmak gibi.Devlet İncil'e göre yönetilmektedir ve bu aşırı dinci ortamda İncil yine Karanlık Çağ'daki gibi birilerinin tekelindedir. Bir ismi yok bu kadınların. Hangi rütbelinin evine gönderildiyse onun ismi ile anılıyor. Tabi tek suçlu erkekler mi? Tabi ki hayır. Hep söylemişimdir. Eğer Feminizm başarıya ulaşmamışsa bu hatanın büyük payı yine kadına aittir çünkü erkeği yetiştiren de yine kadındır. Kitapta sistem yanlısı kadınlar da var. Görevlerinin sadece üremek,erkeğe hizmet etmek,sistemin işleyişini sağlamak olduğunu düşünen. (Günümüzde de yok mu?) Dizisi varmış bu arada izlemeyi düşünmüyorum. Fragmanı bile yeterince sinir bozarken tüm seriyi izlemeye dayanabilir miyim bilmiyorum.
Baskı: Köpek Kalbi
Anti-Komunizm üzerine içerik taşıması nedeniyle bir dönemin yasaklı kitabıdır. Şarik isimli bi sokak köpeğine ayyaş bi ''işçi''nin hipofiz ve sinir sisteminin nakledilmesinden sonra mahlukun durumunu anlatır. Köpek halinde zaten tekmelenir,aç kalırken insan olduktan sonra da ezilmeye,aşağılanmaya devam eder hatta verilen adab-ı muaşeret de işe yaramaz çünkü özünde işçidir bu mahluk. Üstelik sistemin bi anda değiştirildiği bir ülkenin işçisidir bu yüzden de rejimin özünü anlayamayacak kadar cahil ve yetersizdir. Bu arada filmi de varmış. Yine de benim gibi kitabın yeri başka diyorsanız akıcı bir kitaptır,tavsiye ederim. Belki de Orwell'in Hayvan Çiftliğinden sonra okuduğum en iyi Anti-Komunizm romanıdır.
Baskı: 2001: Bir Uzay Efsanesi
Bir uzay efsanesi'nin kökeni Sentinel isimli A. Clarke hikayesinden gelir. Eser 4 cilttir. 2001-2010-2061-3001. Hikaye karadelik yapısında bir taşın belirmesiyle bilinç kazanan primat atalarımız ile başlar. 2001 yılına gelindiğinde ise Ay'ın yüzeyinden gelen garip bir sinyal sayesinde benzer taş bulunmuştur. Taşın sinyalleri Jüpiter'e gitmekte bu yüzden de bir keşif ekibi Jüpiter'e yollanır. Ekip içerisindeki David Bowman'ın başından geçenler harika bir anlatımla aktarılır. Bazen gereksiz denecek detaylara girilmiş olsa da harika bir bilim kurgudur.
Baskı: Soğukkanlılıkla
1959 yılında Kansa'ta işlenmiş bir cinayetin romanıdır. Hikaye gerçektir hatta cinayete kurban gidenlerin (Clutter'ler) evlerini,kendilerini,katillerini ,mezarlarını internette arayarak bulabilirsiniz. Yazar hem katillerle hem kurbanların yakınlarıyla kasabalılarla görüşerek olayı roman haline getirmiştir. Tabi kimi yerleri kurgulanmış çünkü kitapta ismi geçen dedektiflerden biri olan Ronald Nye'ye göre bazı olaylar farklı anlatılmış. Buna istinaden de olayın üzerinden 50 yıl geçtikten sonra olayları aydınlatan bir kitap yayımlayacakmış.(Böyle bir kitaba rastlamadım) Gerçekten soğukkanlılıkla işlenmiş gerçek bir cinayet, roman havasında anlatılmıştır. Yazar, karakter ve tipleme tasvirleri konusunda öyle başarılıdır ki çiftlik evini gördüğümde neredeyse gerçeğe yakın bir görüntüm vardı. Olayları incelemek amacıyla çiftliğe gittiğinde Capote'nin yanında Bülbülü Öldürmek kitabının yazarı Harper Lee'de bulunmakta imiş.Kitabın basılması 6 yılı buluyor. 4 bölümden oluşuyor. Yorum katmadan yazılmış olsa da kitabın kimi bölümlerinde katillerden yana bir tutum ile anlatılması,yoğun empati çabaları;bir suçlu kendiliğinden ortaya çıkmaz,bu duruma gelmesi için toplum olarak işbirliği içindeyiz şeklindeki gizil mesajlar ile oluşturulmuştur. Suç psikolojisi sevenlerin bilhassa okuması gereken bir kitap.
Baskı: Beyazlı Kadın
Öncelikle Wilkie Collins sadece bu kitabıyla muhteşem bir yazardır. Değeri pek bilinmemiştir nedense ancak Charles Dickens dahi kendisine ''üstat'' diye hitap eder. Eser İngiliz Edebiyatının ilk Gotik romanıdır.Gotik diyince aklımıza ruhlar periler falan gelmesin. Duygusal gerilim anlamında yani. Muazzam bir kurgu ve giderek artan gerilim kitabın bir sonraki sayfasını merak ettirmekte. Okununca da ''yuh'', ''cidden mi?'', ''hadi canım'' gibi nidalara sebep oluyor. Hikaye ressam bir adamın bi anda beyazlar içinde bir kadını görmesiyle başlar.Sonrasında olaylar,entrikalar... Uzun zamandır okuduğum en sürükleyici romandı. Şiddetle tavsiye edilir.
Baskı: Kaplan, Kaplan
Şimdi bir kere olay gerçek.Amerikalı bir kadın evli olan çocuk tacizcisine aşkını kitap halinde yazıyor.Bizde olsa kıyamet kopardı nitekim Amerika'da da koparmış.Yazar 7 yaşındayken 51 yaşında tanıdığı Peter isimli adamla olan hikayesini okuyoruz.Pedofiliyi bu kadar gerçekçi işleyen başka bir kitap okur muyum bilmiyorum. Baştaki beklentim; sapık bir adam olacak,küçük bir kızı taciz edecek ve kız bunu daima psikolojik buhranla kendine acıma ile anımsayacak vs vs. Bilakis tacizcisi ile olan dayanışması,dünya bir yana mature sevgilim bir yana tavrı çok garip.Üstelik yazarın ailesinin tavrı,cehaleti,eksikliğini de ortaya koyuyor.Hatta: - Eğer ailesi böyle olmasaydı pedofili adamlar kendi sapık dünyalarını çocuklara bu kadar olağan gösterebilirler miydi? diye düşünmeden edemiyorum. Kitap tamamen olay hikayesi.Margaux Fragoso'nun bir nevi otobiyografisi.Etik açıdan eleştirirsiniz eleştirmezsiniz ama hikaye güzel işlenmiş. Bir çocuk gelişimci olarak kesinlikle okunmasını tavsiye ediyorum.
Baskı: Rüzgarın Adı (Kralkatili Güncesi: 1. Gün)
Kahraman KVOTHE'nin otobiyografisidir. Üç ciltlik kitabın birinci cildi 736 sayfa.Başlık başlık olan kitap ara vermenize olanak tanıdığı için sıkılmayacaksınız.Yalnız karakter isimlerini takip etmeniz gerek. İlk sayfada yazan isim son sayfada karşınıza çıkabilir. Kvothe aslında yokluktan gelmiş bir zamanların fakir ama gururlu bir delikanlı.Otobiyografisini anlatırken bir hancı kimliğinde saklanmakta.Her ne kadar bilim-kurgu kitap listelerinde yer alsa da tamamen fantastik bir eser. Yazar Patrick Rotffuss kıvırcık saçlı Gandalf gibi göründüğünden midir bilmem ama tam bir fantastik edebiyat anlatıcısı.Akıcı ve tiyatral anlatı,geniş bir hayalgücü...Masal masal içinde. Kitabın adından da anlaşılacağı üzere kahramanın başlıca amacı rüzgarın adını bulmak ona hükmetmek.İkinci kitap (Bilge Adamın Korkusu) 1142 sayfa imiş.Üçüncüsü henüz basılmadı.Her ne kadar 2016 tarih verilse de, o kitap basılacak da dilimize çevrilecek de... Sessizliğin Müziği kitabını üçüncü cilt sanmayın.Birinci ciltte geçen Auri'nin serüvenini anlatan bir kitap.
Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın
“Sizin saçınızın kırmızısı doğuştan, benimki ise kendi kararım” Öncelikle dikkat çekici bir bilgi ile başlayayım. Kitap kapağını Orhan Pamuk bilhassa koydurmuş.Dante Gabriel Rosetti'nin Regina Cordiuam (Queen of Hearts) tablosuna ait kapak resminde elinde menekşe tutan bir kadın görülüyor.Tabi Queen of Hearts bildiğimiz kupa kızıdır. Kitap kapağında yırtık resmi Rosetti portresi yoktur.Roman içindeki olay nedeniyle Orhan Pamuk yırtılmış olarak resmi koydurmuştur. Roman kahramanı Cem Çelik solcu babası tarafından başka kadın için terkedilmiş üniversite sınavlarını kazanınca tıp yerine kuyu ustasının etkisinde kalarak jeoloji mühendisi olmuş bir adamın hikayesidir.Kitap bölüm bölüm. Birinci bölümde kahramanlar ete kemiğe bürünüyor,hepsini kafanda canlandırabiliyorsun.Yalnız aynı tadı diğer bölümlerde alamadım.Karısı,oğlu havada kalıyor özellikle son bölümde Gülcihan Hanım'ın ağzından anlatılanlar kaleminin arkasından at koşturuyormuş gibi bir izlenim veriyor.Oedipus hikayesine, Sührab ve Rüstem'in ilişkisine oldukça geniş yer vermiş.Bir sonraki sayfayı elbette merak ediyorsunuz ama tahmin edilemez sonuçlar da yok. Orhan Pamuk kitapları okumak her zaman bunaltıcı gelmiştir bana.Yalnız bu kitabı hariç.Kısa roman tam Orhan Pamuk'a göreymiş.Diğer kitapları gibi ağdalı bir dili yok. Klasik olan kısım, Orhan Pamuk'un at gözlükleri.Doğu-Batı ikilemini anlatırken Batı hayranlığını acımasızca eleştirirken Araplaşan Türk dünyasını anlatmadı.Oğul öldüren hikayaleri sayfalarca anlatırken oğlunu öldüren padişahlara 1 cümle ile yer vermesi ilginçtir.
Baskı: Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları
Nazi İşgalinde Sovyet Kadınları-Svetlana Aleksiyeviç 2015 Nobel Edebiyat Ödüllü olması nedeniyle kitabına ilgi duyduğum yazardır Aleksiyeviç Edebi anlamda başarılı buluyorum çünkü bir savaş kitabı -üstelik kadınların biyografileri- ne kadar anlatılabilirse o kadar anlatılmış.Sonrasında yazarın yaşamını merak edip incelediğimde bir takım ''siyasileri ''yazıları ile rahatsız ettiğini görüyoruz.==>Aleksandr Lukaşenko(Beyaz Rusya 1994 dönemi başkanı)Hayatının son 10 yılını bu yüzden sürgünde geçirdi. Türkçeye çevrilmiş iki adet kitabı var birisi bizim kitabımız diğer bir kitap bir nükleer felaketin sözlü tarihi.Kitabı siyasi nitelikte değil zaten giriş kısmında belirtiyor.Amacı siyaset tartışmak değil insani değerleri gözler önüne sermek.Özellikle bu kitabında kadınların savaşa katılımı (inadına katılım diyebilirim),savaşa olan farklı bakış açılarını,savaşın kadınlar için ne anlam ifade ettiği... Kısaca cephede savaşmış kadınlara ulaşıp yaptığı röportajların derlemesidir.Keşke benim tarihimdeki kadınları anlatacak kitaplarımız da olsa.Ne de olsa (ister Kurtuluş Savaşı olsun ister eski Türk tarihi olsun) Ruslara taş çıkaracak kadın gerçekliğinin bizde tillahı var.
Baskı: Uzayda Suikast
Dokuz adet gezegen ve kolonileşen insanlar.Büyük bir kast sistemi.İş bulanlar ve bulamayanlar.İş bulamayanlara zaten tiksinilerek bakılıyor.Herhangi bir şeye hakları yokmuş gibi.Giyinmek,barınmak,karnını doyurmak onların hakkı değil. İş bulmak ve belli sınıflara giriş yapmak için de belli koşullar var. Bağlılık yemini gibi.Yemin ederseniz artık o patronun kölesi oluyor sözleşme bitimine dek asla bozamıyorsunuz.(Bozarsanız patronunuzun sizi öldürme hakkı bile var) Bu sitemin bir Quizmaster'ı var. Yani 9 gezegenin yöneticisi. Tabi bu Quizmaster'ı belirlemek Lotari denen bir mühendislik harikasının işi. Nasıl çalıştığı muamma.(tabi sürpriz yok değil)Emekliliği gelmiş Quizmaster yerine yenisi seçilince eski Quizmaster yeni seçileni tahtından indirmek amaçlı bir kiralık katil bulur. Hikaye bunun üzerine kurulu. Philip'in kurduğu dünya distopik denebilir..Yevgeni Zamyati'nin ''BİZ'' adlı kitabı geliyor aklıma. Onda da telepatlar vardı. Sistem karşıtı olanları tespit amaçlı. Hristiyanlık yasak. Büyük bir tüketim toplumu...Hatta düzenin bu kadar çarpıklaşmasındaki en büyük neden AŞIRI TÜKETİM. Tüketim o kadar artmış ki insanlar ellerindeki malları yok etme amaçlı meydanlar oluşturmuşlar. Amaç fazla ürünleri meydanlarda yakmak. Kitabın başında her ne kadar 9 gezegen dense de kaşifler 10. gezegen için umut taşıyor. Bir yandan da öyküden çok uzaklaşmadan 10. gezegenin peşine düşülüyor. Bilim kurguda favorim her zaman Isaac Asimov aslında. Olayı Philip gibi bilimkurguda edebiyat yaparak anlatmaz. Yine de Philip'in okuduğum en güzel kitabıydı diyebilirim.
Baskı: Delilik Dağlarında
Kitap 1936'da yazılmış ki bunu duyunca daha da hayran kaldım. Günümüzde iki kelimeyi bi araya getiremeyen ama reklam kaynaklı milyonlar satan basit ve boş kurgulardan sonra bunu duymak gerçekten güzel. Yine de yorucu bir kitap. İthaki Yayınları ile 132 sayfa gibi kısa bir hacme sahip olsa da zaman zaman ''kardeşim edebiyat mı yapıyorsun gerilim fantastik korku mu yazıyorsun?'' demekten de kendimi alamadım. Konu bazında muhteşem denebilir. Bi araştırma ekibinin Antartika'ya gidip bilimsel araştırma yapması ancak buldukları ile korku ve hayretler içine girmeleri falan... Tavsiyem kitapta bahsedilen yaratıklara (Cthulhu gibi) bir bakınız ve fazla ara vermeden bi çırpıda okumaya çalışınız çünkü yazı dili anlamında bazen o kadar sıkıyor ki elinize bi daha almak istemeyebilirsiniz.
Baskı: Özgürlüğün Elli Tonu (Fifty Shades, #3)
Ilk kitapta en azindan sadizmden hoslanan kibirli bi zenginin cocukluk tramvasi nedeniyle yasadigi hayat karsisinda basit tasrali bi edebiyat ogrencisinin durum karsisinda nasil davrandigina dair anlatimlar mevcutken son ve en kalin kitap gereksiz uzatlamarla dolmus. Surekli s... ve Ana o kadar hazirsin ki kelimeleri ile karsilasiyorsunuz. Kitap edebiyattan yoksun bi kere. Eger bu kulvarda edebi bi eser okumak istiyorsunuz o zaman size Marques oneririm. Son 50 Sayfa aksiyon nedeniyle en azindan durumu kurtardi yorumu yaptirsa da bos zamanlarin cerez kitabi diyebiliriz.
Baskı: Eşekarısı Fabrikası
Otobiyografi şeklinde yazılmış ilginç bi kitap. İlk 50 sayfa eşekarısı fabrikasının ne olduğunu anlamaya çalışmakla geçirmiş olmama rağmen anladım ki kendimi kitabın akışına bırakmam gerekmiş. Kitabı okumaya başlamadan önce ön hazırlık amaçlı yaptığım ''diğer okuyucu yorumları araştırmaları''ndan bir şey beklememek lazımmış çünkü hemen herkes işkence mağduru çocuklardan bahsetse de kitapta işkence mağduru hayvanlar mevcut. Nüfus kaydı olmayan paranoyak,sadist bir çocuk ve başına gelenleri konu alsa da yazar,kitabın sonunda ''neeee'' şeklinde nidalara sebep oldu. Akıcı bir kitaptır.Tavsiye edilesi.
Baskı: Ada
Aslında Cesur Yeni Dünya'nın tersi değil de temelini anlatır kitap.Will Farnaby adında bir gazeteci kaza eseri malum adaya (Pala) düşer ve oradaki insanların farklı yaşamını,sistemini gözlemler.Will Farnaby mutsuz bir adamdır çünkü eşinin ölümüne neden olmuştur suçluluk duygusu yaşamaktadır.Pala'lı Sulisa ile tanışınca hayatında değişiklikler olacaktır. Ada sakinleri metafizik,mistisizm,Budizmi harmanlamış ilginç bir yaşam sürmekte. KEEK isimli bir aile organizasyonu sayesinde birden fazla anne-babaya sahiptirler.Mantarda elde edilen bir tür uyuşturucu ya da ada sakinlerinin deyimiyle özgürleştirici sayesinde ışığa daha yakın olmaktadırlar.Para,petrol,silahlanma mevzularına uzaktırlar.Gerçek beni aramanın peşine düşmüş halk mutludur. Özellikle diğer dinler hakkındaki diyaloglar okunmaya değerdir.(Müslümanlık hakkında olanlar da dahil).
Baskı: Habeşistan Prensi Rasselas'ın Hikayesi
Bir masal havasında başlar.Hikaye gibi değil daha çok masal gibidir.Yalnız devamında gerçeğin peşine düşmüş,bilgiye aç kalan mutluluk ülkesi prensinin arayışına değinir,yolculuk boyunca serüvenini paylaşırsınız. Bölümler ve bölüm başlıkları eşliğinde sıkılmanıza olanak vermeden devam eder.Sonunda ne oluyor merakı kitabı kısa sürede bitirmenizi sağlar. “Belki mutluluk, aramaktır mutluluğu…” (Kitabın arka kapağından) Yazar (Samuel Johson) aslında İngiliz olmasına rağmen doğu kültürünü eğreti duruş sergilemeden hikayeleştirmiştir.Az bilinen ama keyifle okuyacağınız bir kitap olacağını düşünüyorum.
Baskı: Yıldızın Saati
''Bu dünyada ne varsa bir evetle başladı. Bir molekül bir başka moleküle evet dedi,böylece yaşam doğdu. Ama tarihöncesinden önce tarihöncesinin öncesi vardı,yok vardı,evet vardı. Hep vardı -ne bilmiyorum,ama evrenin hiç başlamadığını biliyorum.'' Kitap bu cümlelerle ile başlar (hatta kitabı satın almama neden olan da bu paragraftır.) Macabea'nin öyküsünü anlatır. Sevilmeyen,çirkin,hastalıklı kadın.Hikaye sizi öyle sarar ki böyle bir varlığın yaşamı nasıl devam eder nasıl sonlanır merak etmekten kendinizi alamazsınız. Kesinlikle okunması gereken ve iz bırakacak türde bir kitaptır.Okunması gereken 1001 kitap listesi içerisinde de bulunmaktadır.
Baskı: Özgürlüğün Baş Dönmesi
Küreselleşmenin insan psikolojisi üzerindeki yan etkileri anlatılırken yabancı sözcüklerle kitabı boğmanın ne anlamı var ki? Aynı mevzu tekrar tekrar anlatılmış az çok sosyoloji ve/veya psikoloji hakkında bilgisi olan kişiye bir şey katmayacaktır.Okurken sıkılabilir bir an önce bitmesini bekleyebilirsiniz.
Baskı: Güvercin
Kem küm etmeden direkt olaya giriş yapan,harika tasvirleri olan,akıcı bir kitaptır.Yeri gelir kahrama karşı empati duyar acıma hisleriniz kabarırken yeri gelir bizzat kahramanın kendisi oluverirsiniz. ''Hayatının ilk dönemlerinde yıkıcı iki badire atlatan Jonathan Noel’in tek arzusu, hayatının geri kalanını olaysız geçirip zamanı geldiğinde huzur içinde hayata gözlerini yummaktır. İkinci dünya savaşı sırasında önce annesi sonra da babası toplama kampına götürülür. Henüz çocuk yaşta yetim kalan Jonathan, amcası tarafından yetiştirilir. Gençlik yıllarında evlenmeye karar verir. Fakat evlendiği kadın bir başkasından hamiledir. Evliliğinin ilk aylarında kadın onu terk eder. Yaşadığı olaylar Jonathan’ı çok etkilemiştir. O kadar ki artık hiç kimseyle bir ilişkisi olsun istemez. Paris’te tek odalı bir evde, her türlü ilişkiden uzak ve kendisine göre güvenli bir hayat kurmuştur artık. Bir bankanın güvenlik görevlisi olarak çalışmaktadır. Kirasını düzenli olarak ödediği odasının tapusunu yakın zamanda alacaktır. Hayatının her gününü planına göre geçiren Jonathan tapusunu aldıktan sonra görevini tamamlamış sayacaktır. Bundan böyle geriye, olaysız geçen hayatının son günlerini beklemek kalacaktır.'' Bu tür bir adamın birgün bir güvercin görerek nasıl da tekdüze yaşamından sıyrılışını hayatını sorgulayışını ve yaşadığı anksiyeteyi anlatır. Özellikle bir dilenci ile kendini karşılaştırdığı iç çatışmaları dikkatle okunmalıdır.
Baskı: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok
Bu bir savaş kitabıdır. Savaşın ne kadar gereksiz,anlamsız ve birilerinin sadece iki dudağının arasında olduğunu,o kişiler için ise bir anlamınız olmadığını karakterler aracılığıyla anlayabileceğiniz bir kitaptır. Alman askerlerinin Fransa'ya karşı savaşını konu edinir.O kadar tiyatral bir anlatıma sahiptir ki parçalanmış cesetleri,ortaya dökülen bağırsakları,kesilen bacakları sanki yaşamış gibi okuyabilirsiniz. Nazilerin de meydanda yaktığı yasaklı kitaplarındandır. Zaten sonrasında yazar Almanya'yı terk etmiş Amerika'ya yerleşmiştir.Naziler Remarque'yi öldürmek amacıyla arasalar da bulamazlar onun yerine ablasını öldürürler. Savaş konusunda -özellikle ne kadar anlamsız olduğu konusunda- altı çizilesi ve yeniden okunulası cümleler barındırır. ''On sekiz yaşımızda dünyayı ve hayatı sevmeye başlamıştık. Sonra da aynı şeylere ateş etmek zorunda kaldık. Patlayan ilk obüsler, kalbimize rastladı.'' Zaten kitabın ilk cümleleri size kısa bir özet sunuyor.''Bu kitap ne bir şikayet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmek istemektedir... O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da!'' Sadece cepheyi,yanınızdan geçip giden kurşunları ,cephede çekilen gıda sıkıntısını ve hayatta kalma çabasını anlatmaz,böyle yoğun bir bombardımandan sonra evine izin alıp ailesini ziyaret edebilen şanslı askerlerin hayatından kesitler sunar veya daha 18 yaşında cepheye gönderilen çocukların aşka bakış açısını gözler önüne serer. “Gencim, yirmi yaşındayım. Ama hayatta umutsuzluktan, ölümden korkudan ve acı uçuruma sürükleyen anlamsız bir dıştanlığın kösteklenmesinden başka bir şey tanımıyorum. Milletlerin birbirlerine zorla düşman edildiğini ve hiç ses çıkarmadan, hiçbir şey bilemeden budala, uysal ve bönce birbirlerini öldürdüklerini görüyorum. Dünyanın en zeki beyinlerinin, bütün bunları daha ustaca ve daha devamlı yapmak için yeni silahlar ve yeni laflar bulduklarını görüyorum.”
Baskı: Kör Baykuş
Görmedim ki aşk doğu edebiyatında anlatıldığı gibi derin ve düşündürücü olsun.Bir kadına olan aşk bu kadar mı güzel anlatılır? Çaresizlik bu kadar mı empati kurdurularak anlatılır?Tabi sadece çaresizlik değil afyon aşkı o kadar ilginç anlatılmış ki 'denesek mi yahu' dedirtebilir. Kitabı çok iyi takip etmeniz gerekiyor bir anda hayal ve gerçeklikler arasında atlamalar yapabiliyor. Kısa bir kitap olduğuna aldanmayın içerisinde derin duygular ve olaylar barındıran bir romandır. Zaten kısacık olmasına rağmen altı çizilesi cümleleri fazlaca barındıran başyapıttır. Tiyatral anlatıma sahiptir.Kesinlikle okunması gereklidir.
Baskı: Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş
Diğer yayınevlerini bilmiyorum ama Kırmızı Kedi Yayınevinin bastığı kitabı okumak zor oluyor. Konuşma çizgilerinin olmadığı paragraflarda kim ne diyor hangisi konuşuyor anlamak gerçekten zor. Konusu ilginç.İlk bölüm; birgün bir ülkede artık kimsenin ölmeyişi ile başlıyor.Bu durumda sigorta şirketlerinden,cenaze levazımatçılarına dek verilen tepkileri görüyoruz. Yalnız yaşlanmak var,kaza da geçirebilirsiniz ama ölemezsiniz. Bitkisel hayatta yaşayabilirsiniz.Maphia kısmına hiç girmiyorum. Diğer kısımda ölüm karar değiştiriyor ve can alma eylemi yeniden başlıyor ama kişiler ölmeden önce eflatun bir zarf ile haberdar edilecekler. Üçüncü kısımda ise ölüm bir kadın kılığına giriyor ve bir türlü teslim edemediği etse de bir şekilde geri gelen eflatun bir mektubu sahibine ulaştırmak için kadın cazibesini kullanıyor. Eh başladığı gibi de bitiyor kitap zaten.
Baskı: Ben, Robot
1) Bir robot bir insana zarar veremez ya da bir insanin zarar görmesine seyirci kalamaz. 2) Bir robot 1. kuralla çelişmediği sürece bir insanin emirlerine uymak zorundadır. 3) Bir robot 1. ve 2. kuralla çelişmediği sürece kendinin zarar görmesine izin veremez. Kitabın giriş kısmını oluşturan yazı üzerine temellenen kurgu,tiyatral anlatıma sahiptir. Amerikan Robot üretim devinin robot-psikoloğunun vermiş olduğu röportajların kısım kısım yazılmasından oluşur hikayeler. Asimov'un kitaplarının neden bu kadar abartıldığın en açık kanıtıdır bu kitap.Akıcı bir anlatımı olmakla beraber aynı konuyu tekrar tekrar işlemez. Her bölümde yeni bir kurgu ile karşılaşırsınız. Robotlar ve insanların birbirinden ne kadar farklı olduğunu ve bazen de ne kadar benzer olduğunu kimi zaman gülümseterek kimi zaman iç burkarak bizlere aktarır.