KI
@KitapKokanAdam

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Başlangıç (Robert Langdon, #5)

-Dan Brown-Başlangıç- Kitabu bugün bitirdikten sonra objektif bir değerlendirme yapabilmek adına bir kaç saat üzerine düşünüp sindirmeyi bekledim. Yazarın tüm kitaplarını okuduğum için kıyaslama yapacak olursam bu kitabı İhanet Noktası ve Kayıp Sembol kitaplarından yukarıya ama Melekler ve Şeytanlar, Da Vinci Şifresi, Cehennem kitaplarından aşağıda bir yere koyabilirim.şahane bir başlangıç ile kitap okurunu içine bir çırpıda çekiyor ama konu ilerledikçe sürekli bir şeyler havada kalıyor.Anlatım çok güzel ama kurguda çok bariz hatalar var ve bu hatalra kurgunun önüne geçiyor malesef.Kitabın konusuna gelecek olursam biraz spoiler vereceğim için yorumun bundan sonrasını kitabı okumayanlar okumazsa iyi olur. Önceki kitaplarından tadığımız ana karakter Robert Langdon bu kitapta da var.Bildiğiniz Langdon işte.Buluttan nem kapan bir adam.Her sembolün, her notanın, her caddenin, her şiirin altından mutlaka bir şeyler buluyor.Bu arada Langdon yine ne yapıp edip başını belaya sokmayı başarıyor. Edmond Kirsch:Milyarder tenoloji dehası.Militan ateist.Tüm dinleri bitireceğini idda ettiği bir buluşu var ve bunu öncelikle tuhaf bir biçimde üç dinin üç silik alimine gösteriyor.Tabi din adamları başlıyor tutuşmaya.Velhasıl Kirsch bu buluşunu tüm dünyaya anlatacağı sırada canlı yayında öldürülüyor. Ambra Vidal: Milyarder dahinin kankası müze müdürü.İspanya prensinin nişanlısı olması dışında bir numarası yok. İspanya Prensi: Kırk yaşında ispanya tahtının tek varisi ama ergen gibi hareketleri var.Çocuğu olmasını istediği halde 39 yaşındaki Vidal'e yürüyor. Kadına canlı yayında evlenme teklif ediyor falan.Kadın da atarlı bu arada.Prens lan karşındaki.Havan kime senin. İspanya Kralı: Gay Winston: Bir tür süper bilgisayara bağlı yapay zeka.Edmond'ın yazdığı bir program.Langon ile telefonla haberleşip kanka oluyorlar. Edmond'ın buluşu insanlığın nerden geldiği ve nereye gittiği sorularına cevap veren bir buluş (sonunda öyle olmadığını görüyoruz ya neyse) Edmond canlı yayında öldürülünce Langdon ve Vidal şüpheli duruma düşüyor ve hem polisten hem kraliyet askerlerinden kaçarak Edmond'ın yarım kalan sunumunu dünyaya yayınlamak istiyorlar.Devrim niteliğinde dediklerine bakmayın.Buluş falan yok ortada.Tahminler üzerinden fikir yürütülmüş.İnsanlar ilerde makine-insan formuna dönüşüyor.Dünyayı makineler ele geçiriyor falan. Kitap boyunca dine ağzına geleni söyleyip finalde sağduyunun sesi Langdon'un Din asla yok olmayacak.Din iyidir falan gibi söylemleriyle kitabı ne şiş yansın ne kabap şeklinde bitirmiş. Ne diyelim.Yine kitap yazsa yine okurum ama eleştirimi de yaparım.

Yaşama Uğraşı
9/1023.01.2017

Baskı: Yaşama Uğraşı

Cesare Pavese'in 1950'de gerçekleştirdiği intiharına götüren 15 senelik günlüklerden oluşuyor kitap.Gündelik hayata dair yüzlerce aforizma barındırıyor.Yazarın edebiyat, sanat, şiir, tarih gibi bir çok konuya eleştirisinin yanında acımasızca kendini de eleştirdiğini görüyoruz.Yazarın intiharının temel sebebini kadınlara bağlamış olması beni çok şaşırttı.1935-1950 yılları arasındaki günlerini anlatmasına rağmen böylesine entellektüel bir aydının savaştan ve savaşın getirdiği gerçeklerden bahsetmemesi, tam tersine tüm derdi kadınlar tarafından reddedilen bir adam olmasına şaşırdım.Edebi anlamda ve gündelik hayata getirdiği taliller bakımından son derece kıymetli bir yazın olmuş ama ben Zweig gibi daha ulvi bir intihar olmasını yeğlerdim.

Baskı: Benim Adım Meleklerin Hizasına Yazılıdır

Hiç bir şekilde mevcut insanlığa ve medeniyete inancı kalmamış, Ruhi Bey'in mevcut olanı kökten değiştirme arzusuyla başladığı, bir ara kendine de inancını yitirerek bir köprüyle yaşadığı kısa ama derin bir ilişkiyle ve sonrasında kapatıldığı tımahanede her nereden geldiği belli olmayan bir vahiyle yeni bir din saçtığı roman.

Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın

Okuduğum en vasat Orhan Pamuk kitabı bu kitap oldu.-Benim Adım Kırmızı, Yeni Hayat, Kara Kitap- gibi kitapların yazarıyla bu üçüncü sınıf Ahmet Ümit'vari kitabın yazarının aynı kişi olduğuna inanmak zor.Güzel bir konu seçilmiş ama tüm olaylar çok yüzeysel geçilmiş.Karakterler çok bayağı.Hiç bir karakter tam oturmamış.Kurgu fazlasıyla kopuk.Adamın karısı ne oldu, kuyu ustası ne oldu, adamın annesi ne oldu gibi onlarca soru kaldı aklımda kitap bittiğinde.Tarihi, coğrafi, kültürel hatalarla dolu bir kitap.Kısacası olmamış bu kitap.

İçimizdeki Şeytan
9/1027.08.2016

Baskı: İçimizdeki Şeytan

Bana göre Sabahattin Ali'nin en güzel romanıydı. Ömer ile Macide adındaki iki gencin aşklarından yola çıkarak insan ruhunun en derinlerinde yatan,bizim onu öfkemizle,hırsımızla,kıskançlığımızla beslediğimiz şeytanı anlatıyor.Ayrıca aynen günümüzde olduğu gibi, aydın geçinen bir takım insanların içinde bulunduğu pespayeliği ortaya sermesiyle de ileriyi gören bir eser olmuş.Ömer'in Macide'ye yaptığı varoluşçu ilan-ı aşkı, veznedarın Ömer'in isteği üzerine verdiği cevabı mükemmel tiratlar.Finali de bir o kadar etkileyici.Mutlaka okuyun.

Baskı: Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz

Melisa Kesmez'in okuduğum ilk kitabı oldu.Kitapta birbirinden bağımsız "kadından" hiayeler var.Terkeden, terkedilen, aldatan, aldatılan, okuyan, rakı içen, yaraları olan kadınların hikayeleri.Okurken "Erken Kaybedenler"in kadın verisyonunu okur gibi hissettim.Kurgular hayatın tam içinden olduğu için her hikayede okur da kendinden de bir şeyler bulabiliyor.Anlatımı biraz zayıf buldum ama o da çağdaş Türk edebiyatının kronik sorunu zaten.Fazlaca edebi değer taşımasa da okunabilir.Yormadan zorlamadan araya hafif bir kitap atmak istediğinizde okunabilecek keyifli bir kitap olmuş.

Mahalle Kahvesi
9/1027.08.2016

Baskı: Mahalle Kahvesi

Tanımlamakta en çok zorlandığım kitaplardan biri bu kitap.Güzel desem az, hoş desem eksik, muhteşem desem jargon ters, olağanüstü desem Sait Faik'in olağanlığı ve sadeliğine ihanet, müthiş desem sansasyonel olacak... Nuri Bilge filmi gibi, gerçi Nuri Bilge toy sayılır Sait Faik'e göre.Bir şeye benzetmesem daha iyi.Kışın soğuğu, kahvenin havası, içeri giren adamın sözleri, sözlerin buz gibi etkisi, kahvedekilerin sözleri duyduktan sonraki hali...Bu kadar mı güzel ve sade anlatılır...

Baskı: Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana (Bir Ada Hikayesi, #1 )

Ben biliyordum Yaşar Kemal kitaplarının beni ne hale getirdiğini ama yine de merakıma yenik düştüm ve okudum.İkinci bölümden itibaren her satırda boğazım düğüm düğüm oldu.Genç Cumhuriyet, Anadolu'nun Türkleştirilmesi,Arap çölleri,Yezidiler,Rumlar,Müslümanlar,Mübadelenin acı dolu yılları, Çanakkale Kafkas ve Hicaz cephelerinden sonra sürdürülen Milli Mücadele seneleri arasında savuruyor kitap okurunu.Mübadeleyle sürgüne gönderilen Rumlardan boşalan Karınca adasına yerleşen Milli Mücadele kahramanı Poyraz Musa ile adada kalmayı tercih edip adaya çıkacak olan ilk insanı öldürmeye yemin etmiş Kafkas Cephesi kahramanı Deli Vasili arasında geçiyor hikaye.İki kahraman kitabın sonuna kadar karşılaşmadıkları için flashbacklerle savaş yıllarını yaşatıyor okura.Hele Poyraz Musa'nın anılarında Yezidilerle ilgili bir bölüm var ki dillere destan.Serinin diğer kitaplarını deli gibi merak ediyorum şimdiden. Ve son olarak şunu diyebilirim ki Yaşar Kemal okumayan bir okur benim gözümde her zaman eksik bir okurdur.

Madam Bovary
8/1009.06.2016

Baskı: Madam Bovary

Gustave Flaubert doktor olan kendi babasının çevresinden esinlenerek yazmış bu kitabı.Dönemin Fransa toplum yapısına oldukça ters düştüğü için dini ve ahlaki değerleri küçük düşürmek suçlamalarıyla yargılanmış, fakat yaptığı güçlü savunmayla ceza almamıştır. Asla tatmin olmayan,arzuları uğruna hayatındaki her şeyi bir kenara bırakabilen, aptalca bir ihtirasla yaşayan Emma Bovary'nin hikayesi bu kitap.Kitabı okurken sık sık "yollu lan bu karı" şeklinde düşünmeme neden oldu.Ne kadar başına gelen felaketlere üzülsem de sevgilisiyle buluşmaya giderken küçük kızını bakılması için bıraktığı eve gidip de evin pisliği karşısında sokağa çıkmadan önce ayakkabılarını paspasa silmesi bütün kitap boyunca aklımdan çıkmayan, Bovary'nin vurdumduymazlığı ve bencilliği üzerine ilginç bir ayrıntı olarak aklımda yer etmiştir.

Baskı: Genç Bir Doktorun Anilari

Mihail Bulgakov'un,1920-1925 yılları arasında yazdığı kitabıdır. Kitap, Moskova'da ki tıp eğitimini başarıyla bitirmiş ve bir süre stajyer olarak görev yapmak istemiş olmasına rağmen taşraya gönderilmiş, mesleğinde teorik açıdan üstün ancak pratikte zayıf bir gencin insanlarla ve bir bakıma da hayatla, toplumun aksak ve garip yanlarıyla-frengi örneğinde olduğu gibi-tanışmasını anlatır.

Kule
7/1009.05.2016

Baskı: Kule

Yazarın okuduğum ikinci kitabı.Bu kitaptan bir Sineklerin Tanrısı tadı beklemek hata olur.Daha uzun diyologlar ve daha sıkıcı betimlemeler var.Tanrısına duyduğu saygıyı göstermek için kilisesinin üzerine 125 metrelik devasa bir kule inşa etmeye çalışan bir rahip, kilisenin hizmetçisi ve karısı ve ustabaşı arasında geçiyor hikaye.Sembolizm ile bezenmiş bir kitap. Kitap bittiğinde kendi kendi kendime "saplantı mı kutsala dönüşür insanın ruhunda yoksa kutsal olan mı saplantıya" sorusunu sordum.

Merhume
7/1009.05.2016

Baskı: Merhume

Dünyanın en güzel öfkesine,nefretine ve kinine sahip adamın son romanı.Bir kitaptaki ilk cümlenin önemini Tol ve Har'da görmüştük.Merhume de "Bir gün,öyle bir an geldi ki kötü biri olmaya karar verdim" ilk cümlesiyle okuru kitaba hapsediyor.Açıkçası bu kitabı yazarını bilmeden okusaydım Murat Menteş derdim.Karakterler,mekan tasvirleri ve isimler özellikle Menteş'i anımsattı.Kitap bir cinayet romanı ama merhumenin katilinin bütün dünya olduğu bir cinayet romanı.Murat Uyurkulak kitapta sosyolojik ve toplumsal tespitleri son derece yerinde yaparken, Hitler'e, medyaya, edebiyat ve sanat dünyasına, Gezi eylemlerine, İran devrimine, Dersim harekatına, Ermeni soykırımına, Ulu Önder Atatürk'e ve Uzun Önder'e lafını "koyuyor"

Yardımcı
9/1027.04.2016

Baskı: Yardımcı

RobertWalser'in Yardımcı'sı insanı 20.yy modernizminin buhran yıllarına götürüyor.1908 tarihli bu roman aidiyet ve düzen gibi insani ihtiyaçların gitgide lüks halini almaya başladığı bir dönemin toplumsal ilişkilerini anlatıyor. Sadece maddi değil manevi değerlerle de hızla kaçınılmaz iflasa sürüklenen burjuva bir aileyi bu toplumsal ilişkilerin merkezine yerleştirirken, modern zamanların yeni toplumsal düzeninde, eskinin çöküşünü yaşayan ve modern dünyanın ağırlığı altında ezilen sıradan insanı anlatıyor. Hayatının büyük bölümünü bir akıl hastanesinde geçiren Walser yazılarını mikrogramme yöntemiyle yazmıştır.Neredeyse eline geçen her kağıda yazdıkları ölümünün ardından 9 yıllık bir çalışma sonrasında kitaplaştırılabilmiştir.10 puntoyla yazılan 500 sayfalık bir kitap Walser'in 1mm yi geçmeyen harfleriyle 25 sayfa tutmaktadır.

Körleşme
9/1019.04.2016

Baskı: Körleşme

peter Kien: 25 bin civarında kitabı olan(evindeki kitaplığında bulunan muazzam sayıdaki kitaplarının baştan aşağı temizlenmesinin dört gün aldığı bir kitap sayısına tekabül etmekte) bir sinolog. Doğu diye atfedilen toplumların çin, hint kadim felsefelerini, dillerini hatmetmiş bir adam. Kitaplara o kadar aşık ki, insanlardan daha fazla değer veriyor onlara. Üniversiteden gelen derslere gir taleplerini onları küçük görerek reddediyor. Aseksüel bir kimliğe sahip denilebilecek bir adam. Therese: Peter Kien’in yaklaşık sekiz yıl hizmetçiliğini yaptıktan sonra kurnazlık yaparak kien’i tavlıyor. Entelektüel bir tavlama bu, kitap aşkını kullanıyor kien’in. evin hanımı oluyor evlenir evlenmez. Aymaz bir kadın. Orta yaşlarının üzerinde(40’lı yaşların); ama kendisinin en fazla otuz gösterdiğini düşünüyor. Mavi kolalı eteğini ve altındaki kendisinin çok beğendiği etekliğini hiç çıkarmıyor. Oldukça paragöz bir kadın. Nasıl Kien kitaplara aşık ise Therese de paralara… Kapıcı: Polis emeklisi bir adam. Karısını sözlü, fiziksel şiddetle bezdirip ölümüne yol açıyor. Aynısını kızına yapıyor. Ensest ilişkiye dair birkaç kısımda ismi kızıyla geçiyor. Kızı da annesinin kaderini boyluyor. Paragöz bir adam. Kibirli ve şiddet yanlısı. Erkekliğin kadınları, sakatları, dilencileri dövmek olarak tanımlıyor. Para ve güç neredeyse onun savunucusu oluyor. Fischer(le): Ahmet Cemal’in çeviride belirttiği üzere fischerle’nin sonundaki ‘le’ bizdeki ‘cik’ anlamına gelmekte. Orijinal dilinin bozulmaması için kitapta ismi fischerle diye geçiyor. Fischerle, kamburu olan bir cüce. Satranç delisi, karısı fahişe ve pavyonda zamanlarını geçiriyorlar sürekli karısı ile. Fischerle de, kitapta kien’ler dışında herkesin olduğu gibi, paragöz. Kurnaz oldukça, ama bu kurnazlığını kandırabileceği kişilere karşı yapacak kadar da akıllı bir adam. George Kien: Peter Kien’in kardeşi eski jinekolog, yeni akıllı hastanesi baş müdürü. Eski mesleğinin bir getirisi olarak kadın düşkünü bir adam. Yeni işine de kendine aşık kadınların hastanedeki eski müdürünü(eski kocasını) öldürmesiyle kavuşuyor. Hastanesine aşık, delilerini müridi olarak görüyor. Onları iyileştirmeye çalışıyor, iyileşen deliler kendisine küfür ediyor. Gelelim kitabın içeriğine. Bundan sonrası fazlasıyla spoyler içerir.Kısa bir özet vereyim. Kitap yukarıda bahsettiğim karakterlerden Peter Kien ile Therese ile başlıyor. Kien günlerden bir gün, Therese’nin kitap istemesine şaşırıyor. En eski püskü kitaplarından veriyor. Kadın kitaba narin davranıyor. Kien’in şaşkınlığını şu cümlelerde görmekteyiz: “…kaç para ettiğini” demiyor, “ne büyük bir değer taşıdığını “ diyordu. Kitabın fiyatını değil, fakat içerdiklerinin değerini söylüyordu. Oysa kien ona hep kitaplığının bir yatırım olarak taşıdığı değerden söz etmişti şimdiye dek. Bu kadın onu ne denli aşağı görse yeriydi.” Birkaç gün sonra kadının kitabı beyaz eldivenlerle tuttuğunu görünce dayanamıyor ve evlenme teklifi ediyor. Kadın amacına ulaşıyor. Evlenir evlenmez kadın dört odalı evin, her yerinde kitaplık ve kitaplar olan evin üç odasını kendi üzerine alıyor. Adamın tüm malvarlığına el koymak istiyor, kitap böyle ilerliyor. Adamı nihayetinde evden de kovuyor. Kien sokakta bulunca kendini kitaplığını kafasına taşıyor ve kitapçılardan en önemli gördüğü kitapları satın alıyor. Bir gün “cennetin yıldızları” adındaki pavyonda soyguna uğruyor. Cüzdanını alan cüce ona geri iade ediyor barın dışında. Cüceyle efendi-köle ilişkisine giriyorlar. Cüce adamı her fırsatta sövüşlüyor, abd’ye gidip capablanca ile unvan maçı yapma hayallerinde yüzüyor. Kapıcı ile Therese ilişkiye giriyor. Kien, kendi kitaplığından kitaplarından kapıcı ile karısının ödünç servisine geldiğini görünce şok oluyor, birkaç gün önce cücenin adamlarından birisi karısının öldüğü haberini kien’e ilettiğinden. Kien, Therese’yi görmesine rağmen haberi aldığından itibaren ölü olduğuna inanıyor. … En sonunda tüm karakterlerin akıbeti belli bir şekilde Canetti olayı sonuca bağlıyor(çok kısa kestim, sıkıldım özetten). Kien, ulu heybetli kitaplığı ile birlikte kendini yakacak kıvılcımı evin halısına bırakıyor ve hayatında olmadığı kadar şen bir kahkaha patlatıyor. Kitap bitiyor

Baskı: Kayıp Hayaller Kitabı

Hasan Ali Toptaş'ın kendi geçmişinden, çocukluğundan, doğup büyüdüğü kasabadan beslenerek yazdığı bu romanda müthiş bir dil işçiliği var.Oldukça sıradan konuları öyle güzel betimlemelerle anlatıyor ki her cümlede kendinizi o kasabada buluyorsunuz.Bakın demedi demeyin bu adam bir gün Nobel edebiyat ödülü alırsa hiç şaşırmam. Kitap keşkelerin kitabı.Gerçekten de yitirilmiş hayallerin kitabı.

Seyrek Yağmur
6/1009.03.2016

Baskı: Seyrek Yağmur

Bir çırpıda biten 100 sayfalık bir kitap.İlk defa Barış Bıçakçı okudum.Kitap Rıfat adında biraz naif biraz anarşist biraz aşık kitapçı bir karakteri anlatıyor.Güzel bir kaç aforizmanın altını güzel doldurmuş.Ben beğendim ama başka bir kitabını okuyacağımı sanmıyorum.Boşlukta okunur.

Bir Delinin Güncesi
7/1009.03.2016

Baskı: Bir Delinin Güncesi

Aslı Erdoğan'ın Radikal gazetesindeki yazılarından ve denemelerinden oluşuyor kitap.Kitapta bahsi geçen olaylar çok uzak değil.Neredeyse 10-15 yıl öncesinde geçiyor.Diyarbakır cezaevinde öldürülen mahkumlar, her hafta coplanıp gözaltına alınan cumartesi anneleri, Manisa'da işgence gören lise talebeleri, şevkat operasyonları, ölüm oruçları. Toplumsal hafızanın tazelenmesi ve yakın tarihe ışık tutuyor kitap.

Allahın Askerleri
9/1006.03.2016

Baskı: Allahın Askerleri

Yaşar Kemal'in sokak çocuklarıyla yaptığı röportajlardan oluşan öykü kitabı. "ne bildi senin kim olduğunu, ne bildi senin aç olduğunu?" "bir tuhaf abi" dedi kaya, özür diler gibi. "biz birbirimizi nedense hemen tanıyıveririz.ya bir koku vardır, öteki insanlardan ayrı, ya bir ses, ya bir duruş. biz allahın askerleriyiz abi. allahın askerlerinin hali, durumu bir başkadır abi. allahın askerleri başkadır abi, başka..."

Hayal Kahramanları
8/1004.03.2016

Baskı: Hayal Kahramanları

Çocukluğumuzun kahramanlarının kültürümüzdeki yerlerini çok ilginç anektodlarla anlatıyor Sunay Akın.Bunu yaparken de o akıcı, okuyucuyu kendine bağlayan üslubunu bir an olsun elden bırakmıyor.Drakula, süpermen, şarlo, tommix, casper ve daha niceleri bu kitapta.

Harfler ve Notalar
9/1023.02.2016

Baskı: Harfler ve Notalar

İyi bir deneme nasıl olmalıdır sorusunun cevabı olabilecek kitap.Yazın sanatı üzerine Sartre'den Cioran'a çok fazla alıntıyla süslenmiş gerçek bir başucu kitabı

Mutlu Ölüm
7/1019.02.2016

Baskı: Mutlu Ölüm

Albert Camus "kendimiz olmaya zamanımız yok. ancak mutlu olmaya zamanımız var." cümlesiyle varoluşçuluğun dibine vurmuş bu kitapta. Kitapta baş karakter Patrice Mersault'nun Zagreus'u öldürdükten sonra çıktığı yolculuk ve Cezayir'e geri dönüşü anlatılır.

Ölümcül Kimlikler
8/1019.02.2016

Baskı: Ölümcül Kimlikler

Fransada yaşayan ve anadili islam dininin kutsal dili arapça olan, hristiyan lübnanlı yazarımızın kendi kimlik arayışıyla yola çıkarak yazdığı bu muhteşem denemeyi herkesin ama istisnasız herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum. Sene olmuş 2016.Hala "yunanlılar ebemizi ermeniler dedemizi kesti" şeklindeki nefret kültürünün bir nebze de olsa giderilebilmesi için. Ortaokul müfredatına bile sokulası bir kitap.

Zorba
10/1019.02.2016

Baskı: Zorba

Kesinlikle ölmeden önce okunması gereken kitaplardan.Uzun zaman olmuştu bu kadar güzel kitap okumayalı! Zorbanın anlattıkları, yaşattıkları, düşündürdükleri... Cümleler içime içime aktı resmen.Her satırın altını çizip defalarca okumak istedim.Alıntı da vermek isterdim ama neredeyse tüm kitabı çizdim.En güzeli alın okuyun

Rüzgârlı Pazar
8/1019.02.2016

Baskı: Rüzgârlı Pazar

Yoksulluğun kekremsi hikayesi. İrili ufaklı tüm karakterlerin çok canlı bir şekilde tasvir edilmiş olması belki bu kitabı böylesine güzel yapan, belki parasızlık ve hastalık gibi illetlerle uğraşmalarına rağmen hemen hepsinin, bir şekilde ayakta duruyor olmaları, belki de mutlu sonla bitmesi. Sebep hangisi olursa olsun, bu kitabın tüm olumsuzluklara rağmen insanın içini sıcacık yaptığı kesin; enfes bir eser. Cesur ile Nimet'in hikayesinin anlatıldığı bölümde yüreği olan herkesin gözlerini tuhaf bir biçimde dolduracağının garantisini verebilirim.

ÖncekiSayfa 1 / 2Sonraki