
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Ismarlama Bebek
Katil olmadan bitirebildiğim kitaplardan biri oldu ... Üniversitenin hukuk bölümünde okuyan genç bir kadının içine kaçan, onbeş yaşında ve akıl sağlığından ciddi derecede şüphe etmeme neden olan bir ergen kızın hikayesini okudum.. Turgut Vildan'ı üç sene önce kızın babasının şirketinde, sadece bir kaç saniyeliğine görüyor ve hemen aşık oluveriyor. Vildan üniversiteyi yeni kazanmış o zamanlar, Turgut bu nedenle kıza üç yıl boyunca yaklaşmıyor, neymiş biraz daha büyümesini beklemiş, değil üç yıl otuzüç yıl da beklese bu kız büyümez, adam nereden bilsin :) Daha sonra kızın karşısına çıkmaya karar veriyor, zar zor kızın ailesinin de baskısıyla bir cafe de buluşuyorlar, daha doğrusu kızın yaptığı bir oyunla kız onun beklediği adam olduğunu farketmiyor, Turgut'tan kurtulmak için kuzeninin yardımıyla ayarladığı sahte sevgili olduğunu zannediyor, Turgut oyunu fark ediyor ama bozuntuya vermiyor, hayatımda gördüğüm en saçma sahnelerden biriydi, daha adamın kendisini tanıtmasına fırsat vermeden, kim olduğunu biliyorum, hemen otur da oyuna başlayalım diyor, müneccimmisin sen masana gelen her adamın kim olduğunu hemen anlıyorsun, sonrasında, dokunmalar sarılmalar, aptalca samimi görünme çabaları yuh dedirtti resmen :) Benim nefret ettiğim bu tanışma sahnesinde, bizim Turgut 'un aşkı iyice depreşiyor, babasının şirketinin içinde bulunduğu zor durumundan yararlanarak borçların silinmesi şartıyla kıza evlenme teklifi ediyor, babasının çok hasta olduğunu ve ölmeden önce evlenip ona bir torun vermesi gerektiğini bunun için de Vildan'ı seçtiğini söylüyor, ve olaylar bu şekilde başlıyor.. Vildan'ın şımarıklıkları ,kaprisleri, hakaretleri, insanı çileden çıkaran tüm hareketlerine bu kadar katlandığım için , Turgut'tan önce kendimi tebrik ediyorum :) sürekli çocuk gibi mızmızlanan, şımarıkça hareketleri ve adama ettiği hakaretlerde limitleri zorlayan, ağzının üstüne çapma isteğimi her satırda depreştiren, bana kafayı yedirtip karakterlerle her saniye kavga etmeme neden olan bir kadın Vildan.. (sanırım artık bu isimden nefret edeceğim ) Turgut' ise pes dedirtti gerçekten, ben okurken dayanamadım bunca aşağılanmaya, sen nasıl dayandın be adam, bu kadar şımarık bir kızın her hakaretine nasıl olup da sürekli gülümsedin, iltifatlar yağdırdın, her kelimenle kızın egosuna tavan yaptırdın, seni anlamak gerçekten mümkün değil. Vildan, kitap boyunca adamın her şeyi zorla yaptığını söyleyip durdu, zorla evlenmemi sağladın, zorla öptün, zorla dokundun, zorla sahip oldun, ama bence istememde yan cebime koy gibiydi hareketleri, fakat vildan kendisine karşı dürüst olmaktansa, her fırsatta adamı aşağılamayı tercih etti, aslında evlenmek istemeseydi de kaybedilecek bir şey olmayacaktı sonuçta evlilik teklifini reddetseydi bile Turgut kızın babasının şirketine her halukarda ortak olup zor durumu atlatmasını sağlayacaktı,bunu kıza da söylemişti, yani istese hayır diyebilirdi Gelelim kitabın en önemli kısmına, Kuşadasında, Turgut'un Vildan'a zorla sahip olduğu sahneye, burada gerçekten düşünüldüğü gibi bir tecavüz olayımı yaşandı yoksa Turgut bu olayda tahrik indirimi alır mı ona okuyucular karar verecek, çünkü karşımızda ne istediğini bilmeyen,sınırları zorlayan ve her hareketiyle bir adamı kışkırmanın ötesine taşıyan bir kadın var. Bana göre tahrik indirimi almalı :) hocamın okuduğum kitaplarından en nefret ettiğim kadın karakterler Tuğçe ve Pınar'dı ama Vildan hepsini ezerek açık ara farkla ilk sıraya yerleşti... Ve Turgut, bir kadın karşısında kendisini bu kadar küçük düşüren ilk erkek olarak tarihe geçti,çok yazık oldu,senden gerçekten hoşlanabilirdim, üstelik bunun için tek kuruşunu istemezdim :) Fatih hocamın yazdığı bir kitaba bu şekilde yorum yapacağım aklıma gelmezdi, okumadığım üç kitabı var elimde dilerim onlar için bu şekilde bir yorum yazmak kısmet olmaz :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Aşk Yağmuru (Animal Magnetism, #1)
Çerezlik ama güzel bir aşk romanıydı diyebilirim, hikayemiz Idoha'nun Sunshine kasabasında geçiyor, Erkek karakterimiz Brady, kendisi kiralık bir pilot özellikle ortadoğuda savaş bölgelerinde görev yapmış, ailesi yok koruyucu aileler arasında dolaşmış ve şansına hep berbat ailelere denk gelmiş, yani zor bir çocukluk geçirmiş, bu nedenle bir yerlere bağlanma ve birilerine ait olma korkusu var, hiç bir yerde uzun süre kalamıyor, bir ev ve bir aile kurma düşüncesi yok, yani pembe panjurlar ona göre değil :) iki erkek kardeşi var Adam ve Dell , kardeş dediysem aralarında kan bağı yok, ama yıllar önce bu üç genç adamı himayesine alıp büyüten Sall sayesinde kardeşten öte bir bağ var aralarında. Adam ve Dell Idaho'nın Sunshine kasabasında yaşıyorlar, Dell Veteriner ve Adam Kurtarma timinde görevli fakat yaşadığı kötü bir olay yüzünden görevinden ayrılmış şu anda sadece hayvanlara eğitim veriyor, ayrıca esas kızımız Lilah la birlikte çalışıyorlar ve bu iki genç adam Lİlah'ı kızkardeşleri gibi seviyor. Gelelim esas kızımıza adı Lilah kendisi Sunshine kasabasında büyümüş ailesi ölünce onu büyükannesi büyütmüş, Las Vegas Üniversitesinden burs kazanınca soluğu orada almış, ama yaşadığı acı bir tecrübe ki bence ders niteliğinde olmuş okulu tamamlayamadan gerisin geri kasabaya dönmüş, kendisine ait bir hayvan bakım evi var,maddi zorluklar içerisinde burayı yürütmeye çalışıyor, biraz inatçı Adam ve Dell'den yardım almak istemiyor, hayvanlara hem bakıyor hemde kimsesiz hayvanlara yeni aileler buluyor, Aşk konusunda şanssız eskiye ait iki ilişkisi var ikisi de kasabadan ama bir şekilde yürütememiş ve bu nedenle kimseye bağlanmak istemiyor sadece kısa ve sonu düşünülmeyen bir ilişki istiyor ama uygun aday yok : ) Olaylar Brady'nin işinden bir süre izin alıp, Adam ve Dell'in ısrarlarına dayanamayıp tatilini Sunshine kasabasında geçirmek için yola çıkmasıyla başlıyor .... Brady ve Lilah'ın aralarındaki aşk güzel yansıtılmış, yazar erotizm'i bolca kullanmış ama okurken rahatsız olmuyorsunuz, aslında erkek karakterlerin arsızlığına alışığız ama bu kitapta kızımız biraz daha fazla arsız :)) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2015/04/ask-yagmuru-tanitim-ve-yorum.html
Baskı: Tersyüz
Kitap, Klasik Güzel ve Çirkin hikayesinden farklıydı bence, bu kitapta savaşın çirkin yüzü var, genç insanların,anlamsız ve asla kazananı olmayan bir Savaş karşısında yitip gittiklerini görüyoruz,kaybolan ruhların, yok olan yaşamların ardından,geride kalanların kıymetinin ve değerinin, bilincine varılmasını,okuyoruz, artık hiç bir şeye eski gözle bakamıyorsunuz herkesin ve her şeyin anlamı daha bir farklı oluyor.. Hikayemizin yakışıklısı ve nam-ı diyar yaralı yüzü Ambrose Young, kendisi lise son sınıf öğrencisi,okulun güreş takımında,oldukça başarılı ve bu başarısı kasaba dışına kadar ulaşmış, kendisi 1.92 boyunda 97 kilo ağırlığında,inanılmaz güzel bir vücuda ve tanrıları kıskandıracak bir yüze sahip, Bailey'in ona taktığı isimle tam bir Herkül :) Annesi tarafından terk edilmiş, üvey babası Elliott Young tarafından büyütülen ve çok sevilen genç bir adam, Hikayemizin tatlı kız Fern, Ambrose ile aynı lisede okuyor, çocukluklarından beri aynı kasabada yaşıyorlar,kendisi, güzel, akıllı, Bailey'in kuzeni, geleceğin yazar adayı ve çocukluğundan beri Ambrose aşık, ondan başkasını gözü görmeyen,kalbi de aşkı da güzel bir kız, gerçi lise zamanlarında çokta dillere destan bir güzelliğe sahip değil,kendisi de bunun farkında ve bu yüzden asla Ambrose'a sahip olamayacağını düşünüyor, ama işler zamanla tersine dönüyor... Belkide hikayede en çok sevilenlerden biri Bailey, Fern'in kuzeni, kendisi Duchenne kas distrofisi hastası,on yaşında bu hastalığa yakalanmış, bu tarz hastalar genellikle yirmili yaşlar kadar yaşayabiliyorlar,birilerinin yardımı olmadan parmağını bile kıpırdatamıyor, Bailey bu gerçeği biliyor ve zamanla kabullenmiş, Fern, kuzeninin eli ayağı olmuş durumda,yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, doğduklarından beri birlikteler, kuzenden öte kardeş gibiler, birbirlerinin tüm sırlarını bilir, hayatlarına dair her şeyi paylaşırlar.. Bailey hikayenin en mantıklı karakterlerinden,herkesin ne düşündüğünü ne hissettiğini bilir, hayatlarına direk müdahale etmeden neler yapabileceklerini zeki ve sivri diliyle söyler,doğru yola getirmeye çalışır,çocukluğundan beri aşık olduğu , evlenmeyi düşündüğü birisi var, Fern'in okul arkadaşı ve okulun en güzel kızlarından biri Rita .. Hikaye 11 eylül saldırılarından sonra, Ambrose'un kendini ve geleceğini sorgulamasıyla başlıyor, bir anda orduya katılmaya karar vermesi ve yanında arkadaşları Connor, Paul, Grant, ve Jesse' yi de sürüklemesi, hayatının dönüm noktasını oluşturuyor, çünkü geriye , yaşadıkları kasabaya,sadece içlerinden birisi geri dönebiliyor,eski halinden eser kalmayarak,geride, gençliğini,dostlarını,yakışıklı yüzünü,ve ruhunu bırakarak, Ambrose için asıl savaş bundan sonra başlıyor.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Köken (Lux, #4)
Kapıların kapanmasının Kat'i benden ayırmasının üstünden otuz bir saat, kırk iki dakika ve yirmi saniye geçmişti. Onu en son otuz bir saat,kırk iki dakika ve on saniye önce görmüştüm .. Daemon için zaman işte o andan itibaren durdu, bu nedenle Daemon çok sinirli, çok öfkeli , önüne çıkan herkesi yok etmeye hazır, çünkü Weather Dağı'n da işler yolunda gitmedi ve Kat Daidalos'un elinde ... Serinin diğer kitapları çok iyiydi ama bu dördüncü kitaba bayıldım, sona yaklaşırken gerçekten de herkesin safı belli oluyor, en yakınındakilerin ihanetini öğreniyorsun, kayıplar yaşanıyor, köken çocuklar ayrı bir felaket. Ve koca bir şehri Las Vegas'ı cehenneme çevirdiler tam beyaz perdede izlenecek bir sahneydi, sonunda ise gökten gelen yüz binlerce yeni ziyaretçiyle savaş başlıyor ... Son kitap için sabırsızlanıyorum Black'lerin tercihi kimden yana olacak , köklerini mi yoksa insanlarımı seçecekler :) Daemon ve Kat her zaman ki gibi harika aralarındaki aşk ve tutku sınır tanımadan soz hızla devam ediyor.. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/
Baskı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Kurtlara Söyle Eve Döndüm benim tam puan verdiğim bir kitap, ilk sayfalardan itibaren o duygu yoğunluğunu hissediyorsun, özellikle sonlara doğru beni çok ağlatmıştı :( kitap hakkında hiç bir bilgiye sahip değildim alırken, eşcinsel temalı bir kitap olduğunu bile anlamadım, arka kapak tanıtımında bir şeyler beni etkiledi ve mutlaka okumalıyım demiştim.. Eşcinsel temalı bir kitap ama cinsellikten çok işin duygusal yanının ön plana çıktığı bir konusu var, bunu neden söyledim çünkü bazı arkadaşlarımın sorduğu ilk şey eşcinsel sex sahneleri çok mu olmuştu, bende bunu soruyorsan zaten alıp okuma demiştim onlara :) Olaylar sadece üç kişi arasında geçmiyor, June'ın dayısı Finn'e olan duyguları Finn'in Toby'e olan duyguları, June'ın ailesi ve özellikle kız kardeşi ile olan ilişkisi, her detayı çok güzel anlatmış yazar. Özellikle Finn'in ölümüne kadar Toby'i aileden gizlemesi, June evine geldiğinde, Toby'nin tüm bu zaman boyunca onları rahatsız etmemek adına, alt katta gizlendiğini okuduğum kısım beni çok ama çok etkilemişti :( aslında bence Homofobik'ler okumalı bu kitabı belki ön yargıları kırılabilir ayrıca Homofobik ne çirkin bir kelime hiç sevmiyorum :(
Baskı: Gümüş Öpücük
Kapağını görünce beğenip aldığım, içeriğinin de hoşuma gideceği yanılgısına düştüğüm bir kitap oldu, açıkçası beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitabın kısa olmasından ve hikayeyi kısa tutma çabasındanmıdır bilemedim ,Zoe ve Simon'ın olduğu sahneler çok tatmin etmedi beni, yani aşklarını hissedemedim, yazar aralarındaki duyguyu çekimi yansıtamadı diye düşünüyorum. Hikaye heyecansız, kahramanlar soğuktu üstüne birde final hayal kırıklığı oldu :(
Baskı: Keşke Gerçek Olsa
Çok uzun yıllar önce okuduğum bir romandı :) Kitapta geçirdiği bir trafik kazası sonucu,komaya giren acil servis doktoru Lauren'ın sıra dışı hikayesi anlatılıyor, sıra dışı diyorum çünkü Lauren'ın, kalbi aslında kaza sırasında durmuştu, ve müdahale eden ekip genç kadının bedenini tam morga götürmek üzereyken birden nefes alp verdiğini fark etmiş, olaylar da bundan sonra başlamıştı.. Lauren yapılan ameliyat sonrasında bir türlü uyanamamış ve komaya girmişti, fakat asıl olay kadının bedeni koma halindeyken ruhunun özgürce dolaşabilmesi dir, kimse onu farketmeden istediği yere gitmektedir. Romanımızın erkek karakteri Arthur, bu ikilinin tanışmaları inanılmaz bir şekilde oluyor nasıl mı , Lauren'ın ruhu Arthur'un evinde, bizzat adamın kıyafet dolabında bitiveriyor, aslında genç kadın Arthur'un kendisini görebilmesine şaşırıyor. Ve şu sözler dökülüyor dudaklarından; "Söyleyeceklerimi anlamak kolay değil, kabul etmekse olanaksız: ama öykümü dinlemeye, bana güvenmeye razı olursanız, belki sonunda bana inanırsınız: ve bu çok önemli, çünkü farkında değilsiniz ama dünya üstünde bu sırrı paylaşabileceğim biricik insan, sizsiniz.” Hikayenin gerisini Arthur'la birlikte bizde öğreniyoruz :) Devam Kitabı " Sizi Tekrar Görmek" henüz okuyamadım
Baskı: Kötü Çocuklar #2 -Tutkudan Sırlara
Bu kitabı ilkinden daha çok beğendim,aşk üçgeni oldu sana aksiyon macera filmi :)hoş aslında ortada bir aşk üçgeni de yok en azından şimdilik. Cash ‘in gıcık olivia’ya duyduğu aşk inanılmaz güzeldi onu koruma içgüdüsü yüzünden neredeyse kafayı yiyecekti, bu kitapta ikizlerle ilgili bazı soruların cevaplarını bulurken sonlara doğru bir telefon sahnesi var ki hepten kafamız karışıyor kötüler iyiye dönüşürken, iyilerin gerçekte ne kadar iyi olduğunun cevabı ise üçüncü kitaba kalıyor, anlıyoruz ki hiçbir şey göründüğü gibi değil .. Yazarın hayal gücü hoşuma gitti her sayfada okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor, kitabın tanıtımına aldanmayın bence hemen başlayın : )) Bu arada Cash bana başka bir kitap karakterini hatırlattı her sayfada Daemon Black’i görür gibi oldum , Daemon’ın Katy’e olan tutkusu ve koruma içgüdüsü geldi aklıma, ama tabi Katy Olivia’dan çok daha tatlıydı : )
Baskı: Sırlar Aşka Engel Mi? (Writers, #3)
Geçmişte yaşanan büyük bir acı ve yıllar sonra bu acının küllerinden doğan güçlü ve harika bir aşk, çok güzel bir kitaptı, yazar Maddie ve Mick'in aşkını, aralarındaki cinsel çekimi, geçmişlerinin üzerlerinde bıraktığı psikolojiyi çok iyi anlatmış, yazarın daha önce , “Aşk Yeniden” adlı kitabını okumuştum ve pek beğenmemiştim ama bu kitabı sevdim :)
Baskı: Hayalet Sevgilim
Yazarın dilini biraz ağır buldum ama kitap güzeldi , Arafta kalmış iki ruh, ikiside birbirlerine dokunamıyor çünkü bunun için yaşayan ve ruhunu terk eden birilerinin bedenlerini ele geçirmek zorundalar, doğrusu ikisinin bulduğu bedende birbirinden vahimdi, ama bu bedenleri bulmalarındaki amaç kitap ilerledikçe ortaya çıkmaya başlıyor ve dört kişinin hayatı tümden değişiyor.
Baskı: Kördüğüm
Güzel bir kitaptı ama çok daha güzel olabilirdi diye düşünüyorum, yazarın bugün ve geçmiş zaman dilimlerini birbirine bağlamasını sevdim, karakterler arasındaki aşk ve birbirlerine olan bağlılıkları güzel aktarılmış. Kitabı okurken, Naomi’nin konuşmaları ve düşüncelerini aktarış şekli bana soğuk ve ruhsuz gelmişti, biraz daha yoğun dram katılabilirdi diye düşünmüştüm ama sonra fark ettim ki aslında Naomi olayları anlatırken üçüncü kişinin gözünden anlatıyor,yani onları bir başkası yaşadığı ve olayların merkezine kendisini koymadığı daha doğrusu koyamadığı için bu kadar soğuk ve ruhsuz.. Okurken bir süre sonra bazı şeyleri anlıyor, ortada bir tuhaflık döndüğünü fark ediyorsunuz, bazı olaylar yada konuşmalar karşısında sizin de kafanız karışıyor acaba az önce yaşananlar gerçekten oldu mu diye : ) Aslında yazar çok önemli bir konuyu kaleme almış, bir süre güzelde götürmüş ama sonunu aceleye getirmiş, yaşananlar hakkında biraz daha detay verilse, ve gerçeklerin ortaya çıkmasından sonraki süreci biraz daha okuyabilseydik iyi olurdu diye düşünüyorum : )
Baskı: Aşka Zaman Ver
Beğendiğim bir kitap oldu,yazarın dili akıcı konusu güzeldi, iki adamın birbirlerini kıskanmaları hoşuma gitti zira iki adamda aynı kişiydi 7 yıl önceki hali ve 7 yıl sonraki hali :) özellikle kitabın sonuna bayıldım 7 yıl sonra Chuck'ın odanın ortasında birden bire durup o anda olması çok iyiydi , kitabın kusuru kısa olmasıydı biraz daha detaylandırılarak ve kadın karakterin biraz daha ağır olmasını sağlayarak daha da iyi bir şeyler çıkardı ortaya diye düşünüyorum, zira kızımız iki adamada tabiri caizse atladı hemen :)
Baskı: Sana Aşık Değilim
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı ve çok beğendim. Lal, çok güzel,çok güçlü ama aynı zamanda bir çocuk kadar kırılgan bir kadın,yıllardır içini kemiren intikam duygusu hayatının merkezi haline gelmiş,fakat canını yakmak istediği,ailesinin yaşadığı felaketten sorumlu tuttuğu Kenan’ı hayatına dahil ettiğinde, intikam yerini aşka bırakıyor.. Kenan soğuk ve acımasız bir adam, her hareketi ve konuşmasıyla bunu açıkça belli ediyor kitap boyunca okurken bile insan tırsmıyor değil : ) geçmişte yaşadıkları yüzünden kadınlara karşı acımasız, aşk kelimesi sözlüğünde bile geçmiyor, ta ki Lal o sözlüğe dahil olana kadar : ) Lal’in kitap boyunca geçmişi ve sevdiği adam arasında bocalaması, başlarda işbirliği yapmaya kalktığı fakat sonunda bin pişman olduğu Erdal denen o pisliğe karşı elinden geldiğince karşı koyması , sert duruşu hoşuma gitti, ama yinede düşünmeden edemiyorum o gece otel odasının kapısı vurulduğunda en kötü senaryo gerçekleşseydi sonuna kadar gidermiydi diye : (
Baskı: Gece Nöbeti
Yazarın okuduğum en iyi kitaplarından biriydi,konusu gereği tıbbi terimler kullanılması biraz sıkabilir ama kitabın iyi oluşu bunu göz ardı etmenize neden olacaktır :) Bir grup,yaşlı ve zengin adamın,daha uzun yaşamak ve aynı zamanda genç kalmak için yapmayacağı şey yok sanırım, ama bunun için yapılan deneylerin bedelini, kendileri ve sokaklarda yaşayan kimsesiz genç kadınlar fazlasıyla ödüyor,kendilerine doktor diyen bir grup katilin,genç kızların rahmine bıraktığı o tuhaf varlıklar, bir süre sonra yaşlıların zamanla çıldırıp hareketlerini kontrol edememeleri,intiharlar,ölümler.. Ve tüm bu olayların ortasında güzel ve iyi bir kadın doktor Toby Harper, gözü pek bir kadın olayların üstüne gitmekten korkmadı,ama başının bu kadar derde gireceğini ve yaşayacağı korkunç deneyimi oda tahmin etmemişti eminim :))
Baskı: Sır (Highlands' Lairds, #1)
Çok kötü değildi ama beklediğim kadar iyide değildi,çok fazla ayrıntılara boğulmuş bir kitap, Judith ve Iain'ın aşkından çok doğum yapan kadınları görmek mümkün,birazdan bende doğururmuyum acaba stresine sokuyor insanı : )) Ayrıca karakterlerin aşkı bana pekte tutkulu gelmedi yazar özellikle Judith'i bazen zeki bazende hiç olmayacak sahnelerde tam bir aptala çevirmiş özellikle Iain ile olan ikili sahnelerde :)) En çok Beğendiğim sahne ise evlendikleri sahneydi,heyette her kafadan bir ses çıktı kim evlendi, kim evet dedi,kim kimi kutsadı, belli olmadı karmakarışık ama çok tatlı bir sahneydi :))
Baskı: İlişki Durumu: Karmaşık (Truly, Idaho, #1)
Bu yazar beni çok şaşırtıyor ikinci kitap ne kadar harikaysa bu birinci kitap o kadar felaketti, bitene kadar ter döktüm resmen :) Karakterler tam bir gelgit akıllı, Delaney'in yıllar önce Nick'le yaşadığı bir olay yüzünden kasabayı terk etme nedenini anlıyorum, ama zorunlu bir dönüş yaptıktan sonra, resmen Nick'i sağ eliyle çağırırken sol eliyle kovaladı : ) Ayrıca Nick'in geçmişi yani babasıyla olan hikayesi bana pek mantıklı bir kurgu olarak gelmedi o kısımda bir zorlama var gibiydi
Baskı: Final (Fısıltı, #4)
İlk kitaptan sonra seri tam bir hayal kırıklığı oldu, daha heyecanlı daha hareketli bir son bekliyordum ama olmadı, özellikle final sahnesi tam bir fiyaskoydu, bayan nefil bir gecede kılıç ustası oldu mübarek :) Spoiler vermeden söylemek gerekirse iyi taraftan bir kişiyi öldürdü yazar , diğerleri şerbetliydi galiba piyango o fedakar karaktere vurdu, bari ölüsüne saygı duysaydınız, cehennemin ortasında senin için hayatını veren birinin bir kaç yüz metre ötesinde aniden ilanı aşklar vıcık vıcık aşk sözcükleri girdi devreye, birden ne oluyor neredeyim ben dedim : )) Ayrıca tüm kitaplarda Patch'e fazla yer verilmediğini düşünüyorum,yani erkek karakterin ağırlığını tam anlamıyla hissedemedim, ve Nora hiç ısınamadığım kadın karakterler arasında yerini aldı :)
Baskı: Direniş (Lux, #5)
Her kitabından ayrı, ayrı zevk aldığım, satırlarını gözümü kırpmadan okuduğum,harika bir seriydi. Final kitabı olan Direniş’e bayıldım, yazar karakterlerin ve konunun ayarıyla oynamadan harika bir son yazmış,hareketli sahneler hiç bitmedi, Daemon ve Katy aşkı katlanarak devam ediyor,Luxenler, Arumlar, Kökenler ve İnsanlar son kozlarını oynuyor,bu kitapta iyinin ve kötünün ayarı biraz kaydı, iki ezeli düşman Luxen ve Arum , kötü Luxenler’e karşı birleşiyor ve savaşın seyri tamamen değişiyor , ayrıca Saplantı kitabının kahramanları Hunter ve Serena’yı görmek ayrı bir zevkti, evlerinin başına gelenlere gerçekten üzüldüm harika bir evdi : ) Bu tarzı seviyorsanız bence mutlaka okumalısınız,karakterlerine aşık olacak,o grubun bir parçası olmak isteyeceksiniz : )
Baskı: O Gecenin Ardından
ilk bölümleri yeşilçam melodramlarıı hatırlattı bana ama hikaye Faith’in kasabaya dönmesinden sonra çok hoşuma gitmeye başladı. Faith'in ,çocukluklarından beri Gray ile aralarında olan çekim inanılmaz güzeldi , bir yandan kendisinin ve ailesinin adına temize çıkarmaya çalışırken diğer yandan Gray ile birbirlerine karşı duydukları duygusal ve cinsel açlık, üstelik daha birbirlerine dokunmadan hissettikleri o yoğunluk çok güzel anlatılmıştı ,Gray’ den nefret mi etmeli yoksa sevmeli mi bilemedim acımasız bir yanı var ama neyse ki duygusal yanı daha ağır bastı .. macera, aşk , gerilim kısaca film tadında güzel bir kitaptı
Baskı: Adı Aşk Olmalı
Gabrielle’nın sakin bir hayatı vardı,sevdiği bir işi,kendi yaptığı özel yağları, az çatlak annesi ve meditasyonlarıyla mutlu mesut yaşarken, birden bire hayatı, hırsız olma ihtimali olan bir ortak, baş belası ve seksi bir dedektif ile tepetaklak oluverir ve aşk kapıyı çalar : )
Baskı: Kusursuz (Second Opportunities, #2)
çok güzel bir kitaptı, her sayfasından zevk aldım özellikle bir havaalanı sahnesi vardı ki bitmesin diye satır satır okudum :))
Baskı: Kağıt Kız
İlk başlarda fantastik bir kitap mı acaba diye kafa karışıklığına sebep olan, finalinde ters köşe yapan eğlenceli, maceralı bir kitaptı, Milo’nun arkadaşını uçurumun kenarından almak için yaptıklarına hayret ettim :)
Baskı: Sapphique (Incarceron, #2)
Olaylar ilk kitaptaki kadar heyecanlıydı, dışarı çıkmayı başaranlar kadar içeri girme şanssızlığında bulunanlarda oldu, Dışarısınında aslında hiçte göründüğü gibi olmadığını anladıkça herşey daha bir anlam kazanmaya başlıyor , herşey aslında bir yanılsamadan ibaret, hiç bir şey göründüğü gibi değil Incarceron, seni avuçlarımda tutmak nasıl bir his acaba :)) Ne yazık ki yazar kitabın sonunu iyi bağlayamamış, yani bu kadar harika bir hikaye ancak bu kadar basit bir şekilde bitirilebilirdi, mutlaka üçüncü bir kitap olmalıydı, şimdilik ufukta görünmüyor ama belki yazar fikrini değiştirir kimbilir İkinci kitaptada favori karakterlerim değişmedi Keiro ve Attia : )
Baskı: Incarceron (Incarceron, #1)
Yazarın harika bir hayal gücü var, paralel boyutların birinde bir dünya yaratmış adı Incarceron , milyonlarca insanın daha doğrusu milyonlarca mahkumun ve yarı insanlardan oluşan yaratıkların sefalet ve acı içerisinde yaşadığı canlı bir dünya. Nefes alıyor , konuşuyor, planlar yapıyor, kötü ve oldukça da zeki, içeridekilerin çıkış yolunu bulabilmeleri için hiç şansları yok gibi görünüyor .. Kitap Fantastik olmanın yanısıra birazda spiritüel diye düşünüyorum, zira kendi içimizde yarattığımız böyle bir dünyadan ve mahkumiyetten kurtulmanın yani gizli çıkış kapısını bulmanın tek yolu yine biziz mesajını veriyor Mahkumların dilinde iki sözcük var Dışarısı ve İçerisi ve hepsinin hayali yıldızları görebilmek .. Bence kitabın esas kahramanları Keiro ve Attia.. Finn ve Claudia ikilisinden daha çok sevdim onları özellikle Claudia' dan nefret ettim :)