Satıgül Yüksek
@Satıgül Yüksek

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Son Şansım - (Sonsuz Düşler Serisi, #2)

Serinin ilk kitabını daha bir sevmiştim, bu kitapta aradığımı pek bulamadım maalesef, öncelikle belirteyim, Nisan ilk kitaptaki Mayıs karakterinin kız kardeşi, ne hikmetse bu serinin kadın karakterleri aşklarını hep tuvalette buluyor, bu kitapta da tez canlı kızımız belki camdan girmeye çalışmadı ablası gibi ama kapıları karıştırdı, ve hayatının aşkıyla karşılaştı :) Nisan, sevgilisi tarafından terk edilen ve aşk acısı çeken ergen karakterli bir kızımız, bir yandan da ablasına yük olmamak için iş peşinde koşuyor, ve akabinde eniştesi Arın sayesinde genç bir iş adamı olan Kuzey'in asistanlık görevi için işe başlıyor, fakat birde ne görüyoruz , yeni patronu Kuzey, yanlışlıkla girdiği erkekler tuvaletinde karşısına çıkan yakışıklı jönümüz :) Nisan'ın ilk andan itibaren hareketleri çok itici geldi bana, çocukluktan ergenliğe geçiş dönemini atlatamamış biri gibi göründü gözüme, Kuzey' e olan davranışları bir tuhaftı, adam patronumu, askerlik arkadaşımı belli değil, bir an adamla konuşurken, hemen akabinde boynuna sarılıp selfie çekmeye çalışıyor, böyle bir kıza ne denir bilemedim :) Kurgusu zorlama geldi, özellikle erkek karakterde aradığımı bulamadım, malum genelde sert ve bir bakışıyla dağları deviren erkek karakterlere alışık olduğum için, Kuzey ben de sönmüş balon etkisi yarattı, kendine güvensiz ve çocuk ruhluydu ... Aslında yaşı daha genç olan arkadaşların okurken eğleneceğini düşünüyorum :)

Baskı: Son Çarem - (Sonsuz Düşler Serisi, #1)

Yazarın, Sonsuz Düşler Serisinin ilk kitabı, bir iki bölümünü ütopik bulmama rağmen, her satırında bolca eğlendiğim bir kitap oldu :) Mayıs bir karadeniz kızı, kardeşi Nisan'la birlikte yaşıyor, en büyük derdi işsizlik, ya bir an önce bir iş bulacak ya da Trabzon'a ailesinin yanına geri dönecek, fakat bir mucize eseri ki burası ütopik dediğim ilk kısım :) İş adamı Akın karşısına çıkıyor, ona abisi Arın'ı takip etmesini, ve attığı her adımı ona rapor etmesini söylüyor, Mayıs bu hayatta ajan olabilecek en son isim, sakar mı sakar, geveze mi geveze, üstelikte dik başlı, zaten ilk gün tam bir fiyasko ile sonuçlanıyor, kendisini, rezervasyonu yok diye almadıkları, fakat Arın'ın içeride yemek yediği bir restorana, tuvalet camından girerken buluyor, o da yetmezmiş gibi içeride bulunan Arın'ın kucağına düşüveriyor, ve bir bomba daha, gazetecilerin flashları yüzlerinde patlıyor ki bu sahnelerde ütopik dediğim diğer kısımlardı :) O saatten sonra yapılacak tek bir şey kalıyor, ya bu ikili bir süreliğine sevgili rolü yapacak, ya da Arın bir tuvalet sapığı olarak tarihe geçecek :) Roller gerçeğe dönüştükçe, aralarında başlayan aşk maalesef ki aynı zamanda yalanlara gebe, zira Arın aslında Mayıs'ın kim olduğunu ve hayatına nasıl girdiğini öğrenirse bu aşk başlamadan bitmiş olacak ..

Asi
10/1024.06.2017

Baskı: Asi

Bazı eksikleri olmasına rağmen, severek okuduğum bir kitap oldu, zira serinin ikinci kitabını merakla beklemekteyim, yazarın iyi bir kalemi var, betimlemeleri ve karakterleri sevdim tam tadındalar... Hazar ve Kayla'nın çok zorlu bir hayatı olmuş, Kayla'nın onu terk eden bir annesi ve alkolik bir babası var, içe kapanık, asosyal modunda bir kız, tek bir arkadaşı bile yok, bir yandan okuluna devam ederken diğer yandan babasına bakmaya çalışmış, ama keşke hiç bakmasaymış diyorum, zira adamın yıllarca, ne alkoli, ne kumarı ne de dayağı bitmemiş ve tüm bunlar Kayla'da derin yaralar açmış.. Hazar ise çocuklarından bir haber olan ilgisiz bir aileye sahip, babasıyla olan bir tartışması sonucu kendisini sokaklarda buluyor ve zamanla bilumum her pisliğe az çok bulaşıyor, en sonunda çember adında bir kulübün üyesi olarak buluyor kendisini, ve ne yazık ki, hayatında en başarılı olduğu konu ise kağıtlar, yani kumar... Kayla ve Hazar'ın İlk karşılaşmaları bir sokak kavgasının ortasında oluyor, kızımız cüssesine bakmadan, Hazar'ı dövmeye niyetli bir grup çocuğa kafa tutuyor, aklınca Hazar'ı korumak niyetinde, ama gelin görün ki, onu kurtaran yine Hazar oluyor :) akabinde ikili aynı okulda yeniden karşılaştıklarında Kayla bu gencin bir anda hayatına dahil olmasının şaşkınlığını yaşıyor, ama bilmediği bir gerçek var ki, Hazar aslında Kayla'nın sahibi, üstelikte çok çirkin bir pazarlığın sonucu .... Kitabın en büyük eksiği mekan tasviri , yani kurgu hangi ülkede, hangi şehirde geçiyor belli değil, neden orada bulundukları belli değil, Hazar ve Kayla türk, ama okuldaki diğer herkes yabancı isimlere sahip, o konuda ikinci kitapta bir tamamlanma bekliyorum, bu nedenle puan kırmadım :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/2017/06/asi-yorum.html#more

Baskı: Sen, Ben ve Bir Hafta Sonu

Beni hayal kırıklığına uğratan bir kitap oldu diyebilirim, zaten ince bir kitaptı, üzerine birde gereksiz bolca diyaloglar serpiştirilince ne aşka yer kalmış ne tutkuya, en azından ben hissedemedim :) Milyarder iş adamı Daniel Moretti sevgisiz büyüyen bir adam, hayatında olan ya da olacak olan herkesin sırf ondan faydalanmak için yanında olduklarının farkında, özellikle kendi ailesinin, kendisi de zaten bir şekilde bu gidişata ayak uydurmuş durumda. Tarih profesörü Charlotte Doherty, annesini kaybetmiş, ondan geriye sadece bir çiftlik evi kalmış, ailesiyle tek bağı o ev, fakat işgüzar kardeşi Michael çiftliği Daniel'e satıyor ve bizim kızda onu geri almak için ne gerekiyorsa yapmak niyetinde, amaç para teklif etmek hatta Daniel in verdiğinden de fazlasını vermeye hazır ama Daniel'in verdiği tek cevap hayır oluyor , onun istediği tek şey bir hafta sonu ailesiyle birlikte geçireceği bir kokteyl de ona eşlik etmesi... Maalesef klişe bir hikaye, sadece bir kaç süren bir ilişki, akabinde hızlı gelişen, bana hiç bir şey hissettirmeyen bir aşk :))

Aşkın Adı Yahya
9/1012.06.2017

Baskı: Aşkın Adı Yahya

" Karım olmaya karar vereceğin günü bekliyorum. O gün geldiğinde, nefesini benim ciğerlerimden çekeceksin." Çok sevdiğim bir yazarın güzel bir kitabını daha bitirdim, kalemindeki doğallığı ve günlük konuşma dilini seviyorum, eğlenceli, sıcak ve içten geliyor bana :) Bu kitabımızda, yaşadığı platonik bir aşka kendisini fazlaca kaptırıp hayata küsen, bu uğurda yaşadığı şehri bile değiştiren bir adamla, onu ilk gördüğü andan itibaren seven ve elde etmek için her şeyi göze alan, deli mi deli bir Esra karakterimiz var :) Esra sırf sevdiği adama yakın olabilmek adına üniv. için Düzce ye gider ve yurda yerleşir, ama okulda çıkan bir karmaşadan sonra kader bu iki genci aynı evde bir araya getirir, okul bitene kadar misafir olacaktır Esra Yahya'nın evine ve tabi şansı yaver giderse gönlüne de.. Aslında Yahya'nın Esra ya bir anda aşık olması biraz hızlı oldu sanki, yani kız evini temizledi iki yemek yaptı diye birden adamın kafası karıştı, tamam hayatına bomba gibi düştü kız, adamın bildiğin düzeni değişti, üstüne üstlük çatlak ve sevimli annesi de eşşeğin aklına karpuz kabuğu düşürdü ama ne bileyim azıcık hızlı gelişti işte :) Diğer yandan Esra'ın aşırı fevri hareketleri hem beni hem Yahya'yı bayağı delirtti, tamam kızı anlıyorum platonikte olsa adamın ilk aşkı ile aynı mahallede oturmak ve o kızı neredeyse her gün görmek insanı huzursuz eder ama bence Yahya'nın aşkına inanmalıydı, zira yaptıklarıyla bunu fazlasıyla kanıtladı, ama kızımız adamı çok zorladı ve neredeyse her şeyi mahvediyordu :) Yahya ve Esra ile aslında İEBD kitabından tanışıyoruz,Esra İsmail'in yeğeni Yahya ise İsmail in en yakın hatta tek dostu :) Yazarın kitaplarını okumaya son hız devam :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Deli Divane
8/1005.06.2017

Baskı: Deli Divane

İsmail ve Yahya'yı okuduktan sonra onların bir tık altında kalan bir kitap oldu benim için, ama kurguya dahil olan babaanne sayesinde oldukça renkli zamanlar geçirdim diyebilirim :) Hiç bir lafın altında kalmayan, şımarık çenebaz Yeliz'le, kadınlardan pekte haz etmeyen, ama çenesi en az Yeliz'in ki kadar kuvvetli olan yağız bir karadeniz erkeği Mehmet'in aşkını anlatan eğlenceli bir kitaptı.. Yeliz aile şirketinin bir projesinde yer almak ve kendini kanıtlamak istemektedir, bunun için yapılacak bir turizm tesisi için iş adamı Mehmet Gürmanoğlu ile ile görüşmeye gider, kim olduklarını bilmeden bir tesadüf sonucu karşılaşan bu ikilinin eğlenceli birlikteliğine, Mehmet'in hınzırca planları sayesinde dahil olan, babaannemiz Rabia Sultan kitabın en tatlı karakteri, çok sevdim ben babaanneyi, lafını sakınmayan, ağzı biraz bozuk cin gibi bir kadındı :) Kitabın önemli bir sahnesi vardı, ikilinin yakınlaşmasıyla ortaya çıkan bir gerçek ki bende öğrendiğimde şaşırmıştım, zira başından beri farklı bir Yeliz karakteri çizildi, masumiyet anlamında söylüyorum, Mehmet birlikte geçirdikleri zaman zarfında kızın masumiyetine dokunamamak için kendisiyle çok mücadele etmiş, sürekli kızdan uzak durmaya çalışmıştı, fakat sonunda böyle bir şeyle karşılaştığında neye uğradığını şaşırdı, o anki öfkesiyle kıza verdiği tepki biraz fazlaydı belki ama onu anlayabiliyorum, mesela düşünün, kızın koluna konan sineği bile kıskanan, sevdiğime dokundu diye söylenen bir adamın, böyle bir olayı sindirmesi biraz zaman aldı haliyle .. Nehir Erdem sevdiğim yazarlardan biridir ve çıkan kitapları mutlaka takibimdedir :)

Baskı: Kalbim Sende Kalmış - (Kayıp Şehir, #4)

Bu kitapla, Kayıp Şehir Serisini tamamlamış oldum, yazarın gerçekten iyi bir kalemi var, çıkacak olan kitapları mutlaka takip edilmeli, gerçi iki kadın karaktere takmış durumdayım ve son kitabın kurgusunu biraz zayıf buldum ama bu yazarın güçlü bir kalemi olduğu gerçeğini değiştirmiyor.... Ali ve Arya çocukluktan beri arkadaşlar, zira aileleri çok yakın dostlar, Ali'nin babası Kimliksiz kitabınındaki Adem, Arya'nın babası ise Pinokyonun Rüyası kitabındaki Ömer karakteri, bu iki genç zamanla birbirlerine karşı arkadaştan öte duygular hissetmeye başlıyor, aslında bu duyguları ilk hisseden Ali oluyor, fakat yanlış anlaşılmalar ve bir türlü birbirleriyle yüzleşememeleri sonucu aşklarını bir türlü yaşayamıyorlar, Arya yurt dışında okumaya giderken Ali kendisini "Kayıp Şehir Kulübündeki" işine veriyor ama arkadaşlıkları her zamanki gibi yakın devam ediyor, ta ki Arya'nın ülkeye kesin dönüş yaptığı gün yanında nişanlım diye getirdiği Daniel devreye girene kadar, işte ondan sonra Ali artık ipleri eline alması gerektiğini anlıyor... Girişte de söylediğim gibi serinin diğer kitaplarına göre kurgusunu birazcık zayıf buldum, bunda Arya karakterini sevmemiş olmamın payı büyük, zira kendisini bildi bileli tutkuyla Ali'ye aşık bir kadının, sırf kendisini güldüren, iyi bir adam diye Daniel' le evlenmeye kalkması, bunun için ailesini karşısına alıp herkese baş kaldırması, ama akabinde sanki bunları yapan kendisi değilmiş gibi onu istemediğini söyleyip ayrılmaya çalışması hiç hoşuma gitmedi, adamı resmen kullandı, tamam Daniel sağlam papuc değildi, hatta pisliğin tekiydi, ama iyi biride olabilirdi, bu kullanılmış olduğu gerçeğini değiştirmiyor, ne istediğini bilmeyen, aşkına sadık olamayan kadınlar bende sinir gazı etkisi yapıyor, bu halleri bana aşklarının tutarsızlığını gösteriyor, sonunda hatalarını anlamaları yada telafi etmeye çalışmaları bile bende sempati uyandırmıyor, zira bir adamın evlilik teklifine evet demek o adamın hayatına, yatağına evet demek anlamına gelir, ama tutkuyla sevdiği tek bir kişi var oda Ali, bu durumda Arya ikisini de aldatmış oluyor bana göre :)

Baskı: Kimliksiz - (Kayıp Şehir, #1)

Yazarın kalemini çok sevdim, güzel bir kitaptı, özellikle Deryal ve Adem'in sahnelerine bayıldım :) Geçmişine ait hiç bir şey bilmeyen bir adam Deryal, sokaklarda geçen zor bir hayatı olmuş, tabiri caizse her pisliğe bulaşmış, hatta elini kana bile bulamış, sonrasında şansı dönmüş ve bir gece kulübü sahibi olmuş adı "Kayıp Şehir" kardeşi gibi gördüğü Adem ile birlikte orayı işletmeye başlamışlar ve herkesin dikkatini çekecek kadar da başarılı olmuşlar , bu nedenle ne düşmanı eksik olmuş ne de belinde silahı, bu arada polisin gözü de sürekli üzerlerinde, Deryal'ın bir açığını beklemişler hep...... Burcu, gece kulübüne geldiği bir gece Deryal'ın dikkatini çekiyor ve ilk görüşte bağlanıyor kıza, ama kızın sakladığı çok fazla sır var ve hiç bir şey göründüğü gibi değil Burcu'nun hayatında, kızın amacı Deryal'a yakın olmak onun hayatıyla ilgili her şeyi öğrenmekti özellikle de işiyle ilgili, kısacası ne yapıp edip Deryal'ın merkezinde olmalıydı, bunun için çokta uğraşmasına gerek kalmadı zira Deryal onu kanatları altına almaya dünden hazırdı zaten, ama kız nedense ergenler gibi tavırlar sergilemeyi tercih etti, giyim kuşam tarzı, saçma sapan inatlaşmaları, çocukça kaprisleri derken adama yaklaşacağım diye yaptığı her hareket gözüme battı, Deryal gibi saplantılı bir ağır abinin yanına yakıştıramadığım bir karakter oldu, birde ben oldum olası sırları olan kadınları sevmiyorum, onunda etkisi var tabi :) Gelelim o malum sahneye, Deryal kızı o kadar sevdi, o kadar pamuklara sardı ki, fotoğrafları görünce çıldırdı resmen, adeta başka bir boyuta geçti, yapmasaydı iyiydi ama olan oldu ve kıza üzüldüğüm tek sahne de o oldu ... Finalde Deryal'ın geçmişine ait sırların ortaya çıkmasını sevdim, kim olduğunu, nereye ait olduğunu bilememek onun hayatındaki en büyük eksiklikti, öğrendikleri ile geçmişin sisleri dağılmış oldu .. Yazarın kalemi gerçekten çok iyi,sırada serinin ikinci kitabı Pinokyo'nun Rüyası var Ömer bey ile tanışmanın zamanı geldi :)

Baskı: Gitme - (Kayıp Şehir, #3)

Serinin tüm kitapları güzeldi son kitap kaldı okumadığım ama şu ana kadar en sevdiğim Gitme oldu :) Hayat genç bir üniv. öğrencisi, fakat yaşamının tek odak noktası yakışıklı ve tanınmış genç bir iş adamı olan Tunç Mirza Yiğit, ona delicesine aşık ve adamı gittiği her mekanda takip ediyor, ama onunla aynı kulvarda olmadığının da farkında, o nedenle sadece uzaktan sevmeyi tercih ediyor, hatta onunla ilgili tuttuğu bir günlüğü bile var, ve bir tesadüf sonucu Hayat ve Mirza ortak bir arkadaşları sayesinde resmen tanışıyorlar, Hayat adeta pelteye dönen beyni ve vücudu yüzünden genç adamın hiç bir isteğine karşı koyamıyor ve onunla tek bir gece geçiriyor, asıl hikaye, o gecenin sabahında, Hayat'ın ailesinin genç adamın dairesinin kapısında belirmesiyle başlıyor, o sahne gerçekten inanılmazdı, yazar resmen yaşattı bana, kızın o ölümden beter halini tüm kalbimle hissettim :( Hayat'ın ailesi nin baskısı ile zoraki bir evlilik devreye giriyor, gerçi nikah olsun ya da olmasın adam kızını çoktan reddetmiş durumda, ve o gün Mirza'nın Hayat ile ilgili en başından beri yanlış fikirlere kapılması yüzünden kıza aylarca çektirecek olacağı eziyetlerin de miladı oluyor... Mirza'yı bir kaşık suda boğasım geldi, kıza resmen konuşmayı ve ayak altında dolaşmayı yasaklıyor, o küçücük çatı katında hiç yaşam alanı tanımıyor, gözüme görünme hatta mümkünse nefes bile alma diyor kıza, ama maşallah paşam kendisi eski hayatına kaldığı yerden devam ediyor, fakat ne zaman ki bir tesadüf sonucu kızın kendisiyle ilgili tuttuğu o defteri görüyor, işte o zaman her şey sil baştan yazılıyor, fakat sorun şu ki, çektirdiği onca eziyetten sonra Hayat artık ona delicesine aşık olan kız değil. Mirza bir yandan onun aşkını yeniden kazanmaya çalışırken, diğer yandan kendi geçmişiyle yüzleşiyor,kendi ailesine de çok zor zamanlar yaşatmış ve öğreniyoruz ki kalplerini kazanması, kendisini affettirmesi gereken bir sürü insan var .... Selvi Atıcı kalemine sağlık zevkle okudum :) ve bir hatırlatma, Mirza beyimiz ilk kitap Kimliksiz de ki Deryal beyimizin oğlu :)

Baskı: Pinokyo'nun Rüyası - (Kayıp Şehir, #2)

Kayıp Şehir Serisinin ikinci kitabı .... Zor bir hayatı olan Gazel, hasta anne ve kardeşinin geçimini sağlamak için her işi yapmış, hatta en kötüsünün kıyısından dönmüş, ama bir gece, her şeyin bittiğini hissettiği o gece bir seçim yapmak zorunda kalıyor, ya kendi elleriyle hayatına son verecek ya da karşısında duran korkunç adamların işkencelerine hatta kendisini öldürmelerine boyun eğecek, Gazel ilk seçeneği tercih ediyor ve işte orada kader devreye giriyor, karşısına çapkın ve işinde başarılı yakışıklı doktor Ömer'i çıkarıyor... Aylarca süren koma hali, Gazel'in tekrar hayata tutunma çabaları, Ömer'in özel ilgisi ve zamanla Gazel'den vazgeçemeyecek duruma gelmesi derken, akabinde kötü adamların tekrar devreye girmesiyle bol aşklı, az aksiyonlu bir kitap ortaya çıkıyor, finali sevdim, özellikle Ömer'in, Gazel'i kötü adamların elinden kurtardıktan sonra yaptıkları çok güzeldi, bu arada çikolataların hikayede ayrı bir yeri var :). Deryal ve Adem yeniden görmek ayrı bir zevkti zira Ömer'le ilk kitaptan tanışıyorlar ve aralarında iyi bir dostluk var .. Selvi Atıcı'nın gerçekten iyi bir kalemi var ve bu yüzden seriye devam :)

Ben O Değilim
7/1029.03.2017

Baskı: Ben O Değilim

İnsanı yormadan okunan güzel bir kitaptı, bir erkeğin bakış açısıyla anlatılan kitapları seviyorum her şeyi Arın'dan dinlemek zevkliydi :) Arın Soylu, sosyetenin tanınan çapkınlarından kardeşi Meriç'in isteği üzerine bir süreliğine onun yerine geçmek zorunda kalıyor, yıllardır Yunanistan'da yaşayan Arın, baba mesleği olan gemi yapımı işlerine ara verip ülkesine dönüyor, çocukluklarından beri kardeşiyle yer değiştirme oyununu oynadıkları için ailelerinin buna kolayca kanacaklarını biliyorlar, zira onlar "tek yumurta ikizi" Arın'ın kalabalık ve güzel bir ailesi var oldukça da eğlenceliler, fakat yeğenlerinin öğretmeni Tuna'nın genç adamın hayatına girmesi işleri karmaşık bir hale sokuyor... Zamanında Tuna ve Meriç arasında yaşanan bir yanlış anlaşılma sonucu kız Meriç'ten nefret ediyor, eline geçse bir kaşık suda boğacak o derece, Arın kıza sırılsıklam aşık olunca bu nefreti aşka çevirmek iyice zorlaşıyor , zira bir süre yalanını devam ettirmek zorunda, aslında Arın 'ın kıza bir türlü " Ben O Değilim" diyememesi kitabın ana kurgusunu oluşturuyor... Zamanla Arın'ın kıza olan duyguları yoğunlaştıkça kaybetme korkusu artıyor ve basit bir yalan kocaman bir soruna dönüşüyor... Yalnız kitabın eksileri de vardı tabi, mesela kurguya bakacak olursak sayfa sayısı çok fazlaydı, Arın'ın jet hızıyla aşık olması pek inandırıcı gelmedi, ayrıca Tuna'nın kaprisleri, nazı niyazı ya sabır dedirtti, aslında bu ikili bana göre birbirlerine hiç uygun değil, sanki yazar zorla bir araya getirmiş bunları :)

Sevdanın Külleri
6/1013.03.2017

Baskı: Sevdanın Külleri

Beyaz dizi tadında bir romandı diyebilirim, derine inmeden yüzeyinden geçilen bir kurgusu var.... Deniz yurt dışında bir şirkette çalışıyor, evli bir adam olan patronu tarafından istemediği bir olaya maruz kalınca ülkesine dönüyor ve abisi gibi gördüğü Ayaz'ın zoruyla eskiden tanıdığı ve sert mizacından sürekli ürktüğü Ahmet ile evlenmek zorunda bırakılıyor.... Ahmet yıllardır Deniz'e aşık, ama bunu söyleyememiş bir türlü zira Deniz'in ona karşı hiç ilgisi yok, oda bu gerçeği kendisine saklayarak başka biriyle evlenmiş ama Deniz'in gölgesi hiç eksik olmamış bu evliliğin üzerinden, bir süre sonra karısını kaybedince oğluyla tek başına kalmış,sonrasında da kendisini işine vermiş.. Ahmet aslında bu evliliği içten içe isterken bilmediği bazı gerçeklerden dolayı evliliğin her anını Deniz'e zehir ediyor, ben Deniz karakterini hiç sevemedim, başına gelen o olay onun dışında gelişti kabul ama sonrasında hala o adamla sanki bir araya gelme ihtimali varmış gibi hareketler sergilemesi beni sinir etti ki bunu o pisliğin ağzından öğreniyoruz... Ayrıca kitap boyunca Deniz 'in aşkı da hiç inandırıcı değildi, Ahmet'in bu kızın nesine aşık olduğunu da bir türlü çözemedim, açıkçası her şeyi sahteydi...

Adı: Aylin
4/1013.03.2017

Baskı: Adı: Aylin

Kitabın ilk çeyreğindeki karakter yoğunluğundan başım döndü, çok fazla insan kalabalığı vardı bana göre, zaten bir süre sonra kim kimin nesiydi hatırlamadım bile :) Aylin Radomisli Cates'in hayatında başarılı olduğu tek şey mesleği, onun dışında neye dokunsa küle çevirmiş maalesef : ( Yakınlarından ve arkadaşlarından özür dilerim ama bence Aylin, hayatı boyunca ne istediğini bilmeyen, şımarık, aykırı olacağım diye hata üstüne hata yapan ve battıkça batan bir kadın, kendisi oldukça iyi bir psikiyatr ama en çok kendisinin bir doktora ihtiyacı varmış, keşke tedavi görseydi... Kitabın ilk kısımlarında Osmanlı' zamanından yani büyük babalarından başlayarak soy ağacı hakkında bilgilendiriliyoruz, sonra ailesi, çocukluğu, gençliği, okul yılları, arkadaşları, zenginliği, şaşalı hayatı derken, yetişkin Aylin'le tanışıyoruz, sonrasında ise bolca, Aylin'in, aldattığı kocalarını , genç ve yaşlı sevgililerini okuyoruz, bu yaşlı sevgililerin bazılarının sadece flört olduğu söyleniyor ama bu da durumu kurtaramıyor maalesef, kitapta benim en sinir olduğum olaylardan biri üçüncü kocası Mişel' le olan evliliklerinde yaptığı hareket, evliliklerinden bunaldığını söyleyip, adam kendisinden biraz uzak dursun diye, kocasına bir sevgili arayışına çıkıyor, arkadaşlarına, kocama birini ayarlayın da beni az rahat bıraksın diyor, bu nasıl bir fantezidir anlamadım.. Aylin'in ölüm anı hakkında akıllarda soru işareti hala devam ediyor, nasıl çözülemedi bilmiyorum, nette biraz araştırınca Aylin ve yakınlarının, Fethullah Gülen'le olan dostluklarından, Beyaz Saray tanışıklıklarına kadar kafa karıştıran bazı durumlar var.. Bu arada Ömer Koç'u Papaz kıyafeti içinde düşündüm de, yok yok düşünemedim :)) Olayların kaleme alınışı fena değil, ama okumasanız da bir şey kaybetmezsiniz bana göre : )

Baskı: Senden Bebek İstiyorum

Az çatlak, pek sevimli bir büyükannenin torunlarına oynadığı küçük bir oyun, onların tüm hayatını değiştirmek üzereydi, ne evlenmeye ne de birbirleri ile iyi geçinmeye niyetleri olmayan Yiğit ve Mert amca çocukları, eğer aile mirasının tek sahibi olmak istiyorlarsa, bir an önce evlenmeli ve üstüne birde çocuk yapmaları gerekmekte,çünkü ilk baba olacak olan mirasın sahibi olacak, zira büyükannenin tek şartı bu... Fakat hem yakışıklı hemde çapkın kuzenlerin hiçte o taraklarda bezi yok, ama hayatın onlar için güzel sürprizleri var, Yiğit geçmişten tanıdığı, aralarında kötü olaylar yaşanmasına rağmen hala unutamadığı Feyza'nın kapısını çalarken, Mert annesinin ameliyat parasını ödemeyi vaad ettiği Sedef'in aklını çelmeye çalışır... Karakterleri çok sevdim özellikle Yiğit ve Feyza karakterleri favorim oldu, Beyaz dizi tadında bir kitaptı, kalın olmasına rağmen çabuk okunuyor oldukça akıcı bir dili vardı yazarın, zevkle okudum :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Tan Ateşi
4/1004.03.2017

Baskı: Tan Ateşi

Dürüst olmak gerekirse yazarın "Bir Bebek Daha"adlı kitabı bundan iyiydi, nasıl desem bu kitap pek olmamış, zira onsekizinde olduğu söylenen ama bana göre sekizine bile girememiş ergen bir kızın sürekli ağlak ve hastalıklı hallerini okumak beni buhrana sürükledi :) Dedesi sayesinde asosyallik de tavan yapmış bir kızın sevdiği adama aşkını itiraf etmesi ve reddedilmesi sonrasında ( ki o sahne yeşil çam filmlerine taş çıkartırdı söylemedi demeyin ) kendisini neredeyse çöllere vuracak olması gerçekten abartılmıştı, aslında o sahnede Devrim karakterininde tepkisi hiç sağlıklı değildi üstelik onun geçmişine dair yaratılan gizem beni pek tatmin etmedi, sonrasında ise erkeğin kıza kendini affettirmesi ve bu zaman zarfında ona aşık olması işlenmiş .. Kitabın yan karakterler fena değildi ki bunlardan biri ilk kitabın küçük bebeği Anka idi,kendisini Cemre'den daha çok sevdim belirteyim, Aslında bence kitabın sağlam bir kurgusu yoktu, özellikle kadın karakterin gereksiz alınganlıkları, çıkışları,fazlaca saf ve sürekli hastalıklı halleri ( kız resmen yerden kalkmadı ) bana fazla ağır geldi üzgünüm :) Ama daha genç okuyucuların fikirleri farklı olabilir, bunu da göz ardı etmemek lazım : ) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Seni İstemiyorum
5/1027.02.2017

Baskı: Seni İstemiyorum

Maalesef kitabı pek sevemedim, yani çok kötü değildi ama töre ve kan davası gibi ağır konuları işleyen bir kitabın karakterlerinin daha olgun olmasını beklerdim ama karşımda hareketleriyle, diyaloglarıyla, iki ergen aşık buldum, bu da beni kitaptan soğuttu, yani seveni çoktur bir şey diyemem ama ben çok zor okudum... Aralarında kan davası olan birbirine düşman iki aile, iki tarafta kayıplar vermiş, ve bunların ilk görüşte birbirlerinden nefret eden ve üstüne zorla evlendirilen çocuklarının bir gecede aşık olması çok zorlamaydı, bence bu tarz kitapların içeriğindeki aşk yavaş yavaş gelişmeli, iki tarafın kan yangını, yerini tutkulu ve güçlü bir aşka bırakmalıydı ama olmadı.. Kitaplarda karakterleri kendi ağızlarından dinlemeyi severim üçüncü şahıs anlatımını sevmiyorum, bu da bir eksiydi bana göre, ama özellikle bir konuda yazar çok kararsız kalmış kızın göz rengi, neredeyse her sayfada farklı anlatıldı, önce ela, sonra yosun yeşili, sonra yeşilimsi sonra tekrar ela :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Aşkın Melodisi (Stage Dive #4)

Bir serinin daha sonuna geldik ama finali iyi yapamamış yazar zira okurken biraz sıkıldım :) Stage Dive grubunun bas gitaristi Ben'e yasak olan tek kızdı Lizzy, zira kendisi grubun bateristi Mal'ın eşinin kız kardeşi oluyor, o nedenle başta Mal olmak üzere herkes kız kardeşi gibi görüyor Lizzy'i , fakat kızımız Ben'e çılgın gibi aşık, gözü kimseyi görmüyor, uyarılara da kulak asmıyor, Vegas'ta yaşanan tek bir gece sonrasında hamile kalınca ikilinin hayatı kökten değişiyor... Lizzy bir aile kurmak isterken, Ben, benden aile babası olmaz, yalnızlığıma düşkünüm,bebeğin sorumluluğunu alırım ama bize gelince sadece arkadaş kalalım modunda, fakat bir yandan da birbirlerinden uzak duramıyorlar, kitap boyunca ortalık alev aldı desem yeridir :) hikaye bir kısır döngüde dolaşıp durdu, bir öyle bir böyle derken Ben'in dengesiz halleri kitabın sonuna kadar devam ediyor... Kitabı pek sevemedim ama finaldeki doğum sahnesini sevdim :) ve bir kez daha anlaşıldı ki benim favori karakterim ve kitabım değişmedi Mal Ericson ve Aşkın Ritmi :)

Baskı: Kaçak Yolcu (Malory-Anderson Family #3)

Serisinin üçüncü kitabıydı, anlaşılan o ki yazar kalabalık aileleri seviyor, sonlardaki gereksiz uzatmaları saymazsak güzel bir kitaptı, Georgina yıllar önce kaybolan uzatmalı nişanlısı Malcolm'ı aramak için yanında aile dostları Mac ile birlikte ingiltere'ye bir yolculuğa çıkar, kızımız erkek kılığına girer ve Mac ile birlikte şehrin en pis yerleri dahil aramaya başlarlar, Nişanlısının yıllardır kayıp olduğunu düşünürsek ben şahsen adamın öldüğünü falan düşünmüştüm, ama bulduklarında gördük ki adam ölmemiş hatta çoğalmış :) Kızımız yaşadığı hayal kırıklığından sonra evine, Amerika'ya geri dönmek için hareket eden ilk gemiye biner ama erkek kılığında, zira uzun bir deniz yolculuğu yapacaklardır ve bu bir kadın için pekte güvenli değildir, geminin sahibi eski bir korsan olan kaptan Hawke'ın bir kamarota ihtiyacı olduğunu öğrendiklerinde, Georgina bu işin altından kalkacağını düşünür. Hesaba katmadığı şey ise, aslında bunun kaptanla ikinci karşılaşması olacağı ve adamın onu ilk gördüğünde erkek kılığında olmasına rağmen bir kadın olduğunu fark etmesidir, gemide bu bilgiyi kendisine saklayarak Georgina ile eğlenceli bir kedi fare oyununa başlayan Hawke farkında olmadan geminin yönünü aşka doğru sürecektir :)

Baskı: Seninle Başım Dertte (Malory-Anderson Family #1)

Bol yan karakterli, kalabalık ve çatlak aile üyelerinden hoşlanıyorsanız zevk alacağınız bir kitap :) Eski sevgilisine küçük bir ders vermek için onu kaçıran daha doğrusu kaçırdığını sanan Nicholas baltayı taşa vuruyor, zira kaçırdığı kişi Regina Ashton, kendisi kalabalık Mallory ailesinin en sevilen üyelerinden biri, ilk andan itibaren ikili arasında bir yakınlaşma başlıyor, Regina, o güne kadar dayılarının ona bir türlü layık görmediği koca adayları yüzünden zaten delirmek üzere, Nicholas'tan da hoşlanınca aradığı adamı bulduğuna emin, o emin ama geçmişindeki bir sır yüzünden Nicholas emin değil, evlilik zaten onun için söz konusu bile değil, Regina dayılarına Nicholas istiyorum diye diretince, yeğenlerinin adı çıkmasın diye dayılarının Nicholas'ı rahibin karşısına çıkarması hiçte zor olmuyor :) Nicholas okuduğum en odun karakterlerden biri tam dayaklık, ama Regina ona dersini iyi veriyor :) Bu tarz, bol yan karakterli kitaplarda kalabalık ailelerden ana karakterlere sıra pek gelmiyor o konuda sıkıntılıyım ama Malory ailesi hoşuma gitti, bu okuduğum serinin ilk kitabıydı elimde bunun dışında sadece üçüncü kitap var, şimdi sıra onda, dayılarımızdan James Malory'e ait namı diyar Korsan Hawke :)

Baskı: Geçmişin Kırıkları

Açıkçası kitap beklentimin biraz altında kaldı diyebilirim, eşini kaybeden Elizabeth ve eşiyle oğlunu aynı anda kaybeden Tristan'ın, bir dizi tesadüfle bir araya gelmeleri ve yaralarını birlikte sarmalarını anlatıyordu... Aslında çok daha güzel olabilirdi,keşke kadın bu kadar yapışkan olmayıp, her fırsatta adamın üstüne atlamasaydı, ve eğer birbirlerine her dokunduklarında yada seviştiklerinde, biri karısının diğeri de kocasının adını sayıklamasaydı, o kısımlar bana biraz iğreti geldi, yani başka bir adama dokunurken hatta daha ileri giderken, ölmüş kocanı yada karını nasıl hayal edersin, onların isimlerini birbirinize nasıl fısıldarsınız anlamak mümkün değil, neymiş efendim, sevdikleriyle henüz vedalaşmaya hazır değillermiş, açıkçası bu kısımlar beni kitaptan biraz soğuttu, ama bunları görmezden gelirsem güzel bir kitaptı :) Bence kitap boyunca, acısını, özlemini, pişmanlıklarını, en yoğun yaşayan kişi Tristan'dı, onun duyguları daha derin ve daha gerçekçi geldi bana, yazar finale doğru olaya biraz hareketlilik katmış, eski bir dostun sakladığı sırlar ile bu ikiliyi bir araya getiren asıl mucizevi tesadüfü de eklemiş satırlarına... Herkesin farklı bir tat alacağı kitaplardan biriydi :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Aşk Şans İşidir (Lucky Harbor, #4)

Klasik, kasaba temalı bir aşk romanıydı, ama fena değildi :) Yaşadığı bir kazada arkadaşlarını kaybeden Ty, bir yandan geçmişinden kaçmak, diğer yandan da sakin bir ortamda tedavi sürecine devam etmek üzere, arkadaşı Matt'in koruculuk yaptığı, Şanslı Liman kasabasına gelir, pek fazla insan içine çıkmak istemediği için kasabada gizemli yakışıklı olarak anılmaya başlar.. Kadın karakterimiz bir hemşire, adı Mallory, kendisi iyi aile kızı, insanların her derdine koşan tatlı ve güzel bir kız, ilişkilerinde pek başarılı olamadığı için, o işleri de bırakmış görünüyor :)... Bu ikiliyi yakınlaştıran bir kar fırtınasıydı ama ardından kasaba sakinlerinin dedikoduları ile ortalık çarşı pazara dönüyor :) Kitapta beni gülümseten yerlerden biri, yazar girişte Mollory'i tanıtırken, ilişki konusunda sanki kız rahibe hayatı yaşıyormuş gibi tanıtmıştı, öyle masum öyle saf , ama ilk sayfalarda kızımızın, daha adını yirmi dakika önce öğrendiği bu yakışıklıyla, deponun birinde aganigi serominisine girmesi de beni bayağı şaşırttı , üstelikte kitap boyunca ilişkinin en aktif tarafıydı diyebilirim :) ... Sevgili yazar ,benim masumiyet ayarlarım la oynama lütfen :)) Serinin bu kitabı var elimde sadece ama 3. 5. ve 6. kitapları da bayağı merak ettim :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Kara Kış Beyaz Düş

Hayatın korkunç gerçeklerinden birini işlemiş yazar, bir adamın, üvey kızına duyduğu hastalıklı ve saplantılı bir aşkı, hoş adına ne kadar aşk denirse, kızın bu korkunç cendereden çıkmak için eğitimine yönelmesi, hakim olması ve Erzurum'da göreve başlayıp, orada yüzbaşı Güven ile tanışması hikayenin bir diğer yarısı.. Yazarın kalemini seviyorum, ama bu kitapta en önemli iki konu çok üstün körü geçilmiş ki bunlar kitabı asıl oluşturan temeller di, o nedenle ben kitabı yarım bir kitap olarak tanımlıyorum maalesef... Zeynep'in babasıyla yaşadığı o korkunç gece, ve ardından adamı yaraladığı sahne yarım sayfa bile sürmedi, üstelik karmaşıktı, bir kaç sayfada bahsi geçen adamın kasığındaki yaranın yaşandığı o sahne yoktu bile... Bir diğer konu, finale doğru hayatının en zor konuşmasını yapacağı andı, yani bu gerçekleri Güven'e anlatacağı sahne, ama oda yoktu, öyle bir konuşma hiç yaşanmadı, tek bir cümle hepsi bu, ben gerçekleri öğrendiğinde Güven'in o anki ruh halini, düşüncelerini okumayı çok bekledim, hatta mimikleri bile benim için çok önemliydi, ama yoktu maalesef... Bu kitapta sevdiğim tek karakter Güven oldu, zaten o olmasaydı Zeynep yeni bir hayata nasıl başlardı hiç bilemiyorum, zira o korkunç olayı yaşadığında hukuk okuyan koskoca bir kızdı zeynep, ama fazla ezik ve silik bir karakterdi üzgünüm .. http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Kalbim Sende Kaldı
8/1029.12.2016

Baskı: Kalbim Sende Kaldı

Kitabın ilk yarısında akıl sağlığından ciddi derecede şüphe ettiğim kadın karakterimiz Lauren maddi açıdan zor bir dönemden geçiyor, kendisine iş bulması için ricaya gittiği zengin ve uzak akrabası Philip kızımıza tehlikeli bir iş teklifinde bulunuyor, Philip kendi şirketine rakip olan bir firmada sekreter olarak işe başlamasını ve ona firmanın gireceği ihalelerin bilgilerini sızdırmasını istiyor, zira kızımızın iki dil bilmesi onun patronlara daha yakın olmasını sağlayıp dosyalara erişimini kolaylaştıracak. Lauren başta kabul ediyor ama sonra vazgeçerek kendince bu işten sıyrılmaya çalışıyor, ama işler hiçte beklediği gibi gelişmiyor, başvuru için gittiği gün tanıştığı genç bir adama, Nick Sinclair'e aşık oluyor, bilmediği şey ise, bu adamın tam da olayların göbeğinde olduğu... Açıkçası, kitabın ikinci yarısını daha çok sevdim, zira ilk yarıda kızımız, bir yetişkinden çok liseli bir ergen gibiydi, daha iki günlük tanıdığı bir adama aşık olan, peşinden ceylan gibi seke seke hafta sonu tatiline giden, hatta işleri dahada ileri götüren biriydi bu kadar saf ve masum kız imajı bana biraz fazla geldi :) Fakat Lauren, o hafta sonundan sonra Nick'in kendisine sıradan bir kadın muamelesi yaptığını görünce çileden çıkıyor ve birden bire dişli ve zor bir kadına evrimleşiyor, Kızın bu evrimleşmiş hali çapkın ve kadınları çokta umursamayan Nick'in hiçte hoşuna gitmiyor, zira artık karşısında gel dedi mi gelen bir Lauren yok, üstelikte bir arada çalışacak olmaları işleri hiçte kolaylaştıracak gibi görünmüyor, tüm bu ağız dalaşı içerisinde Nick farkında olmadan kıza karşı yoğun duygular beslemeye başlıyor... İkinci yarıdaki Lauren benden tam not aldı, o andan sonra kitabın tadı damağımda kaldı desem yalan olmaz özellikle finale giden sahneler harikaydı :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

Baskı: Artık Benimsin (MacLean Curse Serisi #1)

Yazarın Maclean Laneti serisinin ilk kitabıydı, gerçi yayınevi ikinci kitaptan sonra direkt altıncı kitaba geçiş yapmış, bu ışık hızı niye onu da anlamış değilim :) Jack Kincaid, zengin ve yakışıklı bir adam, hayatını bir çapkın olarak sürdürmekte kararlı, üstelik ünü ülke sınırlarına dayanmış durumda, fakat sarhoş olduğu bir gece, geçmişe gömdüğünü sandığı ve hayatında değer verdiği tek kadın olan Fiona tarafından, yarı baygın bir şekilde kiliseye sürüklenerek hiç beklemediği bir evliliğin ortasında buluyor kendisini. Fiona Maclean, diğer kardeşleriyle aynı lanete sahip yani doğayı kontrol edebilme yeteneği var, şiddetli yağmurlar ve fırtınalar yaratabiliyor, özellikle öfkelendiği zamanlarda daha güçlü, en küçük kardeşi Callum, Kincaid ailesinden biri tarafından öldürülünce çareyi Jack ile zorunlu bir evlilik yapmakta buluyor, zira kardeşleri intikam naraları atmakta. Bu ikili yıllar önce ciddi bir birliktelik yaşamış ama Fiona Jack'in çapkınlıklarından ve bir metresi olduğundan dolayı ondan ayrılmayı seçmiş, fakat bu kez onu evliliğe zorlayan kendisi oluyor, Jack, serseri hayatından vazgeçmeye niyetli değil, ya aralarındaki tutku eskiye dönecek ya da bu evlilik tam bir fiyaskoya dönüşecek, akabinde de kan gövdeyi götürecek. Kitabı sevdim, ikili arasındaki aşk ve tutku güzel aktarılmış, Fiona'nın bazı yerlerde Jack'i eve bağlamak için yaptığı küçük ve tehlikeli oyunları pek sevemedim ama başka çaresi de yok gibiydi :) Bazı yerlerde yazım hatası vardı yani kadın karakterlerin adı karıştı durdu :) http://gulunkitapligi.blogspot.com.tr/

ÖncekiSayfa 4 / 10Sonraki