ME
@merve0zcan

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Once Burned (Night Prince, #1)

Vu ve huuuuvv! Beklenen kitap çıktı ve okuma fırsatı elde edildi! Ne desem boş çok eğlenceliydi. Kitabın Vlad'ın bakış açısına da yöneleceğini düşünmüştüm ama bu beklentim boşa çıktı. Hayal kırıklığı. Kitabın sonunun ise yarım şekilde bırakılması beni rahatsız etti. Hepimiz en sonunda Vlad'ın aşkını itiraf edeceğini biliyoruz ama en azından daha iyi bir nokta koyabilirdi yazar. Böyle olunca sanki bir bölüm eksikmiş gibi geldi. Leila güçlü, mantıklı, sadık ve cesur bir karakter üstelik bana Cat'i de hatırlatıyor. Aralarındaki aşkı gerçekten merak ediyorum. Kitapta kısa bir sahne Bones, Cat, Kira ve adını hiç doğru hatırlayamadığım Mencheres'i görüyoruz. Vlad hala karısının ölümü atlatamamış. Buda Leila'ya aşık olmasını engelliyor.,En azından aşkını kabul etmesini. Arada Türklere laf ediyor ama es geçeceğim artık. Ama okumak rahatsız etti hani :) Leila 12 yaşındayken yaralanmış ve üstün güçler kazanmış bir kız. Ailesi tarafından reddedilmesi bana Cat'i hatırlatan başka yönü. (Niye sürekli bağdaştırıyorsun derseniz kendime engel olamıyorum cevabını veririm size. :D )Şimdilerde bir sirkte çalışıyor ama 4 vampir tarafından kaırılıp Vlad'a karşı kullanılmak istenince, daha önceden bildiği ama fazla yakın olmadığı vampir dünyasına hızlı bir giriş yapıyor. Neyse ki seksi, korumacı, "sen benimsin" diyen Vlad var. Kitap gayet sürükleyiciydi. Sonu biraz zayıf geldi. Aşırı karkaterler yoktu. Kitabın %70'i Vlad'ın lüks malikanesinde geçiyordu. Her şey güzel olacak havası yoktu zira sürekli bir işkence, kan, ölüm sohbeti vardı. Tam benlikti hani! Çıksada okusak demeniz gereken bir kitaptı bence :D Bu arada LEila Cat ve Bones'ı Ken ve Barbie'ye benzetti ne kadar sevimli değilmi :D

Baskı: A Demon And His Witch (Welcome To Hell #1)

http://kitabisevda.blogspot.com/2012/... İçinde lucifer'ında olduğu çok eğlenceli bir kitap.(Luci deyince akan sular durur) Aslında Lucifer biraz yumuşak ve zayıf çizilmişti. Ben kırarım dökerim be kral'ım tarzı bir lider değildi. Remy ve Ysabel süper bir ikili. Kendi aralarında sürekli tartışmaları beni çok güldürdü. Kendimi hikayeyi bir çırpıda bitirmekten alıkoyamadım. Üstüne üstük Ysabel tam bir çetin ceviz! Remy önüne gelen kadınlar birlikte olan bir şeytandır. Ve Ysabel 500 yıl önce sevdiği adamın ihaneti uğrayıp yakılan bir cadı. Lucifer'ın onu yakan 5 ruhu salması ile bunlar ava çıkarlar ve işe bakın ki aşık olurlar. Ysabel bir kalın kafalı gibi geldi bana; çünkü eğer bir adam seni sevmiyorsa neden canlı canlı yakılması ile sonuçlanan bir laneti sen yanma diye üzerine alır ki! Eğlenceli bir kaç saat geçirmek için ideal bir kitap. Bizim Ysabel'in evlet edindiği Şeytan kedisi olan Felipe'in hikayesi ise kesinlikle okumak istediğim bir kitap. Onun ne olduğunu kitabın sonuna kadar açıklamadı yazar. Çok korktum öğrenemeden bitmemeliydi kitap! Edit: Bu arada kitabın kapağı ne kadarda iğrenç!

Baskı: Bewitching the Werewolf

Megan, bir kurtadam sürüsünün liderinin ruh eşini bulması için kiralanan bir cadıdır. Oraya vardığı ilk andan beri Zack'i ister ama profesyonellik daha ağır basar. Megan bir kendine güvensizdir aklında hep böyle bir adamı nasıl elimde tutabilirim tarzı düşünceler vardır. Ama Zack'in kurtu onu istemektedir. Megan;'a bayıldım bunu söylemek istiyorum çok konuşkan biraz kaba ve ne yapacağı tahmin edilemez bir kadın. Zack ise gayet kapalı bir kişilik onları okumak eğlenceliydi. Kısa oluşu biraz üzücü tabii ki

Baskı: Meğer Annem Haklıymış

Tür:Deneme Sayfa:176 Puan:6 Yayıncı:Truva Yayınları Yayın Tarihi: Dil:Türkçe ZKÇ'un kitap yazdığını biliyordum ama daha önce okuma fırsatı elde etmemiştim. Bir solukta biten her çocuğun annesi ile yaşadığı sorunları dile getiren, ufak bir kısmında duygulandığım yer yer kendime engel olamayıp sırıttığım bir kitaptı. Bir denemeydi. Kitabın ilk cümlesi: Yuvayı yapan kuşun dişi olduğu, olması gerektiği bilinen bir gerçektir. İkinci kez okuyacağımı sanmıyorum ama tavsiyeleri her daim kullanılabilir.Kitap sanki her birimizin günlük hayatından alınmış bir kesit gibiydi. Tek sorun bizde o davul fırın hiç olmadı. İçimde ukte kalmıştır hep. Seni doğuracağıma taş doğursaydım: Benim için değersizsin, yıkıl karşımdan kemçük ağızlı, acayip öfkeliyim sana ve bir an için nefret ediyorum senden.... Kitaptan ufak bir alıntı. Kimin annesi bunu söylememiştir ki? Son zamanlarda demiyor, büyüyor muyum?

Baskı: Ares- Mahşerin Dört Atlısı #1

Bu kitapta ne ararsan var; vampirler, şeytanlar, melekler, cehennem köpekleri, Hades, Ceberus, şekil değiştiriciler ... Tam bir paranormal cenneti. Kitabı okumak gerçekten çok zevkliydi. Özellikle karakter çeşitliliği ve aynı zamanda 4 kişinin etrafında dönüyor olması çok hoşuma gitti. Şimdiden kimlerin kimlerle olacağını biliyorum. Çok heyecanlı. Kitaptaki favori karakterim Limos oldu. Ares ve Cara arasında ki ilişkinin yer yer mantıksız bir yön aldığını düşünsem de onların hikayesi okumak çok hoştu özellikle kan ve dövüşün kitabın geneline hakim olması, bir kaç sahenede bir ölüm, parçalanma ve gerçek tehditlerin ortada savrulması işte budur! dedirtti bana. Kıyametin her adımda daha da yakınlaşmasını unutmamak gerek! Ares'in, savaş tanrısının adını karakterimizden aldığını biliyor muydunuz? Peki ya aşk? Bu kitapta Ares ve Cara birbirlerini buluyorlar. Ölümü yeniyorlar. İlk başta tahammül etme ve karşılıklı çekimle başlayan kıvılcım müthiş bir aşka dönüşüyor. Kitapta bana tanıdık gelen biri iki unsur vardı. Özellikle Cara'nın hayvanlarla bu kadar iyi iletişim kurması Bahar Tanrıçasını hatırlattı bana, okumuş olanlar atlar ve diğer hayvanlarla iyi anlaştığını göreceklerdir. Özellikle Hades'in ve Ceberus'unda görünmesi kitaptan birazcık "Ne oluyor?" diye kopmama neden oldu. Kitabın sonu çok şaşırtıcı oldu benim için. Bir an ne okuduğumu anlayamadım ve tekrar okudum. İşte böyle kitaplara bayılıyorum. Ben ölümü bekler hiç beklenmedik karakterler belirdi ve olayı mutlu sona bağladı. Tabii bu karakterlerin daha önce bahsedilmemiş olması aklımda biraz kuşku bıraktı. Hiç durmayan bir aksiyon kitabı bırakamama neden oldu. Tanımadık bir çok tür ile karşılaştım bu kitapta. Bu yüzden başlangıç biraz sıkıcı geldi ama sonrasında çabucacık kendimi kaptırdım. Güçlü, paranormal, koruyucu erkek tiplerinden hoşlanıyorsanız okumanız gereken bir kitap.

Baskı: The Goblin King (Shadowlands #1)

Kısa hikayesini okuyup, gerçekten heyecanla ve merakla başladığım bir kitaptı. Goblin unsuru beni çok meraklandırmıştı. Özellikle Kral Goblinimiz Roan, çok güçlü bir karakter gibi görünüyordu, bol aksiyonlu olacağını ummuştum. Bir insan bu kadar mı yanılır! Kitapta dövüş sahnesi yoktu, çok fazla Roan ve Eliza'nın zamanla gelişen aşkına odaklanmıştı. Özellikle kötü karakterlerin kitabın ortasında ölmesi ve hapise düşmesi beni çok hayal kırıklığına uğrattı. Kitapta tek sevdiğim nokta sonuydu. Gerçekten güzel bir şekilde kitap bitti. Ama geneline baktığımızda, bırakmayı bile düşündüğüm bir kitap oldu. Roan'ın laneti kalbinin altınla değiştirilmesi. Altın deyince bile gözünün dönmesi denilebilir. Ve her büyü kullandığında daha çok goblin olması. Goblin olmaktansa kendini öldürmeye razı kardeşide öyle. Roan'ın kardeşi Dai ile Eliza'nın görümcesi Amanda arasında bir şeyler olabilir gibi bir hisse kapıldım. Ama serinin diğer kitaplarını okumayı düşünmüyorum. Kitapta yeterince bilgi yoktu. Ne ELiza ne de Roan geçmişten pek konuşmuyordu.Eliza'nın kardeşi Matt'ın nasıl öldürüğü ya da Eliza'nın annesinin o büyülü sözleri nasıl elde ettiği gibi aklıma takılan sorulara cevap bulamadım. Zaten kitapta toplam 7 karakter vardı. Amandanın kızı Bridge ve Steve (Eliza'yı tehdit eden nişanlı.) ve Bir kelt rahibi. Kitabın başından sonuna kadar o laneti kaldırma derdi ve sürekli yanlış ip uçlarını takip etmeleri beni gerçekten bunalttı. İşte Roan ve Dai dünyada bu şekle bürünüyorlar. Shadowland'de( Gölge toprakları) ise insan halindeler. Elizanın başında da bir dert var. Babası ve abisi ölünce Eliza hayatta yalnız kalır ve avukat olan Steve ile yakınlaşıyor yalnız adam kızımızın iyi adını kullanıyor ve yasadışı işler yapıyor. Sonuçta onu ya benimle evlenirsin ya da hapise gidersin tarzı bir duruma sokuyor. Tabii Roan bunu hallediyor. Kimseye okuması için önereceğim bir kitap değildi. Kitabın türkçe tanıtımını bu linkten okuyabilirsiniz. http://kitabisevda.blogspot.com/2012/06/goblin-king-shadowlands-1-kitap-tantm.html

Baskı: Kiss the Dead (Anita Blake, Vampire Hunter #21)

Ah Anita! Son kitabıda bitirmiş bulunuyorum ve asla yeterli değil. Bu kadının yazma stiline bayılıyorum. Anitayı nasıl da özlemişim! Kitapta eksik ya da fazla bulduğum tek şey aşırı tekrarın olması. Bir kaç sayfa önce söylediği şeyleri tekrar üstüne basa basa söylemesi beni çok bunalttı. Serinin tüm kitaplarını defalarca okuduğum için bazı paragrafları adım gibi biliyorum. Bir fan olarak beni en rahatsız eden şey buydu. Anita benim en uzun süre takip ettiğim, bayıla bayıla her kitabını okuduğum bir seri. Karakterlerinden, kurgusundan, anlatım tarzından ve paranormal yaratıklarından aldığım zevki sanırım hiç bir şeyden alamam. Okurken kendimi tutamayıp çığlıklar attığım anlar oldu. Öylesine seviyorum işte. 1 yıllık bir aradan sonra ( kısa hikayeyi saymıyorum) en sonunda ona kavuştum. Son kitapta olduğu gibi bunda da yazar o klasik giriş kurgusundan vaz geçmişti. Artık her şey daha hızlı gelişiyor. Anitanın özel hayatı çok daha ön planda. Polis işi ile daha karışık. Kitap Anitanın bir vampiri sorgulaması ile başlıyor. 15 yaşında bir kız vampirler trafından kaçırılmış. İş başa düşüyor tabiki de. Yeni bir Maraşelimiz var Brice, sonradan öğreniyoruz ki kendisi gay ve Anita tarafından eğitilmek istiyor. Larry'nin yerine geldiğini anlıyoruz. Zebrovski ve Anita bu kitapta gerçekten çok yakındı. Hiç olmadıkları kadar. Dolph ise o sinir bozucu problemlerini atlatmıştı. Sıra şimdi Larryde. Larry anitanın ahlaki değerlerinin kirlendiğini düşünüyor. Bu benim için büyük bir darbe oldu. Ondan hiç beklemezdim. Tek aklıma gelen şey Laurell'in canı sıkıldıkça karakterlerin huylarını değiştiriyor olması. Ronnie gibi. Kitapta başka dikkatimi çeken şey Asher'ın olayı iyice abartmış olması. Kıskançlığı o dereceye geldi ki Jean Claude onu şehirden bir süreliğine gönderiyor. Bu arada JC ve Richard Envy adlı altın bir kaplanla sevişiyor. Anita o eski Anita değil. O izin veriyor kıskançlık yok. Hatta memnun. Asher çevresindeki herkesin kendisini sevmesini istiyor ve bu Anitanın bütün seviglileri için problem oluşturuyor. J-C, Asher'a karşı koyamıyor. Kitapta hiç Richard ve Jason yoktu, ne de Edward. Anitanın bir kız arkadaşı var. Sevgili olarak. Adı jade, Anita onu Black Jade diye çağırıyor. Siyah Yeşimtaşım. JC bu kitapta benden browni puanlarını kaybetti. Asher, Anitanın canını yakarken en son cevap veren o oldu. Şehrin Efendisine yakışmıyor böyle davranışlar. Cynric, Son mavi Kaplan artık o küçük çocuk değil ama Anita hala o yaş problemlerini atabilmiş değil. Seviyorum bu kızı gerçekten. Klasik sevişme sahneleri vardı. Atladım. Çok sıkıcı oluyor. Micah bu kitapta pek ön planda değildi. Damien çok kısa bir saniye göründü. Onun bir sevgilisi var ve Anita'nın yatağını paylaşmıyor. Kisaca kitabın konusuna gelirsek Anita bir grup her yaştan insanın vampir yapıldığını öğreniyor.Hepsi 100 yaşın altında. Büyükanneler, çocuklar... Bunlar özgür olmak isteyen vampirler Bir efendiye bağlı olmaktansa ölmeyi tercih eden kurbanlar ve bunu medyanın ilgisini çekerek yapabileceklerini sanıyorlar. İki polisin ölümüyle sonuçlanan bu olay pek de planlandığı gibi gitmiyor. . Bu fikri akıllarına bir baş vampir sokuyor ama onlara bir şey yapmasını söylemiyor. Kitabın sonunda bir insan Suçlu Zevklere giriyor, üzerinde bomba var. Anitayı ve diğerlerini bir seferde öldürme planında. Ama SWAT ekibiyle birlikte Anita adamı etkisiz hala getiriyor ve her şey mutlu mesut bitiyor. Anita göz yaşları içinde...

Baskı: Yüzük Kardeşliği (Yüzüklerin Efendisi, #1)

Yüzüklerin Efendisi serisinin ilk kitabını bende bitirdim! Ah Hobitler! Çok yaygaracı ve eğlence düşkünüler. Kitabın başlangıcı sırf onların Shire daki hayatına adanmıştı. Onları okumak, yaşamak beni gerçekten yordu. Eğlenceliler ama! Bunu es geçmemek gerek. Özellikle attıkları her adımı, elflerde böyle gerçi, şarkı ile tamamlamaları beni bunalttı. Frodonun 50 yaşında olduğunu hiç düşünmemiştim. Göstermiyor ama değil mi? Her ne olursa o Eylülün 22 sinde başlıyor yolculuklar demek daha doğru olur belki de. Sam, Frodo'nun sadık yardımcısı, kitabın sonuna doğru o sevimli espirili tavrını takınmaya başlıyor. Filmlerde ondan pek hoşlanmaamıştım ama kitaplar... onlar ayrı bir büyü katıyor. Tom Bombadil, bu karakteri okumak çok zevli ve aynı anda sıkıcıydı. Onun her şeyi bir oyun gibi görmesi, zaman kadar yaşlı olması gibi detaylar ve onun sevgili eşi ile hayatı gerçekten hoştu. Elflere aşık oldum desem? Kitapta çok büyüleyici çizilmişlerdi. Hikayenin hep onlarda kalmasını istedim onları okumak...Ama her güzel şeyin bir sonu var. En azından Legolas bol bol vardı. O kar üzerinde uçan ayaklarıyla bizimleydi. Sevgili Yeşil Yaprak... Beklediğim gibi değildi ama, kötü olduğunu beğenmediğimi söylemiyorum. Sadece film bazı açılardan kitaptan çok daha görkemliydi. O konseyin toplanma anında bir ara sıkıntıdan bayılacağımı düşündüm, filmde en zevk aldığım anlardan biriydi. Özellikle arasıra girilen soy ağacı olayı benim kafamı çok karıştırdı. Sık sık wikipedia ya bakmak zorunda kaldım, neyse ki aradığımdan çok daha fazlasını bulabildim. Bazı şeyleri filmden asla anlayamacağım kadar iyi anladım. Herkesin kesinlikle okuması ve kendini bu büyülü dünyaya kaptırması gereken bir kitap. Arada sıkılacağınızı unutmamanız gerek. Bu ara Aragon ve Arwen'in ilişkisine dair hiçbir şey yok. Filmde onların evlenme sahnesi var ama kitapta sadece kral prenses ve Aragorn'un bir masada otururken olan sahnesinden başka pek bir şey yok. Kandırılmış hissediyorum. Onların ilişkisi yok demiyorum tabii, sadece kesin konuşmazdım. Gandalf'ın o gizemli ben bilirim konuşmalarından tek sıkılan ben miyim acaba diye düşünmeden edemiyorum. Ama adamın ölümü bile tarz sahibi bunu kabul etmesem haksızlık etmiş olurum.

Siyah Kan
8/1004.06.2012

Baskı: Siyah Kan

Etkileyici bir kitap bu su götürmez. Daha önce paranormal içerikli olmayan ve bu kadar kan, vahşet, tecavüz, suçlu zeka içeren bir kitap okumamıştım. Arkadaşlarımın önerdiği kadar varmış gerçekten. Kitapta biraz tahmin edilebilirlik vardı. Patoloji sahnelerin biraz tutarsızlık bulduğuma inanıyorum, en azından öyle sanıyorum. Kitabın sonu ise pek tatmin edici değildi. [Herşeyden önce Marc'ın sevgilisini ve arkadaşını öldürdüğünü biliyordum. Nasıl anladığımı sormayın. (hide spoiler)] Yazarın tasvirleri o kadar güçlüydü ki Reverdi ile birlikte dalış yaptığımı, Marc ile ava çıktığımı hissettim. Yazarın anlattığı hiç bir şey beni kitabı kapatmaya itmedi ama kesinlikle midesi zayıf birinin okumaması gerekir. Tek rahatsız olduğum nokta kitabın başının çok yavaş ilerlemiş olması. ADım adım santim santim. Bu kurguyu daha muhteşem yapsada beni biraz sıktı. Kitabın arka kapağında yazan her şeyin bir anlamı var, bizi çok çeşitli karakterler ile tanıştıran ve ilginç yerlere götüren, üstün zekalı insanlarla uğraştığınızı kitabın her satırında hissettiren bu kitabı okumak gerçekten gerekli. [ Marc yıllar içinde çeşitli travmalar yaşamış, travmalar sonucu hafızasını kaybetmiş, bazen pis bir paparazi, bazen ise zehirli zihinleri avlayan bir gazetecidir. Ünlü bir dangıcın seri katil olması ilgisini çeker ve ona model bir kızın fotograflarını göndererek, o olduğunu iddia ederek yazmaya başlar. Aralarında gelişen bu bağ katilin kendi iç dünyasını gazeteciye açmasına ve aralarında ki ilişkinin ilerlermesine neden olur. Kitap boyunca kan durmaz. Her yıl bir kız ama ortada sadece bir ceset var. Hapishane ardında yatan bir katil ile onun zihninin peşinde koşan gazetecinin kovalaması Paris'te sonlanıyor. Reverdi hapishaneden kaçıyor ve öldürmek için kendini kadın olarak tanıtan Marc'ın peşine düşüyor.Kandırıldığını anlıyor. Modeli ve onu kurbanları yapıyor. Kendisini anılarına kaptırmıiken gizli alarm çalışıyor ve karakterlerimiz kurtuluyor. Ya da biz öyle sanıyoruz. Reverdi'nin cesedi yok. Marc komada. Sicilyaya gidiyorlar Hatica Reverdinin cesedinin bulunduğuna dair bir telefoj alıyor sonra kendisinin taklitçi bir katilin kurbanı olduğunu anlıyor. Marc'ın hafızası geri gelmiştir. Gençlik yıllarında arkadaşını sonra sevgilisini öldürmüştür. Şimdi ise sıra ondadır. Tek sorun Hatica Marc'ın taktiğini uygulayarak ondan kurtulacak olmasıdır.

Riders to the Sea
7/1021.05.2012

Baskı: Riders to the Sea

MAURYA,yaşlı bir kadın BARTLEY, oğlu CATHLEEN, kızı NORA, daha genç bir kızı :Kadınalr ve Erkekler Dili biraz ağırdı.Bir süre sonra alışıyordunuz.Alıştıktan sonra gayet akıcı ve hoş bir oyundu.Karakterlerin ölüme ne kadar alışkın ve aynı zamanda ne kadar yabancı olduklarını okuyordunuz. Bir ailede ölen 8 erkek, bir annenin 6 oğlunu kaybetmesi ve en sonunda ise kadere boyun bükmesi, çok sade ve etkileyici bir biçimde anlatılmıştı. Balıkçı bir ailenin denize verdiği 8 kurban en sonuncusu ise traji komik bir şekilde katır tarafından denize atılıyor. Eve ekmek getirecek kimse yok ve o kadınlar artık açlığa mahkumal

Chicks Kick Butt
5/1021.05.2012

Baskı: Chicks Kick Butt

Bu yazı ayrıcaKitab-ı Sevda da yayınlanmıştır. Onca hikaye arasından ikisini ya da üçünü güzel buldum. Sıkıldığım bir antolojiydi. Özellikle sert kadın karakterleri seven bir okuyucuyum, kitabın daha çok hoşuma gideceğini düşünmüştüm. Antolojide yer alan hikayeler bunlar. Shiny by Rachel Caine In Vino Veritas by Karen Chance Hunt by Rachel Vincent Monsters by Lilith Saintcrow Vampires Prefer Blondes by P. N. Elrod Nine-Tenths of the Law by Jenna Black Double Dead by Cheyenne McCray A Rose by Any Other Name Would Still Be Red by Elizabeth A.Vaughan Superman by Jeanne C. Stein Monster Mash by Carole Nelson Douglas Wanted: Dead or Alive by L. A. Banks Mist by Susan Krinard Beyond the Pale by Nancy Holder Bu kitaptaki yer alan hikayelerdeki bazı seriler ile daha önce tanışmıştım, bazı yazarları sadece duymuştum ya da kitaplarını okumuştum. En çok sevdiğim hikaye ile başlamak istiyorum: Lilith Saintcrow, Monster Leonidas (Eleni) bir koruyucu, sanat konusunda yetenekli bir grup çocuğu hayatı pahasına koruyor ama bu çocukların öldürülmesi ile intikam peşine düşüyor. İnsanları pek umursamıyor. Bİr gece yaratığından beklenen bir hareket, Acımasız vahşi ve muhteşem. Gerçekten beni etkiledi, tek üzüntüm bu hikayenin bir seri olmaması. In Vino Veritas, Karen Chance. Dorina Basarab serisinin dünyasında yazılan bir hikayeydi. Dory çin mafya vampirleri ile çakışır Louise Cesare, bizim dünya yakışıklısı ve sadık efendi vampirimiz onu kurtarmaya gelir. Hikayede eğlenceli bir hava hakimdi gerçekten okuması çok zevkliydi, ayrıca Dory'yi ne kadar özlediğimi bana hatırlattı. Aralarında geçen aşka dair konuşmalar ve Dory'nin sarhoş hali beni hikaye boşunca kendimden aldı götürdü. Hunt, Rachel Vincent Ana karakterimiz Abby Wade adlı bir şekil değiştiriciydi. Arkadaşları ile çıktığı kampta bir grup avcı arkadaşlarını öldürür. Sağ kalan en yakın arkadaşı için hayatını tehlikeye atar ve onaların peşinden gider. Aslında avın kendisi olduğunu anlar. bu olaylar sırasında gücünü kullanmayı ve cesur olmayı, kendine güvenmeyi öğrenir. Sürükleyici ve ilham verici bir hikayeydi. Bu 3 hikaye ve belki "Shiny - Rachel Caine" kitapta beni etkileyen, dikkat çeken metinlerdi. Bu kitaba ayırdığım vakte biraz acıyorum aslında. Büyük umutlar ile başlamama ragmen biraz hayal kırıklığı oldu. Kadın karakterler - bir kaçı hariç- bize başlıkta sunulan gibi sert değildi. Bağımsız ve cesur oldukları söylenebilir ama önerilen tarzda değildiler

Baskı: Beauty (Anita Blake, Vampire Hunter #20.5)

Bu yazı ayrıcaKitab-ı Sevda da yayınlanmıştır Kiss The Dead'in ön okumasıda içinde bulunan kısa bir hikayeydi Beauty. Anita JC ve Asher banyoda, o meşhur siyah küvette haşır neşir olurken onların hislerine,bir birlerine olan bağına ve anılarına göz atıyoruz. Karkaterleri hatırlıyoruz. Gerçekten çok güzeldi. LAurell gene sahneyi öyle güzel çizmiştiki sanki bende onalrda birlikte küvetteydim.Ah keşke! Aynalar sanki hem geçmişi hem de o anı temsil ediyordu. Bulduğum tek sorun yazar aynı şeyleri gerek kitabın içinde gerek serinin içinde çok tekrar ediyor. Bu beni seriden gerçekten çok soğutuyor. Yeni okuyuculara kolaylık sağlayabilir ama bir fan olarak gerçekten rahatsız oluyorum

Call Girl Princess
4/1021.05.2012

Baskı: Call Girl Princess

Mikala hayatın tadını çıkarmak ve bağımsızlığını kutlamak için bir iş bağlayıcı olur, tabi bu işlerin sonu çoğunlukla seks ile bitmektedir. En iyi arkadaşıda bu suruma merak salmıştır. Müşterilerinden para alır muhteşem bir gece geçirir ve yoluna devam eder. Omzuna sorumluluk yüklenene kadar bu hatatın tadını çıakrmak istemektedir.

Baskı: Deadlocked (Sookie Stackhouse #12)

Deadlocked bitti, keşke bitmeseydi! Sookie'yi okumayı ne kadar özlediğimi hatırladım. İşler öyle çıkmaza girdi ki! Eric asla bir numaralı vampirim olmayacak! Bill asla gözümde o ilk zamanlarda sahip olduğu değeri kazanamayacak! Alcide'in asla güçlü bir lider olduğuna yazar beni inandıramayacak! Sam bir türlü kendisi için doğru kadını bulamayacak. Jason hep bir şıp sevdi olarak kalacak! Yazarın son kitapları kurgusu ve olayları bağlayış yöntemiyle beni büyülüyor. Öyle güzel yazıyor ki! Vampirler ve şekil değiştiricilerle başlayan macera nerelere geldi! Ne ölüm tehlikeleri atlattı Sookie, ne aşk acıları yaşadı. İlk kitaplar ile karşılaştırırsak yazar gerçekten kendini aşmış durumda.Serinin final yapmasına çeyrek kala keşke bir kaç kitap daha olsa diyorum. Cluviel dor: Kendisi ve sevdiği kişi ile ilgili herhangi bir dileği gerçekleştirebilen bir dilek hakkı, peri büyüsü. Bu kitapta Sookie en sonunda hayır demesini öğreniyor, çevresinde ki insanlar mutlu sonlarını buluyorlar. Ama Sookie bir türlü Eric ile mutlu sona ulaşamıyor. Bir kraliçe Eric'e göz dikmiş durumda. Eric'in efendisi bir kraliçe ile evlenmesi üzerine anlaşma yapmış, her ne kadar Sookie ve Eric onu öldürsede anlaşma hala geçerli. Ve Eric Sookie'nin Cluviel dor ile bu evlenme sorununa bir çözüm bulmasını istiyor. Ama Sookie mantıklı bir genç kadın, Eric'in kendi seçimlerini yapıp onun yanında kalmasını istiyor. Kitapta bir kurtkadın ve Peri işbirliği yapıyor. Eric evinin önünde ölü bir kadın buluyor. 10 dakika önce Sookie'nin gözünün önünde kanını içtiği bir kadın... Claude, Sookie'nin peri kuzeni tüm o bencilliği ile Cluviel dor'un peşinde. Artık tüm periler sonsuza dek dünyadan uzakta. Sookie gene başladığı yerde, ama daha çok parası ve daha çok yarası var. Serinin sonu için mutlu bir son istiyorum. Eric'in kraliçe ile evlenme işin hallolmasını. Eric'in en sonunda Sookie'yi seçemesini, sürekli ona bir piyon muamelesi yapmamasını istiyorum. Bill'i saymayalım bile, ondan hiç hoşlanmadım. Sam ise sadece arkadaşı, hep öyle kalsın. Alcide'in gözümde hiç değeri yok açıkçası. Hadi Charlaine, bizi yarı yolda bırakma. (India ve Pam arasında bir şeyler olursa hiç şaşmam)

Baskı: Dark Side of Valor: A Novel

Gerçekten harika bir romandı. Özellikle çok ciddi konular üzerinde duran bu kitabın içinde mizah da vardı.Yer yer hikayeden sıkılmış olsam da 80. sayfadan sonra nasıl bitirdim anlayamadım. Yer yer dili biraz garip geldi, ama okuması çok zevkliydi. Ana karakter gerçekten muhteşem çizilmişti. Onun savaşçı kişiliği ve aynı zamanda ağlayabilmesi gerçekten beni büyüledi. Yazar zayıf olmadan bir karakterin ağlayabileceğini bana gösterdi. Kitabın sonunu biraz abartılı bulmakla beraber her şeyin mutlu sona bağlanması beni gerçekten rahatlattı. Kitabın ikinci bölümü benim favorimdir. Nedeni is Harlequin tarzı romantik olayların anlatılmasıydı. Özellikler erkek karakterimiz Elijah tam anlamıyla bir dominant erkek ve bu ikinci bölümde onun Lelia'ya karşı olan tavırları beni kitaba bağlamayı başardı. Ne söyleyebilirim, ikili ilişkileri okumaya bayılıyorum. Gerçi seni seviyorum o kadar çok kullandı ki beni kendinden soğuttu. Kitap ilk başta evden kaçan bir kızın hayatını anlatırken kendi kız kardeşi gibi gördü yol arkadaşının aynı silahtan çıkan ikinci kurşun ile öldürülmesiyle 11 yıl sonrasına atlıyor. burada Sudan'a kaçırılıyor, onun ününü kullanıp insanların desteğini kazanmak isteyen bir liderin kölesi olmaya zorlanıyor. Ama sonra iyi bir insanın yardımı ve iki erkek ile beraber kaçıyor. İşte kitap burada yön değiştiriyor. Bu iyilik sever kadın, Lelia bilmediği bir yerde vahşi bir ormanda kabilede hayatta kalır.Tek başına değildir.Sorun şu ki kalbini kaptırdığı adam Elijah onun için gizli planları vardır.

Baskı: Sins of the Heart (Otherkin #1)

Gena Showalter ve Sherriyln Kenyon tarzı bir yazar... O karamsar hava bu seride de var. Karakterler çok hoş. O Olmazsa olmaz aşk tam benim istediğim gibi. Başı sıkıcı olsada kitabın ortalarında hareket kazanıyor ve sonra gene yavaşlıyor. Sonu pek tatmin edici gelmesede kurgusu ve anlatımı gerçekten hoş Özellkle erkek karakterimizin Dagan'ın elinden düşürmediği lolipop beni gerçekten mest etti. Roxy'ye uzattığı an gülmekten ölmüş durumdaydım. Yunan mitolojisine az çok alışkınızdır, dönemimizin çizgi filmleri ve bulmacalardan güneş tanrısı Ra'ya ya da diğer tanrılara. Kitabın içinde Hades'i ve çeşitli mısır mitolojisine ait kavramları bulabiliyosunuz. Ben pek tanıdık olmadığım için başka mitolojilerede gönderme yapılıyor mu emin değlim. Ama bu kadar yabancı kavramın olması hem beni sıktı hemde alışınca ilgimi cezbetti.Kitapta karakterlerin amaçlaırnı son anlara kadar pek farkedemediğimi anladım. Sürekli bir şey oluyor ve sonra uzun bir duraklama anı yaşıyorduk. Ana karakterimiz Roxy ise sert olmaya çalışan zayıf bir karakter gibi geldi ve ondan pek hoşlanmadım. Ve bunun aksine onun hocası Calliope'ye bayıldım. Başlardfa ikinci kitabı okumayacağım desemde, kitabın sonunu okuduktan sonra ikinciyi okumaya karar verdim. Roxy bir arkadaşının yardımıyla kaçırılmış 19.5 yaşında bir kızdıe Elleri bağlıdır ve ölümünü beklemektendir. Eğer Dagan zamanında gelmeseydi tacevüz edilip öldürülecekti. Dagan bir ruh toplayıcısı en şeytnai ruhları alıp babasına beslenmesi için götürüyor. İlk bakışta bu gencecik kıza abayı yakıyor ve onu bir Aset Kızı olmasına rağmen kurtarıyor. Hayatına yön vermesi için para bırakıyor. Tek sorun kızımız onu ısırıyor ve kanını içiyor.Bir aset Kızı ruh Toplayıcının düşmanıdır. İşte ikilimiz bu gibi sorunlar ile upraşıyorlar. 11 yıl sınra Dagan'ın erkek kardeşi öldürülmüştür ve bu olay ikiliyi gene karşı karşıya getirmiştir. yıllarca süren rüyalar, yalnızlık ve o çekim en sonunda adım adım ortaya çıkmaya başlamıştır

The Kitara Diaries
6/1003.05.2012

Baskı: The Kitara Diaries

İlginç bir kısa hikayeydi. Başı biraz karmaşık. ARaya bir kaç bin yıl sokup sokup anlatıyor yazar, ama sonra aniden olayı kavrıyorsunuz ve aşk giriyor olaya sırlar. Hoştu ama biraz yorucu. İçinde çeşitli paranormal yaratık var elf, elemental vs Kitty insan ruhlarını yönlendiren, çeşitli elementlerden var olmuş güçlü bir varlık. Sevdiği adam tarafından kullanılmasını anlatıyor ve kendi kimliğini bulması. Adamında onu sevmesine ragmen yalanlar affedilemez, ikiside mutsuz oluyorlar, özellikle :kittin binlerce yıl bu yanlızlığı her anında hissediyor. Kısacık bir hikayeyi o duyguyu yükleyebilmesi gerçekten harikaydı.

Baskı: The Cannibal Princess (Psy-Changeling #1.5)

Psy serisinden ufak bir hikaye. İlk kitaptan sonra Sascha ve Lucas'ın hayatına ufak bir göz atıyoruz. Bu ikiliyi nasıl özlediğimi hikayeyi okuyunca farkettim. Özellikle Tammy'nin ikizlerini. Okumayan herkese okumasını tavsiye edeceğim harika bir seri!

Baskı: A Conversation (Psy-Changeling #7.5)

Mine To Possess ten sonra geçen bir konuşma... Zane ve Teijun kediler ile olan anlaşmanın iyi gitmesine şaşmaktadırlar. Artık çocuklar iyi eğitim alabilecekler... Ben iyi gitmesine şaşmadım da onların bu kadar şaşırması beni etkiledi. Kimseye güvenememek kötü olmalı.

Baskı: Desire Untamed (Feral Warriors #1)

Kitaba büyük umutarla başlamıştım. Özellikle girişte şok etkisi yaratmıştı. Ama kitap ilerledikçe önce ana karakterimizin Kara MacAlister'ın çok korkak olduğunu gördüm. Bunu bir tür büyüye bağlamıştı yazar ama kitabın bu yönlerini hiç inandırıcı bulmadım. Özellikle karakterler arası konuşmalar hiç yaratıcı değildi ve sürekli "I love you" tarzı konuşmalar ise inanmadığım bir aşkı bana satmaya çalışıyordu. Dediğim gibi kitaba büyük umutlarla başladım. Güzel bir girişi olmasına rağmen bu böyle devam etmiyor. KArakterlerin çeşitliliği gerçekten hoş. Yalnız sayı bir türlü tutmuyor. Bİr 13 kişiyiz diyor sonra 9 ve sonra 10. Ben belki yanlış anladım. Karakterler şeklini aldıkları hayvanların adlarını taşıyorlar. Lyon (lider), Jag, Tighe, Foxx, Hawke, Wulfe, Hougar, Paenther,Vhyper ve bir filamingonun bedenine sıkışmış olan pembe tüylü Pink. Bunlar Feral Warriors takımı ve onların Radiance (aydınlık) olan Kara... "Sen bizim Aydınlığımızsın, bizim gücümüzün rehberi. Bizim hayatlarımızı elinde tutuyorsun" Kurgu dışarıdan bakıldığında hoşunuza gidebilir. Ama yazar anlatmaya başlayınca olaylar inandırıcılığını kaybediyor. Her şeyin gereksiz bir yere sekse balanması da beni bunaltı. Karakterlerin sevişme istegi ile ilgili bir sorunum yok ama mantıksal olarak açıklandığında, açıklama bana yeterli gelmedi. Yazarın diğer ünlü serilerin yolundan gitmeye çalıştığı hissine kapıldım. Zorlama olduğunu hissettim. Bir başka konu ise Aydınlık adı ile anılan bu karakterin ölmüş adamları tekrar hayata gertirmede çok başarılı olmasıdır. Mucizeler bekliyoruz bu tür kitapları okurken ama bir sınır içinde olan mucizeler daha hoş oluryor ya da belirli bir zamana yayılarak yapılınca daha inandırıcı oluyor. Kitabı sırf inadımdan bitirdim.Üzgünüm ama bu kitabı öyle pek kimselere önermem. Kara kendini insan sanan ama aslında Theries ırkının bir üyesidir. Kendinden önce ki Aydınlığın ölmesi ile güç 3 ay önce gögsünde belirenb ir işaretle onun olmuştur. Artık doğa ananın sunduğu gücü Daemonlar ve diğer gölge tarzı yaratıklarla savaşan Vahşi Savaşçılar'a (Feral Warriors) aktarmakla yükümlüdür. bu savalçılardan biri onun Eşi olacaktaır. Ama büyücü olam mageler işin içine girer ve tüm kahramanlarımızın hayatını tehlikeye atar. Savaşçılarımızın evinde bir casus vardır.

Sleep Stalkers
9/1003.05.2012

Baskı: Sleep Stalkers

Sayfa:266 Yayıncı:------- Yayın Tarihi: 7. 02. 2012 Dil:İngilizce Puan:5/5 Türkçe: Çevrilmedi Gerçekten bayıldığım bir kitap , paranormal seven herkese öneririm. Öyle romantik, can alıcı ve hüzünlü bir hikaye var ki anlatamam. Karakterlerin acısını içinizde hissediyordunuz. Onların sevgisini... Ve kitabın sonunda hem bir kayıp duygusu hissedip hemde mutlu olabiliyorsunuz. Kitapta üç anlatıcı var. Luke ile başlıyorum. Yıkılmış, hayattan umudu kesilmiş, o derin çukura düşmüş düşecek bir adam. Gecenin bir yarısı, bir İblisin bedenini devletegizli teşkilatına teslim etmek için gitti bir binada Dave ile karşılaşır. İşte herşey burada bir U dönüşü yapar. Dave kızının bir iblise dönüşünü ve minion tarafından öldürlmesini izleyen bir baba, yıllar geçmesine ragmen acısı hala taze. Luke ile karşılaştığında ona yardım etmesi gerektiğini biliyor ve birlikte bir yolculuğa çıkıyorlar.Orada olaylara yol verecek karakter onalara katılıyor, Dee... Dee, Luke ve David gibi psişik güçleri olan ama onalrdan daha ileri seviyeli bir minion'dur. Güçlerinin yardımıyla orada onalrı bulur. İblisler tarafından salgına uğraytılmış bu dünyanın tek umudunun kendisi olduğunu bilmektedir. Luke ile karşılaşır ve aşkı tadar, hatta aşktan daha öte, ruhlar ına uzanan, birleştiren bir bağı tadar.O kadar nazik, sevgi dolu ve kalp kırıcı bir hikaye ki! Artık takım tamamdır. Bİr çağrı ile diğer minionların'da oraya gelmesiyle büyük ve son savaş başlar. İnsanların kötü duyuglarından oluşa n bir yaratıklar Luke ve Dee'nin gülümseyerek karşılaştıkları son savaşta sonsuza dek yok olurlar, bu dünya için. Karanlık günler sona erer. Silahlardan hoşlanıp, sert kadın karakterlere bayılıyorsanız bu kitap size göre. İçinde aksiyon,aşk ne ararsanız var.

Bir Bebek Evi (Nora)
8/1003.05.2012

Baskı: Bir Bebek Evi (Nora)

Çok eğlenceli, hareketli bir oyun. Sevdiğimi açıkça belirtmeliyim. Okuma fırsatınız olursa kesinlikle kaçırmayın! Özellikle Nora'yı çok sevdim. Dönemine göre gerçekten feminist bir kadın. Çocuksu hareketleri oyunun sonunda olgunlaşması ile bitiyor. olgunlaşma arayışı demek daha doğru olabilir. Helmer, sevgili Noramızın kocası. Onu biraz iki yüzlü, zayıf ve çirkef bir adam olarak gördüm. Sevmediğimi açıkça belirtmeliyim. Bizim Nora her ne kadar sevgi ve huzur için çalışmışsa sevgili kocasıda bir o kadar kendi için çalışmış, bencil birisi. Nora kocası hastayken bir kaç hile ile ahlaki değerleri bozuk olan bir avukattan para almış bir kadındır. kocasının bir bankanın başına geçmesi ve bu adamı kovma niyetiyle her şey alt üst olur. Hala borcu ödemekte olan Nora bu adama yardım etmesi yoksa kocasından gizle ve hileyle (ahlaki bozukluk, toplumda değerinin düşmesi, nama leke sürülmesi...) aldığı parayı, Helmere söylemekle tehdit eder.Noranınn tüm çabaları boşa gider ama sorun şu ki oyunun sonu hiçde beklediğiniz gibi değildir. Kişisel olgunlaşma, çevrenizdekileri ve kendinizi tanıma ve ahlaki değerlerle gerçek sevginin karşılaştırılması olan bu oyunu çok sevdim. Şunuda eklemeliyim Nora'nında kocasına hastalığında yardım ederek gerçekten büyük bir öz güven sahibi olmuştur. Kadınların öyle çok da aciz olmadıklarını vurgulamıştır. Özellikle Noranın Helmer'in erkek gururuna oynayarak elde ettiği puanlar beni çok güldürdü. “Mrs LINDE: When you've sold yourself once for the sake of others, you don't do it second time.”

Baskı: The Tycoon's Pregnant Mistress (The Anetakis Tycoons Series, #1)

Biraz sıkıldığım anlar oldu orta düzeyde bir hikayeydi. Sıkıldığım yönler öncelikle adamın, Chrysander'in kızı sürekli koruma iç güdüsüydü. Ve o merdivenleri tek başına çıkmama hikayesi beni öyle bunalttı ki! Kitap gereginden az aksiyonlu geldi bana, uzun ve yaklaşık 50 sayfası nerde bu kitapta olay demekle geçti. Kitaptaki tüm aksiyon ilk 20 sayfada olup bitiyordu gerisi teferruat. Chrysander karakteri bana çok baskıcı geldi. Ama bu hoş bir baskıcılık değildi. Resmen kızımızı satın almaya çalışıyordu. Azarlamalar vs. Yer yer babası gibi davrandığını hissettim. İlişkide bir eşitlik yoktu. Marley'inde sürekli ayılıp bayılması beni güçlü karakterleri özlememe sebep oldu. Marley, zengin bir iş adamının metresidir. Hamile olduğunu öğrendiği gün Chrysander onu oteller zincirinin planlarını çalıp satmakla şuçlar kızı evden kovar. Tamda o gün AMrley kaçırılır. 3 ay sonra hafızasını kaybetmiş, 5 aylık hamile olarak bulunur. Kimseyi hatırlamamaktadır. Chrysander kızı kendi adasına götürür. Orada ona evlenme teklif eder ama hala kızı suçlu sanmaktadır.Ne doğrucu davud ama ;)

Baskı: Spellbound (Vampires Realm #5)

Vampir dünyasındayız! Beni pek etkisinde bırakan bir erotika değildi. Daha iyilerini okudum. Ama kendi türünde orta derecede denilebilir. İki adam bir kadın, bana Asher JC ve Anita'yı hatırlattı. Prophecy, anladığım kadaryla büyü gücü olan bir vampir. Annesinden kalmış bir güç bu. anladığım kadaryla diyorum çünkü kitapta seks ve iki adama ne hissettiğini anlatan cümlelerden başka pek bir şey yok. Bir kaç cümlede ailesinden ve ne olduğundan bahsediyor. Tam anlamıyla erotik bir hikaye. Öyle paranormal var, neler demiş diye okunacak bir kitap değil yani. Prophecy iki vampirir sevmektedir. Valentine onun Eşi olmasına rağmen Venturinin de kalbinde yeri vardır. Yanlışlıkla bir büyünün 3 ünü etkilemesi üzerine uzun zamandır istediği bir gece geçirir ama sorun şu ki sabah büyünün etkisi geçinde neler hissedecekler.

ÖncekiSayfa 3 / 5Sonraki