Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Melez Günlükleri
GENEL YORUM Rick ve Haley Riordan iyi bir iş çıkarmışlar. Baba-oğul bir dokuma gibi birbirini tamamlayan açıklamalar, hikayeler yazmışlar. Bu ortaklığın devamını umuyorum :D. Kitap, hem zengin öyküleri hem de görselleriyle arka kapakta yazdığı gibi; Rick Riordan hayranları için eşsiz bir hazine. Kitapta ilgimi çeken başka bir şey daha vardı; bulmacalar. Tabii hiçbirine kalem değmedi ama en azından aklımdan çözmek bile eğlenceliydi :D. Kademe Kademe Yorum: Kitabı kademe kademe yorumlamaya karar verince ortaya böyle bir şey çıktı, umarım yardımcı olur. Melez Kampı'ndan Mektup Bu bölümü okumak nasıl bir zevkti, anlatamam! O kadar güzeldi ki! Riordan, kalemiyle kalbimin bir köşesinde gizli olan yarı-tanrı'ya dokundu. Sadece size özel bir mektup okuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Bu komik, çünkü bu mektubu milyonların okuduğunu biliyorsunuz. Percy Jackson & Olimposlular ve Olimpos Kahramanları, benim zaten vazgeçilmez serilerimden. Bu kitabın ilk sayfası bile neden bu serileri bu kadar çok sevdiğimi hatırlattı. Bölüm, ismi gibi "Melez Kampı'ndan Mektup". kitabın içinde nelerle karşılaşacağımızı anlatıyor. Riordan, aslında duygusal bir içindekiler bölümü yazmış da diyebiliriz. Luke Castellan'ın Günlüğü Luke, benim serilerde 3. gözdem (1. Percy, 2. Leo :D ). Onun ağzından anlatılması çok güzel bir sürprizdi. Benim hayali haremim, hahah :D. Luke'un ölümünden sonra aklımda Thalia ve Annabeth ile Melez Kampı'na gitmeden önce neler yaşadıklarına dair bir çok senaryo vardı. Bu öykü, beni biraz yatıştırdı. "Aile Luke, söz vermiştin." Tamam, yine ağlamaya başlıyorum. Benim tuhaflıklarımdan biri de bu işte, kitap karakteri olsa da, ölürse ağlarım. Hadi bu konuyu geçelim, yoksa salya sümük ağıt yakacağım. Öykü, Luke Ve Thalia'nın ilahi bir keçiyi takip etmesiyle başlıyor. Kahramanlarımız, keçinin gösterdiği bir malikaneye giriyor, Halcyon Green adında yaşlı bir melezle karşılaşıyorlar ve başlarına gelmeyen kalmıyor! Thalia'nın destansı kalkanı "Aegis" ve Luke'un (dolayısıyla Rick Riordan'ın) "sarı saç yumağı" olarak tanıttığı Annabeth ile bu öyküde karşılaşıyorlar. Percy Jackson ve Hermes'in Asası Bu dünyada Percy kadar şapşal bir sevgili var mıdır acaba? Hem Annabeth ile çıkıyor hem da ay dönümünü unutuyor. Aslında, bana soracak olursanız; Percy sevgilim olsa, ben ay dönümünü mü unutmuş hiç umursamam! Normalde de umursamam ya. Yani tamam, yıl dönümü bir derece, ama ay dönümü de kutlanır mı? Neyse... Percy ve Annabeth'in normal (onlar ne kadar normal olabilirseler tabii) bir çift gibi olmaları çok hoşuma gitti. Hermes'in ani ziyareti ve sonrasında aşk kuşu kahramanlarımızın başına gelenler gerçekten beynimin "Please mortal, I am demigod." bölümünde (buna benzer bir çok bölüm var :D) kalıcı bir yer etti. Sonunda malum: MUTLU SON! <3 Hermes'in yılanları George ve Martha ile Röportaj George ve Martha gibi evcil hayvanlarımın olması istiyorum *-*. Sizce onlara benim evcil hayvanlarım olmalarını teklif etsem ne derler? :D (Cevabı biliyorum: HAYIR. Onlar Hermes'ten ayrılmazlar, ayrılmamalılar.) Bölüm, başlığı gibi George ve Martha ile röportaj Hermes'in asasını sıradan bir tahta sopadan ilahi bir silaha çeviren, bu yılan çift aslında VIS, ÇÖY de diyebiliriz; yani Very Important Snake ya da Çok Önemli Yılan. Onlar olmasa, Hermes ne hallere düşerdi, kim bilir! Bu bölüm hakkında son olarak; "George reyiz!!!!" :D Leo Valdez ve Buford Görevi Leo ve onun "bütün suç cam silme deterjanında" diye yırtmaya çalıştığı şapşallığıyla başlayan bölüm, Leo, Piper ve Jason'ın kampı "BOM!" diye patlamasından kurtarmaya çalıştığı bir Buford Görevi'ne dönüşüyor. Leo'ya bu durumda söylenebilecek tek şey; "Aferin Valdez. İyi halt ettin." Ama Leo'ya da kızmıyor ki insan! İki dakika sonra yine ben Leo'ya hayal dünyamda sarkmaya devam ettim. Leo tatlı Valdez :3 Dionisos, en sevdiğim Yunan tanrılarından (ben Romalıyım .s.s.s.). Tabii, Hades'i (benim tercihimle Pluton'u) geçemez ama Dionisos Reyiz de hafife alınmamalı. Adamın iyi parti anlayışı var, boru mu? Rick Riordan'dan Bir Not Bazen, duygusallaşıp Şimşek Hırsızı'nı okuyor, sanki Percy benim evladım-ağabeyimmiş gibi "ne çok büyüdü" diye ağlıyorum. Rick Riordan da bunları hissediyor olmalı ki tüm duygularımı dile getirmiş. Büyünün Oğlu -Haley Riordan Son bölüm ise, hoş bir sürprizle Rick Riordan'ın oğlu Haley'den geliyor! Babasının yolunu izleyen genç bir yazar olmakla kalmayıp PJO'nun başlama sebebidir kendisi! :D Öyküye gelirsek; Hep Kronos'un ordusundan olmak isteyen ben için tüm yanıtları vermişti Haley. Benim gibi (yani Tanrıların sadece ilahi olan yürüyen kibir oldukları) düşünenler için Haley Riordan; Savaştan sonra Kronos'un ordusundaki melezlere neler olduğunu, Yine savaştan sonra tanrıların aralarında neler olduğunu, açıklıyor. Öykü Dr. Claymore adında bir araştırmacı-profesörün ağzından anlatılıyor. O da bir çok kişi gibi ölümü ve ölümden sonra olanları merak ediyor ve bu konuya dair dünyadaki tüm teorileri yalanlıyor. Zekice, doğrusu. Sonrasında Dr. Claymore bir çocukla ve onun dünyasıyla tanışıyor. Ah, zaten her şey tam da o zaman başlıyor...
Baskı: İlk Buluşmada Asla Isırma
Vampirleri çok ama çok seviyorum desem garip kaçar mı? Hadi ama! Vampirler sevilmez mi? Dracula? Damon Salvatore? Rose Hathaway? Erik Night? Heh işte, bu kitap da süperdi! Zaten isminden dolayı beni çekmişti. Kira November... Onun öyküsü şahane! Konu: eskiden Phoebe Tanaka ve insan olan vampir Kira November'ın bir gün tekrar ve tekrardan okumak zorunda kaldığı liseye giderken okulun önünde bir ceset ile karşılaşmasıyla başlar. Vampir ailesindeki herkes ondan şüpheleniyordur ve Kira'ya katilin o olmadığını kanıtlaması ve katili bulması için bir hafta süre tanıyorlardır. Spoiler vermeyi sevmediğimden (yalan, bıraksanız kitabı anlatırım burada :D ) konunun sadece "nasıl başladı"ğını anlattım. Eeee, devamı için söyleyebileceğim tek şey; "Katili bulabilecek mi acaba, ne dersiniz?" Çünkü, eğer katilin kim olduğunu bulamazsa... 300 yılını bir tabutun geçirir. Kapana kısılmış bir fare gibi. Pek de eğlenceli değil. :/ Kira'ya, kitabın anlatım şekline, Bay Güler Yüzlü'ye, kitabın ayrılmaz bir parçası yeşile, kapağına, değişik vampir uyarlamasına bayıldım. Ne yazık ki, katilin kim olduğu çok açıktı ve zaman akımı pek açıklanmamıştı; bu yüzden puanlamada çok sorun yaşadım. Hangi puanı vereceğimi kestiremedim.
Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)
http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/03/kitap-yorumu-obsidiyen-jennifer-l.html Doctor Who ile başlayan uzaylı aşkım Obsidiyen ile devam ediyor. Daemon kadar öküzü de yok bu dünyada! (yoksa evrende mi demeliyim?) Şimdi... Kitabımız Katy adında kaburgalarımda yaşatmak istediğim tatlı mı tatlı, isterse şirretiliğinin sınırlarını zorlayabilen bir kız tarafından anlatıyor.Biliyor musunuz, Katy'nin bir kitap blogu var! Katy, babasının ölümünden sonra annesinin hayatında değişiklik istemesine boyun eğerek Batı Virginia'ya taşınıyor. Adres sormak amacıyla ve annesinin çabalamasını istemesiyle kendi yaşıtlarında iki çocuğun olduğunu bildiği yan eve gidip, kapıyı tıklatıyor. Ve karşısına... bir hıyar çıkıyor! Hem de acayip seksi bir hıyar! Tam da dediğimiz gibi hıyar olan bu seksi şey, Katy'i çıldırtıyor. Ukalalık yapıyor, öküzlük yapıyor, insanı sinir ediyor. Ve tanıştıklarının birinci dakikasında aralarında bir savaş başlıyor. Ve kıyamet kopuyor... Aslında Hıyar konuşmadan her şey çok güzel. Hadi ama! Düşünün, hiçliğin ortasında bir yere taşınıyorsunuz (ki postanızı almak için bil en yakındaki kasabaya gitmeniz gerekiyor), sonra marketin yerini sormak için yan evin kapısını çalıyorsunuz ve karşınızda tişörtsüz bir afet çıkıyor! Ve O sonra konuşuyor ve her şey bitiyor. Sonra Katy (Kedicik!!!) bu hıyarın ikiz kız kardeşiyle tanışıyor; Dee. Hıyarımızın adının da Daemon olduğunu öğreniyor ondan. Dee ile kaynaşıyorlar, siyam kedisi gibi oluyorlar. Gülün bile dikeni vardır değil mi? Dee'nin dikeni de Daemon. Katy, Dee ile arkadaş kalmak istiyorsa, Daemon'a, öküzlüğüne ve seksiliğine katlanmak zorunda. (Bu benim için bir ödül olurdu aslında. :D ) Daemon kitabın bu bölümlerinde acayip öküzlük yapıyor, Katy'e kız kardeşi Dee ile arkadaş olmamasını söylüyor. Onlardan uzak durmasını söylüyor. O kısımlarda Daemon'ın suratını okkalı bir tane patlatmak isterdim de o surata yazık olurdu, kıyamammm. Olaylar böyle gidiyor, Daemon ve Katy birbirleriyle savaşıyor, Dee ve Katy siyam kedisi gibi oluyorlar, Katy okuldan arkadaşlar ediniyor, dayak yiyor (hayır, bunun açıklamasını yapmayacağım! :D ) vs. Bu sıralarda Daemon ve Katy engelleyemeden yakınlaşıyorlar. Sonra... Katy çok mühim bir şey öğreniyor....! Daemon Black hiç de tahmin ettiğiniz gibi, şu yeşil, fazla uzuvlu, yapışkan yaratık-uzaylılardan değil! Bundan daha açık spoiler veremezdim herhalde! Daemon ve Dee uzaylıdır! Birer Luxen'dirler. Bilmem kaç bin ışık yılı uzaktaki Lux gezegeninden, düşmanları Arum'lar gezegenlerini yok edince Dünya'ya gelmişlerdir. Yine de Arum'lar tam anlamıyla kaçamamışlardır, çünkü Arumlar, Luxen'lerin yaşam enerjisini emmek için peşlerinden (bir kısmı) Dünya'ya gelmiştir. Şimdi Katy, Luxen ve Arumların arasındaki savaşın ortasında kalmış durumda. Kitabı topu topu üç günde okudum. Sayfalar kendiliğinden çevrildi diyebilirim. Okurken sırıtmaya, kalbimin hızlı atmasına engel olamadım. Aslında hep aklımdaydı bu kitap da, "uzaylılar en fazla ne olabilir ki" gibi bir ön yargıya sahiptim. Beyin yiyen dev böcekler? Yeşil, yapışkan, iğrenç yaratıklar? Fazla uzuvlu çekirgemsi varlıklar? ET? Olmadı Zaman Lordu?! Aklımdaki uzaylı anlayışı böyleydi açıkçası. Ve kitabı okumaya başladığımdan itibaren bir yerden Dalek'lerin gelmesini bekledim, bilinçaltım iğrenç çalışıyor. Ama kitap beklediğimden fazlasını verdi bana. Zekice kurgulanmıştı, mizah doluydu, diğer serilere gönderme yapması ve tüm o diğer şeyler komikti, Katy diğer bir çok serideki şapşal-saf kızların aksine zeki ve kendini bilen biriydi, Daemon yine diğer bir çok serideki iyilik meleği asıl oğlanın aksine kışkırtıcıydı, Jennifer L. Armentrout'un elinden çıkmış muhteşem bir kitap daha da diyebiliriz. E, o zaman karakterlerimizi tanıtalım; Katy: Kedicik! Kitap tutkunu kendisi ( bizim gibi ^.^) inatçı (sonuçta Daemon'ın seksiliğine direndi), zeki ve komik. GRİ GÖZLERİ VAR *-*. Daemon: Seksi öküzümüz! SİYAH SAÇLARI ve YEŞİL GÖZLERİ var! (aklım Fallen'daki Cameron'a kaydı bak..) Arada kibar insan taklidi yapıyor ama genel olarak hıyar. Bebeğim o benim. Onu sevmemek işten bile değil. Katy'i sinir edip, kızartmak hobilerinin arasında.Sağı solu belli değil, bir gün bakıyoruz Katy ile her şey lay lay lom, diğer gün Ash ile kırıtıp Katy'ye "kardeşimden uzak dur." diyor. (Ash: Kitapta sonradan karşılaşacağımız bir karakter. Ailesi Black ailesi ile dost. O da uzaylı ve bir uzaylı bu kadar şırfıntı olabilirdi, hiç sevmiyorum bu kızı -,-. Fırsat bulduğu her anda Daemon ile yiyişiyor...) Dee: Daemon'ın aynı onun gibi acayip çekici ikiz kız kardeşi (uzaylı DNA'sında ne var böyle?). Katy'nin en yakın arkadaşı unvanına sahip tatlı uzaylımız. ALINTILAR: - Demek yavşağın bir ismi vardı. Daemon. Tam ona göre bir isimdi ve tabii kız kardeşi de onun kadar çekici olacaktı. Neden olmasındı? Kayıp modellerin memleketi Batı Virginia'ya hoş geldiniz. (sayfa 18 -Katy) -İnternetimin bağlanması, seksi bir çocuğun popoma bakıp telefon numaramı istemesinden daha çok mutlu etti beni. (sayfa 27 -Katy) -Ah, ilaçlar etkisini gösteriyordu. Şairaneydim. Ve kafam iyiydi. Büyük mutluluk. (sayfa 105-Katy) - "Blogu'na baktım." Ah. Tanrım. Bebeğim. Yüce İsa. Nasıl bulmuştu? Bir dakika. Önemli olan bulmuş olmasıydı. Blog'um artık Google'de çıkıyor muydu? Bu muhteşemdi işte. "Yine beni takip ediyorsun, anlıyorum. Yasaklama emri çıkarmama gerek var mı?" "Rüyanda görürsün Kedicik." Pişmiş kelle gibi sırıttı. "Ah bekle, rüyalarında zaten baş roldeyim, değil mi?" Gözlerimi devirdim. "Kabuslarımda, Daemon, kabuslarımda." (sayfa 125 -Katy ve Daemon) - "Burada...tuhaf bir şeyler var." "Senden başka mı?" dedi. (sayfa 153 -Katy ve Daemon) - "Hastalıklı olsa da sinirlenmeni izlemeyi seviyorum ama bunun yanında başka soruların olacağını da tahmin ettim. (safya 191 -Daemon) - "Daha kapımı çaldığın anda başıma bir bela getireceğini anlamıştım." (sayfa 336 -Daemon)
Baskı: Çığlık (Fısıltı, #2)
Nora Grey'in hayatı mükemmellikten hâlâ çok uzaktadır. Hayatına kastedilmiş olması hoş bir deneyim olmasa da en azından bu durumun içinden bir koruyucu melek sahibi olarak çıkmıştır. Gizemli, çekici ve muhteşem bir koruyucu melek. Ama Nora'nın hayatındaki yerine rağmen, Patch'in hareketleri kesinlikle meleksi değildir. Hatta her zamankinden daha anlaşılmaz görünmektedir; tabii bu mümkünse. Hayatındaki gerçeklerin ne olduğunu umutsuzca öğrenmek isteyen Nora, cevaplara ulaşabilmek için kendisini giderek tehlikeli hale gelen durumların içerisine sokar. Ama belki de bazı şeyler olduğu gibi bırakılmalıdır, zira gerçek, güven duyduğu her şeyi ve herkesi yok edebilir.
Baskı: Beni Seç (The Selection, #1)
Distopik romantizm!!! Prenses şeyleri pek benim zevk çerçevemde değil ama itiraf ediyorum; 14 Şubat'ı iple çektim. Kitabı çıktıktan bir gün sonra alıp hemen aynı gün bitirsem de yorumunu yazmayı hep erteledim. Şu sıra bir tembellik var üstümde. Doğru düzgün kitap da okuyamıyorum. :/ Kitabımız tabii ki asıl kızımız America tarafından anlatılıyor. İsmi zaten beni bitirdi! America Singer. Cass gerçekten de ironik komediyi iyi biliyor. :D Kitap,3. Dünya Savaşı'ndan sonra America'nın kalıntıları üstünde doğan Illéa ülkesinde geçiyor. Her ne kadar Illéa gelişmiş teknolojiye sahip olsa da yönetime kraliyet anlayışı yerleşmiş. Kast sistemleri ve dahası... Bu biraz Açlık Oyunları'nı anımsatıyor ama kitabın uzaktan yakından Açlık Oyunları ile alakası olmadığını belirteyim, yanlış bir izlenime kapılmanızı istemem. Hmm... Ne diyordum? He! Kast sistemleri. Halk kendi içinde katlara-sınıflara ayrılmış, bölünmüş ve ait oldukları katlara göre yaşıyor. Saraylılar ve onların akrabaları 1. sınıfın azıcık gerisindeki zenginler 2. sınıfın azıcık gerisindeki zenginler Öğretmenlik, muhasebecilik vs. meslek grubu Zanaatkarlar, sanatçılar (açlık sınırı) Hizmetçiler, yardımcılar 6. sınıftan daha beter durumda olanlar Evsizler. Yukarıda saydıklarım olarak toplam 8 sınıf var. Normalde bu kast sistemi mesleğinize göre ayrılıyor ama zaman geçtikçe halk "hangi kattaysa o katın işini yapmak zorunda, ona göre meslek edinmeli" gibi bir görüşe sahip olmuş. Bir de katlarda yar almayanlar var; Asiler. 8. sınıfın daha da aşağısındalar, halktan kopmuşlar. Hobiler arasında sarayı basmak var. İşte America kızımız, böyle bir ülkede yaşıyor. Tüm bu kast sistemlerinde şikayet ettiği gibi America'nın yakındığı bir şey daha var; Seçim. Seçim, halkın savaşlar yüzünden altüst olmuş moralini düzeltmek ve kraliyet ailesine kendi ülkesinin kalbinden kopmuş bir mensup kazandırmak amacıyla, evlenme çağındaki Illéa veliahdına yani prensine bir eş bulmak için, ülkedeki 17-20 (hatırladığım kadarıyla) yaşlarındaki tüm kızlar arasında Seçim'e başvuranları kapsayan bir çekiliş. Sözde. Çünkü başvuru sırasında anlıyoruz kim aslında bu bir "çekiliş" değil. Kızların fotoğrafları çekiliyor ve çoğu kız bunun için süslenip püslenmiş (pis aşufteler -,- :D ). Seçim'e başvuran kızlardan 35 tanesi saraya gitmek ve büyük bir kedi kavgasından sonra geriye 1 tanesi yani prensin karısı ve kraliçe olacak olan kız kalana kadar prensin hangisi ile evleneceğini kararlaştırması amacıyla prens ile vakit geçirmek için seçiliyor. America da bu seçime annesinin, kız kardeşi May'in ve herkesten gizli tuttuğu sevgilisi Aspen'in ısrarıla katılıyor... Sonra neler oluyor tahmin edin? America seçiliyor! bunu yazmakta bir sakınca görmedim çünkü pek spoiler sayılmaz. Yani zaten Seçim'e gidemeyecek bir kızın ağzından neden yazılsın ki kitap? Ama tabii ki gerisi hakkında spoiler-açıklama vermeyeceğim. Muhahahahah, yaşasın kötü ben! Ne yazık ki anlatmadan da duramam. O yüzden; Yaşasın Prens! Maxon nasıl bir şey öyle? Ben America'nın yerinde olsaydım var ya... (Hayır, fantezilerimi kendime saklayacağım)... Aspen'i çoktan unutmuştum. Aspen demişken...Hayırrrr, spoiler vermeyeceğim. Kendimle savaşıyorum burada. Karakterlerden bazılarını tanıtayım da spoiler vermeden bitirelim şu yorumu, yoksa öleceğim... İçim içimi yiyor ama spoiler vermeyeceğim, direniyorummmm! America: Yerim ben bu kızı. Cidden bak. Hem esprili, hem KIZIL (umarım çilleri de vardır), hem mavi giyiniyor, hem müzikle haşır neşir, hem tam kendisi, kimseyi taklit etmeye çalışmıyor. Aspen çok şey kaybetti.... (Amanın! Spoiler mi verdim yoksa? o.o) Maxon: Nazik, asil, YAKIŞIKLI, prens, komik, iğrenç bir kahkahaya sahip ve SARIŞIN. Bir kız daha ne ister? Maxon Schreave... Adı bile güzel çocuğun! Aspen: Seksi, 6, YEŞİL GÖZLÜ, seksi, gururlu, seksi. Çok seksi. Fazla seksi. Çok fazla seksi. Ama çok da gururlu, hem fakir de; aklım hemen Yeşilçam filmlerine kaydı. Aspen'i dramatik bir şekilde dönen biro koltuğunda düşünün. "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir 6 vardı America. Hatırlıyor musun? O çocuğa ne oldu biliyor musun Mer? Tam karşında duruyor." Hayal ettim bir an hahahahhahahahahahahha. Kusacağım... Marlee: Seçim sürecinde America'nın arkadşı olan bir 4. Sarışın ve çok şeker. Celeste: Seçim'de en zorlu rakiplerden bir tanesi. Ayrıca America'nın düşmanı (ve bir sürtük.). Kavgaları falan eğlenceliydi ama hiç sevemedim ben o kızı. Hep America'nın Celeste'nin suratına sıkı bir yumruk geçirmesini istedim ama yaparsa saraydan postalanacağı için yapamazdı. Şanslı... Kitap böyle gelişiyor işte, saray zamazingoları, kedi savaşları, Asiler, MAXON ve dahası kitabın ilerleyen bölümünde. O kısım da sizin okuyacağınız kısım, benden bir şey beklemeyin! Zaten kendimi kitabı oturup anlatmamak için zor tutuyorum. En büyük zevkimdir ki, benim daha önceden izlediğim-okuduğum, filmi-kitabı şu an izlemekte-okumakta olan kişiye sonunda olanları anlatmak. Tamam geliyor... İşte kitabı okuduktan sonra "haaaa..." diyeceğiniz bir spoiler: Son 6!
Baskı: Melez (Melez Sözleşmeleri, #1)
Lanet olsun bana ki bu kitabı sonradan keşfettim ve yine lanet olsun ki ikinci kitabı almadım. Bu öyle bir kitaptır ki hem hızlı hızlı okuyorsunuz hem de bitmemesini istiyorsunuz. Keşke aptallık etmeyip ikinci kitabını da alsaydım. Çünkü Alex'in, benim tercihimle Lexi'nin bu macerası beni ağzı açık bıraktı. İlk sayfadan başlayıp, son sayfasına kadar salyalarımın akmasını sağlayan bu kitap için tek söyleyeceğim şey; "Anne, ben kitapçıya gidiyorum! bu kitabın ikincisini almalıyım." Olur. Jennifer L. Armentrout ne yapmış böyle? Kadın bildiğin eliyle harikalar yaratmış (yoksa zihniyle mi demeliyim?)! Bu kitap için yapılması gereken önünde diz çöküp tapmak bence. Unutmadan, şu Vampir Akademisi'ne benziyor noktasına parmak basmak istiyorum. Evet andırıyor, sınıf ayrımı, ırk çeşidi olarak, ama konu kesinlikle farklı,yani böyle küçük ayrıntılara pek takılmamak gerekiyor. Hem bu benzerlikler kitabı daha çok sevmeme neden oldu diyebilirim. Hematio'ler bence çok iyi düşünülerek ortaya çıkarılmış bir ırk. Yani, Yunan mitolojisi hayranı olan ben için ortada dolaşıp "Ben safkanım, önümde diz çökün pis melez köleler!" dedirtecek bir kurgu. Kitabı topu topu iki günde okudum ve pişmanım! Yavaş okusaydım keşke... :/ Apolyon kehanetleri beni benden aldı! Hele Seth, onu okuduğum ilk anda "Gel buraya ve sev beni!" diye bağırasım geldi. Armentrout'un alnını öpeceğim. Aşık olacağım karakterler yaratmada çok başarılı. İlk önce Deamon, şimdi de Seth. Ne olacak benim bu halim? Kitabın ilk arka tanıtımını okuyunca aklımda konudan çok farklı şeyler oluştuğunu söylemeliyim. Aklım direk Yeşilçam filmlerine kaydı. Temizlikçi Kız, evin Küçük Efendi'si falan... Çok film izlemişsem demek ki... Spoiler vermek istemediğim için Alex "sevdiğini" öldürmeye gittiğinde ve öldürdüğünde sanki ben öldürmüşüm.. Yok yok, öyle değil. Sanki beni öldürüyormuş gibi kalbime öküz oturdu diye söyleyeceğim. kitabı okuyanlar anlamıştır... :D Son olarak, bunu söylemeden edemeyeceğim; "TEAM SETH!".