BU
@buseholcay

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Vurgun (Düşüş, #4)

O son... Galiba öldüm.

Baskı: Melez Dosyaları (Percy Jackson ve Olimposlular #Seri Dışı)

http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/08/yorum-melez-dosyalar-rick-riordan.html Kitabın içinde bir çok hikaye ve söyleşi olduğundan hepsini teker teker değerlendirecek ve tanıtacağım. Açıkçası bu şekilde yorumlamayı çok seviyorum! ^^ Tamam, şimdi genel yorum; Percy' ne kadar ok özlediğimi hatırlattı bu kitap bana. Şimdi içimde Hades'in Evi için acı verecek kadar büyük bir okuma hevesi var. Rick Riordan'dan mükemmel olmayan bir kitap beklenemezdi zaten. Yine şahane, yine Yosun Kafa, yine Olimpos. Ve yine hayatlarını kurtarmaya çalışarak savaşan bir dolu yarı tanrı. Kitapta Nico vardı ki o benim gözdem. (Gözdelerim sürekli değişiyor, şimdiki sıra şu şekilde; 1- Nico/ Percy/ Luke Ne? Onlar arasında seçim yapamam.) Thalia ile karşılaşmak şaşırtıcı ve hoş oldu. Yosun Kafa yine bizim Bilmiş Kız'ın oyununa düştü. Annabeth ona boşuna Yosun Kafa demiyor. Kitaptaki her şey mükemmeldi; özetlemek gerekirse. Her şey mükemmeldi. Her. Şey. Mükemmeldi. Kademe Kademe Yorum: Melez Kampı'ndan Mektup Aynı başlık ile bir bölüm Melez Günlükleri'nde de vardı. Ve yine aynı tema ile farklı bir içerik okumak çok hoş oldu. Rick bu nasıl yapıyor bilmiyorum ama ne zaman şu "Melez Kampı'nda Mektup" bölümlerini okusam yanımda Percy, Annabeth, NICO vs. varmış gibi hissediyorum. Bölümün içeriği zaten adından belli oluyor. Rick Riordan şöyle bir 30 sayfa Melez Kampı'ndan Mektup yazsa ben yine aynı heyecan ve neşeyle okurum gibi geliyor. Yaz Rick yaz. Percy Jackson ve Kayıp Savaş Arabası Bu hikaye Percy Jackson ve Clarisse La Ruse "gizli" dostluğunun bir örneği. Gizli diyoruz çünkü Clarisse hiç kimsenin -bilhassa kardeşlerinin- Perseus Jackson ile arkadaş olduğunu bilmesini istemiyor. Bilirsiniz o sert kız. Zaten Percy'e karşı eski kini var. (Hatırlarsınız belki; Percy'nin kafası ve klozet olayı. Clarisse sırılsıklam ne de güzel görünüyordu öyle!) Percy, bir gün fen dersinde dışarıdan tuhaf sesler duyar. Çaktırmadan camdan baktığında Clarisse'yi bir avuç kış ile savaşırken görür. Ne oluyor, diye Clarisse'nin yanına indiğinde; Ares'in Clarisse'ye savaş arabasını verdiğini ve sonra Ares'in ölümsüz çocukları Phobos ve Deimos'un o savaş arabasını çaldıkların öğrenir. Ares, Clarisse'te savaş arabasını vererek onu bir sınava tabii tutmuştur. Clarisse, gün batımında savaş arabasını babasının tapınağına götüremezse Ares'in güvenini yitirecektir. Percy ona yardım etmeye karar verir ve böylece ikisi Korku ve Dehşet tanrıları, kendini deniz yılanı sanan bir canavar, su samurları ve en büyük korkularıyla uğraşacakları bir maceraya atılırlar. Percy Jackson ve Kayıp Savaş Arabası-Alıntılar: -Hani öğretmenlerin en sevdiği sözcüğün lütfen olduğunu söylerler ya? Yalan. Büyülü sözcük kusmak. Bunu söylediğiniz anda sınıftan çıkmanıza izin verirler. (sayfa 6-Percy) - "Korkunun kendisinden başka korkacak bir şey yok. Öyle derler, değil mi? Eh, dur sana bir sır vereyim melez. Korku benim..." (sayfa 12- Phobos *Korku Tanrısı*) - Deniz tanrısının oğlu! Deniz tanrısının oğlu! Mürekkep balıklarının sizi sevmesi harika bir şey! (sayfa 23 -Percy) Percy Jackson ve Bronz Ejderha Bu hikayede üst derecede Percy-Annabeth, Charles-Silena ilişkisi görüyoruz. Tabii ki şikayetçi değilim! Çok şekerdi *-* Percy yine -felakete dönüşen- bir Bayrak Kapma yarışında. Mavi Takım'da; Poseidon kulübesi (yalnız Percy :/ ), Apollon, Hephaistos ve Hermes kulübesi var. (Hermes ve Apollon birlikte savaşıyorlarsa, ben de varım! Korkulur Mavi Takım'dan!) Kırmızı Takım'da; Athena ve Ares (tamam belki de Mavi Takım artık o kadar da korkutucu görünmüyor), Afrodit, Dionisos ve Demeter kulübeleri var. (Yaşasın Mavi Takım! -ne kadar kaybedeceğimiz baştan belli olsa da. Ares ve Athena aynı takımda olur mu ya? İnsafsızlar...) Percy ve Beckendorf, Bayrak Kapma'nın asıl tantanasından uzakta, bayrağı ararlarken Myrmekeler ile karşılaşıyorlar. Bunlar parıltı şeylere ve değerli madenlere ilgi duyan devasa karıncamsı mahluklar. Sonra olaya Annabeth ve Silena dahil oluyor. Ve nasıl oluyorsa -burayı söylersem, kitabı okumanın ne önemi kalır?- Bayrak Kapma, -Percy, Silena, Annabeth için- Beckendorf'u kurtarmak için bronz bir ejderha arama ve çalıştırma görevine dönüşüyor. Percy Jackson ve Bronz Ejderha-Altıntılar: - Tek bir ejderha bütün gününüzü berbat edebilir. (sayfa 35 -Percy) - Satirler orman perilerini kovalıyor, canavarlar ormanda böğürüyor, kampçılarsa kendi aralarında şakalaşıyorlardı. Kamp yöneticisi Dionisos haylazlık yapan herkesi bir çalıya dönüştürüyordu. Anlayacağınız, tipik bir yaz kampı tantanası yaşanıyordu. (sayfa 35/36-Percy) - Annabeth kesinlikle düşman edinmek isteyeceğiniz birisi değildir. (sayfa 36-Percy) - "Kafamı gövdeme oturtacak birisine ihtiyaç duysaydım sana gelirdim," (sayfa 51- Percy *Annabeth'e söylüyor*) - Arkanızda bir ejderha varken bir yere daha çabuk gidiyorsunuz, o gün bunu öğrendik. (sayfa 54- Percy) Hermes oğulları CONNOR ve TRAVIS STOLL ile bir söyleşi Hermes'i tanrı olarak pek sevmem ama Hermes kulübesi, kulübeler arasında en sevdiğimdir. Öylesine de tuhaf bir şahısım. Yaşasın Hermes çocukları! (Ben Pluton kızıyım ama olsun, çaktırmayın.) Connor ve Travis'in bana Fred ve George Weasley'i de anımsattığı doğrudur. Yaşasın şeytani ikizler! Tüm serilerde en sempatik kişiler; şeytani ikizlerdir. Açık ve net. Hermes oğulları CONNOR ve TRAVIS STOLL ile bir söyleşi-Altıntılar: - Hermes kulübesinde olmanın en iyi tarafı nedir? Connor: Asla yalnız kalmazsınız. Cidden! Aramıza sürekli yeni çocuklar katılır. O yüzden her zaman konuşacak birisini bulabilirsiniz. Travis: Ya da şaka yapacak birilerini. Connor: Ya da cebinden bir şeyler aşırabileceğimiz birilerini. Biz kocaman, mutlu bir aileyiz. (sayfa 70) Ares kızı CLARISSE LA RUE ile bir söyleşi Yine bir atasını sevmediğim ama kulübesini sevdiğim yarı tanrı! Ares savaşıdır, güçlüdür ama... yarım akıllıdır (bunu söylediğimi ona söylemeyin). Ares her ne kadar tuhaf ve itici olsa da melezleri bence şahane. Ares çocukları birer ölüm makineleri, savaşçı ve aynı zamanda gerçekten bir koruyucular. Onlar mükemmel *-* Ve Clarisse daha da mükemmel ^^ (Hayır, tabii ki de kafamı suya sokmamaları ya da beni pataklamamaları için onlara yalakalık yapmıyorum. Ben Romalıyım! Onlar bana yalakalık yapsın!) Ares kızı CLARISSE LA RUE ile bir söyleşi-Altıntılar: - Bana bir mızrakla kalkan verin, her zaman seve seve kullanacak bir yer bulurum. (sayfa 71 -Clarisse) - Clarisse: Eh, bence kimse Ares'le boy ölçüşemez ama Tanrı Zeus çok cesur. Yani sonuçta Zeus, Tayfun'la ve Kronos'la savaştı. Saygısızlık etmek istemem ama süper güçlü şimşekleriniz olunca cesur olmak da kolay. (sayfa 71/72) Athena kızı ANNABETH CHASE ile bir söyleşi Ve Bilmiş Kız! /Baykuş Kafa! (bunlar Percy'nin terimleri, beni eleştirmeyin.) Annabeth her zamanki gibi zekasını konuşturuyor. Çünkü o Annabeth. Başka ne beklenirdi ki zaten? Athena kızı ANNABETH CHASE ile bir söyleşi-Altıntılar: - Zaman zaman Percy'e 'Yosun Kafa' diye hitap ettiğini biliyoruz. Sence Percy'nin en sinir bozucu özelliği nedir? Annabeth: Eh, ona çok zeki olduğu için Yosun Kafa demiyorum tabii! Yani, tamam. Percy aptal falan değildir. Hatta çok akıllıdır. Ama bazen çok şapşalca davranır. Bunu beni sinir etmek için yapıp yapmadığını bilemiyorum. O çok yönlü biri. Bir kere çok cesur. Espri yeteneğine sahip. Yakışıklı da, ama sakın ona bunu dediğimi söylemeyin. Ne diyordum? Hah, Percy çok yönlüdür, ama o kadar... kalın kafalıdır ki. Tamam, aradığım sözcük buydu işte. Yani, bazen gözünün önündekini bile görmekten acizmiş gibi davranır. Ne bileyim, ona bir ipucu verirseniz dahi insanların ne hissettiğini anlayamaz. Ne? Hayır, özellikle birisinden ya da belirli bir olaydan bahsetmiyorum! Genel olarak söylüyorum. Neden herkes... öfff! Aman, neyse. (sayfa 75) Satir KIVIRCIK ÇALIDİBİ ile bir söyleşi Kıvırcık ve teneke kutuları, ayrılmaz çift. (Ama Ardıç duymasın, keser bizi. Ya da kökleriyle bağlar. Her neyse. Her şekilde sonumuz kötü.) Kıvırcık'ı Grover'ı ne çok özlemişim, onu kavradım. Annabeth, Percy ve Kıvırcık süper takımdı ya. Ah, eski güzel günler :') Satir KIVIRCIK ÇALIDİBİ ile bir söyleşi-Altıntılar: - Kavalla en çok hangi şarkıyı çalmayı seversin? Kıvırcık: Ha, şey, biraz tuhaf olacak ama... Bir keresinde bir misk faresi benden 'Misk Faresinin Aşkı' isimli şarkıyı çalmamı istemişti. Şey... Ben de şarkıyı öğrendim. İtiraf edeyim ki o şarkıyı çalmayı çok severim. Aslında şarkı sadece misk fareleri için yazılmamış! Çok tatlı bir aşk öyküsünü konu alıyor. O şarkıyı ne zaman çalsam gözlerim dolar. Percy'nin de gözleri dolar ama sanırım gülmekten. (sayfa 76) - "Günde iki teneke ye, canavarları düşünme." (sayfa 77) Poseidon oğlu PERCY JACKSON ile bir söyleşi Veeee.... serinin esas oğlanı: Yosun Kafa, Perceus Jackson! Canım benim *-* Poseidon oğlu PERCY JACKSON ile bir söyleşi-Altıntılar: - Percy: ... Yazın ilk günü kulübeleri ziyaret ederim. Connnor'la Travis kamp dükkanından bir şeyler aşırırlar; Silena, Annabeth'e makyaj yapmak için dil döker; Clarisse de kampa yeni gelen çocukların kafalarını tuvalete sokmakla uğraşır. Bazı şeylerin asla değişmemesi çok güzel bir şey. (sayfa 78) - Melez olduğundan şüphelenen çocuklara ne tavsiye edersin? Percy: Yanılıyor olmaları için dua etmelerini. Cidden. Bunları okumak zevkli olabilir ama melez olduğunu öğrenmek pek de iyiye işaret değildir. Bir melez olduğunuzu düşünüyorsanız hemen kendinize bir satir bulun. Satirleri okullarda hemen fark edersiniz. Gülüşleri bir tuhaftır ve önlerine gelen her şeyi yerler. Yürüyüşleri de tuhaf olabilir çünkü takma ayaklarla toynaklarını saklıyor olabilirler. Okuldaki satiri bulup ondan yardım isteyin derim çünkü derhal Melez Kampı'na gitmeniz gerekir. Ama bir melez olmayı kim ister ki? Sakın bunu evde denemeyin. (sayfa 80) ercy Jackson ve Hades'in Kılıcı Üç Büyükler'in çocukları da iyi bir takım olurmuş, onu öğrendik bu hikaye ile. Hikayemizin ilk cümlesi; "Noel'i yeraltında geçirmek benim fikrim DEĞİLDİ." Kafanızda çarklar dönmeye başladı mı? Hades'in Kılıcı? Yeraltı? He, çok güzel. Bu kitapta ikidir, Percy okuldan alıkoyuluyor. (Percy'nin de şikayetçi olduğunu sanmıyorum hani. Edebiyat sınavına girmektense hayaletlerle savaşmayı tercih eder gibime geliyor.) He, ne diyordum? İşte, percy Edebiyat sınavındayken, Bayan O'Lery -hatırlamayanlara açıklama: kendisi Percy'nin evcil Cehennem Tazısı- sınıfa dalıveriyor. Percy, "Sen nereden geldin buraya? Dur bi' kovalıyıvereyim" derken altın kaplama bir geyik sayesinde Thalia ile karşılaşıyor. Bunlar orada hasret giderirken sahneye Nico da dahil oluyor. Nico oraya nasıl geldiğini bilmiyor. Hani Nico'nun yaptığı gölge şeysi vardı ya, onunla gelmiş işte. Üç melez, ne olup bittiğini çözmeye çalışırken birden yer yarılıyor ve kahramanlarımız kendilerini Ölüler Diyarı'nda buluyorlar. Ve Percy'nin Edebiyat sınavı da böylece dünyayı kurtarmaya bir adım daha yaklaşmak amacıyla yapılan bir göreve dönüşüyor. Percy Jackson ve Hades'in Kılıcı-Alıntılar: - Sokaktaki yayalar bana tuhaf tuhaf baktılar ama burası New York'tu. Yani, her şeye rağmen bir fino köpeğinin arkasından koşturan bir çocuk hayatlarında gördükleri en tuhaf şey olamazdı. (sayfa 91-Percy) - "Hiçbir tutsak Yeraltı Dünyası'nda dahi tamamen çaresiz değildir..." (sayfa 103-Persephone) - Hades genellikle melezleri bizzat tehdit etmekten hoşlanırdı. (sayfa 106) - "Tehlikeden kaçış yok," dedim. "Asla." (sayfa 107 -Percy&Thalia) - Hemen aklımın bir köşesine not ettim: Yaratıkları buharlaştırırsan sorularına yanıt veremezler. (sayfa 117 -Percy) - "Ürkütücü bir mağara, hayaletler tanrıçası. Burası muhteşem yahu?!" (sayfa 127 -Percy)

Opal (Lux #3)
10/1014.08.2013

Baskı: Opal (Lux #3)

http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/08/kitap-yorumu-gibi-opal-jennifer-l.html Bu seri bana kötü şeyler yapıyor. Obsidiyen soluğumu kesmişti. Oniks beni bitirmişti. Opal ise kalbimi durdurdu. Ve galiba kalbi duran sadece ben değilim, Daemon karşısında Katy de pek kendinde değildi hani. Opal su gibi aktı. Kendini okutturdu ve okurken çok rahattım. Kalbimin gerekenden -çok daha fazla- hızlı atmasını saymazsak tabii. Hani, bazı kitaplar vardır. Okurken seni alır götürür. Çevrendeki tüm gürültüler, ses, görüntüler susar-solar. Geriye sadece kelimeler ve hayal gücün kalır. O kitaplar senin bir parçan olur. Opal de tam öyle bir kitaptı işte. Anlatabildim mi? Bu kitap beklentilerimi fazla fazla karşıladı. Klasik Jennifer işte, yaptı yapacağını; yine muhteşem bir kitap yazmış. Bu kadının hiçbir kitabı da mı çürük olmaz? Hayranım ya. Bildiğin hayranım. Opal'in ilk sayfalarını yavaş yavaş okudum. Sonrasından kendimi durduramadım. Uyumadım, gözümü kırpmadım; okudum. Zaten sonrasında bir baktım, kitap bitmiş! Kitabın sonuna doğru "Oh her şey yolunda, rahatla Kedicik" diyerek sırıtıyordum ki "Allons-y!". Jennifer da tam yerinde bitirmiş hani. Böyle yazarların karşısına geçip; psikopat bir sırıtma eşliğinde kaşlarımı oynatmak geliyor içimden. Hani, "uyurken dikkat et kendine, bakarsın bir daha uyanamazsın." şeklinde. *KutsalÇilek'in Karanlık Fantezileri Tiyatrosu* Tamam. Bu kadar gevezelikten sonra kitapta karşınıza çıkacakları maddeleyim: *Uyarı* Fazla Daemon ve Katy sahnesi olacak, Dee, Andrew ve Ash bir nevi "kanka" olacak kadar yakınlaşacak (Acıları ortak, onları yargılamayın. Yaşasın Andrew!) Lesa her zamanki Lesa, Carissa'ya dikkat edin, Dee ve Katy'nin arası limoni, Dawson, Katy ve Daemon üçgeni çok samimi, çok sevecen, çok yemelik, Dawson, Beth'i özlüyor, özlüyor, özlüyor, Beth geçen kitaba nazaran pek ortalarda görünmüyor, Yeni bir melez: Luc (kendisi bir velet, ama kabul edeyim akıllı bir velet, kitabın işleyişinde çok katkısı var, bu çocuk bir dahi) Herkesin nefret ettiği bir katil geri dönüyor (spoiler! öğrenmek istiyorsan; tırnak içini seç: "Blake") Matthew çok canayakın, HAYALET AVCILARI (tabii ki de olaya Hayalet Avcıları da katılmıyor. Bu kitap iki paranormal için çok düşük. Hayalet Avcıları sadece bir program) Katy'nin zombi fetişi olduğunu öğreniyoruz (Zombiler gerçektir! İnanmayanlar da zombi salgınında ilk ölecek olanlardır, onları zombilerin önüne atacağım "I am, I am, I am a zombie.") SD tuhaf bir şekilde sessiz, Bizimkiler Oniks ile çok haşır neşir olacaklar, Kitabın sonu çok iğrenç bitecek, kendinizi hazırlayın. ALINTILAR: - Dawson hakkında öğrendiğim tek şey defolu mal olduğuydu. (sayfa 6-Katy) - Daemon Noel kaktüsü gibi güzel ama dikenliydi (sayfa 11-Katy) - "İnsanlar her zaman ortadan kaybolur." (sayfa 14 -Dawson) - Daemon'ın dudakları haylaz bir tebessümle ağır ağır kıvrıldı. "Sakin ol Kedicik, yoksa sana oynaman için yumak yün getiririm." (sayfa 24) - Her şey birkaç ay içinde değişmiş, sonra da birkaç ay içinde tekrar değişmişti. Utangaç, kitap hastası Katy'den imkansız bir varlığa dönüşmüştüm, değişimi hücre seviyesiyle sınırlı kalmayan birine. (sayfa 28) - Andrew benden hiçbir zaman hoşlanmamıştı. Aslında genel olarak insanlardan Hoşlanmadığını düşünüyordum. Köpek yavrularından da. Jambondan da. (sayfa 39) - "...Nihayetinde insanlık gelmiş geçmiş en bencil yaşam formudur..." (sayfa 41-Andrew) - Sevdiğim bir kitaba inceleme yazısı yazmak iyi geliyordu ve daha çekici hale getirmek için tuhaf resimler bularak elimden geleni yaptım. Sevimli kedi yavrularını ve lamaları tercih ettim. Bir de Dean Winchester'ı. (sayfa 41) *Kutsal Çilek'in özel notu* Kim Dean Winchester'ı tercih etmez ki? (Tabii ben Cass aşığıyım ama. Boş versenize.) - "Zombi kıyameti olduğunda münettar olacaksın çünkü ben zombi fetişim yüzünden ne yapmam gerektiğini bileceğim." (sayfa 78-Katy) - Blake yakışıklı olduğunu hiç şüphe yoktu. Karmakarışık saçları ve altın rengi sörfçü çocuk cildiye ortalığı yakıyordu. Fakat o şen şakrak gülümsemenin altında bir cani gizleniyordu. (sayfa 90) - İnsanlar hep hata yapardı ancak bu hataların birçoğu birinin ölümüne yol açmazdı. Benimkiyse açmıştı. (sayfa 131) - "...Bazı şeyler kırıldığıyla kalır." (sayfa 132) - "...Hem tat olmadıktan sonra hayatın ne anlamı var? İşte bu benim hayat düsturum." (sayfa 137-Lesa) - Daemon tam bir pislikti ve onu seviyordum. (sayfa 277) - "İnsanlığın durumu bu Kedicik. İnsan tabiatı bilinmeyeni hoş karşılamaz. Onu kendinden uzaklaştırır. Tamamen değil ama her düşüncesine ve hareketine gölge düşürmeyecek kadar." (sayfa 306 -Daemon) *bence bunu Daemon'ın söylediğini yazmaya bile gerek yoktu aslında, başka kim Katy'e Kedicik der?!* - Dawson'ın diğer yarısı eksikti, o yarının adı da Beth'ti. (sayfa 372) - Çok boktan bir durumdu... Korsan kitapçılardan, en sevdiğin serinin bir sonraki kitabı için bir yıl beklemekten, kitabın en olmadık yerde bitmesinden bile boktandı hem de. (sayfa 406) Veeee huzurlarınızda kitabın son cümlesi: *davul efekti* - Daemon yoktu. (sayfa 419 -Katy)

Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)

http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/04/okutan-gunler-blog-tur-1-tatl-bela_23.html Tamam, tamam. Kitabı gerçekten sevdim (Hehehehe, yüzümde sırıtmaya kaçan aptal bir gülümseme ile bitirdim bu kitabı. Başladığımda da aynı haldeydim gerçi.) Ama mükemmel diyemem. Pekiyi de değil. Sadece iyi... İyi. Yazar kendini tekrarlamış gibi geldi bana. Aynı şey Hush Hush serisinde de olmuştu; Nora kaçırılıp kaçırılıp duruyordu. Burada da Abby aynı davranışları-tepkileri-kararları sergiliyordu. (Travis'e söz yok tabii ^.^) Bir yönden kitap beni hayal kırıklığına uğrattı. Her kitaba/seriye başlamadan önce tek beklentim olan "çetin ceviz kadın karakter" noksandı. Abby "saf-aptal küçük kız" olmayabilir ama bir Katniss, bir Anita da değildi. Olayların başlangıcı (veya aşık kahramanlarımızın tanışması da denilebilir) 1. bölümde, hemen kitabın başında Travis'in dövüştüğü Çember dövüşü sırasında oluyor. Aslında söylemek gerekirse; Abby (nam-ı diğer Güvercin) ve Travis çok kanlı bir şekilde tanışıyorlar. Travis, Çember'deki rakibinin ağzını burnunu dağıtıyor ve olan Abby'e oluyor; SURATI kanlar içinde kalıyor. (O sahnede psikopatça sırıtan tek kişi ben değilimdir diye umuyorum.) Böylece Güvercin ve Kuduz İt tanışıyorlar (heheheh ^.^). Ne sanıyorsunuz? Travis, rakibinden fışkıran kanın en yakındaki izleyiciye sıçramasından sonra o izleyici ile dalga geçecek kadar kibar bir arkadaş. Ayrıca Abby bu tanışmada "Güvercin" lakabını da kazanıyor. Hep merak ettim, ediyorum; bu "Güvercin" nedir yahu? Tüm kalbimle umuyorum ki bu lakabın altında yatan anlamı 2. kitapta öğreneceğiz. (2. kitap demişken: İkinci kitabı daha çok seveceğim diye tahmin ediyorum. Sonuçta Walking Disaster, Travis "Kuduz İt" Maddox'un ağzından yazılma! Erkek karakterlerin görüşünden kitapları çok çok seviyorum ve Travis'in gözünden olayları -onun gözünden okumak istediğim belirli sahneleri- okumaya da aşırı hevesliyim. Zaten erkek anlatıcılı kitaplar sevilmez mi? Harry Potter olsun, Percy Jackson ve Olimposlular olsun,Yeraltı Günlükleri olsun...) Nerede kalmıştım? Tanışmalarında, evet. Travis, Abby'nin en yakın arkadaşı ve benim bağrıma basmak istediğim America'nın sevgilisinin kuzeni (huuu cümleye bak, dıdısının dıdısının dıdısı). Shepley (kendisi Trav'in kuzeni ve America'nın sevgilisidir) ve Travis, "Kuduz İt"in dövüşlerinden kazandıkları paralarla çok rahat geçiniyorlar. Aralarında bir bağlantı var yani. Bu şekilde tanışıyorlar, kaynaşıyorlar. Ve sonrasında, tahmin ettiğiniz gibi her şey çorap söküğü gibi geliyor. Kıskanmalar mı desem, kızdırmalar mı desem, evli çift gibi kavga etmeler mi desem, İDDİALAR mı desem, eksik olmuyor hayatlarından. Karakterleri de tanıtayım da, içimde biriktirdiklerimi boşaltayım artık. Abby: Güvercin. Arka kapakta yazdığı gibi "alkol kullanmayan, küfür bile etmeyen kendi halinde bir kız" değil. Bildiğin kızın içinden on yıllık serseri çıktı. Pokerde gözü kapalı yenmek (tabii ki gözünü kapatmadı), 15 tane şatı götürmek kızın marifetleri arasında. (Ayrıca kendisi en sinir olduğum karakterdir. Al ağzına kürekle vur, dökülen dişleri ona yedir.) Travis: Kuduz İt. Maddox. "Yerler seni yerler, seni ham yapar bu zilliler..." Kötü çocuğumuz, dövme aşığı ben için potansiyel manzara. Dövüşçü. Ve benim gibi "kötü çocuktan kuzuya dönen bir erkek seksi olamaz ki" diyenlerin yargısını kırıp geçen 2. karakter (1. Jace'dir.). Al bunu evde besle. Tipini yediğimin. America: Abby'nin en yakın arkadaşı. Örnek arkadaş. Sarışın. Bana sürekli "Yürü be kaplan!" dedirten karakter. Shepley ile kendisinin arasından geçen ilişki böğrüme oturdu, kıskançlıktan kızardım. Bu kadar tatlı olamaz bir çift. Ayrıca America (ben Mer demeyi tercih ederim) Abby'nin çoook eski bir arkadaşı, onun geçmişinden gelme. Shepley: Travis'in kuzeni ve ev arkadaşı. America'nın sevgilisi. Oy dağlar dağlar... Çocuğu nasıl bir şey hayal ettiğimi tahmin bile edemezsiniz, benim için neredeyse Travis'e eş değer. Shep ile ilgili bazı sahneler vardı ki "işte aşk bu!" dedim. America'yı gerçekten seviyor çocuk :') . Daha önce sevgililerinin en yakın arkadaşları Travis ile çıkıp (çıkmak denemez, Travis için tek gecelik) daha sonra "gururu ayaklar altında olan Travis'in eskileri" grubuna katılınca sevgilileri de onu terk ettiği için hiç bir zaman Abby ve Travis yakınlaşsın istemedi.

Uyumsuz (Uyumsuz, #1)
9/1022.04.2013

Baskı: Uyumsuz (Uyumsuz, #1)

http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/04/kitap-yorumu-uyumsuz-veronica-roth.html Distopyaları ne kadar çoook sevdiğimi hatırlattı bu kitap. Hele ki isyan varsa, tadından yenmiyor distopyalar. The Hunger Games'tan sonra bende büyük bir "İsyan Açlığı" başladı. "Yönetim kötü olsun, diktatörlük olsun. Sonra gelsin baş karakter hepsinin kellesini uçursun." gibi psikopatça senaryolar kurgulamaya başlamıştım ki imdadıma Uyumsuz yetişti. Uyumsuz farklı-büyüleyici konusu, akıllıca kurgusu ve Four (Çevirmenin çok kızdığım bir hatası ile kitapta "Dört" olarak geçiyor.) ile kalbime kazındı desem yeridir! (P.S: Four bir yana Uriah'ı buraya kargolayabilir miyiz?) Baş kahramanımız Beatrice Prior, beşe bölünmüş bir toplumda yaşıyor. Bu beş topluluk; Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik olmak üzere bir ilkeyi-davranışı her şeyleriyle benimsiyor ve tersini hayatlarından def ediyorlar. (Örneğin: Dürüstlük'ten bir kişi asla yalan söylemez.) Bu topluluklardaki her 16 yaşındaki çocuklar, hangi topluluktan olacaklarına karar verdikten sonra bir sınava tabi tutuluyorlar. Seçtikleri topluluğa uygun ve yeterli iseler ölene kadar o topluluğa ait oluyorlar. Eğer değil iseler, Topluluksuz oluyorlar. Topluluksuzlar, şimdinin evsizleri gibi; bir yuvaları, toplulukları yok. Beatrice, Fedakarlık'tan doğma. Peki klasik bir Fedakar (ya da diğer toplulukların dediğini şekilde Kasıntı) mı? Hiç de değil. Beatrice, sinir olduğum ağabeyi Caleb, hüngür hüngür ağlamama sebep olan babası ve sayesinde bir Katniss vak'ası daha yaşadığım annesi ile yaşıyor. Bilgeler ve Fedakarlar'ın arası biraz limoni. Babası hükümet için çalışıyor, bu yüzden çoğunlukla açık hedef. Neyse... Beatrice, hangi topluluğa gireceğini seçmeden önce her 16 yaşındaki gencin girdiği "Yetenek Sınavı"na giriyor. Bu sınav, sizin hangi topluluğa daha uygun olduğunuzu belirtiyor. Yanlış anlaşılmasın, bu sınavın hangi topluluğu seçeceğinizde bir etkisi yok. Herhalde nereye uygun olduğunu bilmeyenlere bir ışık tutmak amacıyla yapılmış. Beatrice, bu sınava giriyor ve sonuç "UYUMSUZ" çıkıyor. Tabii bu gizli tutuluyor. Sebebini kitabı okuyunca anlayacaksınız ben söylemeyeyim. Üç topluluğa da uygun görünüyor; Fedakarlık, Cesurluk, Bilgelik. Beatrice'ın seçimini söylemekte acayip tereddüt ediyorum ama yazmazsam yorum noksan kalacak. Beatrice, hayatını değiştirecek, onu ailesinden koparacak, aşırı havalı dövmelere, ve yeni "Tris" adına sahip olacağı Cesurluk'u seçiyor. Daha fazla anlatamayacağım için bir iki karakteri tanıtayım: Beatrice/Tris: Baş kahramanımız ^.^. Sarışın, minicik. Fedakarlık'tan doğma. UYUMSUZ. Dövmelerini ölümüne kıskandığım biricik karakter. Four-Dört: Cesur eğitmeni (denebilir). Beni ayakta uyutan karakter. Gerçek ismini ne kadar söylemek istesem de ekstra spoiler olacağı için susuyorum. Ayrıca kendisi; dövmelerini kıskandığım biricik karakterler grubunun da önemli bir üyesidir. Caleb: Caleb Prior. Beatrice'ın ağabeyi. Nedense hiç sevmediğim karakter. Çocuk saman altından su yürütmüş ama. Yine de iyi çocuktur kendisi. Hep Gale gibi bir şey hayal etmiştim ama bildiğiniz inek bu şahıs. Christina: Dürüstlük'ten gelme Cesur. Beatrice/Tris ile aynı dönemde Cesurluk'u seçti. Zaten ikisi arkadaşlar da. Alıntılar: -"Hayır," diyor Caleb. Anneme gülümsüyor. Ağabeyimin de Dürüstler'den biri olmayacağı çok açık. (sayfa 34) - Ben yeterinde özverili değilim.On altı yıldır deniyorum, hiçbir zaman yeterinde özverili olamadım. (sayfa 45) -Will ve Christina, çizim kitaplarını karıştırıyor, iyi bir şey bulduklarında birbirlerini dürtüyorlar. Yan yana otururlarken, birbirlerinden ne kadar farklı olduklarını gözlemliyorum. Christina koyu tenli ve zayıf, Will ise soluk tenli ve iri. Ama gülümsemeleri birbirinden farksız. (sayfa 94) -"Senin derdin ne? Eğlence olsun diye şehir haritasını mı ezberledin?" diyor Christina. "Evet," diyor Will şaşkın şaşkın. "Sen ezberlemedin mi?" (sayfa 131) -"Sen insan mısın Tris? Bu kadar yükseğe çıkmak..." Yutkunurcasına nefes alıyor. "Hiç korkmuyor musun?" (sayfa 153) - "Her şey yoluna girecek." Sesimin kendimden emin çıkması için çabalıyorum. Onu avutuyormuş gibi çıkmasını istemiyorum. Oysa düpedüz avutuyorum. Her şeyin yoluna girip girmeyeceğini bilmiyorum. Hatta girmeyeceği ihtimali daha yüksek. (sayfa 213) - Gözü pekliğin, olağan eylemlerin ve ötekilerin haklarını savunmayı amaçlayan cesarete inanıyorum. (sayfa 217) -"Demiştim sana," diyor Uriah. "O tam bir Cesur. Haydi fırlat." (sayfa 230) -Çırpınan kalbim canımı yakıyor, çığlık atamıyorum, nefes alamıyorum ama aynı zamanda her bir damarımda, her bir sinir hücremde, bütün kemiklerimde ve sinir uçlarımda canlı olduğumu, bütün bedenimin elektrikle yüklendiğini hissediyorum. Adrenalin yüklüyüm. (sayfa 231) -İriyarı bir oğlan tarafından omza atılıp hiç taşınmamıştım, akşam yemeğinde hiç karnım ağrıyana kadar gülmemiştim, aynı anda hep bir ağızdan konuşan insanları hiç dinlememiştim. Huzurda bastırılmışlık var, buradaysa özgürlük. (sayfa 262) -Şöyle düşün," diyor. "Bu insanlar, sana silah kullanmayı öğretti. Dövüşmeyi öğretti. Canını yakmaktan çekineceklerini mi sanıyorsun? Öldürmekten geri kalacaklarını mı sanıyorsun?" (sayfa 272) -"Sen buraya aitsin, biliyorsun değil mi?" diyor. "Sen bize aitsin. Bütün bunlar kısa süre sonra bitecek. O yüzden dayanmaya çalış, tamam mı?" (sayfa 287) - "Ama lütfen, en küçük fırsat yakaladığında..." Soğuk ve güçlü elini yanağıma dayıyor ve tekrar ona bakmam için başımı kaldırıyor. Gözleri parlıyor. Neredeyse vahşi bir pırıltı bu. "Onları mahvet." (sayfa 299) - "Nefes almayı bıraksam, Peter herhalde parti verirdi?" "Eh," diyor. "pasta yemek için partiye giderdim." (sayfa 302) - "Artık hepimiz biliyoruz," diyor Dört sessizce. "Kısa boylu ve çelimsiz bir Fedakarlık kızından ödün kopuyor." Dudakları bir gülümsemeyle kıvrılıyor. (sayfa 311) - "Eh, birçok erkek, bir kızla böylesi küçük bir alanda kıstırılmak ister." Gözlerimi deviriyorum. "Kapalı yerde kalmaktan korkan insanlar hariç Tris!" (sayfa 338) - Şahsen ödlekliğin yerine zalimliği, güçsüzlüğün yerine gaddarlığı koydum. (sayfa 419) - Ben bir Uyumsuzum. Ve kontrol edilemem. (sayfa 458) - "İnsanlar beni fazla hafife alıyor," diyorum sakince. "Küçük bir kız ya da bir Kasıntı olduğum için ne kadar acımasız olabileceğimi tahmin edemiyorlar. Ama yanılıyorlar." (sayfa 480)

Baskı: Vampir Günlükleri - Dönüş - Çöken Karanlık

L. J. Smith bence bunu bilerek yapıyor. Hani bazı kitaplar vardır; çerez gibi gelir, hafiftir. Vampir Günlükleri bunun tam tersi! Bazı yerler/olaylar o kadar karışık ve ağırdı ki! Benim gibi karakteri benimseyen ve kendini onu yerine koyan, sorunları kendisininmişçesine dert eden biri için ciddi bir baş ağrısıydı (Mecaz değil. Gerçekten başım ağrıyor.). Unutulmaya yüz tutmuş eski bir hatırayı anımsamaya çalışmak gibiydi bu kitabı okumak. Ah Elena, ah! O kız neler çekmedi dersek "neler çekti" listesinden daha kısa bir cevap oluşturabiliriz. -Elena Neler Çekti?: Anne-babası öldü, CAROLİNE, Erkek arkadaşı "vampir" çıktı, KATHERİNE, Güçler, Vampir oldu, Hafızasını kaybetti (bir süreliğine), Öldü, Diğer Taraf'ta da huzur bulamadı, rahat bırakmadılar kızı Ölümden döndü Hafızasını kaybetti (YİNE). -Elena Neler Çekmedi?: Başına gelmeyen bir şey kaldı mı ki? Bildiğiniz gibi son kitapta Elena melek-ruh gibi bir şey olarak geri geldi. Dünyamıza geri dönen Elena, Uyanış'ından önce çocuk zihnine sahip. Hiç bir şey hatırlamıyor (buna yazmak, konuşmak da dahil.) Dünyada Elena'dan daha garip birisi var mı acaba? o.o Elena'yı normal haliyle daha çok sevdiğimi anlamamı sağladı bu çocuk-ruh versiyonundaki Elena. Hadi ama! Nerede benim güçlü, savaşçı, kendine has, hırslı, kararlı, soğukkanlı, karanlık Elena'm? Meredith de böyleydi-böyle. Onları bu yüzden seviyorum. Bana bir prensesi hatırlatıyor Elena; gerektiğinde fedakar ve ser, cesur, sadık, soğukkanlı, asil. Vu-hu! Elena bir prenses ise o zaman, Meredith, Buzlar Kraliçesi ve Bonnie; Bonnie. Bonnie? O Bonnie. Bence bu yeterli bir açıklama. Ve Matt! Bu kitapta beni en çok sinir eden ve başına iş gelip duran karakter. Ben kötü çocuk sevdalısı olduğum için Stefan ve Matt gibileri (ay ben paranormal varlığım, aşık olduğum kızdan uzak durayım, sonra başına kötü şeyler gelir vs.. diyenleri ) pek "sıcak" gelmiyor. Damon bana onlardan bir adım ileride durdun, o bana yeter. Ne diyordum? Evet... Matt! Ya da Damon'ın deyişiyle "Mutt". Matt'in başından bela eksik olmadı. Katil ağaçlarla mı uğraşmadı, çılgın küçük bakirelerin (sözlü ve fiziksel) tacizine mi uğramadı, eski sev... Ö-HÖ. Hayır söylemeyeceğim. Ayrıca kitapta olmayan Delena sahneleri içimi eritti."Olmayan" diyorum çünkü bizim Elena (bizim yerine geçebilecek ve ahlak kurallarına ters düşen bir çok sıfat sayabilirim) Damon ona "Benim karanlıklar prensesim ol." diyorken hala Stefan'ı düşünüyor. Başlatma Stefan'ına! Die, witch, die! (witch le kafiyeli bir başka sözcüğü kullanırdım da neyse.) Bu kitapta Elena ve dostları (her zamanki gibi) karanlık ve yeni bir Güç ile karşı karşıyalar. Katil ağaçlar, Cehennemden Gelenler, ikizler, çıldırmış küçük bakireler, değişimler... Hepsi Vampir Günlükleri Dönüş: Çöken Karanlık'ta! Elena'mız ani bir şekilde Uyanıyor, kitsunelerle uğraşıyor, sevgilisini kurtarmaya çalışıyor ve uçmayı hatırlıyor. Kısa ve anlaşılmaz spoilerlarımla bana bir alkış. Daha ne yapayım, kitabın özetini mi çıkarayım? Ahhh! bir konuyu atlamadan geçemem; Isabell (Elena, Bonnie, Meredith'in okuldan bir arkadaşı) sevgili kız kitsunemiz tarafından ele geçirildiğinde kendine neler yapıyor bir bilseniz... (Önemli bir spoiler değil, kitabın akışını etkilemiyor.) Ayrıca neden tüm yorumda Elena'nın adını yazarken "e"ler ilk hep küçük oldu? Hepsini düzeltmek zorunda kaldım. Elena beni lanetledi galiba o.o. ALINTILAR: -Damon gerçeği biliyordu. Stefan ölmüştü, doğru, ama dört yüz yıl önce ölmüştü. Ve her ne kadar bir vampir olsa da ona iblis demek, Tinkerbell'in silahlı ve tehlikeli olduğunu söylemekle aynı şeydi. (sayfa 12 -Damon) -"Sanırım arkadaşlarımla çok fazla zaman geçirmişsin," dedi Elena. "Şu cümlende Bonnie'nin patavatsızlığı, Matt'in nezaketi ve Meredith'in gerçekçiliği var." (sayfa 117) -Evet, bana bir şişe İskoç viskisine benzediğimi söyle, diye düşündü Elena. Kalbimi eritmek için ne kadar doğru sözler. (sayfa 361 -Elena) -"De ki ben cesurum, De ki ben kötüyüm, De ki -siz kibirliler- en kibirli benim Ama sen Erinyes, sadece ekle Elena'yı öptüm." (sayfa 438 -Damon) -"Endişelenme," dedi Elena, "bize ne olursa olsun, egonun hayatta kalacağından eminim. sonra ne oldu?" (sayfa 459)

Baskı: Kemikler Şehri (Ölümcül Oyuncaklar, #1)

Cassandra Clare ve Ölümcül Oyuncaklar sürekli duyduğum isimlerdi ama kitabın bu kadar mükemmel olacağını bilemezdim doğrusu! Yeni bir seriye başlamanın verdiği neşe ve Gölgeavcıları'nın cool havası birleşince ortaya kısa sürede yalanıp yutulan bir kitap çıktı. Şu sıralar kendime ne kadar lanet etsem az; ilk Maximum Ride, sonra Ölümcül Oyuncaklar serisine başladım. Ama daha bitmeyen serilerim var! Kafamı duvarlara vurmak istiyorum. Neyse, kendi iş savaşımla sizi boğmadan konuya girelim. Clary Fray (Clarisse Fray), arka kapakta yazıldığı gibi bir bara (Pandemonium Kulüp) gider ve aklının ucundan bile geçmeyecek şeylere tanık olur. Üç gizemli kişi ile karşılaşan Clary, onların mavi saçlı çocuğu (uuuuu mavi saç *-* ) öldürdüğünü görür. Ancak bu cinayetten geriye bir ceset kalmamıştır. Mavi saçlı ve üç gizemli kişinin "iblis" olduğunu söylediği çocuk sadece... Yok olmuştur. Ve üç gizemli kişi de kendilerini "Gölgeavcıları" olarak tanıtıyordur. Yani, insanları iblislerden koruyan Nefilimler! (SHADOW HUNTERS!!!!!) (Aslında şu an ne yapacağımı bilemiyorum. Gölgeavcıları'nı anlatmayı düşünüyorum ama o da spoiler ağırlıklı olur...:/ Hadi bakalım) Gölgeavcıları, insan üstü görü ve yeteneklere sahip kişiler. Yine de insan olmadıklarını düşünmeyin, evet insanlar ama "sıradan" insan değiller. Onlar, iblisleri görebiliyorlar, Aşağı Dünyalıları. İnsanları bu doğaüstü şeylerden koruyorlar, savaşıyorlar. İnsan bedeninin-insanın kaldıramayacağı mühürler taşıyorlar...( Mühürler: Gölgeavcıları'nın güçlerini arttıran vs. büyülü izler.) Kitap damağımda kaldı. Ne yutkunabildim ne de devamını getirebildim. Kitap alma yasağı olduğu için de Küller Şehri (serinin 2. kitabı) biraz bekleyecek. Ama eminim ki diğer kitapları okurken aklım Ölümcül Oyuncaklar'da kalacak... Ah Cassandra, ah. Ne yaptın sen böyle? Kadının nasıl bir hayal gücü varsa, kitabı okuduktan sonra bir yutkunmaya çalışıyorsunuz (ama olmuyor.). Her şey o kadar akla yatkın ve derin ki şüphelenmemek elde değil! Benim teorim ise; Cassandra aslında Clary. Yaşadıklarını sanki bu zaman dilimindeymiş gibi anlatarak bizi kekliyor. Gölgeavcıları, Aşağı dünyalılar (yarı iblisler; vampirler, kurtadamlar, zombiler vs.) hepsi gerçek *-* Kitapta tek rahatsızlık duyduğum nokta vardı; o da olayların çok çabuk başlaması. Bir an baktım kitabın kapağını açıyorum, diğer an baktım bir iblis ile dövüşüyorum. (evet yine karakteri özleştirdim.)" Hoh, ne oluyor? " dedim, "Biz az önce kafede değil miydik?" dedim, "Ne ara?" dedim, "Oha, ne yapıyorsun kızım?" dedim, şekilden şekile girdim. Karakterleri de tanıtayım: Clary: Asıl kızımız.Kızıl saçlı, yeşil gözlü, çilli. "Sen bir Weasley olmalısın!" :D Bir sanatçı, ressam. Enerjik bir tip. Minnacık ^.^ Clary'i gerçekten sevdim. Cassandra Clare, Clary'i gerçekten mizah sahibi, espri anlayışı olan atılgan bir genç kız olarak yaratmış. Kişiliği vardı. Gerekten derin bir kişiliği vardı ve bu çok hoşuma gitti. Size hoşuma giden başka bir şeyi söyleyeyim; Jace. Jace Wayland! Seni seçtim pikaçuuu! İşte ben buna aşık olunası kötü çocuk derim! Jace: Gölgeavcısı. Bahsettiğim "üç gizemli kişi"den.Tam benlik, Jace. Alaycı, SARIŞIN, sadık, kötü bir geçmişi var... Tek kelimeyle şaheserdi! Sürekli gülümsememe -bazen neşeden, bazen hüzünden- sebep oldu. elimi sayfanın içine geçirip kitaptan dışarı çıkartasım geldi, çıkarıp sarılasım. Hatta, Jace ile "mühim" gerçeği öğrendiğimde, onu evde beslemeyi ciddi ciddi düşündüm. "Yemini, suyunu veririm, odamda da yatak yaparım uyur." dedim. Alec: Gölgeavcısı. "Üç gizemli kişi"den biri...Siyah saçlım, mavi gözlüm (al yazmalım... :D ). "Sen de mi Brütüs?" dedirten karakter aklınıza "hain" gibi şeyler gelmesin, o rol başkasına ait (yine spoiler, hep spoiler). Daha çok... kişisel bir seçim. Magnus Bane! ^.^ Isabelle: Yine bir Gölgeavcısı. Ve Izzy ile birlikte "üç gizemli kişi" grubumuz tamamlanıyor. Hiç sevmedim ben bu kızı önce. Sonra boğazlayasım geldi, sonra da alnını öpesim. Ayrıca uzun siyah saçları var! Atlanmaması gereken bir özellik bence. Simon: Asıl kızımız Clary'nin en yakın arkadaşı. Ah Simon! Zavallı Simon! Bana acayip Vampir Günlükleri'ndeki Matt'i hatırlatıyor. (Vampir Günlükleri demişken; Vampir Günlükleri vol.3 Dönüş: Çöken karanlık yorumu yakında, şu an okumaktayım.) Fell's Cruch'taki neredeyse tek insan Matt'ti (hem kitapta hem dizide). Simon da aynı kaderi paylaşıyor. Bakalım ileride neler olacak? Anlaşılmaz Spoiler!: Kitabı okuduktan sonra katıla katıla güleceğiniz ama şimdi bir nane anlamayacağınız spoiler: Clary ve Jace arasındaki gerçek bağı (ne bağı, ne bağı dediğinizi duyuyorum ^.^) öğrendiğimde aklıma YİNE Yeşilçam geldi. Artık Türkan Şoray filmlerini izlemeyi bırakmalıyım. "Hayır evlenemezsiniz!...." (puhahahahahahhaha :D ) Not: Hayır! Aklına geldiği gibi bir evlilik söz konusu değil! Sadece kalıtsallaşmış bu cümle duruma çok uyduğu için yazdım, sen de ne acayipsin ha. 15 yaşındaki kız evlenecek? Ve... "Ben büyücüyüm- Ölüm Yiyen'im, Tribute'yim, Demi-god'ım, Safkan'ım, Dampir'im vs." dedirten bir seriye daha başladık! "Ben bir Shadow Hunter'ım!!!!!" Eh, boş boş ekrana baktığıma göre ilhamım bitmiş demektir. O zaman; alıntılar gelsin! ALINTILAR: - Sonra her şeyden koparak düşmeye başladı ve Jace'in kolları bile onu düşmesini engellemeye yetecek kadar güçlü değildi. (sayfa 69 -Clary) - "Yine de, sanırım onunla konuşmayı deneyebiliriz. Kaybedecek neyimiz var mi?" "Bizim dünyamızda biraz daha zaman geçirdiğinde," dedi Jace, "bu soruyu bir daha sormazsın." (sayfa 120-Clary ve Jace) - "Çünkü şeytanın hiç gücü yoktur." dedi Dorethea, eski bir şiiri tekrarlar gibi hafif bir sesle, "Karanlığın dışında." (sayfa 128) - "Yasa serttir," dedi Jace, "ama Yasa'dır." (sayfa 183) - Jace ona doğru uzandı ve parmaklarını Clary'nin şakağına hafifçe bastırdı. Clary elinde olmadan kızardı. "Bilmemiz gereken her şey, senin kafanda, o güzel kızıl buklelerinin altında gizli." (sayfa 192) - Clary küçük bir çocuk gibi ellerini arkasına koydu. "Bana tepeden bakma." "Şey, aksini yapmam pek mümkün değil, fazla kısa boylusun." (sayfa 219-Clary ve Jace) Ve... hem sevimli hem de içinde geçtiğim bir alıntı!!!!! *-* -Koridora çıktığında şaşkın bir neşeyle yanağına dokundu. Yanağına konan busenin çok fazla anlamı olamazdı ama Simon'dan beklenmeyecek bir şeydi. (sayfa 360 -Clary)

Baskı: Küller Şehri (Ölümcül Oyuncaklar, #2)

Küller Şehri'ni okurken nefes almayı unuttum. Bu nasıl bir kitaptır? Kitabı okumayı sadece alıntı yerlerini işaretlemek (çokça alıntı sizi bekliyor) ve doğal ihtiyaçları gidermek için bıraktım. Yine de çok yavaş okumuşum gibi geldi bana. Sindirerek okumak istemiştim, doğru. Ama daha üç gün önce bitirdim kitabı. Baya uzun süre okumuşum yahu! Kitabı bitirmek demişken; o nasıl bir son idi Cassie? Yapma bunu bize Cassandra. Etme Cassandra. Acı bize Cassandra. İtiraz istemiyorum Cassandra. (Şizofreni devreye girdi. Hala kitabın etkisinde.) Tamamdır, intihar ediyorum. Olaylar, olaylar. Jace'in başına gelmeyen kalmadı. Ah, zavallım benim. Peki Clary'e ne demeli? Rahat bırakın şu kızı artık, dram üstüne dram gördü. Ya Simon? Ah Simon! Bebeğim, ne oldu sana bir kitapta? "Başına en çok işe gelen karakter" tahtı için Jace ve Simon kıyasıya yarışıyor. Ama Simon için acayip "farklı" olaylar gerçekleşiyor bu kitapta. Kemikler Şehri'ni okurken "Simon bu kadar doğaüstü varlığın arasında sıradan kaldı, aynı Matt." demiştim, demez olaydım! Kesin, şom ağızlıyım ben. Çocuğun hayatını mahvettim, inanamıyorum. Neyse, anlaşılmaz spoiler da verdiğime göre konuya geçelim. Ayy, zaten kitabın sonuna gelene kadar renkten renge girdim, sonunu okurken de son nefesimi verdim. -Küller Şehri'ne neler mi oluyor? Valentine yenilmezliğe yaklaşıyor. Jace ve Clary arasındaki yasak ilişki kızışıyor. (sonuçta; biliyoruz ki onlar kardeşler.) Alec ve Magnus Bane ^.^ Lightwood'ların en küçük üyesi, Alec ve Isabelle'nin kardeşi Max ile tanışıyoruz. Kemikler Şehri(kitap, şehir değil)'nde uyuyan (komaya giren) Clary'nin annesi Jocelyn Fray... (Ne acaba, ne acaba?) Simon'ın ilan-ı aşkından sonra Clary ile aralarındaki şey/bağ derinleşiyor. Neler neler oluyor hem de... :D Valentine, kaçtığından beri planlarına devam ediyordur bu kitapta. Bunu işlediği ya da işlettiği cinayetlerden/cinayete teşebbüsten anlıyoruz. Zaten Küller Şehri, Valentine ile başlıyor. Bir sebepten ötürü ( :D spoiler vermeyi seviyor olabilirim ama meraklandırıp spoiler vermemeyi daha çok seviyorum!) bir iblis efendisi kiralıyor. Ve yine bir sebepten ötürü ( ben mükemmelim.. :D) iblis efendisi kiralandığı işi yaptıktan sonra ölüyor. Eh, bunun altında şeytani bir plan yok da, ne var? Merkez bunlarla çalkalanıyor. Sonra birkaç cinayet daha geliyor. Bir perinin ölümü ve bir kurtadamı öldürmeye teşebbüs. Gölge Avcıları bunlarla uğraşırken de Valentine saman altından su yürütüyor. * Uyarı: Orta şiddetli anlaşılmaz spoiler.* Ah, ah! Şimdi dank etti "bunu yazmayı unutma" diye. Simon'a neler oluyor bu kitapta biliyor musunuz? Tabii ki açık spoiler vermeyeceğim, siz beni ne sanıyorsunuz. Alıştıra alıştıra anlatacağım ama korkmayın açık uçlu bir spoiler bu, net spoiler vermeyi zaten sevmiyorum; SİMON. ARTIK. SIRADAN. DEĞİL. ("Peki, ne?" mi? Hayır,işte bunu söylemeyeceğim.) *spoiler biter.* Bir de yeni bir karakter çıktı başımıza (çıktığı gibi de gitti ama bunu açıklamayacağım..puahahha); Sorgucu. Diğer bir adıyla Imogen Herondale. Bu kadın, Gölge Avcıları'nı yargılıyor, onları gözaltından geçiriyor vs. Bu kadın kafayı Valentine'e dolayısıyla onun oğluna Jace'e kafayı takmış! Jace kitabın başından itibaren bir takım zorluklarla karşılaşıyor; Maryse Lightwood onu "Valentine'ın Oku" olarak (yani casusu vb.) suçluyor. Bir de başına Sorgucu çıktı. ve ev özlemi çekiyor (İdris), tabii bir de Clary var. Hazır Clary demişken; daha önce de söyledim, tekrar söylüyorum; Cassie'nin Clary ile ne sorunu var çok merak ediyorum. Rahat bırak şu kızı Cassandra. Zavallı kayıp Weasley'im O benim. Zaten annesi komada, babası da VALENTİNE (küfür ediyormuş gibi söylerseniz farklı bir havası olur), yapmayın etmeyin. Acıyın ona, kız geçen ay mutlu mesut sıradan bir hayat yaşıyordu, şimdi etrafı ucubik şeylerle dolu. Daha ne istiyorsunuz? Hee.. Madem konu karakterlerin çektikleri işkenceye geldi, Magnus'tan devam edelim. Kitapta sinir olduğum tek şey vardı; her kötü durumda-yaralanmada Magnus'u arıyorlar bizimkiler. Çocuk sizin özel aile doktorunuz mu canım? Başka iblis efendisi mi yok? Sırf Alec ile çıkıyor diye yapılır mı bu işkence ona? Konudan konuya atlamada bir numara olduğumu fark ettim şu an. Daha fazla konuyu saptırmadan alıntılara geçelim öyle ise. Yurt Dışı Kapakları ALINTILAR: -"Aptal olan sensin, eğer beni korkutabileceğini düşünüyorsan," dedi Elias. (sayfa 5) - O, Jace'ti. Eğer kışkırtılırsa bir Mack kamyonla bile kavgaya girebilirdi. (sayfa 47-Clary) - "Evet," dedi Jace. Kendisine yardımı olacak şekilde davranmıyordu. "Küçük yaştan beri bir şeytan beynine sahip olmam için eğitiliyorum. Sineklerin kanatlarını koparmak, dünyanın su kaynaklarını kirletmek... Bu şeyleri kreş çağımda öğreniyordum. Bana gasp ve tecavüz eğitimi vermeden önce babam kendini ölmüş gösterip ortadan kaybolduğu için sanırım hepimiz şanslıyız, yoksa kimse güvende olmazdı." (sayfa 95 -Jace) - "Kuralcı iyiden, kuralcı kötüye," dedi Simon memnun bir ifadeyle. (sayfa 169) - ... Jace sırıttı. Sarsıcı bir sırıtıştı. Keyiften çok kınından çıkarılan bir bıçağın ışıltısını hatırlatıyordu. (sayfa 178) -"Sanırım," dedi Jace, "ölümlü duyguların sizi bu kadar şaşırtmasının nedeni, sizlerin bu duygulara sahip olmamanız." (sayfa 208) - Jace göz kapaklarından sadece altın pırıltısı görünecek şekilde gözlerini kıstı ve Clary onu ilk gördüğü zamanı hatırladı. Onu bir aslana benzetmişti. Altın rengi ve ölümcül gözleriyle. (sayfa 216 -Clary) -"Konu Jace olduğunda, seni aşalayacağı takma adı seçme şansın yoktur." (sayfa 277 -Clary) - "Hayır, ben sadece çok yaramaz bir çocuğum. Her türlü kötü şeyi yaparım. Kedi yavrularını tekmeliyorum. Rahibelere çirkin hareketler ediyorum." (sayfa 364 -Jace) - Alec eğitim salonuna geri döndüğünde Jace yerde yatıyor, bileklerindeki acıyı unutmak için etrafında dans eden kızlar hayal ediyordu. Ama işe yaramıyordu. (sayfa 371) - "Ergenler," dedi Luke şu hayatta bildiği en iğrenç kelime buymuş gibi. (sayfa 438) - "Ne olsaydım?" dedi Clary hücrenin içinde bir aşağı bir yukarı yürürken. "Jace mi? Şey, değilim." Duvara bir tekme savurdu. Darbesi boğuk bir sesle yankılandı. Elini cebine sokup stelini çıkardı. "Ama benim de kendime göre bazı yeteneklerim var." (sayfa 438) - "Toplanıyorum," dedi "insanlar taşınırken genellikle böyle yapar." (sayfa 500) -Genç savaşçı kızarmış patateslere evrenin bütün sırları onlarda gizliymiş gibi bakıyordu. (sayfa 521)

Baskı: Maximum Ride - Melek Deneyi

Huhuuuu. Nasıl bir kitaptı bu böyle? Ne zaman başladım, ne zaman bitti hatırlamıyorum. Hala etkisindeyim. Hani, bazı filmler vardır, o kadar fantastik o kadar hızlıdır ki bittiğinde kendi sıradan dünyanıza döndüğünüzde kötü hissedersiniz, çünkü o hıza hemen alışmışsınızdır, hemen o dünyayı benimsemişsinizdir. Bu da öyle bir kitaptı işte! Kitabımız altı özel çocuğu ele alıyor. Bu çocuklar, bilimsel denekler olarak, ameliyat ortamında DNA'ları değiştirilmiş kişiler. %98 insan, %2 kuş genine sahip bu altı çocuk, laboratuvar ortamlarında büyüdüler, çeşitli deneyler, ameliyatlar geçirdiler, kafeslerde yaşadılar. Ama şimdi özgürler. Kendi başlarına yaşıyorlar ve tıpkı onlar gibi bir deney ürünü olan Siliciler'den, yarı kurt yarı insan ucubelerden kaçıyorlar. Max, bu sürünün, bu altı kişilik sürünün lideri. zaten seri de onun adını taşıyor; Maximum Ride. Fang'e, Iggy'e, Nudge'a, Gaz Adam'a, Angel/Melek'e bakıyor. çünkü en büyükleri o. Her ne kadar Fang ondan dört ay, Iggy de altı ay küçük olsa da Max en büyükleri sayılıyor. Siliciler'e yakalanmmak için gözden uzak bir yerde tek başların yaşıyorlar. en büyükleri 14 yaşındaki bir kız olan altı çocuk bir evde tek başına. Karmaşayı düşünebiliyor musunuz? 14 yaşındaki Max, Fang ve Iggy. Ki Fang ve Max daimi bir savaş içindeler. Iggy kör ve çok kibar ( :D ). 11 yaşındaki Nudge, Max'in anlattığı şekilde bir haber bülteni. Hiç susmuyor ve sürekli aç. Sekiz yaşındaki Gaz Adam, isminin hakkını veriyor (ne şekilde olduğunu bilmek istemezsiniz. Sadece, kokusu burnuma geldi resmen okurken.). Ve son olarak, altı yaşındaki Angel. Kitapta çok kızdığım çevirmen yüzünden "Melek" olarak geçiyordu. İsimler çevrilir mi yahu? Neyse, Melek/Angel, (ne demeyi seçerseniz işte), sürünün en küçüğü. İsmi gibi meleğe benziyor. Minik, tatlı. Gaz Adam'ın kardeşi. Öz kardeşi. Sürüde tek kan bağı olanlar Gaz Adam ve Angel zaten. Sonra bir gün Angel, Siliciler tarafından kaçırılıyor ve Okul'a geri götürülüyor. Okulu sevmiyor musunuz? Neden? Sıkıcı dersler ve gereksiz zorunluluklar olduğu için mi? Bu kitaptaki Okul, emin olun normalinden çok daha beter ve ölümcül. yani, okulu sevip sevmediğinizi tekrar düşünmelisiniz. Zira Maximum Ride ve sürüsünün karşılaştığı Okul, onları kafesin içinde tutan, acı verici ve zorlayıcı testler yapan, deney denekleri olarak kullanan, doğru düzgün beslenmelerine izin vermeyen bir çeşit laboratuvar veya enstitü. He! Angel'ı böyle bir yere götürüyorlar işte, gerisini si düşünün. Aslında bizim sürü,yani Max-Fang-Iggy-Nudge-Gaz Adam-Angel doğduklarından beri Okul'daydılar. DNA'larını değişime uğratan onları yarı kuş çocuklara çeviren genleri burada aldılar. Tabii sonra oradan kaçmışlar ama yine de Okul onlar için cehennemin dünyadaki versiyonu demek. Ve anlayacağınız üzere sürü, Angel'ı kurtarmak istiyor. Bunun için de hayatlarının mahvedildiği, genlerinin oynanıldığı o yere geri gidiyorlar... Devamını tabi ki de anlatmayacağım! "şeytani kahkaha" Kitabın anlatımı o kadar eğlenceliydi ki bazı yerlerde gülmeme engel olmadım ve çevremdekilerin "deli mi bu?" bakışlarına maruz kaldım. Max'i bağrıma basmak istiyorum! O gerçekten kapakta anlatıldığı gibi "Süper kahramanlar ortaya çıktığından beri görülmüş en hızlı, en akıllı, en şefkatli ve eğlendirici dişi kahraman... İnanılmaz ve tarif edilmesi güç MAXİMUM RİDE...". Beni çok rahatsız eden bir şey vardı ki onu anlatmadan edemeyeceğim. Çevirmenin hatasını bile sineye çekiyorum ama James ne yapmış öyle? Sekiz yaşında olması gereken Gaz Adam gerçekten çok olgun konuşuyordu. Fazla olgun. Yani demek istediğim sekiz yaşındaki biri en fazla ne kadar olgun olabilir ki? Gaz Adam bildiğin çok savaşlar, çok fedakarlıklar, çok hayal kırıklıkları görmüş gibiydi. Herhalde bu, yazarın küçük çocuk yaratmaktaki acemiliği. Onun dışında muhteşem bir kitaptı! Ah! Bir şeyi de diyemeden edemeyeceğim. kitabın başında ve sonunda konudan tamamen ayrı Max'in notları vardı "Uyarı" ve "Dikkatli olun ve sakın sizi uyarmadığımı söylemeyin" başlıklarında, olayları anlatmadan önce de "Giriş" olarak bu kitabı okumamız gerektiğini söylemişti. Bu kısımlara bayıldım! Bir şekilde bana Şimşek Hırsızı'nı hatırlattı. Okuyanlar bilir; Percy, eğer kendimizde yarı-tanrı olma olasılığı görüyorsak kitabı okumamamızı söylüyordu. Burada ise "okumamız gerektiği"ni. Kısaca; güzeldi, okuması zevkliydi. Her seride muhakkak bir tane abayı yaktığım kötü çocuk vardır, bu seride benim yeni adamım; Fang. Fang! *-* ALINTILAR: - Onun her türlü sesi taklit edebildiğini fark ettiğimde Gaz Adam üç yaşlarındaydı. Iggy ve Fang'in seslerini inanılmaz biçimde başarıyla taklit etmesinden dolayı ikisi birçok kez yumruk yumruğa gelmişti. Bu esrarengiz bir yetenekti, o da bunu büyük bir memnuniyetle kullanıyordu. (sayfa 24 -Max) - O an ağlamaya başladım, ağaca Titanik'ten denize düşmüş de cankurtaran sandalına sarılmış gibi tutunuyordum. Kendimden geçene dek ağlamaya devam ettim. Hıçkırıklar yavaş yavaş ürpertiye dönüştü, kanlı ellerimle yüzümü gömleğime sildim. (sayfa 34 -Max) - "Iggy. Burada demokrasi yok," dedim. Duyduğu korkuyu anlayabiliyordum, ama yapacak bir şeyim yoktu. "Burada Maxokrasi var." (sayfa 41 -Max) - Ben zorlu, güçlü, çetin ceviz biriyim, değil mi? Kesinlikle... Peki, dişimi, sıcacık tavuk kızartmalı sandviçe değdirdiğim anda duyduğum zevkle acınası bir şekilde inler miyim? Hiç kuşkunuz olmasın... (sayfa 170 -Max)

Baskı: Allah Beni Böyle Yaratmış (Pucca Günlük, #3)

Ben bunu okudum bir de değil mi? Zamanıma yazık....

Baskı: Vampir Günlükleri - Uyanış ve Savaş

Ben zaten sıkı bir Vampir Günlükleri dizisi hayranıyım. Hep kitabını okumak da istemişimdir. Kitap ve diz arasındaki dağlar boyu farklar beni hayrete düşürdü, bunu samimiyetle söyleyeyim. Fark bekliyordum ama bu kadar da değil; Fell's Chruch olmuş Mystic Falls. Elena'nın kişilik özellikleri tamamen değişmiş ki en çok bu farkı sevmedim. Kitaptaki asıl Elena daha iyi bence. Meredith, Frances ve daha bir çok karakter de çıkartılmış, dizi iyi güzel de kitabın farklı bir havası var. ana konu aynı ama ya geri kalanı? Neyse, konuyu saptırmayayım, kitabın yorumunu yazmalıyım. Bu kitaba tam anlamıyla aşık oldum. Damon zaten Ian sayesinde gözdemdir ama kitapla birlikte; "Damon! Isır beni bebeğim!" =D. Unutmadan, Elena ve Katherine (yine kitap-dizi farklılıklarına gireceğim ama;) arasındaki dış görünüş benzerlikleri kitapta gizemli bırakılmış ve ben buna bayıldım! Keşke diziyi kitap gibi yapsalardı, bu kadar değiştirmeselerdi. çünkü benim kafam çok karıştı... Bu biraz ayrımcılık gibi görünse de; "Team Delena!" Açıklayacak da olursam; Kötü çocukları ve sevdikleri kızların karşısında yaptıkları şebeklikleri seviyorum. Bu kitap kesinlikle kocaman bir A+ hakediyor. Kim tutar seni L.J. Smith! Hani bazı kitaplar vardır ya, okumasam olmazmış denilen, Vampir Günlğkleri de o tür bir kitap işte.

Baskı: Düşüş (Düşüş, #1)

Öneri kitabım Düşüş, Lauren Kate’in yazdığı, fantastik kurgu severler için birebir. Size tavsiyem kitap elinize geçtiği gibi bolca kurabiye ve sevdiğiniz kahveyi alın. Sonra demedi demeyin... Kahve ve kurabiyelerinizle daldığınız bu serüven Lucinda’nın son bir yılda altüst olan hayatını ve Daniel’la karşılaştığında başına gelenleri anlatıyor. Okunmaya değer bir kitap. Aşk ve fantastik kurgu bu kitapta yeniden doğuyorlar. Yeniden doğmak demişken, Lucinda’nın zamanın başından beri ölüp ölüp yeniden doğduğunu söylemiş miydim? Evet, olayın can alıcı kısmı tam da burası!!! Daniel’den gelen küçük bir buse ve ta tam Lucinda ölüyor! Lauren Kate'in Kusursuz Yabancılar'ı beni benden aldı.

Melez Günlükleri
10/1005.03.2013

Baskı: Melez Günlükleri

GENEL YORUM Rick ve Haley Riordan iyi bir iş çıkarmışlar. Baba-oğul bir dokuma gibi birbirini tamamlayan açıklamalar, hikayeler yazmışlar. Bu ortaklığın devamını umuyorum :D. Kitap, hem zengin öyküleri hem de görselleriyle arka kapakta yazdığı gibi; Rick Riordan hayranları için eşsiz bir hazine. Kitapta ilgimi çeken başka bir şey daha vardı; bulmacalar. Tabii hiçbirine kalem değmedi ama en azından aklımdan çözmek bile eğlenceliydi :D. Kademe Kademe Yorum: Kitabı kademe kademe yorumlamaya karar verince ortaya böyle bir şey çıktı, umarım yardımcı olur. Melez Kampı'ndan Mektup Bu bölümü okumak nasıl bir zevkti, anlatamam! O kadar güzeldi ki! Riordan, kalemiyle kalbimin bir köşesinde gizli olan yarı-tanrı'ya dokundu. Sadece size özel bir mektup okuyormuşsunuz gibi hissediyorsunuz. Bu komik, çünkü bu mektubu milyonların okuduğunu biliyorsunuz. Percy Jackson & Olimposlular ve Olimpos Kahramanları, benim zaten vazgeçilmez serilerimden. Bu kitabın ilk sayfası bile neden bu serileri bu kadar çok sevdiğimi hatırlattı. Bölüm, ismi gibi "Melez Kampı'ndan Mektup". kitabın içinde nelerle karşılaşacağımızı anlatıyor. Riordan, aslında duygusal bir içindekiler bölümü yazmış da diyebiliriz. Luke Castellan'ın Günlüğü Luke, benim serilerde 3. gözdem (1. Percy, 2. Leo :D ). Onun ağzından anlatılması çok güzel bir sürprizdi. Benim hayali haremim, hahah :D. Luke'un ölümünden sonra aklımda Thalia ve Annabeth ile Melez Kampı'na gitmeden önce neler yaşadıklarına dair bir çok senaryo vardı. Bu öykü, beni biraz yatıştırdı. "Aile Luke, söz vermiştin." Tamam, yine ağlamaya başlıyorum. Benim tuhaflıklarımdan biri de bu işte, kitap karakteri olsa da, ölürse ağlarım. Hadi bu konuyu geçelim, yoksa salya sümük ağıt yakacağım. Öykü, Luke Ve Thalia'nın ilahi bir keçiyi takip etmesiyle başlıyor. Kahramanlarımız, keçinin gösterdiği bir malikaneye giriyor, Halcyon Green adında yaşlı bir melezle karşılaşıyorlar ve başlarına gelmeyen kalmıyor! Thalia'nın destansı kalkanı "Aegis" ve Luke'un (dolayısıyla Rick Riordan'ın) "sarı saç yumağı" olarak tanıttığı Annabeth ile bu öyküde karşılaşıyorlar. Percy Jackson ve Hermes'in Asası Bu dünyada Percy kadar şapşal bir sevgili var mıdır acaba? Hem Annabeth ile çıkıyor hem da ay dönümünü unutuyor. Aslında, bana soracak olursanız; Percy sevgilim olsa, ben ay dönümünü mü unutmuş hiç umursamam! Normalde de umursamam ya. Yani tamam, yıl dönümü bir derece, ama ay dönümü de kutlanır mı? Neyse... Percy ve Annabeth'in normal (onlar ne kadar normal olabilirseler tabii) bir çift gibi olmaları çok hoşuma gitti. Hermes'in ani ziyareti ve sonrasında aşk kuşu kahramanlarımızın başına gelenler gerçekten beynimin "Please mortal, I am demigod." bölümünde (buna benzer bir çok bölüm var :D) kalıcı bir yer etti. Sonunda malum: MUTLU SON! <3 Hermes'in yılanları George ve Martha ile Röportaj George ve Martha gibi evcil hayvanlarımın olması istiyorum *-*. Sizce onlara benim evcil hayvanlarım olmalarını teklif etsem ne derler? :D (Cevabı biliyorum: HAYIR. Onlar Hermes'ten ayrılmazlar, ayrılmamalılar.) Bölüm, başlığı gibi George ve Martha ile röportaj Hermes'in asasını sıradan bir tahta sopadan ilahi bir silaha çeviren, bu yılan çift aslında VIS, ÇÖY de diyebiliriz; yani Very Important Snake ya da Çok Önemli Yılan. Onlar olmasa, Hermes ne hallere düşerdi, kim bilir! Bu bölüm hakkında son olarak; "George reyiz!!!!" :D Leo Valdez ve Buford Görevi Leo ve onun "bütün suç cam silme deterjanında" diye yırtmaya çalıştığı şapşallığıyla başlayan bölüm, Leo, Piper ve Jason'ın kampı "BOM!" diye patlamasından kurtarmaya çalıştığı bir Buford Görevi'ne dönüşüyor. Leo'ya bu durumda söylenebilecek tek şey; "Aferin Valdez. İyi halt ettin." Ama Leo'ya da kızmıyor ki insan! İki dakika sonra yine ben Leo'ya hayal dünyamda sarkmaya devam ettim. Leo tatlı Valdez :3 Dionisos, en sevdiğim Yunan tanrılarından (ben Romalıyım .s.s.s.). Tabii, Hades'i (benim tercihimle Pluton'u) geçemez ama Dionisos Reyiz de hafife alınmamalı. Adamın iyi parti anlayışı var, boru mu? Rick Riordan'dan Bir Not Bazen, duygusallaşıp Şimşek Hırsızı'nı okuyor, sanki Percy benim evladım-ağabeyimmiş gibi "ne çok büyüdü" diye ağlıyorum. Rick Riordan da bunları hissediyor olmalı ki tüm duygularımı dile getirmiş. Büyünün Oğlu -Haley Riordan Son bölüm ise, hoş bir sürprizle Rick Riordan'ın oğlu Haley'den geliyor! Babasının yolunu izleyen genç bir yazar olmakla kalmayıp PJO'nun başlama sebebidir kendisi! :D Öyküye gelirsek; Hep Kronos'un ordusundan olmak isteyen ben için tüm yanıtları vermişti Haley. Benim gibi (yani Tanrıların sadece ilahi olan yürüyen kibir oldukları) düşünenler için Haley Riordan; Savaştan sonra Kronos'un ordusundaki melezlere neler olduğunu, Yine savaştan sonra tanrıların aralarında neler olduğunu, açıklıyor. Öykü Dr. Claymore adında bir araştırmacı-profesörün ağzından anlatılıyor. O da bir çok kişi gibi ölümü ve ölümden sonra olanları merak ediyor ve bu konuya dair dünyadaki tüm teorileri yalanlıyor. Zekice, doğrusu. Sonrasında Dr. Claymore bir çocukla ve onun dünyasıyla tanışıyor. Ah, zaten her şey tam da o zaman başlıyor...

Baskı: İlk Buluşmada Asla Isırma

Vampirleri çok ama çok seviyorum desem garip kaçar mı? Hadi ama! Vampirler sevilmez mi? Dracula? Damon Salvatore? Rose Hathaway? Erik Night? Heh işte, bu kitap da süperdi! Zaten isminden dolayı beni çekmişti. Kira November... Onun öyküsü şahane! Konu: eskiden Phoebe Tanaka ve insan olan vampir Kira November'ın bir gün tekrar ve tekrardan okumak zorunda kaldığı liseye giderken okulun önünde bir ceset ile karşılaşmasıyla başlar. Vampir ailesindeki herkes ondan şüpheleniyordur ve Kira'ya katilin o olmadığını kanıtlaması ve katili bulması için bir hafta süre tanıyorlardır. Spoiler vermeyi sevmediğimden (yalan, bıraksanız kitabı anlatırım burada :D ) konunun sadece "nasıl başladı"ğını anlattım. Eeee, devamı için söyleyebileceğim tek şey; "Katili bulabilecek mi acaba, ne dersiniz?" Çünkü, eğer katilin kim olduğunu bulamazsa... 300 yılını bir tabutun geçirir. Kapana kısılmış bir fare gibi. Pek de eğlenceli değil. :/ Kira'ya, kitabın anlatım şekline, Bay Güler Yüzlü'ye, kitabın ayrılmaz bir parçası yeşile, kapağına, değişik vampir uyarlamasına bayıldım. Ne yazık ki, katilin kim olduğu çok açıktı ve zaman akımı pek açıklanmamıştı; bu yüzden puanlamada çok sorun yaşadım. Hangi puanı vereceğimi kestiremedim.

Obsidiyen (Lux, #1)
9/1005.03.2013

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

http://buyulukitaplik.blogspot.com/2013/03/kitap-yorumu-obsidiyen-jennifer-l.html Doctor Who ile başlayan uzaylı aşkım Obsidiyen ile devam ediyor. Daemon kadar öküzü de yok bu dünyada! (yoksa evrende mi demeliyim?) Şimdi... Kitabımız Katy adında kaburgalarımda yaşatmak istediğim tatlı mı tatlı, isterse şirretiliğinin sınırlarını zorlayabilen bir kız tarafından anlatıyor.Biliyor musunuz, Katy'nin bir kitap blogu var! Katy, babasının ölümünden sonra annesinin hayatında değişiklik istemesine boyun eğerek Batı Virginia'ya taşınıyor. Adres sormak amacıyla ve annesinin çabalamasını istemesiyle kendi yaşıtlarında iki çocuğun olduğunu bildiği yan eve gidip, kapıyı tıklatıyor. Ve karşısına... bir hıyar çıkıyor! Hem de acayip seksi bir hıyar! Tam da dediğimiz gibi hıyar olan bu seksi şey, Katy'i çıldırtıyor. Ukalalık yapıyor, öküzlük yapıyor, insanı sinir ediyor. Ve tanıştıklarının birinci dakikasında aralarında bir savaş başlıyor. Ve kıyamet kopuyor... Aslında Hıyar konuşmadan her şey çok güzel. Hadi ama! Düşünün, hiçliğin ortasında bir yere taşınıyorsunuz (ki postanızı almak için bil en yakındaki kasabaya gitmeniz gerekiyor), sonra marketin yerini sormak için yan evin kapısını çalıyorsunuz ve karşınızda tişörtsüz bir afet çıkıyor! Ve O sonra konuşuyor ve her şey bitiyor. Sonra Katy (Kedicik!!!) bu hıyarın ikiz kız kardeşiyle tanışıyor; Dee. Hıyarımızın adının da Daemon olduğunu öğreniyor ondan. Dee ile kaynaşıyorlar, siyam kedisi gibi oluyorlar. Gülün bile dikeni vardır değil mi? Dee'nin dikeni de Daemon. Katy, Dee ile arkadaş kalmak istiyorsa, Daemon'a, öküzlüğüne ve seksiliğine katlanmak zorunda. (Bu benim için bir ödül olurdu aslında. :D ) Daemon kitabın bu bölümlerinde acayip öküzlük yapıyor, Katy'e kız kardeşi Dee ile arkadaş olmamasını söylüyor. Onlardan uzak durmasını söylüyor. O kısımlarda Daemon'ın suratını okkalı bir tane patlatmak isterdim de o surata yazık olurdu, kıyamammm. Olaylar böyle gidiyor, Daemon ve Katy birbirleriyle savaşıyor, Dee ve Katy siyam kedisi gibi oluyorlar, Katy okuldan arkadaşlar ediniyor, dayak yiyor (hayır, bunun açıklamasını yapmayacağım! :D ) vs. Bu sıralarda Daemon ve Katy engelleyemeden yakınlaşıyorlar. Sonra... Katy çok mühim bir şey öğreniyor....! Daemon Black hiç de tahmin ettiğiniz gibi, şu yeşil, fazla uzuvlu, yapışkan yaratık-uzaylılardan değil! Bundan daha açık spoiler veremezdim herhalde! Daemon ve Dee uzaylıdır! Birer Luxen'dirler. Bilmem kaç bin ışık yılı uzaktaki Lux gezegeninden, düşmanları Arum'lar gezegenlerini yok edince Dünya'ya gelmişlerdir. Yine de Arum'lar tam anlamıyla kaçamamışlardır, çünkü Arumlar, Luxen'lerin yaşam enerjisini emmek için peşlerinden (bir kısmı) Dünya'ya gelmiştir. Şimdi Katy, Luxen ve Arumların arasındaki savaşın ortasında kalmış durumda. Kitabı topu topu üç günde okudum. Sayfalar kendiliğinden çevrildi diyebilirim. Okurken sırıtmaya, kalbimin hızlı atmasına engel olamadım. Aslında hep aklımdaydı bu kitap da, "uzaylılar en fazla ne olabilir ki" gibi bir ön yargıya sahiptim. Beyin yiyen dev böcekler? Yeşil, yapışkan, iğrenç yaratıklar? Fazla uzuvlu çekirgemsi varlıklar? ET? Olmadı Zaman Lordu?! Aklımdaki uzaylı anlayışı böyleydi açıkçası. Ve kitabı okumaya başladığımdan itibaren bir yerden Dalek'lerin gelmesini bekledim, bilinçaltım iğrenç çalışıyor. Ama kitap beklediğimden fazlasını verdi bana. Zekice kurgulanmıştı, mizah doluydu, diğer serilere gönderme yapması ve tüm o diğer şeyler komikti, Katy diğer bir çok serideki şapşal-saf kızların aksine zeki ve kendini bilen biriydi, Daemon yine diğer bir çok serideki iyilik meleği asıl oğlanın aksine kışkırtıcıydı, Jennifer L. Armentrout'un elinden çıkmış muhteşem bir kitap daha da diyebiliriz. E, o zaman karakterlerimizi tanıtalım; Katy: Kedicik! Kitap tutkunu kendisi ( bizim gibi ^.^) inatçı (sonuçta Daemon'ın seksiliğine direndi), zeki ve komik. GRİ GÖZLERİ VAR *-*. Daemon: Seksi öküzümüz! SİYAH SAÇLARI ve YEŞİL GÖZLERİ var! (aklım Fallen'daki Cameron'a kaydı bak..) Arada kibar insan taklidi yapıyor ama genel olarak hıyar. Bebeğim o benim. Onu sevmemek işten bile değil. Katy'i sinir edip, kızartmak hobilerinin arasında.Sağı solu belli değil, bir gün bakıyoruz Katy ile her şey lay lay lom, diğer gün Ash ile kırıtıp Katy'ye "kardeşimden uzak dur." diyor. (Ash: Kitapta sonradan karşılaşacağımız bir karakter. Ailesi Black ailesi ile dost. O da uzaylı ve bir uzaylı bu kadar şırfıntı olabilirdi, hiç sevmiyorum bu kızı -,-. Fırsat bulduğu her anda Daemon ile yiyişiyor...) Dee: Daemon'ın aynı onun gibi acayip çekici ikiz kız kardeşi (uzaylı DNA'sında ne var böyle?). Katy'nin en yakın arkadaşı unvanına sahip tatlı uzaylımız. ALINTILAR: - Demek yavşağın bir ismi vardı. Daemon. Tam ona göre bir isimdi ve tabii kız kardeşi de onun kadar çekici olacaktı. Neden olmasındı? Kayıp modellerin memleketi Batı Virginia'ya hoş geldiniz. (sayfa 18 -Katy) -İnternetimin bağlanması, seksi bir çocuğun popoma bakıp telefon numaramı istemesinden daha çok mutlu etti beni. (sayfa 27 -Katy) -Ah, ilaçlar etkisini gösteriyordu. Şairaneydim. Ve kafam iyiydi. Büyük mutluluk. (sayfa 105-Katy) - "Blogu'na baktım." Ah. Tanrım. Bebeğim. Yüce İsa. Nasıl bulmuştu? Bir dakika. Önemli olan bulmuş olmasıydı. Blog'um artık Google'de çıkıyor muydu? Bu muhteşemdi işte. "Yine beni takip ediyorsun, anlıyorum. Yasaklama emri çıkarmama gerek var mı?" "Rüyanda görürsün Kedicik." Pişmiş kelle gibi sırıttı. "Ah bekle, rüyalarında zaten baş roldeyim, değil mi?" Gözlerimi devirdim. "Kabuslarımda, Daemon, kabuslarımda." (sayfa 125 -Katy ve Daemon) - "Burada...tuhaf bir şeyler var." "Senden başka mı?" dedi. (sayfa 153 -Katy ve Daemon) - "Hastalıklı olsa da sinirlenmeni izlemeyi seviyorum ama bunun yanında başka soruların olacağını da tahmin ettim. (safya 191 -Daemon) - "Daha kapımı çaldığın anda başıma bir bela getireceğini anlamıştım." (sayfa 336 -Daemon)

Baskı: Çığlık (Fısıltı, #2)

Nora Grey'in hayatı mükemmellikten hâlâ çok uzaktadır. Hayatına kastedilmiş olması hoş bir deneyim olmasa da en azından bu durumun içinden bir koruyucu melek sahibi olarak çıkmıştır. Gizemli, çekici ve muhteşem bir koruyucu melek. Ama Nora'nın hayatındaki yerine rağmen, Patch'in hareketleri kesinlikle meleksi değildir. Hatta her zamankinden daha anlaşılmaz görünmektedir; tabii bu mümkünse. Hayatındaki gerçeklerin ne olduğunu umutsuzca öğrenmek isteyen Nora, cevaplara ulaşabilmek için kendisini giderek tehlikeli hale gelen durumların içerisine sokar. Ama belki de bazı şeyler olduğu gibi bırakılmalıdır, zira gerçek, güven duyduğu her şeyi ve herkesi yok edebilir.

Baskı: Beni Seç (The Selection, #1)

Distopik romantizm!!! Prenses şeyleri pek benim zevk çerçevemde değil ama itiraf ediyorum; 14 Şubat'ı iple çektim. Kitabı çıktıktan bir gün sonra alıp hemen aynı gün bitirsem de yorumunu yazmayı hep erteledim. Şu sıra bir tembellik var üstümde. Doğru düzgün kitap da okuyamıyorum. :/ Kitabımız tabii ki asıl kızımız America tarafından anlatılıyor. İsmi zaten beni bitirdi! America Singer. Cass gerçekten de ironik komediyi iyi biliyor. :D Kitap,3. Dünya Savaşı'ndan sonra America'nın kalıntıları üstünde doğan Illéa ülkesinde geçiyor. Her ne kadar Illéa gelişmiş teknolojiye sahip olsa da yönetime kraliyet anlayışı yerleşmiş. Kast sistemleri ve dahası... Bu biraz Açlık Oyunları'nı anımsatıyor ama kitabın uzaktan yakından Açlık Oyunları ile alakası olmadığını belirteyim, yanlış bir izlenime kapılmanızı istemem. Hmm... Ne diyordum? He! Kast sistemleri. Halk kendi içinde katlara-sınıflara ayrılmış, bölünmüş ve ait oldukları katlara göre yaşıyor. Saraylılar ve onların akrabaları 1. sınıfın azıcık gerisindeki zenginler 2. sınıfın azıcık gerisindeki zenginler Öğretmenlik, muhasebecilik vs. meslek grubu Zanaatkarlar, sanatçılar (açlık sınırı) Hizmetçiler, yardımcılar 6. sınıftan daha beter durumda olanlar Evsizler. Yukarıda saydıklarım olarak toplam 8 sınıf var. Normalde bu kast sistemi mesleğinize göre ayrılıyor ama zaman geçtikçe halk "hangi kattaysa o katın işini yapmak zorunda, ona göre meslek edinmeli" gibi bir görüşe sahip olmuş. Bir de katlarda yar almayanlar var; Asiler. 8. sınıfın daha da aşağısındalar, halktan kopmuşlar. Hobiler arasında sarayı basmak var. İşte America kızımız, böyle bir ülkede yaşıyor. Tüm bu kast sistemlerinde şikayet ettiği gibi America'nın yakındığı bir şey daha var; Seçim. Seçim, halkın savaşlar yüzünden altüst olmuş moralini düzeltmek ve kraliyet ailesine kendi ülkesinin kalbinden kopmuş bir mensup kazandırmak amacıyla, evlenme çağındaki Illéa veliahdına yani prensine bir eş bulmak için, ülkedeki 17-20 (hatırladığım kadarıyla) yaşlarındaki tüm kızlar arasında Seçim'e başvuranları kapsayan bir çekiliş. Sözde. Çünkü başvuru sırasında anlıyoruz kim aslında bu bir "çekiliş" değil. Kızların fotoğrafları çekiliyor ve çoğu kız bunun için süslenip püslenmiş (pis aşufteler -,- :D ). Seçim'e başvuran kızlardan 35 tanesi saraya gitmek ve büyük bir kedi kavgasından sonra geriye 1 tanesi yani prensin karısı ve kraliçe olacak olan kız kalana kadar prensin hangisi ile evleneceğini kararlaştırması amacıyla prens ile vakit geçirmek için seçiliyor. America da bu seçime annesinin, kız kardeşi May'in ve herkesten gizli tuttuğu sevgilisi Aspen'in ısrarıla katılıyor... Sonra neler oluyor tahmin edin? America seçiliyor! bunu yazmakta bir sakınca görmedim çünkü pek spoiler sayılmaz. Yani zaten Seçim'e gidemeyecek bir kızın ağzından neden yazılsın ki kitap? Ama tabii ki gerisi hakkında spoiler-açıklama vermeyeceğim. Muhahahahah, yaşasın kötü ben! Ne yazık ki anlatmadan da duramam. O yüzden; Yaşasın Prens! Maxon nasıl bir şey öyle? Ben America'nın yerinde olsaydım var ya... (Hayır, fantezilerimi kendime saklayacağım)... Aspen'i çoktan unutmuştum. Aspen demişken...Hayırrrr, spoiler vermeyeceğim. Kendimle savaşıyorum burada. Karakterlerden bazılarını tanıtayım da spoiler vermeden bitirelim şu yorumu, yoksa öleceğim... İçim içimi yiyor ama spoiler vermeyeceğim, direniyorummmm! America: Yerim ben bu kızı. Cidden bak. Hem esprili, hem KIZIL (umarım çilleri de vardır), hem mavi giyiniyor, hem müzikle haşır neşir, hem tam kendisi, kimseyi taklit etmeye çalışmıyor. Aspen çok şey kaybetti.... (Amanın! Spoiler mi verdim yoksa? o.o) Maxon: Nazik, asil, YAKIŞIKLI, prens, komik, iğrenç bir kahkahaya sahip ve SARIŞIN. Bir kız daha ne ister? Maxon Schreave... Adı bile güzel çocuğun! Aspen: Seksi, 6, YEŞİL GÖZLÜ, seksi, gururlu, seksi. Çok seksi. Fazla seksi. Çok fazla seksi. Ama çok da gururlu, hem fakir de; aklım hemen Yeşilçam filmlerine kaydı. Aspen'i dramatik bir şekilde dönen biro koltuğunda düşünün. "Bir zamanlar fakir ama gururlu bir 6 vardı America. Hatırlıyor musun? O çocuğa ne oldu biliyor musun Mer? Tam karşında duruyor." Hayal ettim bir an hahahahhahahahahahahha. Kusacağım... Marlee: Seçim sürecinde America'nın arkadşı olan bir 4. Sarışın ve çok şeker. Celeste: Seçim'de en zorlu rakiplerden bir tanesi. Ayrıca America'nın düşmanı (ve bir sürtük.). Kavgaları falan eğlenceliydi ama hiç sevemedim ben o kızı. Hep America'nın Celeste'nin suratına sıkı bir yumruk geçirmesini istedim ama yaparsa saraydan postalanacağı için yapamazdı. Şanslı... Kitap böyle gelişiyor işte, saray zamazingoları, kedi savaşları, Asiler, MAXON ve dahası kitabın ilerleyen bölümünde. O kısım da sizin okuyacağınız kısım, benden bir şey beklemeyin! Zaten kendimi kitabı oturup anlatmamak için zor tutuyorum. En büyük zevkimdir ki, benim daha önceden izlediğim-okuduğum, filmi-kitabı şu an izlemekte-okumakta olan kişiye sonunda olanları anlatmak. Tamam geliyor... İşte kitabı okuduktan sonra "haaaa..." diyeceğiniz bir spoiler: Son 6!

Baskı: Melez (Melez Sözleşmeleri, #1)

Lanet olsun bana ki bu kitabı sonradan keşfettim ve yine lanet olsun ki ikinci kitabı almadım. Bu öyle bir kitaptır ki hem hızlı hızlı okuyorsunuz hem de bitmemesini istiyorsunuz. Keşke aptallık etmeyip ikinci kitabını da alsaydım. Çünkü Alex'in, benim tercihimle Lexi'nin bu macerası beni ağzı açık bıraktı. İlk sayfadan başlayıp, son sayfasına kadar salyalarımın akmasını sağlayan bu kitap için tek söyleyeceğim şey; "Anne, ben kitapçıya gidiyorum! bu kitabın ikincisini almalıyım." Olur. Jennifer L. Armentrout ne yapmış böyle? Kadın bildiğin eliyle harikalar yaratmış (yoksa zihniyle mi demeliyim?)! Bu kitap için yapılması gereken önünde diz çöküp tapmak bence. Unutmadan, şu Vampir Akademisi'ne benziyor noktasına parmak basmak istiyorum. Evet andırıyor, sınıf ayrımı, ırk çeşidi olarak, ama konu kesinlikle farklı,yani böyle küçük ayrıntılara pek takılmamak gerekiyor. Hem bu benzerlikler kitabı daha çok sevmeme neden oldu diyebilirim. Hematio'ler bence çok iyi düşünülerek ortaya çıkarılmış bir ırk. Yani, Yunan mitolojisi hayranı olan ben için ortada dolaşıp "Ben safkanım, önümde diz çökün pis melez köleler!" dedirtecek bir kurgu. Kitabı topu topu iki günde okudum ve pişmanım! Yavaş okusaydım keşke... :/ Apolyon kehanetleri beni benden aldı! Hele Seth, onu okuduğum ilk anda "Gel buraya ve sev beni!" diye bağırasım geldi. Armentrout'un alnını öpeceğim. Aşık olacağım karakterler yaratmada çok başarılı. İlk önce Deamon, şimdi de Seth. Ne olacak benim bu halim? Kitabın ilk arka tanıtımını okuyunca aklımda konudan çok farklı şeyler oluştuğunu söylemeliyim. Aklım direk Yeşilçam filmlerine kaydı. Temizlikçi Kız, evin Küçük Efendi'si falan... Çok film izlemişsem demek ki... Spoiler vermek istemediğim için Alex "sevdiğini" öldürmeye gittiğinde ve öldürdüğünde sanki ben öldürmüşüm.. Yok yok, öyle değil. Sanki beni öldürüyormuş gibi kalbime öküz oturdu diye söyleyeceğim. kitabı okuyanlar anlamıştır... :D Son olarak, bunu söylemeden edemeyeceğim; "TEAM SETH!".