Robespierre
@Robespierre

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Fil
7/1006.08.2016

Baskı: Fil

Tılsım
8/1031.05.2016

Baskı: Tılsım

Dereceler
7/1022.05.2016

Baskı: Dereceler

Obabakoak
10/1012.04.2016

Baskı: Obabakoak

Şimdi nasıl denir, hangi yeti ile açıklanabilir okuduğumuz metinler bilmiyorum. Bir okuma analizi yaparken amaç tüm yönleriyle ifşa etmek mi olmalıdır yoksa aldığın hazzı kendi uygun kelimelerinle damıtıp ifade etmek mi? Şunu söylemeli, Obabakoak beni oldukça şaşırtan sıra dışı bir metin oldu. Burada kastettiğim okuma planımda hangi kitapların bana ne şekilde zevk vereceğini az çok kestiririm. Bu ön yargı yersiz bir hüküm olsa da genelde tutuyor. Yalnızca`: Usta ile Margarita `kırmıştı bu enfes biçimde bunu. Velhasıl, elimizde muazzam bir labirent var. Eğer sizinde evinizin bir köşesinde veya aklınızın bir köşesinde Bernardo Atxaga yapıtı duruyorsa kesinlikle bir labirentin içine balıklama atlamanıza çok az var. Bask yazar Bernardo Atxaga okuru post modern bir ikileme düşürüyor, okuduğunuz şey bir roman mı, bir öykü kitabı mı? Hani nedir diye soruyorsunuz. Ki kurmacanın süzgecinde de karakterler 19.yüzyıl edebiyatı ve 20. yüzyılın ortalarında filizlenen post modernizmin kuramları eşelerler. Bir dilin edebiyat olmadıkça yalnızlaşacağını vurguluyor Bernardo Atxaga ve dolayısıyla bu enfes kolaj metinde dile değinirken `:Obaba` kasabasındaki insanlarında yalnızlığına dokunuyor. Obaba bir taşra kasabası. Yağmurlu, dolayısıyla rutubetli ve kasvetli bir hüviyete sahip. İnsanlar pozitif bilimlere mesafeli bu nedenle dogmatik ögelerin temsiline sığınmışlar. Fakat batıl inançların kurduğu yerleşkede yalnızlaşan insanlar da bu kasabada kendilerine ait bir ekim kurmaya çalışıyorlar. Nitekim ilk öykü olan, Esteban Werfell öyküsünde, din ve ideoloji çatışmasına takılmış, hayatının büyük bir kısmını bu ikilemden doğan bir yanılsamaya kaptıran genç bir adamın geçmişini anımsamaya çalışmasında yakalanıyor. Almanya'da iyi bir hayat geçirmiş olan baba, oğlunun Almanca öğrenmesi için gösterdiği çaba da hem Bask Diline yönelik bir imgelem olurken hem de modern bir adamın taşra kasabasında yaşadığı özlemde damgalanıyor. Öykülerin geri kalanında da Obaba kasabasının yalnız insanlarını, onların ucuz beklentilerini ve püf diye sönen hayallerine rastlayacaksınız. Sonuçta bir ihtişamsa eğer kanıksanan uzaklık, bura yörenin insanlarında bu çok var. Benim üçüncü bölüm olarak nitelendirdiğim `:Son Kelimenin Peşinde` bölümü metinlerarasılık faaliyetlerinin havada uçuştuğu bir bölüm. Buradaki ilk anlatı `:Julio Cortazar`'ın`: Cinayeti Gördüm` öyküsüne paralel biçimde karakterimizi geçmişe sürüklüyor. Yıllardır tozlu çekmecelerde unutulmuş bir fotoğraf karesindeki ilgi çekici bir bölümle beraber paranoyakça bir işe atılıyorlar ve eşeledikçe teorilerinin doğruluk ihtimali artıyor. Fakat araya bir girelim, kitabın ikinci bölümü, `:Villamediana Halkı Onuruna Dokuz Kelime `kısmında Atxaga lafı elektroşok tedavilerine getirir. Ve dokuz kelime içinde bir karakterin kasabada yaşadıkları anlatılır. Velhasıl son bölüme geri dönelim, Son kelimenin Peşinde kurmaca labirentinin zirve yaptığı, bir öykü kolajı resmen. Karakterler yolculuklarında fotoğraftaki esrarengiz durumun peşindedir, burada bir öykü içindedirler. Bununla birlikte yolda giderlerken kendilerine öykü anlatırlar. Ki öykülerden biri Borges'in `:Olağanüstü Masallar`antolojisinde de yer alan muazzam bir öyküdür. Velhasıl, fotoğraftaki gizemi çözmek adına doktor arkadaşıyla birlikte amcasının öykü okuma gününe davet edilen ikili yolda yaşadıkları öykülerle zenginleşir ve keyifli bir gün geçirirler. Açıkçası bu bölümden sonrası Lynchvari bir gerilim ve son bölümde nakavt alan bir okur bırakıyor elde. Elde kalan yalnızca bu mu, hayır. Muazzam bir edebiyat şöleni. Bitmesin istediğiniz.

Ruhlar Evi
7/1026.03.2016

Baskı: Ruhlar Evi

Notos tarafından geçtiğimiz aylarda en iyi on latin amerika kitabından biri seçilen Ruhlar Evi kanımca ilk 20'ye bile dahil olamayacak bir roman. Tabi ki bunun için gerekli argümanları sunmak için elimi taşın altına da sokacağım. Gelelim Allende'nin Ruhlar Evi'ne. Büyülü gerçekçiliği alt yapıya oturtan roman bunda başarılı olmasına oluyor ama etkileyici olmuyor. Bunun nedenlerinden biri kitaptan yaklaşık 15 yıl önce yazılmış olan Marquez eseri Yüzyıllık Yalnızlık bu kitapta söylenen her şeyi zaten ifade etmekle kalmıyor, fazlasını söylüyor ve daha etkileyici oluyor. Allende'nin dünya dışı konumlandırdığı öğeler genelde ökilt mertebeden çıkamıyor. Rosa güzeller güzeli, evet fakat Rosa yeşil saçları taşıdığı deniz canlısı hüviyeti tamamlanmıyor misal. Eksik, gedik bir yapıya gelen Clara ve Esteban romanın etkileyici tek karakterleri olsa da şu bir gerçek ki asla unutulmaz karakterler olarak zihindeki boşluğa doldurulmuyorlar. Bir roman yeni bir şey söyledikçe, edebiyatının içine yeni bir motif kattıkça güçlüdür, Allende'nin romanı darbeyi anlattığı için güçlü olamaz, allende'nin romanı zaten söylenmiş şeyleri içeriğe ancak oturtabiliyor. Kusurları ezber söylemlerle buğulaştıran ülkemiz sözde aydınları ve edebiyat otoritesi bellenmiş insanların da aslında kalıpların dışına çıkamadığını görüyoruz. Ruhlar evi olsa olsa ortalama bir roman.

2666
9/1022.03.2016

Baskı: 2666

Roberto Bolano ilham veren bir yazar. Kılavuzluğunda eğilip bükülmeden akan salyalarımla koşturuyorum. 2666, Bolano'nun Vahşi Hafiyeler'in satır aralarında da vurguladığı, yine aynı kitapta kayıp yazar Benno Von Archimboldi'nin ismini anarak sinyallerini verdiği kendi nihai projesinin mamulü. Daha önce kayıp bir kuşağın peşine düştüğümüz ve sorgusuz sualsiz bunu kabullendiğimiz Vahşi Hafiyeler'deki gibi Bolano romanı tarafından yine yakalanıyor ve sayfaların arasında hapsoluyoruz. Bu 1000 sayfaya yaklaşan ağır kitap, okurunun sabrını test etse de damardan gerçekçilerin tozlarının ardından 20.yüzyılın başlarından sonlarına kadar yoğrulmuş, canına kastedilmiş insanlığı arıyor Bolano. 5 bölümden oluşan kitapta kapıldığımız rüzgar Alman yazar Benno Von Archimboldi'yi arayan edebiyat eleştirmenlerinin pervasız inatları ve inançları vardır bu büyük yazarı bulma hususunda. Thomas Mann'ın bile ismini gölgede bırakan bu yazar, modern alman edebiyatının en büyük yazarıdır. Tabi bu süreçte dört eleştirmenin birbirleri ile olan ilişkileri, cinsel arayışları, rüyaları da inançlarına eklenmektedir. Yazarın bıraktığı külden izleri takip ederek meksika'ya kadar süren arayışlarında onların dahil olamadığı bir vak'aya denk gelirler. İnsanlığın şuurunu kaybettiğine dair ufak bir gösteri sunar bu etapta Bolano. Ülkemizde yaşananlara yakın, gittikçe artan kadın cinayetleri tarihin karanlık ve muğlak sayfalarında yerini ayırmaya başlar. Her yaş ve her meslek grubundan onlarca kadının ölümünün detayını ibretlik bir sunuyla aktarır Bolano. 2666 ziyadesiyle 21. yüzyılın gerçekten ilk büyük romanı, muazzam bir roman. Vahşi hafiyeler'in belki bir tık altında ancak vicdan yüklü duygusal bir arayışa sürüklüyor okurunu. Cortazar - Marquez - Fuentes - Borges gibi muazzam yazarların yanına adını ekliyor Bolano nazarımda. Tüm bunlarla birlikte şuurunu yitiren insanlık tarihindeki örtüyü kaldıran bir edebi anıt olarak ekleniyor bu roman. Arturo Belano'nun tanıklığında. Ulises Lima kim bilir nerede? Calexico dinlemek de ne büyük bir keyif, seviyorum Latin Amerika'yı...

Kent ve Köpekler
8/1020.12.2015

Baskı: Kent ve Köpekler

Edebiyat tarihinin belki de en makyavelist yazarlarından Mario Vargas Llosa kişisel bir nefret uyandırsa da bende, şöyle bir gerçek var ki yazdığı her metni inanılmaz bir atmosfer içinde işleyen, belki de bunu en iyi yapan bir kaç yazardan biri. Kent ve Köpekler'de, arsız perulu yazarımız bizi, otobiyografik esintilerle Peru'daki bir askeri kolejin kasvetli ve gergin ortamına sokuyor. Askeri okuldaki öğrencilerin alt ve üst dönemlerle yaşadıkları çekişmeleri, otoritenin gözünden çıkabildikleri anda yüzlerindeki maskeyi çıkarıp her türlü boşluğu değerlendirdikleri bir hakimiyetin yaşandığı son derece sert bir ortama okur olarak adapte olmaya çalışırız biz de. Sokakların kendi kaotik savaşındaki gelişmelerin aksine askeriyede yaşanan şey disiplin perdesinin altında yaşanan bir kaostur. Her şey ya görmezden gelinir ya da yıllarca ezberlenip devam eden düzenin oradaki öğrenciler tarafından da ezberlenip boşluklarla doldurulmasıdır. Öğrenciler birbirlerine yaptığı orantısız şakalardan tutun işkencelere yapılan her şey üst rütbenin açıklama dinlemez tatmininde sınırlanır. Ve düzen kendi içinde yolunu kaybeder. Burada düzeni oluşturan genel kural, ataerkil beklentinin zemininde olgunlaşır. Çocuklar buraya erkekleşmeleri ve hayat karşısında daha sert olmaları maksadıyla itilir. Zorla yollanırlar ve kolejde hemen hemen her sosyal kesimden insan yer bulmaktadır. Zencisi, beyazı, dağlısı ve yerlisi derken takma isimleriyle analım burada; jaguar, şair ve köle üzerinden tüm yaşananlar irdelerin. Üçü de başlı başına farklı karakterler olan bu çocukların okuldaki yaşamları ve okul öncesi yaşamlarını bir neden - sonuç ilişki ile işler Vargas Llosa. Zira bu çocukların buraya gelmesini sağlayan, aileleri ve yaşadıkları hayatın getirdiği sonuçlar olmaktadır. Nitekim Vargas Llosa burada tutunabilen karakterlerinde önceki farklı dünyalarından daha çetin olan mücadelenin de varoluş mücadelesi olduğuna lafı getirir olaylar üzerinden. Vargas Llosa'nın kurduğu olağanüstü atmosfere dalıp çıkarken okur için, muhtemelen bu üç karakter kadar militarist düzenin sonuçları da yıkıcı olacaktır. Yine de tüm bunlar Vargas Llosa'nın berbat bir adam olduğu gerçeğini değiştirmez.

Baskı: Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı

Öykücülüğün ve öykünün bileşkesi, nesnelerin zamana mal olmuş canlılıkları ve İstanbul sokaklarında hapsolmuş hatıraların sirenleri. Ali Teoman yazdıklarıyla sisin ardındakini en parlak haliyle görünür kılıyor.

Ferdydurke
8/1016.12.2015

Baskı: Ferdydurke

osman fırat baş tarafından dilimize Lehçe aslından çevrilen, Witold Gombrowicz'in çağdaşlarını bol bol iğnelediği ve modern toplumdan tutun eğitim sistemine dek pek çok noktayı eleştirdiği romanı. Roman, Kafka karakterlerinin içine istemeksizin sokuldukları, bürokratik talihsizlik örneğinin bir benzerini ulaştırıyor okuruna. 30'lu yaşlarının başındaki bir adamın, tekrar 16-17 yaşındaki çocuklarla birlikte eğitim görmeye başlaması ve modern bir ailenin yanında yaşamını sürdürmesi kitabın en mühim kısımlarını oluşturmaktadır. Ferdydurke romanı ile Gombrowicz temel olarak modernist sığlığı yerden yere vurur. Dünya Savaşı sonrası açığa çıkan yeni toplum bilinci gereği, Yuzef karakteri, kondurulduğu yeni yaşam içinde -burada burjuva bir ailenin sığıntısı demek daha makul olacaktır- demode olarak damgalanan bir yapıya sahip olduğunu keşfeder. Evin 17 yaşındaki kızına tutulan Yuzef, ne yaparsa yapsın asla modern davranış sistemine sahip olmadığını farkına varır ve buna duyduğu öfkenin tomurcuğuyla, çocukça yöntemlerle bulunduğu acizlikten sıyrılmaya çalışır. Ve 30 yaşındaki çocuğumuz nitekim kendisiyle alay eden, kendisini ciddiye almayan aile ve kızını darmadağın edecek bir planla içine zorla sokulduğu eğitim ve sosyal yaşamdan sıyrılır. Ama bu defa yanına okuldan Mezgit isimli arkadaşı da katılır. Mezgit biçim olarak idealizmden uzak eylemci yapıya sahip diğer taraftan da eşcinsel ve komünizm ikilemi ile Gombrowicz'in hiciv dolu penceresinden bakan en karmaşık karakter olarak aklımda asılı kaldı. Neticede Ferdydurke yazıldığı dönemde değil yalnızca, günümüzde dahi etkinliğini sürdürebilecek özgün içeriği ve üslubuyla önemli bir metin olarak ifade edebilirim. Kitabın bence ana eksikliği o çocuklaştırma ifadesinin bir yere varması gerekliliğidir fakat bu olmuyor. Çevirmenin son sözde o sırada yaşan `Gezi Parkı olaylarına` yolladığı selamla da ayrı bir güzellik yaşatmıştır bana.

Nadja
9/1016.11.2015

Baskı: Nadja

Orlando
7/1008.11.2015

Baskı: Orlando

Vahşi Hafiyeler
9/1025.10.2015

Baskı: Vahşi Hafiyeler

Roberto Bolano'nun tabiriyle kuşağına yazdığı bu aşk mektubu,. beni kalıntısal biçimde her seferinde hayranlığa düşüren Latin Amerika edebiyatının tüm kayıp yıldızları ve her bakınma da orada duran parlak yıldızları için saygı duruşuna geçmemi sağladı. Arturo Belano ve Ulises Lima'nın dünyanın dört bir yanındaki yaşayışları, hayatlarından geçmiş olan onca kişinin 70'li yılların ortalarından 90'lı yılların ortalarına varana dek açıklamaları ile kemikleşiyor. Şiirden beata, bohem yaşayışlara ve hepsinin arasında yalnızlığın verdi teslimiyetle insanların kayboluşları okurken damıtılıp durdu belleğime. Bu koskoca macerada her ilişkinin ayrıntılarında koşturdum durmadan ve sanırım daha çok koşacağım latin amerikanın peşinden. Dörtlü çetenin birleştikleri ve ayrıştıkları noktaları genel manada biliyordum fakat Vahşi Hafiyeler'de `damardan gerçekçiler` adıyla kısa bir dönem kendi anlayışlarını yerleştirmeye çalışan bu toy çocukların yaşadıkları her şey latin amerikanın ördüğü travmatik gelenek ve kendi gerçeğinin koşullarının hapsiyle kanıksanıyor. Edebiyat değirmeni 40'lı-80'li yıllar arasında en güzel eserleri öğüten toprakların içinde her türlü duyguyu en yoğun biçimde yaşattığı Bolano romanına bayıldım da kaldım öylece.

ÖncekiSayfa 2 / 11Sonraki