bey_za
@bey_za

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Lola ve Komşu Çocuk (Anna and the French Kiss, #2)

Anlatım tarzıyla birlikte açıkçası ben kitabı pembe gözlüklerle okumuşum gibi hissettim, böyle saf, masum aşklara bayılıyorum ^-^ Bir başka sevdiğim noktaysa; ana karakterleri değişen serileri okuyanlar bilirler. Bir önceki çift kitaplarda hep evli-mutlu-çocuklu -ve açıkçası bunu nasıl başarıyorlarsa itici bir hâlde, bana hep öyle gelmiştir- tasvir edilir. Bu kitapta da Anna ve St. Cláir'i de gördük. Bana olağanın tam tersine daha bi sevimli bile geldiler. Misal ben St. Cláir'e bir kez daha aşık oldum 😍 Cricket da bir değişik şapşikmiş 😋 👉Not: Kitap şimdiki zamanla anlatılıyor; ama arada bir geçmişe de gidince okuması bana o kadar da zor gelmedi 😆

Böğürtlen Kışı
6/1009.11.2015

Baskı: Böğürtlen Kışı

Sarah Jio'nun sıkı fanları olduğunu biliyordum. Tabii bir de ben okumazsam olmaz; ama ne zamandır pek yanaşmadım - ne fırsat oldu ne de ben istedim. Her neyse okuldaki bir adaşımın elinde sürekli bu kadının kitaplarını görünce -o da bir arkadaş tavsiyesi üzerine başlamış- dedim bir de ben okuyam. Böğürtlen Kışı'nı seçmem de kitapçılar çarşısındaki ya şundadır ya bunda hesabına dayanıyor. Şimdi kitap yorumuma gelirsek; Kitabın ortasına kadar yazarın yaptığının ajitasyon edebiyatı olduğunu düşünüyordum. Ki şu anda da düşüncelerimin pek değiştiği söylenemez. Sadece şu gizem işi başlayınca Sherlock Beyza'nın merakı uyandı. Sona gelene kadar annem yüzünden çektiğim Türk dizilerimizin de verdiği düşünme tarzıyla ben daha güzel senaryolar yazdım, bu çok sıradan olmuş :D Ama yazarın diline lafım yok; oldukça basit. Sadece karakterlerin hareket tarzı, bazı konuşmaları beni bitirdi. Hangi naneye ağlayacağım da hiç belli olmuyor, sonlarda biraz içim cız etmiş olabilir. Sonuç olarak; Tavsiye edilebilir bir kitap olup olmadığına hala karar verebilmiş değilim; ama bir daha yazarın kitaplarına para vereceğimi zannetmiyorum - öğrenciyiz sonuçta o değerde değil. Arkadaşlardan okunabilir. Ya da zaten bu iş böyle olmayacak, sınavlardan sonra millet zengin koca bulacam diyor ben de matbaacı :D

Baskı: Demir Şövalye (Demir Periler Serisi, #4)

Kitabı özetleyebilecek tek kelime: gereksiz.

Kafes
10/1029.10.2015

Baskı: Kafes

Baskı: Kan Giyinmiş Kız (Anna, #1)

Bir hayalet avcısı ve hayalet arasındaki romantizmi de barındıran gerilimli fantastik bir kitap. Sadece birazcık gerilim var diyebilirim, pek korktuğumu söyleyemeyeceğim. Ama tabii bunu söyleyen kızın hayallerinde adli tıp biyoloğu olmak var, siz bunu da hesaba katın :) Hayalet avcımız - Cas - oldukça cesur baştan bunu kabul ediyorum; ama bence bir kıza göre cesur denir buna. Keşke hayalet avcımız kız, hayaletimiz erkek olsaymış :/ Değinmek istediğim bir başka nokta; kitap kapağı! Bu bizim yayınevlerindeki özgüveni ben anlamıyorum, anlayamıyorum. Anna ve elbisesi ne de güzel uymuş ama di mi!

Aşk
10/1024.09.2015

Baskı: Aşk

Baskı: Her Gün (Her Gün, #1)

Bilinçli bir şekilde herkesin kendi süzgecinden geçirerek okuduğunda (özellikle genç yaştakilere) hayatın farklı noktalarını gösterebilecek değerli bir eser olduğunu düşünüyorum. Okumak için okuyarak, kendinizi akıntıya bıraktığınızda olmamanız gereken yerlere sürüklenebileceğiniz konusunda da uyarıyorum. Kitap hakkındaki genel görüşlerime gelecek olursak; iyi bir fikir -sağlam bir temel- üzerine kurulu yamuk bir inşaat görüyorum :D Mantık hataları, insanın içine sindiremeyeceği noktalar var; ayrıca havada bitti. Yazar gelişme bölümünde tökezlemiş. Her şey aynı kısır döngü üzerinde. Seriymiş; umarım en azından devamında fantastik yönü belirginleşerek toparlar. Hep olumsuz özelliklerini sıralamışım, yanlış anlaşılmasın. Beğendiğim çok fazla söz vardı - kitap post-it'lerle doldu :) Hayatı tek bir pencereye bağlı kalmadan görebilmeyi dileyenlere...

Baskı: İşgalci (Yabancı, #2)

A-şık oldum be! :) Okuduğum uzaylıları konu edinen -yanılmıyorsam- üçüncü seri. Ama buna rağmen ilk defa Dünya dışına çıkabildim *-* - peh be :P Biraz psikopatça belki; ama devam kitaplarında karışsın ortalık, savaş falan çıksın istiyorum ben gshsj Ayrıca eğlence ve bol bol kıkırdayabileceğim bölümler içeriyor, daha ne olsun tam benlik! Aklımda filmi de canlanıyor, lütfen Hollywood şuna da bi el atıver ^-^ Sanırım takabileceğim tek kulp - kahraman anlatıcı bakış açısıyla yazılsaymış ekstra eğlenceli olabilirmiş :/ Astronomi ya da uzaylı sevgili hastalarına özellikle tavsiye edilir :))

Siyah Damar
10/1024.08.2015

Baskı: Siyah Damar

Beni en çok etkileyen, olabilecek tüm yönleriyle sevdiğim kitabımı buldum ^-^ Bu kitaptan sonra ileride sevebileceğim adamın mesleği birdenbire cerrahlık oldu; daha ne diyebilirim ki :) En sevdiğim kitap dedim; ama sen nasıl bir yazarsın kadın! Tarryn daha iyisini yapana kadar en iyisi bu :))

Baskı: Şampiyon (Efsane, #3)

Güzelim seriyi pembe diziye çevirmiş yazar! Gerçekten bayıldığım yönleri var - Daniel misal *-* ; ama bilmiyorum, sıkıldım ben.

Solucan
1/1010.08.2015

Baskı: Solucan

Baskı: Dikkat Vücudunuz Konuşuyor

İzgören; nadir sıkılmadan okuyabildiğim kişisel gelişim kitaplarına imza atan bizden biri. “Kimseniz, o olun ve doğallığınızı koruyun; ama bunları da mutlaka bilin! Yarın öbür gün size uygulamaya kalkacak bir züppeye karşı gerekebilir!" (syf. 203) Yazarın bahsettiği “bunlar"sa; bizim her gün karşılaştığımız ve farkında olmadan kurban gittiğimiz otorite oyunlarını, bu tür şeylerin uzmanı olup da bu bilgileri bizim üzerimizde kendi çıkarları doğrultusunda kullanan çakalları, insanlarla olan günlük ilişkinizde kolaylık ve farkındalık sağlayan bilgileri ve nicelerini içeriyor. En çok sevdiğim yönüyse; Amerikan yazarların kişisel gelişim kitaplarını okuduğunuzda -sıradan bir insan için- mutlaka bir “neyden bahsediyor bu?" noktasına varıyorsunuz. Ahmet Şerif İzgören'se okurla konuşur havasında bahsettiği araştırma yurtdışı kaynaklı bile olsa kendi kültürünüzde olan şeylerle açıkladığı için böyle bir sorunla karşılaşmıyorsunuz. Tavsiye edilir...

Baskı: Hayatı Bütün Kalbinle Sev

Kitabımızın orjinal adı: When Doubt, Add Butter (Şüphe Duyuyorsan, Tereyağı Ekle - syf. 173) İsmi zaten içeriğine göz kırpan şirin bir şey, niye orjinaline sadık kalmazlar hiç anlamıyorum! Bulduğunuz da bir şeye benzese bari; ben bile daha uygununu buldum: “Hayırlısı Be Gülüm!" ;) Okumak isteyenler için içeriğinden bahsedecek olursak; Gemma -otuz yedi yaşında- haftanın her günü farklı kişilerin evlerine giderek çalışan özel bir aşçı. Aşk hayatından yana nasibini almış; yani herhangi bir beklentisi yok. Kitap boyunca bolca yemek betimlemelerine hazır olun! Açıkçası ben bu dünyaya yemek yapmak için değil yemek yemek için gelmişim; yiyecek isimlerinin - büyük kısmının - egzotikliğinden benim kafamda herhangi bir cisim canlanmadı; canlansaydı vay kitabın haline! Zaten sanki mübarek, yapraklı parfüm şişesi! Benim takıldığım birkaç nokta vardı tabii her zamanki gibi; mesela herkes kadına sarkıntılık yapıyor, kadın biraz rahat... İlk sayfalardaki Gemma'nın o umursamaz havasından bıkıp benim gibi yarım bırakmaya kalkmazsanız, kitap daha sonra toparlanıyor. Şaşırtıcı minik sürprizler, hoş ve alışılmadık bir aşk hikayesi sizleri bekliyor olacak :)

Baskı: Silber: Rüya Yolculuğu (Rüyalar Kitabı, #1)

“Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer Serisi” ni bu seriyi de seveceğimin teminatı görerek o kadar para verdim bu kitaba. Sonuç: Doğru Tahmin :) Öncelikle kitabın adı –Silber – Almancada “gümüş” demek. Arka kapakta geçen “Liv Silber” ismine dikkat etmeden, evin içinde silber, silber diye gezinen kızının ne dediğini merak eden anneme “Yayınevinin parası yetmemiş, bu kadar çevirebilmişler.” açıklamasında bulunmuştum. Tabii Pegasus ve parası yetmemek kelimeleri yan yana gelince adamı gülmekten taş eder. Silber –tabii ki de gerçek tahminim buydu ;) – bir özel isim; ana karakterimizin soyadı. Ve açıkçası kitaba adını verecek kadar niye önemliydi hala anlamadım; sanırım devam kitaplarında çözeceğiz. Herhalde çoğu kişi de yazarın ilk serisini göz önünde bulundurarak bu seriye yaklaşıyordur. O yüzden biraz onunla kıyaslama yaparak anlatmaya çalışacağım bu kitabı da. Her iki serinin de ortak olarak içerdiği şeyleri dört maddeyle özetleseydim; bunlar 1. Eğlence, 2. Heyecan, 3. Gizem ve 4. Masumane ilk gençlik aşkları olurdu. Bu tür bir kombinasyonun herkeste aynı tepkileri oluşturabileceğinden emin değilim; ama söz konusu on yedi yaşında tüm dünyası kitaplarla dönen bir kızsa gözlerinden kalp çıkartabiliyor. Olaylara gelirsek; Liv, yeni kaydolduğu okulun –tabiri caizse bir nevi F4 ’ünü– dört bal saçlı çocuğunu rüyasında bir mezarlıkta ayin gerçekleştirirlerken görür. Daha tuhaf olanıysa ne Liv bu çocukların hakkında ne de çocuklar Liv’in hakkında bir şey bilmediği halde rüyada öğrenilen bilgilerin gerçeklerle uyuştuğunun ortaya çıkmasıdır. Gizem ve bilmece hastası Liv’se bu durumu çözmeye kararlıdır ve bizleri de beraberinde büyülü bir rüya yolculuğuna çeker. İlk seride zaman yolculuğu, bunda da rüya yolculuğu gibi ilgi çekici konular işlenmiş diyebiliriz. Karakterlerin gerçek bir kişilikleri var ve sanki elinizi uzattığınızda dokunabilecekmişsiniz gibi o kadar somut hissedebiliyorsunuz. Hatta kedi Spot ve köpek Buttercup’a bile uzanabilseydim sevgiye boğardım :) Kitap boyunca gerçekten kıkırdamaktan, mutlu Pollyanna psikolojisine girmekten kendimi alamadım – çünkü böyle bir kitap var ve elimde; ama kitap kusursuz muydu? Tabii ki hayır. Beklenen o son olayın birden gerçekleşmesi ve daha birkaç minik eksiklik de nazar boncuğu olsun :/ Özellikle hayatın sıkıcılığından ve stresinden kaçmak isteyenlere tavsiye edilir :) -ALINTILAR- “Seninle birlikte rüya görmek çok hoştu, Liv.” “Gerçekte ya da rüyada olsun, bazı cümlelerin üzerimde karşı konulmaz bir etkisi vardır. ‘Aslında bunu sana söylememem gerek,’ de bunlardan biriydi kuşkusuz. ‘Bizden uzak dursan iyi edersin’ den hemen sonra geliyordu.” “Tıpkı aşık olmuş koyun gibi bakıyorsun.” "Atacağı her adımı uzun uzun düşünen biri, hayatı boyunca tek ayak üstünde durur."

Vazgeçtim
4/1020.07.2015

Baskı: Vazgeçtim

Mikemmel bi piremsesin başköşesinde oturduğu bu aşk üçgenine merhaba deyin! Karakterler kendi mükemmeliyetleriyle sahip oldukları mükemmel mülkiyetlerle mükemmel bir hayat yaşamaktadırlar. Sonra, amanın o da nedir? Bunların gönlü birbirlerininkine düşer ve ortada bir illuminati işareti oluşur. Bakın siz şu işe! Karakterler mutluluk balonunda zıp zıp zıplarken balondaki deliği farkederler ve bol acılı bir iniş olur. Açıkçası ben ticarî amaçlı bir kitap görüyorum. Ağğğ, mensur şiirler ve giriş dışında kitapta değerli bir şey göremedim ben. Olay örgüsü zayıf, her şey oldu bittiye gelmiş - yanlış anlaşılmasın yazarın anlatımı hızlı o ayrı; bir de karakterler “yapalım gitsin" havasında. Cümleler; “Ali ata bak." seviyesinde ve “-yordu" kipiyle yeni bir eziyet keşfedilmiş. Şu alıntıları okuyunca aklınızda ne canlanıyor? Koray, “He la, ben fabrikacıyım. Aha bu da fabrikatör arabasının yandan yemişi" dedi külüstürü göstererek. (sayfa; 91) Otoban kenarında kavun karpuz satan bir adamın tezgâhının önünde durdu. Arabanın kapılarını açtı, teybin sesini kökleyerek Ankara havası koydu ve karpuzcuya oynayacağız diye tutturdu. Karpuzcu sanki dünden razıydı, kalkıp oynadı Koray'la. İkisi şıkır şıkır Ankara havası oynuyor, gelen geçen arabalar onlara korna çalıyor ve el sallıyordu. (sayfa; 90-91) Benim aklıma direk Recep İvedik geldi :'/ İzleyenler Recep İvedik'in bu hâllerini hatırlar diye tahmin ediyorum. Ankaradan soğutuyorsunuz, gidiyom ben buralardan :'/ Son olarak; okumak isteyenlere not: Sadece alıntıları okursanız, okumuş kadar olabilirsiniz...

ÖncekiSayfa 6 / 14Sonraki