Williamelia
@Williamelia

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Aytaşı
8/1016.10.2018

Baskı: Aytaşı

Vay, vay, vay!!! Ciddi anlamda başa çıkılması zor bir kitaptı. Böyle diyorum çünkü aşırı derindi. Yoğunluğu altında sizi eziyor ama bir yandan o merak duygusunu öylesine etkileyici bir şekilde işlemeyi başarıyor ki; tüm o ağırlığına rağmen elinizden bırakamıyorsunuz. Ayrıca satır aralarına sıkıştırılmış çok dahiyane espriler vardı, birçok kez beni güldürmeyi başardı. Anlatımı gerçekten büyüleyiciydi. Belki biraz sıkıcı olduğu idea edilebilir bir eser olabilir ama aslında oldukça kendine bağlayan bir yapıya sahip. Son olarak, kitabın başında sarf edilen bu cümlelerin -bitimine kadar- asıl yapmak istediğiniz şeye dönüşeceği konusunda garanti veriyorum. Daha en başında insanın ruhuna işleyecek bu sıkıntıyı hissetmiş, sonuna kadar da sürekliliğini koruyacağını öngörmüştüm. Kitap boyunca kılavuzum olmayı başardı. Bay Franklin birden, "Ne düşünüyorsun?" diye sordu. "Şu elması bataklığa fırlatıp sorunu çözüvermek gerek diye düşünüyordum efendim." dedim.

Faust
6/1003.10.2018

Baskı: Faust

"Kim hissedebilir ki, Nasıl deşip durduğunu İçimi ıstırabın? Zavallı yüreğimin burada yaşadığı korkuyu, Uğruna titrediği, ne istediğini Sadece sen bilirsin, yalnızca sen! Nereye gidersem gideyim, Ne acı, ne acı, ne acıyor Göğsümün şurası! Ben, ah, yalnız kalır kalmaz, Ağlıyor, ağlıyor, ağlıyorum, Kırılıyor içimde kalbim"

Uğultulu Tepeler
10/1027.09.2018

Baskı: Uğultulu Tepeler

Okurken oldukça yoğun hisler içinde boğulur bir vaziyetteydim. Uğultulu Tepeler o kadar derin ki... Yüreğime bir ağırlık çöktü adeta, ne yapacağımı şaşırdım. Başlangıçta karakterler konusunda bir karmaşa yaşamıştım ama daha ilk yüz sayfaya gelmeden olayı kendi kafamda çözmeyi başardım. Buna rağmen beni bütünüyle kendine bağladı. Aslında fazla söze gerek yok ^^ Başucu kitabı olmalı! Her karakterin ayrı ayrı nedenleri vardı ve her şey daha farklı olsaydı: Tüm mutluluklarıyla yaşamaktan geri durmayacakları huzurlu hayatları olacaktı her birinin... Lakin söylemeden geçemeyeceğim bu fitili ateşleyen Catherine'in kendisi oldu. Domino etkisini başlatan o küçük taşı deviren ondan başkası değildi! Heathcliff'in lafıyla: Kendi yüreğine ihanet etti. Yani burada illa suçlu olarak addedilecek biri varsa, sadece o olmalı bence. Linton'a da kızamadım. Çünkü biliyorum ki istediği asla bu değildi. Sadece sevilmek isteyen birine nasıl gocunabilirim ki... "Ondan büyüğüm, biliyorsun. Hem daha akıllıyım ve ona kıyasla daha az çocuksu yanlarım var, değil mi? Azıcık huyuna gidersem her dediğimi yapacaktır... İyi olduğu zamanlarda çok şirin, çok tatlı oluyor. O benim olsaydı nasıl da el üstünde tutardım..."

Baskı: Ejderin Büyüsü (Ejderha Serisi 4)

Sanırım kitapta küçük çaplı bir lakap takma yarışı vardı. Rhiannon'un başlattığı bu akımı diğerleri de devam ettirdi ama hiçbirinin Ragnar için kullanılan isimler kadar eğlenceli olmadığını itiraf etmem gerek: Kara Bulut'um, Fırtına'm, Kasırga'm, Lord Çakan Şimşek, Küçük Yıldırım'ım, Öfkeli Tsunami'm... bu kısımları okurken resmen çıldırdım Ayrıca serinin diğer kitaplarına hiç yorum yapmadığımı da fark ettim T-T Ne büyük bir kayıp!!!! Kitap güzeldi çünkü karakterler mükemmeldi... Hadi ama bu deli aileyi kim sevmez ki ^^ Gerçi ilk üç kitaba oranla çok fazla beğenmediğimi söylemeden geçemeyeceğim. Belki Keita -kendisine pek hoşgörülü yaklaştığım söylenemez- belki de olay örgüsü yüzündendi, bilemiyorum. Hep Éibhear ve Izzy'nin hikayesini merak ettiğimi düşünürdüm ama bu istek Ejderin Büyüsü'yle birlikte soluklaştı :/ Diğer kitaplarını okumamın üstünden çok uzunca bir zaman geçmesine rağmen hatırladığım kadarıyla kişilikleri bıraktığım şekilde değildi... büyüdüklerini anlıyorum ama bu değişim bana biraz fazla geldi, bocaladım ve şimdiki durum hiç hoşuma gitmedi. Bunlar dışında söylenecek pek bir şek kalmıyor. Başlarda sönük, sonlara doğru kızışan ve bol bol güldüren eğlenceli bir ejder hikayesinin devamı :) "Bu kadar asileşmen gerekmiyor." "Değilim. Sadece, tüm bu soruları neden sorduğunu anlayamıyorum." "Ben de neden cevap vermediğini anlamıyorum."

Baskı: Yeni Bir Umut (Umutsuz, #2)

Sanırım, sonsuza kadar "Umutsuz" ve "Yeni Bir Umut" hayatımın kitabı olarak kalacak...

Baskı: Sana Kapıldım (Fixed #1)

Kitabın başlarında sanki Alayna'nın kelime dağarcığında "alevlenmek" dışında bir sözcük yokmuş gibi sürekli kullanması sinirimi bozdu... zamanla bu durum azaldı ama üst üstte kullandığı için gözüme takıldı bir kere -_- Klasik bir konuydu ve karakterlere de çok ısınamadım. Buna rağmen Alayna ile fazlaca empati kurma fırsatım oldu... ve açıklayamayacağım bir nedenden ötürü biraz üzülerek okudum (kitapla alakalı bir durum değil) Kötü değildi lakin iyi de sayılmaz bence ^^ Devam kitaplarını -yakın olmayan bir zaman diliminde- okumayı düşünüyorum çünkü serileri yarım bırakmak hoşuma gitmez. İşler değişir mi bilmiyorum ama beni pek şaşırtacağını sanmıyorum. "Hudson," dedim yumuşak bir ifadeyle. İsmini ona nasıl hayran bir şekilde söylediğimi anlamasını umuyordum. "Söyle, kıymetlim." dedi. "Gerçekte o kadar da aşağılık değilsin." Parmağını ağzına götürdü ve "Hişş, itibarımı mahvedeceksin."

Baskı: Gölgelerin Lordu (Karanlık Sanatlar, #2)

Hmmmm... hmmm... hmm... Aslında kitabı okurken altı buçuk puandan daha fazlasını hak etmediğini düşünüyordum ki bunun nedeni Gece Yarısı Leydisi'nin ardından o kadar da sürükleyici olmamasıydı ^^ Öncelikle kitapta fazla karakter vardı, böylece zaten tamamen karışık olan duruma anlatılması gereken yeni hikayeler eklendi :/ ortaya nasıl odaklanacağımı şaşırdığım bir olay örgüsü çıktı... bizim Mükemmel olmayan Diego mu dersiniz, en başından beri sürdürülmesinin saçma olduğunu düşündüğüm Emma-Mark ilişkisinin yalanı mı dersiniz, yoksa sevgili Jules'un hislerine yeterince değinmeyen kısımlardan mı bahsetmemi istersiniz? Clare ilahi bakış açısıyla anlattığı için hâliyle her karakterin duygularına az çok değiniyordu ama Julian'ın bu kısımlarda birazcık daha geri planda kaldığını düşünüyorum. Açıkçası onun daha fazla yoğun duygularla dolup taşan cümlelerine maruz kalacağımızı sanmıştım -ki bu daha fazla acı ve sıkıntı çekeceğiz demek oluyordu- tekrar düşününce belki de böylesi daha mı iyiydi? Artık gerçekten ne istediğimi bile bilmiyorum Tüm bu kafamdaki ardı arkası kesilmeyen "olaylar nereye, nasıl bağlanıp sonuca ulaşacağız" soru işaretleri ardından artık bitmeye yüz tutmuş satırları arasında kitaba beni yeniden bağlayan ve adeta bozuk bir trenin tamir edilip tekrar rayına oturmasıyla yakaladığı o yağ gibi akan kusursuz bir düzenin içine girmesini Diana'nın merak ettiğim sırrı sağladı... Nasıl desem? Beni gerçekten şaşırttı ve bocaladım *-* Bunu beklemiyordum ve işte olaylar tam da buradan sonra başladı gözümde... kitap tekrardan kaybettiği o yükselişi yakaladı ve Julian'ın korkutucu derecede oluşturduğu planları arasında kendimizi bir cümbüşün içinde daha bulduk! İlk kitapta yaptığım yorumda tahmin ettiğimi söylediğim gibi, kalbimi kırdı... fazlasıyla... şimdi ise sönmeye yüz tutmuş ateşin son çırpınışları gibi ne yapacağını bilemez durumda, şayet "Olaylar artık nasıl düzelebilir?" cümlesinin çaresizliğiyle birlikte kendi küllerinde boğuluyor. "Herkes hata yapar, Emma. Ama bunun bütün hayatlarını mahvetmesine izin vermezler." Emma gözlerini kapadı. "Bizim hayatlarımız mahvolmadı," dedi. Jules'un güçlü ve becerikli ressam elleri Emma'nın sırtından aşağı kaydı. Parmaklarıyla tenine harfler çizdi. BEN MAHVOLDUM.

Baskı: Geceyarısı Leydisi (Karanlık Sanatlar, #1)

Kitaba başlarken belirli bir beklentimin olmamasıyla birlikte tam olarak ne hissetmem gerektiğinden de emin değildim. Durum böyle olsa bile bir Clare kitabı olarak sevginin en güzel cümlelerle aktarılacağını biliyordum. Ki beni mahcup etmedi, öyleydi de... Parabatai olan kişiler birbirlerini eros manasıyla sevemez. Sed lex, dura lex. Yasa katıdır ama yasadır. İyi ama neden bu yasaktır? İşte bu soru var ya bu soru... yıllardır beynimi kemirip duruyordu benim! TDA serisi çıkmadan önce bile merak ediyordum ve tam da bu yüzden birçok tahmini cevaplarda bulunmuştum kendime :/ o kadar çok yaklaşmışım ki... hatta tek bir eksik dışında çözmüşüm bile... Tabiî durum böyle olunca, "Eee bıraksaydın da ben yazsaydım kitabı Clare" dedim kendi kendime ^^ Cevaplar konusunda beni tatmin edemedi... olayın nasıl gelişeceğine dair bir taslak bile çıkarmış olabilirim kafamda T-T İkinci kitabı o yüzden çok fazla merak etmiyorum hatta ve hatta korkuyorum... kalbimi kıracağını bildiğim için... yine de görmek istiyorum çünkü Blackthorn ailesi öyle güzel ki <3 Hepsine ayrı ayrı değinmek istiyorum... Özellikle Julian... sevgili Jules... senin hakkında öyle çok şey söylenecek şey var ki... kitap boyunca aklımı başımdan aldın "Birine aşık olduğunda o kişi senin bir parçan hâline gelir. Yaptığın her şeyde o vardır. İçine çektiğin havada, içtiğin suda, damarlarında akan kandadır. Dokunuşu teninde kalır, sesi kulaklarında, düşünceleri zihninde. Rüyalarını bilirsin çünkü kâbusları yüreğini paralar ve güzel rüyaları senin de rüyalarındır. Ve mükemmel olduklarını düşünmezsin, kusurlarını, karanlık sırlarını bilirsin ve bunlar seni korkutup kaçırmaz. Aksine, öyle oldukları için onları daha çok seversin, çünkü mükemmeli istemezsin. Onu istersin. İstediğin..." Derken sustu, sakin herkesin ona baktığını fak etmişti. "Neyi istersin?" dedi Dru, gözlerini kocaman açmış. "Hiç," dedi Julian. "Konuşuyorum işte." "Bazen," diye düşündü Emma, "Ben bir uçurtmaymışım da Julian beni uçuruyormuş gibi geliyor." Ayakları yerden kesiliyordu da Julian onu toprağa bağlı tutuyordu sanki. O olmadan Emma bulutların arasında kaybolurdu.

Bane Günlükleri
8/1031.07.2018

Baskı: Bane Günlükleri

Kitap elimde günler, hatta aylardır dolanıp duruyordu ve ne kadar çok bitirmek için mücadele etmek istesem de tembellikten istifimi bozmadan oyalanmaya devam ediyordum. Tüm bunlara karşı sonunda bu saçma savaş son buldu ve kitap böylelikle daha fazla rezil olmadan bitebildi. Kitabı yavaş okumama karşı -kötü olduğu için değil aksine çok eğlenceliydi- son bulduğu için içten içe biraz buruk hissediyorum. Magnus ve hikayeleri ayrı ayrı insanın ilgisini çeken, parmakları gibi büyüleyici bir havaya sahip. Tabiî istisnasız en sevdiğim hikaye Gece Yarısı Mirasçısı'ydı... Ki bunun en büyük nedeni de ön görülebileceği gibi James'dı... bu kısma da ayrı şekilde değineceğim... Genel olarak kitap TID ve TMI okuyucuları için altın değerinde özellikler taşıyor çünkü çoğu tanıdığımız ve sevdiğimiz karakterler... onları yeniden görmek ve sanki hiçbir şey değişmemiş, bitmemiş gibi sohbet etmek harikaydı. Sevdim çünkü onlarla yeniden buluşabildim. Yalnız hâlâ daha Magnus'un neden Peru'dan ihraç edildiğini öğrenemediğimizi üzülerek belirtmek isterim :/ Sanırım asla da öğrenemeyeceğiz. -Gece Yarısı Mirasçısı- Clare, Clare, Clare... bunun aynısını Ölümcül Oyuncaklar serisinin final kitabında da yapmıştı! Kitabın sonlarına doğru Blackthorn ailesini araya katmış, onların hikayelerini harmanlayıp merak etmemizi sağlamış ve ardından, "alıp okuyun" diyerek üzerimize atmıştı. Ve şimdi de sevgili James Herondale... OMG!!! Daha bu kitap çıkmadı bile bunun türkçeye çevrilişi var... Önümüzde uzun bir yolculuk var bu nasıl ızdırabla dolu bir bekleyiş olacaktır böyle?! O kitapları da istiyorum Clare... sadece yaz Clare, çabuk yaz... "Sen hâlâ sarhoş olmana rağmen, aslında oldukça keyifli bir yemek oldu." "O noktada ayılmaya başlamış olduğuma eminim," diyerek itiraz etti Magnus. "Magnus, kendi tabağınla flörtleşmeye çalışıyordun." "Ben oldukça açık fikirli biriyimdir!" "Ragnor ise değildir," dedi Catarina. "Bize deney faresi yedirdiğini keşfettiği zaman tabağını alıp başında parçaladı." "Ve aşkımız böylece sona erdi," dedi Magnus. "Eh, her neyse. Tabakla uzun bir beraberlik yaşamamız zaten mucize olurdu." "Ama senin derdin eğlenmek değil, değil mi James Herondale?" diye sordu Magnus. "Aslında derdin cehenneme gitmek." "Belki de cehenneme gitmenin eğlenceli olduğunu düşünüyorumdur." dedi James Herondale ve gözleri tahmin edilemez acılar taşırcasına, cehennem ateşi gibi parladı.

Baskı: Gölge Avcısı'nın El Kitabı

Neden okuduğumu bilmediğim, okumasam da bir şey kaybetmeyeceğim ama okurken keyif alıp eğlendiğim bir kitap oldu ^^ "Bu bilgi kutusunu geçmenizi söylememe gerek var mı?" "Ne dedin? Seni duyamadım. Bu bilgi kutusunu geçmekle uğraşıyordum."

Baskı: Cennet Ateşi Şehri (Ölümcül Oyuncaklar #6)

Hmmm... nereden başlasam acaba ^^ Öncelikle serinin son bulmasına çok sevindim, sıkıldığımdan değil ama artık bazı şeylerin bir sonuca ulaşması gerekiyordu ki zaten Ölümcül Oyuncakları okuma nedenim; "Cehennem Makineleri" serisi iken fazla uzamıştı :D Son kitapta hatırlatmalar yapılması benim sürekli gözlerimin dolup yoğun ağlama krizlerine girmeme sebebiyet verdi :') bu nedenle Catarina'nin lafıyla, "Geçmiş ve Geleceğin çarpışması" beni derinden etkiledi <3 Sanki bende Magnus gibi her şeyi biliyor ve uzaktan hüzünle izliyormuş gibiydim bu yüzden aşırı bayıldım... Clare bu hissi vermeyi başarmıştı. Bence son kitapla gönülleri yine fethetmişti... tanıdık ve eski yüzleri görmek güzeldi ve onların kısacık konuşmalarıyla kalbim resmen hafifledi :') Yalnız sonlara doğru "Yasa katıdır ama Yasa, Yasa'dır." ilkesini tekrar görüyoruz ve bu kurallar doğrultusunda alınan sert kararlar beni sinir etmedi değil... "Özgürce hizmet ederiz, çünkü özgürce severiz." -SPOILER- Jordan'ın ölümünü beklemiyordum... gerçi Clare bazı kişilerin öleceğini ve sonda bir düğün olacağını söylemişti ama Jordan? bilemiyorum... Maia'ya sinir olduğum için çocuğa bir yerde de sevindim :/ İlla gerekli miydi derseniz bence hayır, değildi! Sanki Jordan'a haksızlık yapılmış gibi hissediyorum ve bunun nedeni çoğunlukla da Maia... Simon konusunda da çok değinecek bir nokta yok aslında ^^ o hiçbir zaman vampir olmayı sevmemişti ve içten içe Gölge Avcısı olmak istediğini ayrıca bunun ona vampirlikten daha çok yakışacağını düşünüyordum... başına gelenler güzel olmasa da ancak bu şekilde tüm bu yaşananlar sonuca bağlanabilirdi o yüzden görmezden gelinebilir... böylesinin daha hayırlı olduğu kanaatindeyim :p Tessa ve Jem ise... işte daha çok kendimi kaybederek ağladığım yerler bu kısımlardı :'(( "Sadece onun da burada bizimle bunu görmesini isterdim, sadece biraz daha yanımızda kalabilmesini." "O bizimle Tessa. Bizi görebiliyor. Buna inanıyorum. Bunu hissediyorum, tıpkı bazen üzgün mü kızgın mı ya da yalnız mı mutlu mu olduğunu anladığım gibi." Şimdi bu satırları okuduktan sonra nasıl gözyaşlarımı tutabilirim ki ben? Son olarak değinmek istediğim şey de Jace'in sürekli mutasyona uğrayan soy isminin sonunda gerçek kimliğini bulması, onun kabul etmesi içimi rahatlattı... şükürler olsun, GERÇEKTEN!!

Baskı: Ayaklı Bela (Beautiful, #2)

Her şeyi Travis'in ağzından okumak ona yeniden ve tarif edilemez bir biçimde daha fazla aşık olmama neden oldu.... ve o sonu... o kadar muhteşem ki! Travis benim yüzümden hiç düşmeyen gülümsemem oldu. Tatlı Bela'yı okuyan biri kesinlikle bunu da okumalı demem çünkü sonuçta aynı olaylar sadece anlatan kişi farklı :/ yinede ilk kitabı okuyup beğenen biri bence buna da bir göz atmalı ^^

Baskı: Kıvılcımla Alev Arasında (Işıltı Serisi 2)

Evet..... çoooook uzun zamandır okumak için bekliyordum ve sonunda bitirdiğime o kadar memnunum ki anlatamam ^^ ilk kitabı okuduğumda "Tamam," dedim "bu seri olmuş!" ve şimdi devam kitabıyla beni yeniden kendine bağlamayı başardı ;) Artık karakterlere ve onların tepkilerine alıştığım için bu kitap ilkinden daha güzel geldi bana... her karakter kendine özgü ve çok samimi olduğu için bende kendimi onlardan biriymiş gibi hissettim ve hikaye sırasında kendimi onlarla birlikte hayal ederek okumayı sürdürdüm. Diğer kitaplara oranla çok farklı olduğunu zaten en başta farketmiştim yazar bu tutumunu bozmadan ilerleyişi daha da etkili kılmayı başarmıştı bu yüzden beni fazlaca etkiledi <3 "Işıltısı olsun ya da olmasın bir Redding'i reddedemiyor gibi görünüyoruz." Ne kadarda doğru bir söz (y) İçinde geçen ufak espriler beni oldukça güldürdü... bu şakalar ancak bu karakterlere özgü olabilirdi sanırım... ahhh gerçekten bilmiyorum bu serinin anlatımına bayılıyorum! Yazarın kalemi gerçekten hoş... Kıvılcımla Alev Arasında ile de favori yazarlarım arasına girmeyi hak ediyor sanırım. Ayrıca üçüncü kitabın gelmesi gerektiğini düşünüyorum çünkü ortada çok soru işareti kaldı... böyle bitemez (bitmemeli) bu hikayenin bir devamı olmalı ve ben onu okumak istiyorum >.< geleceği düşünerek bu puanı verdim... -Spoiler- Normalde iki arada bir derede kalan bu tip kızlara sinir oluyorum... ama bu sefer anlayışlı oldum... tıpkı Tessa'yı anlayıp sonuna kadar desteklediğim gibi.. (Cehennem Makineleri Serisi) Vi'yi ilk gören River olduğu için onunla olmasını istesem de içten içe Nelly diyordum... tıpkı karakterler gibi benimde kafam karışıktı... Yazar bu git gel olaylarını iyi işlemeyi başarmıştı gerçekten ^^ Deliren River'ı iyileştirebilecek tek şey Violet... peki ya Violet'in duygularının ona karşı olan hislerinin hangi kısmı doğru? River bir yalancı... ama öte yandan Nelly her kızın isteyeceği kadar nazik... o kadar ki abisinin iyiliği için Violet'i bırakabiliyor... ahhh kafam öylesine karışık ki taraf seçebilen var mı bilmiyorum :/ "Bir çocuk. Kahve. Yalanlar. İki çoçuk. Kahve. Kavga. Üç çoçuk. Bir bıçak. Ve kan, kan, kan, kan, kan."

Baskı: Canavarlar 2. Bölüm (Ashes Trilogy, #3)

Aslında yorumlama yapılırken -kısım 1/kısım 2- şeklinde değilde bu kitaba bir bütün olarak bakmak lazım... zaten doğrusuda böyle olur çünkü tek bir kitabın ikiye bölünmesi sadece yayın evinin saçmalama konusunda sınır tanımamasından kaynaklanıyor, o yüzden bende öyle yapmaya karar verdim veeeee ciddi anlamda bana 836 sayfa yetmedi :'D Kitabı okurken farkında olmadan kendimi ayakta buluyordum sonra dikildiğimi anladığımda geri oturuyordum... bunu bir kaç kez daha tekrarladım, hatta en sonunda elimde kitapla dolanmaya bile başlamıştım :D heyecan, panik, olayları kavradığında beyninde çakan şimşek ve en yoğunuda o sabırsızlık duygusuydu nedeni... (sabırsızlıktan kastımın ne olduğunu eminim ki sizde tahmin etmişsinizdir) ben daha fazla Tom ve Alex sahnesi okumak istiyordum ^^ bu bakımdan biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmem gerek :( sonunu da kendi zihnimde oluşturduğum düşünülürse, yazar daha açıklanır bir son ortaya koyabilirdi >.< yinede sevdim yani değdi mi diye sorarsanız, değdi derim ;) Ciddi anlamda -bunu gerçekten tüm kalbimle söylüyorum- karakterlerin yeri bende o kadar ayrı ki... bunu kelimelerle ifade edemem, belki de serinin benim için böylesine özel ve göz kamaştırıcı bulunduğunu düşünmemin asıl nedeni budur *-* emin değilim Filmler ne kadar kitaplara oranla buz dağının görünen kısmını oluştursa da -ki bu çok doğru bir nokta hele hele bu kitap için su götürmez bir gerçek- yinede bu serinin film ya da dizi olduğunu görmek isterdim... asla kitabı kadar beğenmeyeceğimi adım gibi bilsemde, daha çok insanın bu seriyi tanıyıp "aa bunun bir kitabı varmış okuyayım bare" demesini isterim ^^ duygularım o kadar yoğun ve güçlü ki... seriyi en baştan tekrar okumayı düşünüyorum <3 tadı damağımda kaldı

Baskı: Canavarlar 1. Bölüm (Ashes Trilogy, #3)

Aslında Dex yayınları final kitabını ikiye böldüğünden beri bu seri benim için ne kadar özel olsa da kendimi kitapları almayacağım diye şartlandırdım ^^ Bu yüzden de devamını delice merak ettiğim halde bir türlü okuma şansım olmadı... ta ki düne kadar :p Mefisto serisinin çıkmayan üçüncü kitabı için evin genelinde yas ilan ettiğim zamanlardan biriydi -arada aklıma esiyor ve ben ciddi anlamda neredeyse ağlayacak vaziyete geliyorum- baktım bu şekilde benim yine krizim tuttu bunu atlatmanın en kolay yolu yine eskilere gidip beni aşırı etkileyen aynı zamanda çok sevdiğim Küller'in devamını okumam gerektiğini düşündüm, böylelikle kararımı verdim ;) Kendi tabumu yıktım ve elime aldım, ki iyiki de okumuşum bir günde de bitti... Yazarın diline ciddi anlamda bayılıyorum :'D anlatım şekli cidden dahiyane >.< Tom, Tom, Tom diye sayıklayarak okudum resmen kitabı ^^ merak ediyorum artık son kitapta bu ikisi birbirine kavuşacak mı? tüm yaşanan bu akıl almaz olaylar nasıl bir sonuca bağlanacak? tüm bu sorular beynimi kemirdiği için final kitabına da hemen başlamam gerekiyor :) okuyun ve okutun *-*

Kusursuz Kimya
8/1031.12.2016

Baskı: Kusursuz Kimya

Nasıl başlasam bilmiyorum... Aslında herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap değil. Tabii bu kötü olduğunu düşündüğüm anlamına gelmiyor. Tatlı Bela tadında, sevimli, ilgi çekici, hoş ve insanın içini ısıtan bir kitaptı bence. Kuralları yıkan, kimsenin mükemmel olmadığını gözler önüne seren, kim olarak doğacağını seçemesende ona yön verme fırsatının kendi ellerinde olduğunu kanıtlayan bir kitaptı. İnsanları dış görünüşüne göre yargılamadan önce ikinci kez düşünmeye teşvik ediyor insanı. Çünkü hiçbir şey aslında göründüğü gibi değil. Benim yüzümde sayısız gülümseme bıraktı okurken bu kitap. Eminim okuyan herkesde de bu etkiyi bırakır. Sonunda ağladığımı da itiraf etmem lazım :p Kısa kesmem gerekirse okursanız pişman olmazsınız. Vakit kaybı değil. Hayatınızın ilk on kitabı yerini almasa bile aklınızda bir iz bırakacaktır. Samimi karakterler ve güzel yorumlar doluydu. Açıkçası bu kitabın ardından ilk defa öğretmen olmak gözüme hoş göründü.

Baskı: Kaplan Arayışı (The Tiger Saga, #2)

Kitaba başlamadan öncede bitirdiğimde devamı için sabretmem gereken zorlu bir sürecin beni bekleyeceğini biliyordum ama bu isteğin böylesine şiddetli olacağını düşünmemiştim. Son satırları okuyup, kapağını kapatır kapatmaz çevirisi olmayan o kitap için yas tutmaya başladım :'( İlk kitapta olan yazım hataları bu sefer ufak tefek olmak dışında şükürler onsun ki kendini tekrar etmemişti. İlk kitabın güzelliği ile göz ardı ettiğim bu hatalarla ikinci kez yeniden maruz bırakılmak durumunda kalmak yayınevine karşı duyduğum kızgınlığı arttırırdı. Böylesine güzel ve baş döndürücü olan bir seri bu kadar umursamamazlığı hak etmiyor çünkü. Ben bu kitaptan ilkine oranla daha fazla keyif aldım çünkü artık her şey yerli yerine oturmuştu. Serinin yeri bende gerçekten ayrı. Türkçeye çevrilmeden bile önce bu kitaba olan düşkünlüğümün ve sevgilimin hakkını gerçekten verdiğini düşünüyorum. Tüm iyi yorumları hakkediyor. Bundan sonrası okumayanlar için azıcık spoiler olabilir o yüzden... Kitabın bitişi ile ilgili klişe bir olayın baş göstermesi beni yaraladı. Farklı bir kitap olsa bu hafıza kaybı olaylarından ne kadar nefret etsem de kafama takmazdım ama konu Ren olunca işler değişti. Kelsey'in acısını sanki kendim çekiyormuş gibi hissettim. Duygular çok yoğun ve başa çıkması zordu. Üçüncü kitabı bekleme işkencesine katlanırken hangi kitapla kendimi avutacağımı bilmiyorum. Umarım bu yoklukta sığınacak yeni kitaplar bulabilirim. Yeni sayfalarda kendimi dizginlemeliyim.

Baskı: Kaplan Laneti (The Tiger Saga, #1)

Çok uzun süredir bu kitabın çıkmasını bekliyordum. Hatta benim için o kadar merak uyandırıcıydı ki tüm yayın evlerine kitabın yayın haklarını almaları için mesaj atmıştım. Bu anlattıklarıma rağmen işin daha ilginç olanı ise sonunda çıktıktan sonra kitabı okumak için uzunca bir süre bekletmem oldu. En sonunda ikinci kitabının da çevrildiğini görünce siparişimi verip bu duruma son noktayı koymaya karar verdim. Kitabın kapağıyla büyük bir aşk yaşadığımı itiraf ediyorum. Bu kadar çok isteyecek kadar hayran olmama neden olanda tam olarak buydu aslında. Mavi gözlere karşı zaafım vardır. Beyaz bir kaplan ve bu...mavi gözlü olunca...aynı zamanda da o bir insan...zarif ve düşünceli...kedileri her zaman sevmişimdir ve büyük kediler... Sonuç olarak herkese bir adet Ren lazım olduğu kanatindeyim. Kitapta aşırı derecede fazla yazım hatası vardı ve düzgün yazmaya bu kadar dikkat eden bir insan olarak rahatsız oldum. Yinede bu olay kitaba olan sevgimi ve ilgimi gölgelemeye yetmedi. Umarım ikinci kitapta bu yazım hataları kendini tekrar etmez çünkü çok sinir bozucuydu. Bunun dışında kitap, sizin oldukça fantastik ve değişik bir dünyanın kapılarını aralamanızı sağlıyor. Çok farklıydı. Klasikleşmiş türün dışında özel bir kitap olduğunu daha en başta hissettiriyor insana. Kesinlikle göz gezdirilmesi gereken bir hikaye olduğunu düşünüyorum. Özellikle benim gibi fantastik severler bayılacaktır Hint mitolojisine. Daha ikinci kitaba başlamadan serinin çevirisini bekleyen diğer kitapları için endişelenmekteyim. İkinci kitabı bitirince merakım konusunda ne yapacağımı şimdiden düşünmeye başladım. Bu durum beni oldukça üzüyor.

Baskı: Zümrüt Yeşil (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #3)

Evet, buldum! İkinci kitapta yoruma eklemeyi unuttuğum, bu kitabı sevmeme neden olan en büyük etkeni buldum! Ve o da tabiî ki de sevimli mi sevimli benim şirin gargoylem. Benim diyorum çünkü o kadar benimsedim ki size anlatamam. Xemerius'u yoruma eklemeyi nasıl olupta unutmayı becerebildiğimi bende bilmiyorum. Herneyse... Serinin son kitabına verdiğim puanı aslında üç kitabın toplamı gibi düşündüm. Kitap kesinlikle çok tatlı. Pamuk şeker gibi bir hikaye. İnsanın okudukça okuyası geliyor. Aklıma takılan bazı sorularına rağmen kitabı beğendim. Yalnız sonu herkesin düşündüğü gibi çok aceleye gelmişti. İlk kitapta olduğu gibi aniden bitiriverdim. Daha fazla şey görmek isterdim. Kitaptaki tüm karakterlere çok alışmıştım. Zaman zaman onları geri arayacağımı biliyorum. Charlotte'u bile özleyebilirim, gerisini siz düşünün. Okunması gereken güzel bir seri. Pişman olmazsınız.

Baskı: Safir Mavi (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #2)

Hmmm nereden başlasam... İlk kitabına oranla beni çok çok daha fazla tatmin ettiğini söylemem gerek. Tam anlamıyla kitabın içindeki hikayeye kendimi kaptırdım. Yazarın teşekkürler bölümünü okuduğumda oldukça samimi olduğunu da keşfettim. Özellikle şu; "Bir çok kişinin kitabı sadece kapağı için aldığını da artık anladım..." cümlesi ile suratımdaki gülümsemeye hâkim olamadım. Herkesin ağzında olan bu cümleyi yazarın kendi kalemiyle dile getirmesi çok şirindi. Bunu sorun etmemesi çok tatlı, ki zaten bunun için ortada bir neden yok. İçeriğide kapakları kadar mükemmel. İkinci kitabı okurken bundan tam anlamıyla emin oldum. Belkide ilk kitap için yaptığım yorumun biraz huysuzca olmasının nedeni grip olmamdan kaynaklanıyordu. Biliyorsunuz, hastasınızdır ve bazı şeyleri toparlamakta zorlanırsınız çünkü haliniz yoktur. İlk kitabın güzelliğinin gölgelenmesinin nedeni bu durum olabilir. Kısacası yorumumu bitirip cümlelerimi toparlamam gerekirse, şöyle bir sonuca vardım; Bu kitap okunur. Hemde öyle bir okunur ki zaman yolculuklarının tadını damağınızda hissederek. Böyle bulutların üzerindeymişçesine olaya öylesine hâkim ve her şeyi bütünüyle izleyerek ^^

Baskı: Yakut Kırmızı (Aşk Tüm Zamanların İçinden Geçer, #1)

Kitap oldukça tatlıydı. Başta karakterleri karıştırıp durdum. Kim kimdi diye sordum kendime sürekli. Çoğu kişide aynı sorunu yaşamış. Sanırım bunun nedeni yazarın karakterleri biraz damdan düşer gibi tanıtmasından kaynaklanıyor. Akılda kalıcı yanlardan çok direk isimleri ile kim olduklarını söylediği için... Zamanla alışıp tanıyınca sorun olmuyor tabiî ^^ Okurken bir an geçmiş mi yoksa günümüzdeler mi diye şaşırıp kaldım. Bu geçişlerin biraz kafa karıştırıcı olduğunu düşünüyorum. Genel olarak sevdim. Serinin kapak tasarımları çok şık. Zaten ilgimi genel olarak çeken yönünün bu olduğunu itiraf etmezsem olmaz. Sonunun ne ara geldiğini anlamadığım bir kitap oldu benim için. Hatta bununla ilgili teşekkürler kısmına gelince cidden şaşırdım gerçekten bitti mi ki diye ;) Sanırım bu iç tasarımından kaynaklanıyor hehehe ^^ Okurken keyif alacağınız bir kitap. Tavsiye ederim.

Baskı: Derin Sularla Şeytan Arasında (Işıltı Serisi 1)

Vov. Kitabı bitirdiğimde kaşlarımı yukarı kaldırarak söylediğim şey buydu. Bu kitabı bana arkadaşım hediye etmişti. Sürekli okumak için nedenini bilmediğim bir şekilde erteleyip duruyordum ve en sonunda, elime almayı başardım. Gerçekten etkilendiğimi itiraf etmem gerek. Merakınızı uyandıran gotik bir havası var. Elinizden bırakmak sizin için zor oluyor çünkü cevaplara öylesine aç oluyorsunuz ki öğrenmek önceliğiniz haline geliyor. Kitapta tek hoşlanmadığım şey sanırım yalanlandı. Yinede onlar olmasaydı düşüncelere dalıp cevapları bu kadar öğrenmek istemezdim sanırım. Kitap... yoğundu. Gerçekten yoğun. Ve bu durumu sevdim. Okurken eğlendim ve sorguladım. Violet'i sevdim. River'ı da... Herkes ufakta olsa kendinden bir parça bulabilir kitabın içerisinde. İkinci kitabın ne zaman çevrileceğini bilmesemde emin olduğum bir şey var ve o da onu alacak olmam ;)

Baskı: Beni Yakma (Bana Dokunma, #3)

Kitabı bitirdiğimde bu seriyi cidden sevdiğimi anladım. Aslında eleştirilebilecek yerleri mevcut ama kıyamıyorum. Elimde değil, nedenini bilmediğim bir şekilde hayranım seriye. Sanırım ilk kitabının bıraktığı etki yüzünden. Kitap, hızlı bir başlangıçla Beni Bırakma'nın bittiği yerden ilerliyor. Sonuna ulaştığınızda devamınıda okumak istiyorsunuz. Warner'a o kadar çok alıştım ki şimdi onu okuyamayacağımı düşünmek üzücü. İşte her güzel şeyin bir sonu var. Hep aklımda kalacak karakterlerden biri. Anlatılacak çok fazla bir şey kalmadı sanırım. Son olarak bir çok insanın aklında olan şeyi söylemeden de geçemeyeceğim... kapaklarda orijinal basılsaydı inanılmaz olacaktı. Tadından yenmezdi doğrusu ^^

Baskı: Beni Bırakma (Bana Dokunma, #2)

İlk kitabını okumamımın üzerinden uzunca bir süre -iki yıldan fazla- olmasından dolayı başta bocaladım. İlk yüz sayfa yazarın sevdiğim ve taktir ettiğim o diline alışmakta zorlandım. Yinede kitabın eskiden kalma etkisinin kırıntıları hâlâ hissedilebilir derecede olduğu için keyif almayı başardım. İlk kitaba yaptığım yorum -herhangi bir yorum yaptığımdan bile habersizdim- benim için artık etkisini kaybetmiş durumda. Adam'a olan düşkünlüğüm sadece ona arkadaş gözü ile bakmakla sınırlı. Yinede kafam karıştı tabiî ama Warner... ahh o Warner... Umutsuzca sadece bir kitap karakteri olmasını istemediğim dakikalardan bahsetmiyorum bile. Kalbimde ayrı bir yere sahip artık. Çünkü onu uçurdu. Kalbim okurken resmen uçtu ve ben defalarca öldüm. Şimdi yeniden düşününce ona karşı ilgim ilk kitapta da ortadaydı ama Adam'ın duygularının daha ağır basmasıyla sadece görmezden gelmeye çalışmıştım. Benim için o ikinci adamdı ve üzülmek istemiyordum. Bu kitapta ise tamamen su yüzüne çıktı. Engelleyemedim ve artık umurumda da değil. Bence Warner, Juliette'i Adam'dan daha çok seviyor. Bunların dışında kitap güzeldi eğlendirdi ve kelimeleriyle beni büyüledi. Son kitabını okumanın mutluluğunu kısa bir süre sonra yaşamayı düşünüyorum ^^

ÖncekiSayfa 2 / 3Sonraki