Veronika
@Veronika

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)

Tatlı Bela bitti. Kitap güzeldi, fakat bende kitabın fazla abartıldığını düşünenlerdenim. Travis ve Abby.Bu tatlı ikili neler yaşadı öyle.Ne çektirdi Abby bizim yakışıklıya. Kitaptaki dövüş ayrıntısı çok iyi akıl edilmiş. D&R'de kitabı elime alıp arka kapağı okuduğumda Travis'in bu kadar ılımlı bir karakter olacağını hiç tahmin etmemiş, heralde oğlan kendi kendine benim hayatım iğrenç bi hayat diye triplere girecek kızı bırakacak diye düşünmüştüm.Oysa bu sefer zorlu karakterimiz Abby'di. Kitabın beni ve eminim birçok arkadaşı da tatmin etmeyen tarafları var. Öncelikle Abby'nin geçmişi, yazar öyle bi havaya soktuki beni Abby'nin geçmişinin çok daha dramatik olduğunu düşünmüştüm.Ama öyle değilmiş ya da yazar bunu dramatikliği bize veremedi. Abby'nin babasının ortaya çıkışıyla kitap beni sıkmaya başladı.Las Vegas bölümü falan gereksizdi diye düşünüyorum. Bence yazar kitabı boş yere uzatarak romanın tadını kaçırmış biraz. Tam sanırım son bölüme geldim diyorum hop başka bişey oluyor. Romanda sevdiğim ayrıntılarda vardı tabi, öncelikle Travis'in ailesine bayıldım ve Shep'e.Travis'i söylememe bile gerek yok bence. Finch de çok renkli bir karakterdi. Parker kitaba hareket katması açısından iyide Las Vegas'ta birdenbire ortaya çıkan eski sevgili çok gereksizdi bence.Yani bişey olmadı, bi yemek yediler tamam. Abby kadar America'nın tripleri de öldürdü beni, Abby ve Travis'in arasında sorun için Shep'i terketmeler falan, kanlı canlı bir karakter olsa önce Abby'nin ardından da America'nın saçını başını yolardım sanırım. Her şeye rağmen iyiydi ya, güzel vakit geçirdim okurken. Sevdim ben kitabı ama bayıldığımı söyleyemeyeceğim, çok daha güzel kurgulu kitaplar okuduğum olmuştu. Ne okusam diye kitap arayan arkadaşlara Tatlı Bela'yı önerebilirim, hoş vakit geçirebilirsiniz. Sevgiler :)

Kırmızı Pazartesi
10/1028.07.2013

Baskı: Kırmızı Pazartesi

Ürpertici, değişik bir roman. Aynı zamanda toplumun duyarsızlığı çok iyi işlenmiş.Kim ne derse desin bu kitapta Santiago Nasar ne denli masumsa Vicario kardeşler de o kadar masum.Çünkü 15 yıllık eğitim hayatımda hiçbir şey öğrenmemiş bile olsam şunu öğrendim; olaylar gerçekleştiği zamanın şartlarına göre değerlendirilir.Kardeşler Santiago Nasar'ı öldüreceklerini bağıra bağıra tüm kasaba halkına ilan ederken hiç kimse kılını bile kıpırdatmadı, ikizler oysa insanlardan kendilerini durdurmaları için yardım istiyordu.Çok farklıydı, kitap, sarsıcıydı.Tam anlamıyla bana neler hissettirdiğini anlatmak imkansız.Santiago Nasar'ın ölümüne kendi ailemden biriymiş gibi üzüldüm.Hele bir annenin bilmeden oğlunu ölüme kendi elleriyle atması yüreğimi parçaladı.Angela'nın bekaretini kimin aldığıysa hala kocaman bir soru işareti kafamda. İşlenen konunun gerçek yaşamdan alıntı olduğu her aklıma geldiğinde daha fazla sarsılıyorum. Kesinlikle ödülünü hak etmiş bir kitap, aynı zamanda bu kitapla Maquez'i ilk kez keşfettim ben.Geç kaldığımı düşünüyorum bunun için. Kısacası tarafımdan daha birçok kez okunacak bir kitapla daha tanıştım.

Baskı: Onurlu Bir Aşk (Kayıp Lordlar Serisi #3)

Kitap bende hayal kırıklığı yarattı.Oysa nasılda hevesle almıştım d&r'nin rafından ismini görünce, kapak da ismine yakışır derecede güzel gelmişti gözüme. Neyse biraz kitabın konusundan bahsedeyim.Ana karakterimiz Leydi Kiri.Bu genç ve güzel kız yarı Hindu yarı ingiliz. Çocukluğunun büyük bir bölümü Hindistanda geçmiş ve orayı da çok seviyor.Ayrıca Kiri'nin bir yeteneği var; kokular.Güzel Leydimiz kokuları tanıma konusunda çok çok yetenekli, aynı zamanda özel karışımlarla kişiye özel parfümlerde yapıyor.Zaten kitabın konusu da Kiri'nin bu yeteneği üzerine kurulu.Gelelim diğer ana karakterimiz Demian Mackenzi'ye. Mac tabiki çok yakışıklı bir adam, aynı zamanda Londra'nın en ünlü gece kulüplerinden birinin sahibi.Bir kumarbaz ve Kiri'ye göre daha alt sınıftan biri. Mac'in ve Kiri'nin yolları değişik bir yerde kesişiyor.Bir mağarada.Mac, kaçakçıların eline düşen genç kızı gece kulübü için onlardan içki almaya geldiğinde görüyor ve onun kaçmasına yardım ediyor.Aslında Demian'ın kaçakçılarla işi sadece ticaret değil, zaten işlettiği gece kulübü de asıl yaptığı işini perdelemek için kullandığı bir araç.Her neyse Kiri evine sağ sağlim döner ama Mac'i aklından çıkaramaz ve bir gece tanınmamak için yüzüne taktığı bir maskeyle soluğu Mac'in kulübünde alır.O gece kulüpte onları bir süreliğine birbirine bağlayacak bir hadise meydana gelir.İngiltere Krallığı tehlikededir ve krallığı hedef alan komplocuların yakalanabilmesi için Kiri'nin koku alma yeteneğine ihtiyaç vardır. İşte beni hayal kırıklığına uğratan yerde tam burası.Yazar farklı bir konu yakalama peşinde koşmuş ama bana göre olmamış.Şöyle anlatayım; Kiri ve Mac'in Krallığa kurulan kompluyu durdurabilmek için birarada olmaları gerekiyor yani bir nevi zorunluluk.Ben daha kuvvetli olsun isterdim konu, çünkü yazar konunun ana noktasına krallığı yerleştirerek sanki karakterlerin hakkını verememiş, bu konu Kiri ve Mac'i ana karakter olmaktan sıyırmış gibi.Oysa daha kişisel bir şeyler olmalıydı aralarında, daha kendileriyle alakalı.En azından ben öyle olsun isterdim. Neyse bizim ikili komplocuları bulabilmek için sürekli birlikte çalışıyorlar ve tabi ki bir süre sonra birbirlerine duydukları tutkuya yeniliyorlar.Ama ikisinin aklında da işi hallettikten sonra kendi hayatlarına devam etme fikri var, birlikte olamayacaklarını düşünüyorlar.Mac'in geçmişine de değiniyor yazar.Yaptığı hatalara. Okumayı düşünen arkadaşlar için daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum.Yazdıklarıma göz attımda zaten yeterince vermişim. Herkesin görüşü ayrı olabilir, benim çok hoşuma gitmedi ama okumak isteyen arkadaşlara da engel olmak istemem açıkçası.Okuyun ve kararı kendiniz verin. O kadar yerdim kitabı hoşuma giden birkaç ayrıntıyı söylemeden vallahi bırakmam :) -Hindistan'dan yeterli ölçüde bahsetmiş yazar ne fazla kaçırıp sıkmış okuyucuyu nede ayrıntıları atlayıp Kiri'yi yarım bırakmış. -Kiri'nin Leydi gibi giyinmesinin yanı sıra arada Hindistan'ın geleneksel kıyafeti olan sarilerden de giymesi ve yazarın bunu tasviri hoştu. -Kiri'nin ailesi arasındaki kuvvetli bağa bayıldım -Mac'in kendi kanını görünce bayılması bir erkeğe pek sinmeyen bir özellik olsada ayrı bir hava katmış karaktere, o bölümü okurken kahkaha attım -Yazarın dönemin İngiltere Krallığını anlatırken o dönemde yaşayan gerçek Prenses Charlotte'yi araştırarak gerçeğe uygun işlemesi İngiltere tarihine duyduğum merakımı derinleştirdi -Benim okuduğum her kitapta kahramanım olur, bu kitapta da içime yerleşiveren kahraman kesinlikle Mac'in abisiydi. Okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum.

Baskı: Aşkın Kalesi (Carsington Brothers, #5)

Nasıl güzel bir kitaptın sen öyle :) Neyse biraz konusundan bahsedeyim, baş karakterlerimiz Lisle ve Olivia.Bu ikisi çocukluk arkadaşı ve daha sonra yapılan bir evlilikle akraba da olmuşlar.Lisle'nin anne babası, nasıl desem anne baba gibi değiller, Lisle'nin tabiriyle dünya onların etrafında dönüyormuş gibi davranıyorlar ve kendilerinden başka kimseyi umursamıyorlar. Neyse Lisle bunlardan uzaklaşmak için çocukluğunda gittiği Mısır'a tutkuyla bağlanıyor ve yıllar boyunca orada kalıyor.Bu yıllar boyu süren zamanda Olivia ona bir sürü mektup yazarak olan her şeyden sevgili arkadaşını haberdar ediyor.Lisle Olivia ile yazıştığı kadar ailesiyle bile yazışmıyor. Ve Lisle 24 yaşında yakışıklı bir erkek olarak ülkeye Olivia'nın büyük büyük annesinin doğum günü balosuna katılmak için geliyor.Genç adamın planı balodan hemen sonra Mısır'a geri dönmek.Ama tabiki öyle olmuyor. Lisle'in anne babası onu Mısır'dan uzak tutabilmek için İskoçya'daki bir kalenin bakımıyla görevlendiriyorlar.Bu isteklerini yerine getirmediği takdirde genç adamın tüm parasını keseceklerini söylüyorlar.Tabiki Lisle anne babasına boyun eğmiyor.Ama birde Olivia var tabi :) Olivia, deli dolu, erkekleri parmağında oynatan bir kız.Birçok kez nişan atmış.Masmavi gözleri ve kızıl saçları var.Parmağında oynatamadığı tek erkek Lord Lisle.Ya da sadece kendi öyle sanıyor. Olivia, Lisle'den anne babasıyla arasında geçenleri öğrediğinde gözleri parlıyor.Bu iskoç kalesini hayatında yaşayacağı son mecara olarak görüyor.Lisle'e ilk önce birlikte gitmeyi teklif ediyor ama tabiki Lisle bunu da kabul etmiyor.Ama Olivia hemen pes eder mi başlıyor plan yapmaya ve çıkıyorlar yola.Daha doğrusu Lisle'i yola çıkmak zorunda bırakıyor. Yolda bir sürü macera yaşıyorlar, en hoşuma giden ise handa Olivia'nın kocasıyla tartışan bir kadını korumak için üstündeki incecik geceliğiyle koridora fırlaması ve bunun Lisle'i çıldırtmasıydı.Sonrasında neler olduğu geldi aklıma ve sırıtıyorum şuan, onu buraya yazmayacağım, okuyun efendim :) Neyse kaleye varıyorlar ve kalenin Lisle'in anne babasının abarttığı kadar kötü durumda olmadığını görüyorlar.Yine hemen kaleyi adam etmek için çalışmalara başlıyorlar.Bu sırada aralarındaki çekim mükemmel.Bir de bu yolculukta ikisine refakat eden Olivia'nin büyük büyük annesinin arkadaşları var ki sormayın nasıl renkli karakterler :) yaşlı vampirler diyor yazar onlara. Kaleyi adam etme çalışmaları sırasında Olivia ve Lisle'in köy halkının sevgisini kazanması da çok çok güzeldi. Olivia'nın inatçı tavrına bayıldım, Lisle'in de kıza ne kadar değer verdiğini hemen anlamasına sevindim.Zira bu türde okuduğum diğer romanlarda erkek karakterler kolay kolay kabullenemezler duygularını. Ve büyük büyük annenin edepsiz oymalarına da değinmeden olmaz.Her ayrıntı renk katmış kitaba, romanı çok sevdim, bir solukta da okudum zaten. Sadece Olivia'nın nedimesi Bailey ve Lisle'in yardımcısı Nichols arasında da vardı bir şeyler fakat yazar onu açıkça yazmamış ama hissettik.Onlarda güzeldi. Kitap akıcı, güzel.Bu türden hoşlananların asla kaçırmak istemeyeceği bir kitap.Yukarıda da dediğim gibi okuyun efendim, zaman kaybetmeden bu kitabın tadına varın :) Zira ben bayıldım.

Baskı: Küçük Aptalın Büyük Dünyası (Pucca Günlük, #1)

Kitabı okumadım, okumayacağım. Bu, benim içeriğinden haberdar olduğum kitaba, popülerizmi kullanarak sadece maddiyat tasası güden yazara ve kendisine birçok şey katabilecek bir kitap okumak yerine bu, paketi gösterişli karalamaya -kitap diyemeyeceğim- sarılan, onu bir çırpıda okuyan okuyucuya karşı yaptığım kişisel eylemimdir. Sevgiler, saygılar.

Baskı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz

Kendilerine muhtaç genç bir kızı evlerine alarak ona şefkat göstererek Nihal'e sadece evlerinin kapılarını değil yüreklerinin kapılarını da açan iki orta yaşlı adam. Biri göbekli diğeri kel. :) Ender ve Çetin. Kaldı mı böyle insanlar dedirtti. Kısacası güzeldi, sonunun nasıl bitmesini istediğimi bilemediğim bir romanla tanıştırdı beni Barış Bıçakçı.Ellerine sağlık demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Kitaptaki dostluğa kapılmamak elde değil. Bizim büyük çaresizliğimiz okunulası bir kitap.

Müzmin Bekârlar
5/1027.03.2013

Baskı: Müzmin Bekârlar

Ben işte bazı kitap kapaklarına aşık oluyorum böyle, en kısa zamanda alıp okuyacağım seni.Aylardır beynime kazınmanın nedenlerinden biri de yazarının San Franciscolu olması.Buluşacağız güzel kitap, pek yakında :) Hem niye sana kimse yorum yapmamış ki :(

Obsidiyen (Lux, #1)
9/1006.03.2013

Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)

Ahhh bir uzaylılarımız eksikti. :) Böyle dediğime bakmayın obsidiyenden sonra çok pozitifim aslında uzaylılara karşı.Bir Daemon da ben alabilir miyim mümkünse? Her neyse kitaba başlamadan adını o kadar çok duydum, obsidiyenin büyüsüne kapılanların -ya da Daemon ın mı demeliyim bilmiyorum- yorumlarını o kadar fazla okudum ki ister istemez büyük bir beklenti oluştu haliyle.İlk başladığımda hayal kırıklığı yaşayacağımı düşündüm, ilk karşılaşmalarının daha dolu olması gerektiğini düşündüm ama sonradan kitap beni içine alıverdi.Kitabın ikinci yarısı çok daha heyecanlı ve bir solukta okuyup bitirmeniz için sizi yerinize çiviliyor.Demem o ki ben de bir Daemonzede oldum çıktım obsidiyenden sonra. Alacakaranlıkla benzediğine katılıyorum.Konunun iskeleti aynı.Kendi halinde sıradan güzel bir kız ve doğaüstü yakışıklı bir oğlan.Ama olaylar çok farklı şekilleniyor. Neyse çok uzatmak istemiyorum.Bende Kat'in kitaptaki tüm davranışlarına hak verdim. Kitaptaki favori bölümlerim ise kesinlikle Kat'in Ash ile Daemon'ın üstüne makarna döktüğü bölümle, Daemon'ın kıza enerji harcatmak için onunla öpüşüp sonrada çekip gittiği bölüm. Kitabı okurken çok eğlendim, okumayanlara tavsiyemdir. Ve son olarak şu kapaktaki çocuk her kimse biri bana onu bulsun lütfen :)

Baskı: Düğün Gecesi (The Derrings #1)

bu roman benim canımın içi, o kadar yani :) hele ki bir meredith ile nicholas'ın kart oyunu oynadığı bölüm vardı ki hala aklımdan silinmez. okumalısınız.

Ters Yüz
2/1026.02.2013

Baskı: Ters Yüz

ne depresif kitaptın sen öyle. Aslında araştırmadan asla kitap almam ama Ters Yüz ile iyi bir indirimin olduğu günde karşılaştık ve kapağı hoşuma gittiği için riske girip satın aldım. Kitapta eşinden boşanmış bir kadının verdiği mücadele anlatılıyor.Her şeyi bir kenara bırakıp bir dağ evinde yaşamaya başlıyor Nazan.-Yanlış hatırlamıyorsam kadının adı nazandı, yazar kendi adını vermiş karakterine diye şaşırmıştım.- İşte oradaki zorluklarla falan uğraşıyor, sürekli olumsuzluklar var kitapta, bir ara fazla bunaldığımı hatırlıyorum ama yinede yarım bırakmadım.Her neyse bir aşk falan olsa da kıpırdansa kitap diye aklımdan geçirirken evet biri çıktı kadının karşısına fakat çok öyle okuyucuya nefes aldıracak bir ilişki değildi.Hatta hatırladığım kadarıyla bir ilişki bile değildi.Yakın arkadaşının, karşısına çıkan adamdan kadını kıskanması çok hoşuma gidiyordu, hani bir şey yok bari o çıksın diye ona ümit ettim ama yazar yine beni hayal kırıklığına uğrattı. Kitapta sevdiğim tek şey Nazan'ın arkadaşlarıyla geceleri dağ evindeki eğlenceleriydi.Onun dışında yaşamdan uzaklaştıran, bunalıma sürükleyen bir kitap. Asla tavsiye etmiyorum.

Lise Defterleri
1/1022.02.2013

Baskı: Lise Defterleri

birkaç defa başlamama rağmen hep yarım bıraktım, nasıl sıkıcı, bunaltıcı bir roman.

Değişim
10/1018.02.2013

Baskı: Dönüşüm

Eğer birilerinin istediği gibi olmazsanız hiçbir çığlığı duyulmayan elinden bir şey gelmeyen zavallı Gregor Samsa gibi bir köşede onlar için değersiz hayatınız sessizce son bulur. Kesinlikle hepimiz birer Gregor Samsa'yız. Öncelikle kitabın değerini anlamamda can yayınlarının çevirmeni Ahmet Cemal'in etkisi büyük.Eğer kitabı bu yayınevinden okursanız kesinlikle önsözünü ve sonsözünü atlamayın.Üstelik kitabın sonuna konmuş Kafka'nın bu öyküyü yazarken ruh halini yansıtan mektuplarda bir hayli değerli benim için. Kitap yalın bir dille akıp gidiyor ve zaten çok da kısa.Öyküde Gregor'un dönüşümünün yanı sıra sistem olarak simgeleştirilen ailenin de dönüşümü anlatılıyor.İlk başta oğullarının hastalandığını sanan ailenin günler geçtikçe Gregor'un iyileşmemesinin yanında artık çalışmıyor ve kendilerine bakmıyor oluşuna da duydukları öfke artıyor.Bir süre sonra artık onun oğulları değilde tamamen bir böcek olduğuna inanmaya başlıyorlar.Bazı bölümlerde zavallı Samsa'nın çaresizliği içimi acıttı.Ailenin ondan kurtulmaya çalışması ve böceğin buna daha fazla dayanamayarak ölmesi derin bir sızı hala içimde. Kısacası okunması gereken bir kitap, tekrar tekrar.

Eroinle Dans
5/1017.02.2013

Baskı: Eroinle Dans

bu kitaba ayılıp bayılanları anlayamıyorum, canan tan popülerizmi kullanarak gündemde kalmaya çalışan bir yazar.birkaç kitabını daha okudum öny argılı davranmamak için fakat tüm kitaplarının iskeleti resmen aynı sadece biraz dikkatli bakmanız yeterli., gerçekten vasat bir kitap, ayrıca özendirebileceğine bende katılıyorum, zaman kaybı.

Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)

Bende yazarın ciddi sorunları olduğunu düşünenlerdenim. Fantazilerini tüm dünyayla paylaşmak zorunda mıydın be kadın? Neyse, Ana ve Cristian'ın mahremiyeti bu denli aşılmasaydı kitabı belki sevebilirdim. Ama bu kitap erotik diye nitelendirilirse çok yanlış bir ifade olur, porno daha yerinde bir tabir kitap için.Ben sınırları olan bir insan değilim bu kadar derinlikli cinseliği anlatan kitaplar okumam falan diyenlerden değilim fakat bu kitap bambaşka.Artık her sayfasında düzüşmelerini okumaktan o kadar sıkıldım ki, sonunda bitti.Son kitap elimde olmasına rağmen okuyup okumamakta kararsızım şuan, okumaya karar versem bile elli ton serisinin boğucu havasından kurtulabilmek için nefes alacağım birkaç kitaplık aradan sonra okuyacağım.Kitapların orijinallerini almadığım için şükrediyorum, içime fena batardı. Sonuç olarak okumayanlar inan hiçbir şey kaybetmeyeceksiniz, liseli kızların hayalindeki gerçeklikten uzaktan yakından alakası olmayan mükemmel (!) Grey ile konumunda bulunan hiçbir genç kızın başına gelmeyecek bir şansı yakalayan Ana'nın vasattan öteye geçemeyen hikayesi. Bu arada Ana'nın içindeki tanrıçasına o kadar gıcık oldumki iki kitap boyunca da elime geçse bir kaşık suda boğarak öldürürüm.

Baskı: Grinin Elli Tonu (Fifty Shades, #1)

Kitabın neden bu kadar abartıldığına dair hiçbir mantıklı fikrim yok.Sanırım yazarın eli kolu bayağı uzun ve arkası güçlü ki bu denli reklamı yapıldı.İnanın üzülüyorum o kadar değerli kitaplar çoğu kişiye ismini bile duyuramadan sahafların raflarında çürümeye terk edilirken bu kitabın adını aylardır her yerde görüp duyuyorum. Keşke kitap serisinin hepsini birden almadan önce ilk kitabı okusaydım.Edebi hiçbir değeri olmayan bu kitap ne yazık ki kitaplığımda başka kitapların yerini istila edecek.Kitap serisinin tümünü aldığım için ve kitapları yarım bırakmayı sevmediğim için tüm seriyi okuyacağım. Okumamış olan arkadaşlarım başınızı döndürmek için ve size kitabı aldırmak için yapılmış abartılı reklamlara, yorumlara aldanmayın.Zamanınızı daha iyi kitaplarla değerlendirin.

Baskı: Yarınlar İçin (Texas! Tyler Family Saga, #1)

arkadaşlarımda kalan bir kitabım daha, görünce içim yandı.konusuna gelecek olursak sevgili Lueky gazetecesi kızımızın peşinden çok koştu.(2 yıl kadar önce okumuştum kadının adını hatırlayamıyorum) ve kadını da etkilemeye başladığı sırada bir gerçek aralarına girdi. Bundan sonrası spoiler içerir devam etmek istemeyebilirsiniz diye düşündüm. :D Kadın evli.Üstelik kocası hapiste.Çift bunların üstesinden gelip kavuşabildi mi okuyun ve görün diyecektim ama vazgeçtim.Sonunda kavuştu bizimkiler, mutlu biten sonlara bayılırım.

Düşes
8/1008.02.2013

Baskı: Düşes

Historical roman beklentisiyle okumayın, kitapta küçük öpücüklerden fazlası yok fakat iyi işlenmiş bir konu var.Kitap çarpıcı bir şekilde ilerliyor ve verdiği ipuçları sadece tek bir şeyi düşünmenize olanak sağlıyor.Fakat son sayfalarda düşüncelerinizde yanıldığınızı anlıyorsunuz.İvo'yu son sayfalara kadar çok sevemedim, Cora'nın özgüveni insanı büyülüyor ve Bertha, oda en az Cora kadar sevildi tarafımdan. Tedy'e üzüldüm açıkçası ama sonunun böyle olması lazımdı. Kısacası tavsiyemdir kitap.

Kağıt Kız
10/1006.02.2013

Baskı: Kağıt Kız

bu kitabı okumak için fazla vakit kaybetmeyin o kadar keyifli ki elinizden bırakamayacaksınız.

Kinyas ve Kayra
10/1030.01.2013

Baskı: Kinyas ve Kayra

mutsuz bir dönemimde okuduğum, sarsıcı bir kitap.bir kitap ancak bu kadar farklı olabilir dedirdi.Hakan Günday hayatımın baş köşelerinden birine yerleşiverdi.mutsuzken okumuştum ve karakterlerin keskin yönlerine rağmen onları çok sevdim ama Kinyas'a baştan beri daha fazla bağlandım.hayatım o kadar yanlışa sarmaya başlamıştı ki kitabın ortalarında karakterler başından beri bahsedilen zihinsel ölüme kavuşurlarsa kitabın sonunda bende yaşamımı noktalamayı düşündüm.saçma gelebilir belki ama hayatımı kurtaran kitaptır kendisi.başından beri daha çok bağlandığım kinyasın hayata dönmesiyle bende döndüm.kayra benim içimde ölen diğer yarımdır.ve kuşumun ismini kinyas koydum.bu yüzden bu kitaba bağlılığım başkadır.bir gün Hakan Günday'la tanışacağım inanıyorum.

Baskı: Veronika Ölmek İstiyor (Yedinci Gün #2)

Veronika, hukuk eğitimi almış, düzgün bir işe, iyi bir aileye sahip, tüm istediklerini elde edebilen genç ve güzel bir kadın.Onun tek sorunu kendisiyle.Dolayısıyla yaşamla.Her gün aynı genç kadının hayatında ve bu onu boğuyor.Yaşanabilecek hiçbir güzelliğin olmadığına inanan Veronika'nın intiharıyla başlıyor roman.Fazla miktarda hapla dolduruyor midesini.Yazarın kalemi insanı büyülüyor zaten.Tam burada romanın beynime kazınan bir cümlesini paylaşmak istiyorum; "Kadınlar kendilerini öldürmek için çok daha romantik yöntemler seçer; bileklerini kesmek ya da aşırı derecede uyku ilacı almak gibi." Bu cümleyi uzun süre unutamayacağım.Bilincini kaybettikten sonra bir hastanede açıyor gözlerini Veronika, bir ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde.Vilete'de.Vilete, Slovenya'nın en gösterişli tımarhanesi.Genç kadın ölmediğine üzülürken intihar sırasında kalbinin zarar gördüğünü ve en fazla bir hafta yaşayabileceğini öğreniyor.İlk başlarda o kadar bekleyemeyeceğini düşünerek tekrar intihar etmenin yollarını arıyor.Fakat zaman geçtikçe öleceğini kabullenerek beklemeye karar veriyor.Bu arada düşünmek için bol bol vakti oluyor.Aynı zmanda yeni insanlar tanıyor; Zedka, Mari, Eduard gibi.Romanda bu insanların yaşamlarına da değiniyor yazar.Ve Veronika hastanede geçirdiği zaman boyunca duygu ve düşüncelerindeki değişmeleri fark ediyor.Ölecek olmanın verdiği cesaretlere şekillendiriyor tüm davranışlarını ve bu hayatında büyük bir değişim yaratıyor.İlk başlarda gerçekleştirdiği eylemden -intiharından- pişman olmamak için çok uğraş veriyor,ölmek üzereyken yaşamı sevmeye başlamaktan korkuyor.Zedka'nın ona aslı deliliği açıklaması, Mari'nin onu yönlendirmesi ve Eduard'ın -çocuk şizofreni hastası ve bir hafta boyunca Veronika'nın her gece hastanede piyanoyla verdiği konserlerin tek dinleyicisi- kalbine dokunmasıyla tekrar hayata dönüyor.Sadece kendi iyileşmiyor brçek kişiyide hayata döndürüyor.Umarım Eduard ile çok mutlu olmuşlardır.Paulo Coelho 'nun kalemini sevenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap, ben bayıldım.

Vatan Yahut Silistre
6/1021.01.2013

Baskı: Vatan Yahut Silistre

Bir adamın vatanı uğruna sevgilisini terk etmesi, ne muazzam bir konu.Sevgilisinin ise her şeye rağmen sevdiğinin peşinden gitmesi.Sonunda mutluluk var, hemde çifte mutluluk...Sahnelenen ilk tiyatro eserimiz olan Vatan Yahut Silistre Türk Edebiyatımızın nasıl bugünlere geldiğini öğrenmek için herkesin okuması gereken bir kitap.Tarihte her şey zamanına göre değerlendirilmelidir.Kitapta elbet kopukluklar var -bir kadının erkek kılığına girmesi ve orduda kadın olduğunun anlaşılmaması gibi- fakat bunlar türün ilk örneklerinden sayılabilecek bu kitap için okuyucuların göz yumabileceği şeylerden.Namık Kemal, edebiyatımızın taşlarının yerine oturmasında çabaları yadsınamaz olan bu değerli adam okunması gereken yazarlardan.

ÖncekiSayfa 2 / 2Sonraki