
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Cehennem (Robert Langdon, #4)
Dan Brown'ın ters köşe yapmasına alıştıysanız eğer şaşırtıcıdan çok sürükleyici ve öğretici olan bi solukta okunması gereken kitap. Kitap Floransa'da başlayıp, Venedik gondollarında devam ederek nihayet İstanbul'un semalarında çözülüyor. İlk iki şehrin cahilliğini İstanbul'da atlatabiliyoruz neyse ki. Elinizin altında internet varsa okuması gayet güzel. -Spoiler içerir.- Kitabın konusu güzeldi. Çılgın bilim adamı Dünya'nın nüfusunu üçte birine indirmek için bir virüs hazırlıyor ve Robert Langdon da engellemek için peşinden koşuyor. Bolca tarih, biraz biyoloji falan filan. Kitabın benim için en itici kısmı yapılan hiçbir şey sonuca varmıyor. O kadar peşinden koşuyorsunuz ve çok geç kaldığınızı öğreniyorsunuz. E napalım yapacak bir şey yok ya tarzı bitiyor sonra da. Hayır, çılgın bilim adamı zaten en mantıklı şeyi yapmış en baştan itibaren. Hak verdim adama. Ha birde İstanbul'a gelmeden olayın Yerebatan Sarnıcı'nda çözüleceği çok belliydi. Bu sefer ters köşe yapamadın Dan reyiz. Nedense kitapta en hoşuma giden ayrıntı Elizabeth Sinskey'in kısırlığı ve virüsün insanları kısır yapabilmesi oldu. Ayrıca Robert Langdon'a gene genç bi hatunun eşlik etmesi de artık Dan Brown'ın tek düzeliği olmalı. -Spoiler içerir.- Son olarak, filmi çekilirse güzel olur. Tom Hanks oynasın, biz de seyredelim.
Baskı: Koza
"Gitmeye karar veren hangisidir? Ruh mu? Beyin mi? Yoksa ruh mu bedene uyum sağlayamıyor?" 6:45 dükkanda mor rengine ve yazarın ismine tav olup aldığım kitap. İçinden çok daha fantastik şeyler çıkmasını beklerken oldukça olağan bir hikayeydi. Hem sürükleyici hem de ince oluşu sayesinde çok çabuk bitti. Güzel bir kurgusu vardı kitabın. Yazar ya da kitap hakkında internette çok fazla şey bulamamış olsam da Sevgi Saygı'nın "Gezgin" hikayesini de elden geçirmek gerek. Kitabın içinde hoş çizimler ve biraz da kedi var.
Baskı: Kürk Mantolu Madonna
Sosyal medyada çok fazla ünlü olduğu için elime isteksizce aldığıma beni pişman eden ve beni Sabahattin Ali ile tanıştıran kitap. Yaşadığınız aşkı etkileyebilecek bir anlatımı var kitabın. İnsanın kendine pay biçmemesi imkansız. Kitabın en ağır yanı ise insanın muhtaçlığını açık açık dökebilmesi. İnsanın varlığının yalnızca başka bir insanın varlığıyla anlamlanabilmesi düşüncesiyle yalnız bırakıyor sizi. - Spoiler- Kitabın sonunun kötü bitmesi ise mutlu sonlar gerçek değildir mi demek acaba? Her şeye rağmen Raif Bey'in bir kızı olduğunu öğrendikten sonra hiçbir şey yapmaması, sadece ölümü beklemesi katlanılır gibi değildi. Evet, kişiliğine tamamiyle uygundu bu. Raif karakterinin acizliği, muhtaçlığı bize en başından beri anlatılıyordu. Umutsuzluk ise en kötüsü. Kitabın sonu her ne kadar uygun da olsa bir Türk filmi havası sezmemek elde değil. -Spoiler- Bu kitabı okuyup beğendiyseniz sevdiceğiniz de okusun. Ve son kez "Ah Raif Bey..."
Baskı: Ejderhanın Gözleri
Uzun zaman sonra Stephen King okuma isteğiyle elime aldığım, çocuklara masal tarzında bir kitap. Stephen King amcamız da belirtmiş zaten kızıma yazdım bu romanı diye. Normal tarzının dışında olmuş ama benim hoşuma gitti. Stephen King'in o karanlık denilebilecek atmosferinin dışında. Karakterlerin çizgileri çok keskin. Burda klişeye kaçıldığını söylemem gerek. Aslında iyi olan kıskanç küçük kardeş, sevgi dolu mükemmel bir kral adayı, kötü adam sihirbaz.... Hikayenin işleyişi ise yaratıcı ve sıradanlıktan uzak. Stephen King'in bu yönünü seviyorum işte. Yaratıcı adam. Stephen King'in tarzından hoşlanmıyor ama masal tadında fantastik kitapları seviyorsanız şans verin derim.
Baskı: Piç
Hakan Günday'ın okuduğum ilk kitabı. Ve umarım son olmayacak. Bence şimdiki zamanın sosyal medya çocuklarını tatmin eden bir kitap. Bol bol altını çizdiğim yerler oldu. Güzel tespitler yapılmış kitapta, piçler üzerinden. Ve mizahi yönü ise tatmin edici. Karakterlerin birbirine çok fazla benzeyip sadece küçük ayrıntılarla birbirlerinden ayrılması aslında piçleri itici kılıyor. Ama Cenk'in tişörtlerini, Barbaros'un Birleşmiş Milletler Örgütü'nde çalışma isteği, Afgan'ın kundakçı karakteri ve en çok Hakan'ın "Bir kitap okumuştum. Adını hatırlamıyorum..." diyerek başladığı hikayeleri hayal gücünüzle birleşiyor. Kitabın en güzel yanlarından biri aslında bir soundtrack'e sahip olması. Kitabı okurken bahsedilen o şarkıları dinlemek piçlerin arasındaymışsınız hissini yaratıyor. Herkes okumasın bu kitabı. Eğer sevdiyseniz sadece iyi anlaştığınız arkadaşlarınızla paylaşın. Eğer içinde kendinize ait bir şeyler bulduysanız sadece bunu anlayabilecek kişilere önerin bu kitabı. Çünkü geri kalanlar beğenmeyeceklerdir. Neden diye soracaklardır. Ama "Neden" sorusu piçliği yok eder. Kitapta geçen müziklerin bir çoğunu ise not almıştım: David Bowie-Sound and Vision (Electric Blue) Black-Wonderful Life Bouga-Belsunce Breakdown İbrahim Tatlıses-Yalnızım Dostlarım The Stranglers-La Folie Village People-I am what I am Rocky Horror Picture Show-Touch-A, Touch-A, Touch me The Velvet Underground&Nico-Femme Fatale Steve Miller Band-Serenade Henry Mancini-Pink Panther Theme Hot Chocolate-You Sexy Thing Dean Martin-Innamorata Frank Sinatra-My Way The Cure-Just Like Heaven
Baskı: Odd Ve Ayaz Devleri
Nors mitolojiisi baz alınarak yazılmış günümüzün masal ihtiyacını karşılayan masal kitabı. Farklı mitolojilere ve tanrılara ilgi duyan her türlü fantastik severin okuması gerek. Çocuk kitabı diyerek geçiştirmeyin. Zaten fantastik kitap olsun da bizim olsun kafa yapısı çocuk kitaplarını ve çizgifilmlerini bir kenara bırakacak kadar büyümemiştir sanıyorum. Umarım yalnız değilimdir. Odd'u bi yerden tanıdığımı hissettim. Ve ilerleyen sayfalarda How to train your dragon animasyonundan Hiccup geldi aklıma. Gerçekten çok benziyorlar. Kitaba genel olarak baktığımızda zaten söylenmesi gereken her şey söylenmiş gibi duruyor.
Baskı: Talihsiz Kadın
Bakın, bir şeye tersten başlamak istiyorsanız sanırım Richard Brautigan buna çok uygun. Talihsiz Kadın yazarın yayımlanan son kitabı ve sonra intihar. İronik, bu roman gibi. Bir günlük okuyorsunuz ve bu günlük okunulması için yazılmış. Sert içkiler, ölüm ve alakasız sorularla bezeli. Tam anlamıyla alakasız. Ama "Talihsiz Kadın'a noldu?" diye sormaktansa yazarla içkinizi yudumlayıp garipliklerin peşinden gitmek çok daha eğlenceli. "Muhtemelen mükemmeliyete en yakın şeyler astronomların son günlerde uzayda keşfettikleri şu koskocaman ve başıboş deliklerdir. Eğer orada hiçbir şey yoksa ters giden bir şey nasıl olsun ki?"
Baskı: Hayvan Öyküleri
Kafka'nın elime geçen üçüncü kitabı. Dönüşüm ve Şato'dan sonra, Hayvan Öyküleri de bir hayli garip. Kafka'nın o garip soruları beyninizi kemiriyor. Sanırım en çok Yuva hikayesini beğendim. Kafka'nın vücuda ile toprak altında yaşayan Kitabın sonunda yer alan M. Kamil Utku'nun yazmış olduğu Kafka'nın Hayvan Metinleri Üzerine adlı yazısında daha iyi anlaşılıyor hikayelerin özü. Ama hikayelerin genel olarak itici yani; hikayenin sonuna gelmiş olsanız bile bir sonuç olmaması. Bir havada kalmışlık hissi oluşuyor insanda ve okumayı zorlaştırıyor. Ama Kafka'yı çok iyi tanımamakla beraber bu havadanlık hissini bile bile yarattığını düşünüyorum. Son olarak ise 6:45 basımı ve elimde 2. baskısı olan bu eserin çok fazla yazım hatası içermesi. Umarım bir sonraki baskılarda bunu düzeltmiş olurlar.
Baskı: Ejderhaların Dansı (Buz ve Ateşin Şarkısı #5, Kısım 2)
7 kitap olması kararlaştırılan serinin halihazırda bulunan son kitabı. Bundan sonra uzun bir bekleyiş var seriyi seven bizler için. Kargaların Ziyafeti'nden sonra iyi gelen ama Kılıçların Fırtınası Kısım II ile kapışamayacak bir kitap olmuş. Ejderhaların Dansı isim olarak çok da heybetli görünse de bence biraz sönük kalmış. Evet, her zamanki gibi çarpıcı bölüm sonları, beklemediğimiz karakterlerin ölümleri oldu ama tam olarak tatmin etmedi beni. Ama en güzeli ise bu sefer sevdiğimiz karakterlere yoğunlaşılmış ve neredeyse haritanın her yerinden bakış açıları sunulmuş. George dedemizin bir sonraki kitap için acele etmesi ve bizleri üzmemesi umuduyla.
Baskı: Ağrı Dağı Efsanesi
"Ağrıdağı gecelerde daha büyür, ağırlaşır, dünya yalnız Ağrıdaymış gibi gelir insana. Ulu sessizliğini korkunç gümbürtüler parçalar. Bir uçtan bir uca... Ağrıdağı ıssızlıkta kaynar. Karanlık gecelerde Ağrı silinmez, geceye karışmaz, daha karanlık, ıssız bir gece gibi evrenin üstüne yürür. Ay ışığında bir ince pırıltıdır, salınır. Gecede korkuludur. Karanlığı duvar gibi. Yıldızsız, silme karanlık gecelerde, çok derinlerde, bin yıl ötelerden gelircene Ağrıdağından koygun, boğuk uğultular gelir." /Sayfa 83 Bir aşk hikayesinin yanı sıra bir baş kaldırıdır bu roman. Tabii, her aşk bir baş kaldırıdır elbette ama Yaşar Kemal törelere baş kaldırır bizzat. Demirci Hüso'dur en baba karakter benim için. Tek bir anlam çıkarılacak kadar basit değildir konu. Birden fazla mesaj ve altmetin çıkarılabilir. Lezzetlidir anlatımı. Ama buruk biter. Oyle buruk ki kursakta kalır bu duygu. Abidin Dino'nun resimleriyle daha bi okunasıdır.
Baskı: Gregor, Evdeki Gergedan
Bir 6:45 yapımı daha. Bir sayfa resim ve bir sayfa yazı şeklinde onbeş dakikalık farklı bir bakış açısı. Bu eserlerin en kötü yanı da aslında doyurucu olmaması. Gregor, rakıyı kovadan içerken onu seyretme isteği geliyor insana. Hangi gergedan kovadan içer ki rakıyı? "Ölüm kucağımdaydı. Saçını okşuyordum. Syd Barrett zaten ölmüştü. Gregor kıpırdamıyordu."
Baskı: İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü
"Yüzümüzde asılıp kalacak gotik bir gülümseme..." Tim Burton'ın o garip, tuhaf ve sıradışı dünyasını seven her gotik hayalperestin doyamayacağı yarım saat süren çok tatlı bir kitap. Her şiirin hikayesi yaratıcılığıyla çekiyor içine. En sevdiğim ise Toksik Çocuk Roy oldu sanırım. Tim Burton yapımlarını seyredip sevmiş kimse almalı, okumalı, resimlerini dakikalarca incelemeli ve tekrar okumalı. Her ne kadar Artemis Günebakanlı tarafında çok hoş bir çeviri yapılmış olsa bile orjinalini de okumak isterim kitabın.
Baskı: Elfler
J.R.R. Tolkien'in bu çocuk masalından etkilenerek elf ırkını oluşturduğunu öğrenince okumaya karar verdim. Dediğim gibi bir çocuk masalı ve hüzünlü bir sona sahip. Basit bir konu ve olay ama ilk defa elf kavramının geçtiği eser olduğu için okunabilir. İçindeki çizimler ise çok hoş.
Baskı: Deliliğin Dağlarında
Lovecraft'ın okuduğum ilk eseri ve iyi bir başlangıç olduğunu söyleyemem. Çok fazla teknik terim ve betimlemeyle okunması zor bir kitap olmuş. Hatta "Eski Şeyler" anlatılırken hayalde canlandırması neredeyse imkansız. Hepsine rağmen hikayenin ilginçliği insanı okumaya sürüklüyor ve bilinmeyen birçok teknik terimi, Nicholas Roerich'i ve Antarktika'yı kısmen de olsa öğrenmiş olmak tatmin edici. Ve Lovecraft'ın diğer kitaplarını da okuma isteği doğuruyor. Son olarak da, bol bol Necronomicon'dan, Cthulhu'nun Çağrısı'ndan bahsedildiği için okunması gereken ilk Lovecraft eseri olarak ideal değil.