Luthien Tinuviel
@Luthien Tinuviel

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Harry Potter ve Melez Prens (Harry Potter, #6)

Serinin en üzücü kitabı. Sebebi malum. Diğer kitaplar gibi sonlara doğru tempo gittikçe hızlanıyor ve akıntıya kapılıp sürükleniyorsunuz siz de. Bu kitap daha çok Dumbledore'un Harry'e akıl hocalığı yapması, Voldemort'un geçmişi ve aşk ilişkileri odaklıydı. Kitabın benim için okuduğum diğer beş kitaptan, sebebini bilmediğim bir şekilde, farklı bir yeri oldu. Şimdi sadece son kitap kaldı ve tekrar tekrar okumak için sabırsızlanacağım.

Zargana
6/1007.12.2014

Baskı: Zargana

Öncelikle Hakan Günday'ın kitaplarını kendi arasında değerlendirdiğimi belirtmeliyim. Çünkü kendine has bir tarzı olan bu yazarı, başka yazarlarla kıyaslama gücünü kendimde bulamıyorum. Zargana yazarın kaleme aldığı ikinci; benim de okuduğum dördüncü kitabı. Kinyas ve Kayra'dan sonra yazarın nadas zamanı dolmamış ve açıkçası yavan kalmış biraz. Piç, Az, Kinyas ve Kayra'nın aksine tek karakter merkezli yazılmış ama bölüm bölüm ilerliyor: Zargana'nın çocukluğu ve şimdiki hayatı. Bu da akıcılığı arttırmış. Ancak cümleler olay örgüsü dışında fazla parlak kalıyor. İyi yoğrulamamış ve sindirilememiş. Ve sonu aceleye getirilmiş gibiydi. Bir aşk romanına bağlanmış. Zargana'nın çocukluğu birden bitmiş, hikaye sona ermiş. Bütün anlatılanlara ters düşen, kendisiyle çelişen bir son. Ama haksızlık etmemek gerek. Gene etkilendim ve hayran kaldım Günday'ın diline, hayalgücüne, kasvetli hayatları böyle pervasızca yaratabilmesine. Son olarak Hakan Günday'a başlamak için ideal bir kitap.

Kürtaj
6/1023.11.2014

Baskı: Kürtaj

Brautigan'ın beat kuşağını beynime doluşturan kitabı. Enfes güzellikte bir hatun, Van'ıyla hikayeye balıklama atlayan deli dolu bir herif ve isimsiz, sakin bay kütüphaneci ile yormayan bir yolculuk. İlk olarak kitaptaki kütüphane fikrinin mükemmel olduğunu belirtmem gerek. Biraz internetten bakındım ve böyle bir kütüphanenin gerçekten var olmasıyla mutlu oldum. Bknz: The Brautigan Library. "Karanlığa gömülen kitap sayfalarını seyrederek saatlerce oturakalmışım bu masada. Kitapların varlığını, üzerinde durdukları ahşabı onurlandırış biçimlerini seviyorum." Böyle bir kütüphanede yer almak isterdim. Daha sonra ise bir yolculuğa çıkıyorsunuz. Brautigan'ın genel olarak kitapları bir yolculuk üzerinde ilerliyor zaten. Ayrıksı karakterler, doğal ve çocuksu bir anlatım ve biraz da beat tınısı ile siz de kitabın içinde buluyorsunuz kendinizi. Güzel cümleler, farklı düşünceler; tatlı bir kitap işte. "Eğer kafanı başkalarının takıntılarına takarsan tüm dünya devasa bir darağacından başka bir şeye benzemeyecektir." "...Öylesine mayışmıştık ki papatya tarlası niyetine kiraya verilebilirdik." Brautigan Kütüphanesi hakkında şöyle bilgilendirici bir link de bırakayım şu kenara: http://www.ziriabmobile.org/?p=2148 Talihsiz Kadın mahiyetinde bir yürüyüş için güzel bir seçenek bu kitap. Richard amcanın Amerika'da Alabalık Avı ve Babil'i Düşlemek kitaplarından alamadığım hazzı bu kitapta fazlasıyla edindim. Vida'yı bol bol kıskandım.

Tatlı Rüyalar
7/1006.11.2014

Baskı: Tatlı Rüyalar

Alper Canıgüz'ün yayımlanan ilk ve benim de yazarın okumayı en sona bıraktığım bir parmak bal tatlılığında kitabı. Gizliajans'ın bir tık üstü ve Kamu'ların bir tık altında diyebilirim. Konusunun özgün olması, esprileriyle güldürmesi, karakterleriyle samimi olması romanı hoş kılan noktalardı. Her ne kadar kitaba, psikolojik tahlillerin çok olması sebebiyle, başlarda ısınamasam da sonradan kendimi kaptırdım. Okuması çok kolay olduğu için 180 sayfa maalesef doyurmuyor insanı. Çok daha uzun olmasını dilerdim, malzemesi bol olan böyle bir konuyla. Yer yer derine inilmeye çalışılmışsa da felsefeden biraz uzak kaldığını düşünüyorum bu yüzden. İlk kitap olmasını belli eden bir kaç durum da var. Konunun biraz dağınık olması gibi. Ayrıca bu romanda da son sayfalarda ağır bir darbe bekledim ancak güzel bir kapanış oldu bu sefer. Vizeler başlamadan önce okuyarak biraz moral depoladığım bir kitap oldu benim için. Ve şu anda okuyacak başka bir Canıgüz kitabı olmaması ise biraz buruk bir durum. "Freud'un ışığı üzerinizden hiç eksilmesin ve hepinizin sapığı bol olsun."

Koca Sevimli Dev
6/1031.10.2014

Baskı: Koca Sevimli Dev

Charlie and the Chocalate Factory seyrettiğim en güzel filmlerdendir. Bu filmin asıl yaratıcısının Roald Dahl olduğunu öğrendiğimde "Bu yazarın kitaplarını kesinlikle okumalıyım" demiştim kendi kendime. Elime geçen ilk kitabı Dünya Şampiyonu Danny oldu ve çok tatlıydı. KSD de benim için aynı etkiyi verdi. Zaten artık çocukluğunu geride bırakmış ama çocuk kitaplarını bırakamamış biri için bu tür masallar daima küçük birer kaçamaktır. Okurken ayrı, resimlerini incelerken ayrı zevk aldım. Karakterlerin ismi, olaylar hepsi çocuk gözüyle bakılırsa inanılmaz eğlenceliydi ve okurken sık sık gülümsetti. Orjinal adı The BFG (Big Friendly Giant) olan bu kitabın, 1989 yılında bir çizgifilmi yayınlanmış ve 2016 yılında da yönetmenliğini Steven Spielberg'in yapacağı bir filmi gelecek imiş.

Baskı: Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı (Harry Potter, #5)

Serinin en uzun ve en politik kitabı. Açıkçası, kitabı (yolda okuduğum için) yanımda taşımak ne kadar zor da olsa değerdi. Betimlemelere çok daha ağırlık verilmiş, olaylar daha durağan halde anlatılmıştı bu kitapta. Karakter sayısındaki artış ve mevcut karakterlerin değişimi çok güzel ifade edilmişti. Daha çok bir zemin ve geçiş kitabı olmuş. J.K. Rowling, kitabın sonlarına doğru tempoyu arttırıyor ve Ateş Kadehi'nden daha ağır bir darbe ile yazarlığını geliştirdiğini gösteriyor. Ergenliğin şüphesiz en net anlatıldığı bir romandır benim gözümde. Söylemeden geçemeyeceğim; iktidarın ne kadar kör olabileceğini de iyi yansıtmış bir kitap.

Gizliajans
6/1008.10.2014

Baskı: Gizliajans

Alper Canıgüz'ün okuduğum üçüncü romanı. Kapağında kara bir kedi (Şeytan Bey) ve Küçük Ayı Takımyıldızı ile sempatimi en baştan kazanmıştı zaten. Ama nedense Alper Kamu kitaplarından aldığım zevki alamadım bir türlü. Bir havada kalmışlık hissi vardı. Kurgu, özellikle sonlara doğru, biraz aceleye getirilmiş gibiydi. Gene de mizahıyla, karakterleriyle elimden bırakamayacağım bir eserdi. Kitapta bahsetmek istediğim aslında birkaç güzel nokta var. En başta popüler kültür göndermeleri, bildiklerim kadarıyla, efsaneydi. Kaan Sezyum'un konuk oyuncu olması ise hayli hoştu. Karikatür gibiydi bazı kısımlar. Hatta mizahı biraz karikatürist mizahı denilebilir. Bunda olay örgüsünün ve konunun büyük etkisi var. Konu ise Alper Kamu kitaplarından farklı olarak polisiye değil; bilim kurguydu. Güldürürken hüzünlendiren Alper Abi bu kitapta felsefesini aşk üzerine kurmuştu. Aşk üzerindeki betimlemeleri, tasvirleri ve hitaplarıyla hem sade hem de gerçekti. Hatta diyebilirim ki kitap, özünde bir aşk romanıdır benim için. -Spoiler.- Kitapta en çok hoşuma giden sahne ise Kamu'dan bildiğimiz Kız Tevfik, Amcabey ve Tahtakafa'nın rakı masasıydı: "Boşuna dememişler, rakı delikanlıyı susturur ibneyi coşturur diye." Benim adamım bu kitapta baş kahraman Musa değildi. Çünkü Musa devamlı sürüklenip başa dönen bi' insandı. Şaban ise daha fazla yer edinmeliydi bence kitapta. Harcandı yiğit. Musa'nın Saneme olan aşkı ise enfesti. Olabilecek en net şekilde; bu kadar sert anlatılabilirdi aşk denen meret: "Seni çok üzerim ben." "Ölümüm elinden olsun." "Ve ben artık mutsuz bir adamım." Canıgüz'ün imzası ise son sayfada can almak sanırım. Çünkü roman bittikten sonra hissedilen burukluk, her üç kitapta da istisnasız etkileyiciydi. -Spoiler- Bu kitap benim için bitirmeye kıyamadığım Kamu'lar gibi değildi ama elimden de bırakamadım. Son olarak ise Alper Canıgüz hep yazsın, hep okuyalım. "İki insanı, bir üçüncüyü ezmek kadar birbirine yaklaştıran bir şey var mıdır şu dünyada?"

Baskı: Harry Potter ve Ateş Kadehi (Harry Potter, #4)

Harry Potter serisinde kilit olayların yaşandığı dördüncü kitap. Anlatımın, karakterlerin ve olayların artık bir çocuk kitabından çok daha fazlasını içerdiğini hissedebiliyoruz. Okuduğum dört kitap arasında ise en karanlık olanıdır. Normal bir çocuk kitabının barındırmadığı cümleler ve olaylarla kendine bağlar. Ve sonu, kendini Hogwarts Büyücülük ve Cadılık Okulu'nda hisseden her okuyucu için acı verici olmuştur. Serinin bu kitaptan sonra çok daha çetrefilli ve yoğun geçeceğine inanıyorum.

Baskı: Cehennem Çiçeği (Alper Kamu, #2)

Alper Canıgüz'ün Oğullar ve Rencide Ruhlar'dan 9 sene sonra yayımladığı ikinci Alper Kamu macerası. Her ne kadar seri şeklindeki eserlerde, genelde ilk olanı daha çok beğensem de Alper Canıgüz için bunun geçerli olmadığını anladım. Bu kitabın Oğullar ve Rencide Ruhlar'dan iki önemli farkı var benim için. Birincisi; kurgu iki bağımsız koldan ilerliyor. Veledimizin bir yandan cinayeti çözümlemeye çalışması ve bir aile sırrını keşfetmesi. Arka planda kalan ailevi olaylar kitabın felsefi yanını daha çok taşıyor. İkincisi de kitabın mizahi yanı daha hafif kalıyor. Evet, gene kahkaha attığım yerler oldu ancak bu sefer burukluğu daha bir yoğun hissettim bu kitapta. Varoluşsal olarak Kamu daha bir kaybolmuş gibiydi. Tabiki, Canıgüz diliyle kitabın içine hapsediyor sizi. -Spoiler barındırabilir.- Kitapta gözlerim bizim saf Hakan Tiryaki'yi aramadı değil. O daha bir çocuksuluk katıyordu Kamu'ya. Ama bu kitaptaki Hatice Abla karakterini ise daha çok sevdim. Tekel 2001'i içişi çok güzel yer etti aklımda. Kitabın son sayfalarında Canıgüz gözleri yaşarttı. Oğullar ve Rencide Ruhlar'daki gibi bir son bekliyordum ama beklediğimden de ağır oldu benim için. Kitabın polisiye-macera kısımları ilk kitapta olduğu gibi bana zayıf geldi. Bu kitabın en can alıcı bölümü ise Karanfil Kız hikayesidir benim için. Kitabın son paragrafı ise efsanedir: "Devinimin olduğu yerde ışık, ışığın olduğu yerde kaçınılmaz biçimde gölge vardır. Hayat ışıkla mümkünse de, hayatın anlamı gölgelerde saklı durur. Zamanın ölü doğmuş çocuklarını görürsünüz karaltıların içinde.Sözcükler, suskunluklar, şarkılar, ağıtlar, yeminler, ihanetler, kahkahalar, gözyaşları, sevinçler, hayal kırıklıkları ve yüzler... En çok da yüzler. Neden söz ettiğimi biliyorsunuz. Bütün aşklar küllenir, bütün babalar ölür, bütün hikayeler biter. Birinin yıkıntıların nöbetini tutması gerekir; işte o yüzden, biri hariç, bütün çocuklar büyür. Gölgesini kaybeden insan, gölgenin kendisine dönüşür." -Spoiler barındırabilir.- Karanlıklar ülkesinin Peter Pan'ının üçüncü kitabının da 2015 sonbaharında çıkacağı müjdesini vereyim.

Baskı: Oğullar ve Rencide Ruhlar (Alper Kamu, #1)

Afili Filintalar'ın yazarı Alper Canıgüz'ün elime geçen ilk kitabı. Kendimi içine kaptırdığım; bir yandan bitmesine kıyamayıp bir yandan da dayanamayıp okuduğum ve Alper Kamu'ya hayran kaldığım kitap. Sanırım Alper Kamu, tarihte hayran olunabilecek bir karizmaya sahip olabilen en genç karakter. Kitap, Alper Kamu'nun metroda kahkaha atmama sebep olan düşünceleri ve taşı gediğine oturttuğu laflarıyla aklımda kalacak. İşin beni ilgilendiren tarafı polisiye yanı değil beş yaşındaki veledin herkese haddini bildirmesi diyebilirim. Kitap, taşlamaları ile de ayrıca gönlümü fethetti be. Nedense bu kitabın filmi çekilirse çok güzel olurmuş gibi geliyor. Leyla ile Mecnun ekibinden böyle bir proje duymak çok güzel olurdu. Her ne kadar kitabın böyle uyurdu zerdüşt bölümünü de sevsem de benim için kitabın en güzel paragrafları öcülerin öcü bölümünün sonunda bulunur: "Bazen de saygıdeğer abilerim ablalarım, dünyası yerle bir olur insanın. Hayat, fazla kafa yormadan idare etmeyi sağlayan bütün anlamlarını yitiriverir. En akıllıca saydığınız fikirlerinizin saçmalığını, en içten duygularınızın yapmacıklığını kavrarsınız. Aslında hiçbir konuda hissetmediğinizi ve tüm evrenin de size karşı aynı gaddarca kayıtsızlık içinde olduğunu. Hep gözünüzün önünde durduğu halde o güne dek her nasılsa yok saymayı başardığınız bu gerçeği fark ettiğiniz anda ilahi işleyişi de çözmek üzeresiniz demektir. Tanrı, içindeki tahammülfersa boşluğu doldurmak için evreni yaratır. Evrenin içine gezegenleri, gezegenlerin içine dünyayı, dünyanın içine hayatı, hayatın içine insanı yerleştirir. Ve onun içine koyacak bir şey bulamaz. İşte insan denen tuhaf hayvanın, varlıkların en yücesi ve en anlamsızı kılınışının hikayesi. Evrenin orasını burasını felsefeyle, sanatla, aşkla, hatta ironik bir biçimde Tanrı'yla bezerken, ortak anlamsızların en küçüğünün elbette bir gerçeği unutması gerekmektedir: Hakikatte bütün kitaplar sayfaları doldurmak için yazılır."

Baskı: Harry Potter ve Azkaban Tutsağı (Harry Potter, #3)

Serinin üçüncü kitabında ise olayların yavaş yavaş derinleşiyor. Harry Potter'ın tanıyamadığı ailesini öğreniyoruz biz de. Ve sevdiğim iki karakter daha giriyor bu kitapta maceraya: Sirius Black ve Remus Lupin. Harry, Hermione ve Ron'un arkadaşlıklarındaki dalgalanma bu bölümde hoşuma gitmeyen tek olay oldu. Ben de Hogwarts'dan mektup falan bekliyorum işte hala.

Baskı: Harry Potter ve Sırlar Odası (Harry Potter, #2)

Evet, serinin ikinci kitabıyla birlikte biraz daha Hogwarts'ın tarihine iniyoruz. Karakterler biraz daha yerine oturuyor ve olaylar daha hızlı gerçekleşiyor. Bu da kitabı elden bırakmayı zorlaştırıyor. Üçüncü kitap için sabırsızlanıyorum. Sanırım seriyi okumaya devam ettikçe asaya benzer herhangi bir şeyle, kendi kendime büyü alıştırmaları yapacağım.

Baskı: Harry Potter ve Felsefe Taşı (Harry Potter, #1)

Çocukluğumda okumadığım için burukluk hissettiğim serinin ilk kitabı. Filmlerini izlemeden önce okumak isterdim. Bir kere içine girince kitabın, bitene kadar rahat edemiyorsunuz. Ya da okudukça o sihirli dünyada olduğunuzu hayal edip rahatlıyorsunuz. Okudukça Muggle olmak benim kaderimde olmamalıydı diyorsunuz. Üzerinde söylenebilecek çoğu şey belirtilmiş aslında. Çünkü her bir okuyucu için hissettirdikleriyle özel bir yere sahip oluyor bu kitap.

Baskı: Amerika'da Alabalık Avı

Richard Brautigan'ın kaleme aldığı ilk romanı. Roman denilemez aslında, birbirinden alakasız sayıklamalarla örülü. Kitap, Richard ve eşi ile yaptıkları yolculuklar sırasında yazılmış. İlginç olmakla beraber, sıkça birbirinden kopuk paragraflar ve sıra dışı, hayal gücü bezeli fikirlerle dolu. Biraz sürrealist diyebilirim. Mizahi açıdan gene doyurucu. Ancak bana hitap etmediğini belirtmem gerek çünkü kitabın akıcılığı neredeyse yok. Kendimi okumam için sıklıkla zorladım ve bitmesini bekledim.

Babili Düşlemek
4/1016.07.2014

Baskı: Babili Düşlemek

Talihsiz Kadın'dan sonra elime düşen Riçırd kitabı. Açıkçası sanırım beklentim biraz yüksekti ki pek başarılı bulamadım bu romanı. Yazarın kendi tarzıyla yazılmış olmasına rağmen bir şeyler eksik geldi bana. Mizahi yanı kuvvetli, karakterleriyle kendine çeken bir kitap. Aslında biraz üzücü bir konuya sahip çünkü Babil'i düşlerken yaşadığı hayatta daima başa, yani çukura dönen bir özel dedektifin hikayesi bu. Kitabı olayların açıklanmasını bekleyerek okudum ama nedense bir sonuca bağlanmadı. Belki de bu yüzden pek sevemedim. Ayrıca elimdeki Altıkırkbeş Yayın'ın 1. Basımında yaklaşık on sayfa tekrar basılmış ki bu da hoş olmamış.

Yürüyen Ölüler
5/1012.07.2014

Baskı: Yürüyen Ölüler

Dizisini takip ettiğim bir dönemde alıp uzunca süre okumayı ertelediğim klişelerle dolu bir kitap. Dizi ile spoiler sayılamayacak bir bağlantısı var. Kitap benim için sıradan macera/aksiyon eserler kategorisinde. Kendini okutturuyor, sürükleyici, fazla düşünmeye gerek yok. -Spoiler barındırabilir.- Kitap, genel olarak The Governor'ın Woodburry'e gelmeden önce, hastalığın başladığı ilk andan itibaren yaşadıklarını anlatıyor. Her ne kadar Philip Blake'ın aslında bizim Governor olacağını tahmin etmiş olsam da, kitabın sonu ters köşe ile bitiyor. Son sayfalara doğru gittikçe hızını arttırıp psikolojik olarak daha da sorunlu hale gelen karakterlerle, bu cehennem senaryosundan sağlam bir ruh haliyle kurtulmanın imkansızlığı gösteriliyor. Karakterlerin kırılma noktası Penny'nin ölümü ve onun da bir zombiye dönüşmesi ile oluyor. Her karakterin klişe sayılabilecek özellikleri var ama bu gene de rahatsız etmiyor. -Spoiler barındırabilir.-

Az
7/1003.07.2014

Baskı: Az

Hakan Günday'ın okuduğum üçüncü ve diğer ikisinden (Kinyas ve Kayra, Piç) farklı bulduğum kitabıdır. Kitabı bitirdiğimde yeterince etkilendim ve bir kez daha Günday'a hayran kaldım. Bu kitapta olaylar daha hızlı ilerlemesine rağmen, okuması daha kolaydır. Çünkü uzun tespitler ve betimlemeler değil, ağır olaylar ve tesadüflerle bezelidir. Bu da akıcılığı arttırmıştır. -Spoiler barındırabilir.- Tesadüfler zinciri her ne kadar göze batsa da; merakı arttırıp, olayları tekrar düşünmeye itiyor. Uç noktalarda yaşanan olayların olağanüstülüğü açıkçası benim hoşuma giden bir öge. Özellikle Hakan Günday'ın bu konuda gerçek ve rahatsız edici bir yeteneğe sahip olduğunu düşünüyorum. Derdâ'ya tecavüz eden 52 adam, Derda'nın annesini parça parça kesip gömmesi... Bunlar, sayfalarca psikolojik tasvirlerle kitabın içinde yoğurulması gerekirken Günday bunu öz bir şekilde yazmış. Bu, okuyucuyu ağır olaylardan fazla etkilenmemesini sağlıyor. Kitabın çıkış noktasının (cemaat, tarikat, töre vb.) gerçekçiliği ise üzücüdür. Kitabın benim için farklı olmasının sebebi ise bir bölümünün Derdâ'nın, yani kadın bir karakterin ağzından yazılmış olması. Ne Piç'te ne de Kinyas ve Kayra'da kadınlar önemsenmiş, sadece birer araç olarak kullanılmıştı. Günday'ın diğer kitaplarını okumadığımdan benim için ilktir. Son olarak, kitabın mutlu sonla bitmesi ise ayrı bir güzeldir. Normalde buruk bir tat bırakan Günday, bu mutlu sonu yazarak beni de mutlu etti. -Spoiler barındırabilir.-

Baskı: Hayaletin Garip Huyları

Stephen King'in kısa hikaye yazmakta çok da iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. Kitabın içerisindeki çoğu hikaye filmlere aktarılmış. Her ne kadar başarılı olmadıklarını az çok tahmin edebilsem de, izlemeye çalışacağım.Elime şans eseri Altın Kitaplar Yayınevi'nden çıkma ilk basımı geçtiği için o eski kitap kokusuyla güzel okundu. Kitaba adını veren ilk hikaye Hayaletin Garip Huyları (Sometimes They Come Back) açıkçası benim için hayal kırıklığıydı. Çıkış noktası ne kadar güzel de olsa biraz aceleye getirildiğini düşünüyorum. İkinci hikayemiz ise Hortlaklı Köy (Jerusalem's Lot) tam bir H.P Lovecraft havasındaydı. Konu, olayın anlatılışı derken bir anda Necronomicon'a bağlanacak falan sandım. Havasını beğendiğim bir atmosferi vardı. Üçüncü hikayemiz olan Son Bir Kadeh (One for the Road) de fazla iyi sayılmazdı. Hikayedeki esrarlı mekan gene Jerusalem's Lot olduğu için hoşuma gitti. İşte güzel bir hikaye! Mısırın Çocukları (Cildren of the Corn) güzel bir Supernatural bölümü gibiydi. Heyecan vericiydi ve okurken çok zevk aldım. Sanırım en parlak hikaye bu oldu benim için. Gri Madde (Grey Matter) ise diğer hikayelerden biraz farklıydı. Bu sefer konu biyolojik bir ürkütücülüğe sahipti. İdare ederdi. Ben Bir Kapıyım (I am the Doorway), okuduğum iyi bilim kurgu hikayelerden biri oldu. Korkudan daha çok merak uyandıran gizemli bir havası vardı. Kapak resmi de bu hikayeye ait. Canavar (The Mangler), üzerinde biraz daha uğraşılsa olacakmış aslında. Gene bir Supernatural havası vardı ancak sonu havada kaldı maalesef. Umacı (The Boogeyman) vasat bir hikaye. Klişe, ortalamanın altı bir korku filmi çıkaracak potansiyelde. Ne İstediğini Biliyorum (I Know What You Need) şaşırttı. Hortlaklı Köy'de beklediğimi burada bulmuş oldum aslında. Hoşuma gitti bu hikaye. Bırakanlar Şirketi (Quitters, inc.) sigara içenlerin empati kurarak okumasıyla korkutucu olabilecek bir hikaye. İtiraf etmeliyim ki, iradesiz bir insanın başına gelebilecek en kötü şey bu olurdu herhalde. Ve son hikayemiz Kamyonlar (Trucks) kötü bir kapanış oldu. Hızlı başladı ve iticiydi. Tatmin edemedi. Son olarak, küçükken okuyup korkmam gereken hikayeleri bu yaşımda okuyunca etkilenmedim haliyle. Çıtır çerez niyetine okunur.

Baskı: Galaksi Kıyısında Geceyarısı Pikniği

Finaller bittikten sonra sahip olunan kafaya iyi gelen kitap. Arman Kal'ın Kutsal Penis ve İşe Yaramaz Kafatası'yla beraber hayal gücünüzü zorlayacak derecede betimlemelere, düşüncelere ve düşlere sahip. Kitabı fazla irdelemeden özetlemek gerekirse kaçık bir ihtiyarın kendisi gibi kaçık olan babasını araması diyebilirim. Ama bu kadarıyla es geçilemez; sürrealizmin güzel kıyılarından, evrenlerinden ve bir dakika düşünüp kafanızda canlandırmanız gereken cümlelerinden oluşan bir kitap. Maalesef herkese önerilebilecek bir kitap değil çünkü bir sınırsız bir düşünce yapısı var romanın. İşte Arman Kal'ın farklılığı en güzel bu noktada başlıyor. Eğer bu "saçmalık" yadırganmadan okunursa sayfalar, çok eğlenebilir insan. Yeraltı edebiyatını seviyorum.

Kendine Ait Bir Oda
9/1022.05.2014

Baskı: Kendine Ait Bir Oda

Okuduğum ilk Virginia Woolf kitabı. Benim için iyi bir başlangıç oldu. Okuması zor bir kitap itiraf etmeliyim ki. Bu kitap okunmadan önce belirli bir bilgi birikimine sahip olmalı ve gerektiği yerlerde araştırmalar yapılmalı ki, daha iyi kavranabilsin. Kişisel gelişim kitaplarından haz etmem ama bu kitap benim istediğim türde bir kişisel gelişim kitabıdır. Kitapta en hoşuma giden kısımlar ise Shakespeare analojisi, "Kadınlar ve Kurmaca Yazın" başlığının kurmaca bir yazı adı altında irdelenmesi ve bütün nesnelliğinin yanı sıra söyleşi tadında ilerlemesi. Alıntılar alarak kitap hakkında bir kaç güzel noktaya değinmek istiyorum. Kitapta sanılanın aksine feminist bir akım değil, objektif bir yaklaşım vardır: "Ama heyhat, yapmamaya karar verdiğim bir şeyi yapmıştım; hiç düşünmeden kendi cinsimi övmeye dalmıştım. <<Son derece gelişmiş>> - <<olağanüstü karmaşık>> - bunların övgü sözcükleri olduğu yadsınamaz ve kişinin kendi cinsini övmesi her zaman kuşku uyandırır, çoğunlukla aptalca bir şeydir çünkü; dahası bu durumda kişi söylediklerini nasıl doğrulayabilir? Kişi haritaya bakıp Kristof Kolomb Amerika'yı keşfetti ve bir kadındı diyemez; ya da eline bir elma alıp Newton bir kadındı diyemez; ya da göğe bakıp yukarıda uçaklar gidiyor, uçakları kadınlar yaptı diyemez. Duvarda kadınların boyunu tam olarak ölçecek bir işaret yoktur. İyi bir annenin niteliklerini ya da bir kızkardeşin doğruluğunu ya da bir evdeki kahya kadının becerilerini ölçüye vurabileceği düzgünce santimlere bölünmüş bir mezura yoktur." Kadının bastırılmışlığının en çok olduğu alanlardaki cümleleri üzerinde düşünülesiydi: "Çünkü bekaret birtakım toplumlarca bilinmeyen nedenlerden icat edilmiş bir fetiş olabilir." "O son derece ilginç konu, erkeklerin kadınların eldeğmemişliğine verdikleri değer ve bunun kadınların eğitimi üzerindeki etkisi tartışılmak üzere kendini ortaya koyuyor." Şöyle güzel satırlar da var kitapta: "Ve böylece romanlar çokluk panzehir olmak yerine bir uyuşturucu olduklarından ve kızgın bir damgayla dağlayıp harekete geçirmek yerine kişiyi derin uykulara gönderdiklerinden..." Son olarak, bence kitabın asıl anlatmak istediği ise şu satırlardır: "Ve amatör bir anlayışla, ruhun, biri eril biri dişil iki gücün içinde bir arada var olacağı bir tasarım çizmeye koyuldum: erkeğin aklında, erkek kadına baskın çıkıyor; kadınınkinde ise kadın erkeğe baskın çıkıyor. Her ikisi bir arada uyum ve tinsel işbirliği içinde yaşarlarsa normal ve rahat bir ruh hali ortaya çıkar. Kişi erkekse, aklının kadın olan bölümü de etken olmalıdır ve bir kadın da aynı ölçüde içindeki erkekle ilişkide bulunmalıdır. Belki de Coleridge üstün bir aklın çifte cinsiyetli olduğunu söylerken bunu kastetmişti. Ancak bu iç içe geçme gerçekleştirilirse akıl tam anlamıyla verimli olabilir ve tüm gücünü kullanabilir. Belki de katışıksız eril olan bir zihin, yine katışıksız dişil olan bir zihin gibi, yaratıcı olamaz." Her kadının okuması gereken kitaptır.

Kinyas ve Kayra
7/1021.05.2014

Baskı: Kinyas ve Kayra

Hakan Günday'ın Piç'ten sonra okuduğum kitabı. Günday'ın ilk kitabı ve lise zamanlarında başlamış yazmaya. Bazı kitapları, altını çizmeden okuduğum zaman yeterince sindiremediğimi düşünürüm. Kinyas ve Kayra da sindirilecek o kadar çok satıra sahip ki. Tespitler ve kelime oyunları ile kendini okutturabiliyor. Hakan Günday'ın kitapları, insanın kendisini basit hissedecek bir megalomanlığa, marjinalliğe ve nihilistliğe sahip oluyor. Gene de Kinyas'ı da Kayra'yı da seviyor insan. Günday'ın ilk romanı olduğundan herhalde bazı konulardaki eğretiliği hissediyor insan. Aksiyonun yer yer mantık çerçevesinden çıkması, fazla sadizm ve mazoşizm gibi. Ama en önemlisi de Piç'de olduğu gibi ana karakterlerin birbirine çok fazla benzemesi ve hatta karıştırılması. -Azıcık spoiler olabilir.- Karakterlerin sonlarının tahmin edilebilir kurgulanması, Hakan Günday'ın olay örgüsü içinde rakısıyla beraber olması, Anita ve Melis'in aslında aynı olması ve yardımcı karakterlerin de en az ana karakterler kadar ilgi çekici olması da kitaptaki diğer hoş ayrıntılar. -Azıcık spoiler olabilir.- Diğer bir yandan da bu kitaptan çıkarılacak en önemli düşünce benim için, insanın seçimleriyle var kalabilmesi/olabilrmesidir. Kitap, hayatımın gençlik döneminde Kayra'nın güzelliğiyle hatırlanacak bende. "Varlığıma nedensizlikten delirdim ben."

Baskı: Ürkünç Susie ( Ve Sorunlu Çocuklar İçin 13 Trajik Öykü )

Hasta, psikopat ve komik bir kitap. Büyüklere masallar. Güldürüyor. Ama İstiridye Çocuğun Hüzünlü Ölümü'nden sonra tatmin etmiyor ki. Bi' de zaten sekiz dakika sürüyor kitap. Rosie'nin Kaçık Annesi ve dick&muffy en hoş çizimlere sahipti. Kitabı okuması beş dakika ve resimleri incelemesi de üç dakika diyerek sekiz dakikalık farklı bi' kafanız olsun. Ayrıca Angus Oblong'un palyaço makyajıyla gezen biri olması da "benim olayım bu, kardeş" der gibi.

Baskı: Karanlık Ruhlar Gobleni

Ravenloft'un dünyasına giriş yaptığım kitap. Fazla kasvetli, karanlık ve iç bunaltıcı. Okurken çoğu zaman sadece ne olacağını merak ettiğim için devam ettim kitaba. Gene de kendini okutturdu. Fantastik eserler seviyorsanız okunabilecek bir seçenek. Ama diğer Ravenloft romanlarından başlamanızı öneririm. Daha iyi bir başlangıç olur belki de. Ayrıca kitapta geçen Morgoth'un Yüzüklerin Efendisi'ndenki Melkor'u anımsattı, güzeldi. Maeve ise en sevdiğim karakterdi kitaptaki.

Aylak Adam
8/1028.03.2014

Baskı: Aylak Adam

Adını uzunca süre duyup almaya üşendiğim ancak evdeki eski kitapların arasında bulunca okuduğum kitap. Yakın aralıklarla okuduğum için mi bilmiyorum ama Hakan Günday'ın Piç'inin bu kitaptan esinlenmiş olduğuna inanmak istiyorum. 30. sayfadan sonra kitabı bırakmayı düşündüm çünkü hiçbir şey anlamamıştım. Tekrar başlayınca daha iyi kavradım. Aylak Adam'ın her bir düşüncesi sizi de düşünmeye itiyor. -Spoiler- Piç ile benzer yanı ise bu toplumsal aykırılığın gene babaya bağlanıyor oluşu. Neden evlatları buna iten hep babaları oluyor? Aylak, neden O'nu bulmuşken vazgeçiyor peki? Bay C. her şeydeki umutsuzluğuna rağmen saf sevgiye olan inancını hiç kaybetmiyordu. Yazarın bunu engellemesi acımasızlık. Benim için en güzel diyalog ise; "Plajda uzanmış konuşuyorduk. Ona en sevdiği ressamı sordum. -Van Gogh, dedi. -Neden? -Kulağını kesebilmiş, sol kulağını. Bunu yapan ilk adam o. Sustu. Az sonra değişik bir sesle, -Ama o bile eksik adamdı. Tımarhanedeyken yaptığı kendi portresinde insanlara yüzünün kulaksız yönünü gösteremedi. Tam adam yok!" -Spoiler- İçindeki her bir psikolojik çözümlemenin üzerinde düşünmeli. Ve Piç gibi, bu kitabı yalnızca anlayabileceğinizi düşündüğünüz insanlara önerin. "Bir çeşit umutsuzluktan kurtulmak için içiyorum. Belki kendi kendimden." "Biri çıkıp yazsa... ben? yapamam; yaşamak varken. Ben ya ararım ya da yaşarım." "Karıncalar çıktı mı acaba? Karıncalar bilmeden severler." Biz de paralı olsak, biz de aylak olurduk be.

ÖncekiSayfa 2 / 3Sonraki