Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Tanzimatın Validesi Bezm-i Alem (Derd-i Aşk)
ROMANA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMEM: Romanın kurgusu ve konusu mükemmel olmuş. Romanda anlatılanlar okuyucuyu öyle bir kendine bağlıyor ki kitabın sonuna kadar merak içinde kalıyorsunuz. Dili bakımından Mine Sultan Ünver’in okuduğum diğer tüm romanları içinde en beğendiğim roman. Osmanlıca kelimeler arada bir okuma hızınızı düşürse de yine de romanı elinizden bırakamıyorsunuz. Romanda tarihin derinliklerinde dolaşırken bir yandan da büyük aşkı okuyup, bu aşk uğrunda çekilen ızdıraplara şahit olacak ve bu aşkın sonucuna çok şaşırarak hayret edeceksiniz. Abdülmecit Han’ın yaşamıyla ilgili pek duyulmamış olayları okuyup öğrenince çok şaşıracaksınız. Osmanlının neden ve nasıl çöktüğünü daha iyi anlayacak ve bu olaylardan ders almamız gerektiğini bir daha anlayacaksınız. Osmanlının neden yıkıldığına dair ibretlik bir roman. Merhametli, cömert, hayırsever, yetim ve öksüzlerin sahibi, mazlumların, muhtaçların ve borçluların her daim yardımcısı, kimsesiz kızları evlendiren, Gureba Hastanesi, Valide Mektebi, Sıbyan Mektebi’nin yanı sıra Dolmabahçe ve Gureba Camileri, Galata Köprüsü, İstanbul’un pek çok yerine yaptırdığı çeşmeleri, sebilleri ile kütüphaneden matbaalara türlü hayratı bulunan, Mekke ve Medine’ye hizmet eden, çocuk yaşta tahta çıkan Sultan Abdülmecit Han’ın annesi İkinci Mahmut Han’ın hanımı olan Bezm-i Alem Valide Sultan’ın hayatını konu alan bu romanı okurken geçmişin tozlu sayfalarında kalmış tarihimizin eşsiz kadınlarından olan Bezm-i Alem Valide Sultan’ı daha önceden tanımadığınıza üzülecek ve ona hayran kalacaksınız.
Baskı: Ahrar
Muhteşem kurgusu ile dört bölümden oluşuyor. Ahrar sayfalar dolusu tarih, macera, aşk, tasavvuf gibi konuları ile tarihi roman türleri içinde harika bir yere oturacak. Kitabın 640 sayfa olması sizi korkutmasın çünkü romana başladınız mı elinizden bırakamıyorsunuz. Bugüne kadar ele alınmamış konusu ile pek yazılmamış bir dönemi çok farklı bir bakış açısı ile anlatıyor.
Baskı: Şair
Kitaba ilişkin değerlendirmem: Konusu ve anlatım biçimiyle Türk edebiyatının gelmiş geçmiş en büyük romanı olabilecek bu romanı alın, okuyun ve hayatınızı nasıl da ikiye ayırdığını görün: Şair’i okumadan önceki ve okuduktan sonraki hayatınız. Kesinlikle hayatınıza etki edecek ve etkisinden uzun süre kurtulamayacaksınız. Etkisinden kurtulduktan sonra hazine arayan biri gibi tüm kitap satılan yerlerde Rafet Elçi imzalı kitapların peşine düşeceksiniz. Ağzınız açık büyük bir hayranlıkla kitabı okurken anlatımın üstünlüğü sizi büyülerken, yazar nasıl oldu da böyle şeyler düşündü ve yazdı demekten kendinizi alamayacaksınız. Okuduğumda zevk aldığım, bazı sayfalarını, bölümlerini geri dönüp tekrar tekrar okuduğum bitirdikten sonra yine baştan başlayıp okumayı düşündüğüm bir şaheser. Kitabı okuduktan sonra tüm bu yazdıklarımın abartı olmadığını görecek, bu kitabı okuduğunuza kesinlikle çok sevinecek ve daha önce okumadığınız, bu kitaptan haberdar olmadığınız için hayıflanacaksınız. Başının ve sonunun nerede olduğunun belli olmadığı, şiire âşık insanların yaşadığı çöllerde dünyada daha güzelini hiçbir gözün görmediği Sara için, iki şairin çöl ortasında güneşin acımasız sıcaklığıyla kuruyan dudaklarının suya olan hasretinden daha büyük, derin bir istekle Sara’yı arzulamaları ve O eşsiz güzelliğe sahip olabilmek için şiirleriyle mücadele etmeleriyle roman başlıyor. Tuleyle ve Zeyd iki hırslı âşık şair. En güzel şiiri yazıp söyleyen, Sara’ya sahip olacak. Tuleyle’nin kendisine ait olmayan sözlerle hile yapıp yarışmayı kazanması. Zeyd’in yenilginin verdiği acıyla başını alıp dillerini bilmediği insanların yaşadığı soğuk ve uzak diyarlara gitmesi. Aşk, vicdan azabı, savaş, tarih, gözyaşının iç içe bulunduğu akıcı ve özgün üslubu ile bu roman tam bir başucu kitabı. Kitapta Persler, Doğu Romalılar, Türkler, Ermeniler, Gürcüler, Agvanlar, Avarlar, Çinliler ve Araplar hakkında tarihi bilgiler ara ara verilmiş. Özellikle Batı Türk İmparatorluğu, Araplar, Persler ve Doğu Romalıların yaşam şekilleri, medeniyetleri ve savaş sanatları hakkında çok çarpıcı bilgiler ediniyorsunuz. Savaş sahneleri o kadar canlı tasvir edilmiş ki kitabı okurken savrulan kılıçların başınızın üstünden geçtiğini sanıyorsunuz. Mideniz kaldırmayacaksa savaş sahnelerindeki vahşeti okumamanızı öneririm. Tüm bu olaylarla beraber İslamiyetin doğuşuna, yayılışına Hz Muhammed’in (sav) peygamber oluşuna tanıklık ediyorsunuz romanın arkaplanında. Sözün özü bu kitap tam bir klasik olmaya aday. Yüzyılın romanını yazdığı için yazar Rafet Elçi'yi tebrik ediyorum… Beni bu kitapla tanıştıran Mine Sultan Ünver’e de teşekkürlerimi sunuyorum.
Baskı: Efsane
Son zamanların en çok konuşulan kitaplarına imza atan İskender Pala’nın eşsiz kaleminden yepyeni bir kitap daha! Dünyaya nam salmış bir denizcinin hikayesi. Onun adı Kızıl Sakal, onun adı Barbaros ve o bir efsane. Adının geçtiği yerde sesi soluğu kestiren, denizin tek efendisi. Müthiş, sürükleyici, nefes kesici bir hikayeyi konu alan Efsane (Bir Barbaros Romanı), kusursuz anlatımıyla her olayı gözünüzde canlandırmanızı sağlayacak. Okurken kendinizi kaybedeceğiniz bu eşsiz eser, tarihe ışık tutuyor.
Baskı: Hilalin İki Ucu
Mine Sultan Ünver'in sıkılmadan okuyabileceğiniz, masalsı, sade anlatımlı, oldukça akıcı bu yeni romanını da zevkle bir solukta okuyacaksınız. Aşkla işlenmiş tarihi bir roman ancak bu kadar anlaşılır ve sürükleyici olabilir. Bu kitapla tarih okumayı daha çok sevecek, Endülüs tarihine farklı bir bakış açısıyla bakacaksınız. Hilalin İki Ucu’nda Mine Sultan Ünver macerayı, aşkı ve tarihi muhteşem bir anlatımla iç içe yoğurup okuyucuyu etkilemeyi başarıp, kitabın içine çekmeyi başarmış. Fatih Sultan Mehmed'in Endülüs'te zor durumda bulunan müslümanlara yardım etmek amacıyla neler yapılabileceğini anlamaları için bir grup yeniçerisini yollayıp oradaki durumu araştırmalarını istemesiyle başlayan heyacan sayfalar ilerledikçe daha da artıyor. Romanı satır satır okurken kardeşin kardeş kanı döküldüğü yerlerde içiniz yanacak, üzülecek, iki oğlu ile birlikte kocası tarafından terk edilmiş güzel ve genç bir kadının kendini kitaplara ve kitap yazıcılığına vermesi, esir düşüp idam edilecekken Osmanlı yeniçerileri tarafından kurtarılması ve onlara yardım etmesi, yakılmaktan kurtarıp gizli bir yerde sakladığı kitapları yeniçeriler aracılığı ile İstanbul'a göndermesi ve genç ve güzel dul Amber'le Osmanlı yeniçerisi Deliormanlı Poyraz arasında yavaş yavaş gelişip derinleşen aşkın beşeri aşktan ilahi aşka yönelişi macera ve heyecan dorukta bir şekilde anlatılması insanı derinden etkileyip kitaba bağlıyor. Böylelikle biraz sonra ne olacak merakı içinde kitap ellerinize yapışıp kalıyor. Romanın ifadesi ile "Batıda iz bırakan doğu güneşi" Endülüs'ün iktidar hırsı yüzünden kardeşler arasında çıkan kavga sonucu müslüman halkın birbirine düşmesi ve günden güne Endülüs’ün zayıflaması sonucu Kastilya Krallığı (İspanya) tarafından yıkılarak yok edilmesi akıcı ve sürükleyici bir dille film tadında anlatılmış. Kitapta Endülüs Emevileri'nin bilim, sanat, edebiyat ve yaşam tarzı gibi konularda dünyada ilkleri gerçekleştirdiğini ve tüm dünya medeniyetlerine bu konularda beşiklik ettiğini öğrendikçe hayrete düşüyor insan. Örneğin; Nobel ödüllü Fransız Fizikçi Pierre Curie şöyle der, “Endülüs’ten bize otuz kitap kaldı, atomu parçalayabildik. Eğer yakılan bir milyon kitabın yarısı kalmış olsaydı, çoktan uzayda galaksiler arasında geziyor olurduk.” MESUT SOLMAZ
Baskı: Kraliçenin Pireleri
Tarık Bey gerçekten hastayım denemelerinize. Tüm kitaplarınızı okudum. Adım adım takipteyim sizi.
Baskı: Abdülhamid Son Hükümdar
Kitabın ilk yüz sayfasının dili ağır. Kitabın ilk yüz sayfası biraz ağır ve sıkıcı ilerliyor fakat sabredip okumaya devam ederseniz heyecan, merak ve hızlı gelişen olaylarla romanın bir parçası olup romanın içinde sürüklenip gidiyorsunuz. Vatanını, milletini, kendinden ve tüm sevdiği insanlardan öncelikli tutan, üstün zekâsı ve dinine bağlılığıyla merhamet abidesi biri olan 2. Abdülhamid’i bize vatan haini, kızıl sultan olarak lanse edenlerin emellerine ulaşmak için her yolu deneyip bunda da başarılı olduklarını görmek ve tüm bu olaylara şahit olmak insanın yüreğini yakıyor. Kendisine suikast girişiminde bulunan kişileri çok kısa bir sürede yakalatması, onları sarayına getirtip konuşmaları, Abdülhamid’in kendilerine yanlış tanıtıldığını anlamaları, suikastçıları affetmesi ve onları kendine bağlaması v.s. harika bir kurgu olmuş. Romanı okurken olayların içinde yazar 2. Abdülhamid ve dönemi hakkında ayrıntılı bilgileri de okuyucuya ara ara veriyor. Sosyalist bir suikastçının gözünden 2. Abdülhamid’in anlatılması farklı olmuş. Kısacası haksız ithamlarla bugüne kadar karalanan bir Sultanın hayat hikayesi ve yaşadığı dönemdeki olayları roman tadında okuyup bilgilenmek isteyenler için güzel bir kitap.