Türkay Baran
@Türkay Baran

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Arzunun Botaniği
8/1026.07.2016

Baskı: Arzunun Botaniği

Pollan'ın kitabı dört bölümde, dört arzu temelinde ele alınan bitkiler üzerinden doğa ile insan arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Arzu Tatlılık (Lezzet, Tad ?), Bitki Elma Arzu Güzellik, Bitki Lale Arzu Sarhoşluk, Bitki Marihuana Arzu Kontrol, Bitki Patates bölümlerinde ilginç bilgiler, bitki - insan evrimleşmesi üzerine etkileyici savlar ele alınıp tartışılıyor. Pollan'ın akıcı üslubuyla rahatça okunan, Sevin Okyay'ın güzelim Türkçesi ile daha da değerlenmiş, iyi tasarımlı, okunası bir kitap.

Baskı: Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar

Graebe'in bu kitabı Anarşizm'in tanımı ile açılıyor. İlk ve ikinici bölümde anarşist ilişki biçimleri, hiyerarşik olmayan toplum mümkün mü? sorusu etrafında literatür özeti veriliyor. Halihazırdaki Anarşist Antropoloji üçüncü bölümü oluşturuyor. Duvarları havaya uçurmak başlıklı dördüncü makale ardından, GraeberVar Olmayan Bilimim Öğretileri üzerine tartışma açıyor. Son bölümde ise Antropoloji başlığıyla kitabı tamamlıyor. Anarşizm'i "... pratik hakkında etik bir söylem" olarak ele alan Graeber, toplum içinde "entellektülerin rolü doğru stratejik analizlere ulaşıp, sonra da kitlelere önderlik edebilecek bir seçkinler sınıfı oluşturmak değildir. Peki, ... nedir?" diye soruyor. "... dünyada fiilen var olan kendi kendini yöneten toplulukların, piyasa dışı ekonomilerin ..." incelemesini tarihçilerden ve sosyologlardan çok antropologlar olduğunu belirten Graeber, bu türden etnografik çalışmaların, anarşizmle antropolojiyi "tuhaf biçimde yakınlaştırdığını" ifade ediyor. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanmış, akademisyen olan Bengü Kurtege Sefer'in özenli çevirisiyle rahatça okunan, üzerinde çok düşünüp, tartışmak isteyeceğiniz keyifli bir kitap.

Baskı: Aşık Bir Adam (Kavgam Cilt 2)

Kavgam'ın ikinci cildi, Âşk üzerine... "Hayatımda ilk kez gerçek anlamda mutluydum. Hayatımda ilk kez mutluluğuma gölge düşürecek hiçbir şey yoktu. Sürekli beraberdik, her yerde birdenbire kenetleniyorduk, trafik ışıklarında, restoranda masada otururken, otobüslerde, parklarda, birbirimiz dışında hiçbir talep, hiçbir arzu yoktu. Tamamen özgür hissediyordum, ama sadece onunla beraberken, birbirimizden ayrıldığımız anda onu özlemeye başlıyordum. Arkadaşlarımız bizimle beraber olmanın tahammül edilemez olduğunu söylüyordu, gözümüz başkasını görmüyordu, ve doğruydu, kurduğumuz dünya dışında bir dünya yoktu." "Âşıkların yaptığı gibi, birbirimize hakkımızdaki her şeyi anlattık, bunun sonsuza dek böyle gitmeyeceğini bilmemize ve sürebilme ihtimalinin korkutucu olmasına rağmen –çünkü bunun, bütün bu mutluluğun bir yandan da dayanılmaz bir tarafı vardı– sanki bunu bilmiyormuşuz gibi yaşadık." "İşte böyleydi, her şey anlam doluydu ve hayatlarımız birbirine örülmüştü." Knausgård, oluşturduğu biçim üzerinden yazmaya devam ediyor. İnsani olan üzerinden devam eden dizinin ikinci kitabında, sadece âşk değil, sanat üzerine, büyümek üzerine, etkilenmek üzerine düşüncelerini de okuru ile paylaşıyor. Knausgård, günlük yaşamının çok ince detaylarını aktarırken, ilişkisi içinde zamanda geziyoruz. Çocuk puseti ile Stokholm sokaklarında gezerken, bir yandan o andaki hava durumu, mekân, çevre detaylarını aktarıyor. Derken birden hissettiklerinden yola çıarak, kendimizi Linda ile ilşkisinin geçmişinde, aile/arkadaşlar ile yaşananlar içinde buluyoruz... Bazen, herhangi bir olay örgüsü içinde birden sanat, edebiyat, yaşam, ölüm, melekler, inanç, çocuklar... gibi bambaşka bir alanda sayfalarca devam eden bir -iç- tartışmanın içindeyiz... Arkadaşlarıyla birlikte, felsefi derinliği olan, ya da kişiliklerle ilgili bir tartışmanın içindeyken, birden yazarın içsesiyle süregiden bir anlatının içine giriyoruz... Kitabın alt başlığında olan Âşık bir adam kitapta var elbette. Ama sadece âşık değil, öfkeli, kendini tanımaya çalışan, sorgulayan, değerli, değersiz hisseden... yaşayan bir insan... Varolmanın güçlüğünü, yaşam mücadelesini (Kavgam=hayat mücadelem) yalın biçimde sergileyen, gerçek hikayesini okurla paylaşırken, insanlığın ortak mücadelesini yazıya döken Knausgård zor konuları başarıyla ele alıyor... Özenli baskı, çeviri için MonoKL kitap bir kez daha teşekkürü hak ediyor. Knausgård'ın Çocukluğu, büyümeyi ele aldığı üçüncü cildi merakla bekliyoruz...

Cathay
8/1027.06.2016

Baskı: Cathay

Cathay... 1- Ezra Pound için alınmalı... 2- Ülkü Tamer'in duru çevirisi için okunmalı... 3- Kapak tasarımına dönüp dönüp bakılmalı... Hemen okunmalı, tekrar dönülmeli, orijinal dili ile karşılıklı tekrar okunmalı... Jaguar kitap güzel edebiyat ürünleri vermeye devam ediyor...

Kavgam / Cilt 1
10/1027.06.2016

Baskı: Kavgam / Cilt 1

Türkçe'de ikinci cildi Haziran 2016'da yayınlanan, çok tartışılan, çoksatan, türü konusunda anlaşmazlıklar devam eden altı ciltlik binlerce sayfalık bir dizinin ilk kitabı Kavgam... Knausgård'ı da şaşırtan büyük bir başarı yakalayan, Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" dizisi le kıyaslanan kitapların klasik anlamda "roman" olmadığı kesin. Ancak nasıl bir tür ? halen tartışılıyor. Yazarın roman türü içinde en büyük başarısı tam da bu noktada... Otobiyografik bir hikaye gibi görünen kitap boyunca yazar, kendi özel hayatını anlatıyor (?). Ya da okur olarak bizler öyle düşünüyoruz. Çünkü, roman boyunca yaşananlar öylesine detaylı, gündelik hayatın sıradanlığı içinde veriliyor, öylesine yakından tanıklık gerekiyor ki, okur kuşkusuz bir otobiyografi okuduğunuzu düşünüyor (altı ciltte, 3600 sayfa da benzer biçimde sürüyor anlaşılan)... Knausgård gerçek ile kurgu arasındaki sınırı ortadan kaldırırken, her kitabında hepimizi çok meşgül eden insani konuları ele alıyor. Birinci kitap, aile içinde bir ölümden hareketle ölüm temasını işlerken, ikinci kitapta aşk ele alınıyor. Knausgård yaşadıklarından yola çıktığını, bu nedenle hikayesinin "gerçek", "inandırıcı" olduğunu kitabında da ifade ediyor. Geçmişine, duygularına, sırlarına, hatta varlığına ilişkin öylesine özel detaylara giriyor, uzun uzun anlatıyor ki, okuru şaşırtıyor. Böylece okur kâh kendisinin de zaman zaman yaşamış olabileceği anılarla karşılaşıyor, kâh çok mahrem anılara tanıklık ediyor olmanın mahçubiyetini yaşıyor. Böylece yazar kurgusu içinde okuru da izleyici, yoldaş, paydaş, yargılayıcı konuma getirebiliyor. Kitabın bu bu tuhaf ruh haline taşıdığı okur, zor bir hikayeyi hızla okuyabiliyor. Böylesine "sıradan" görünen, gündelik hayat içinde her birimizin karşılaşabileceği sıkıntılı durumları aktaran yazarın, sayfalar boyu durmaksızın ilerleyen öyküsünü kitabı elinizden bırakmak istemeyerek okuyup bitiriyorsunuz. Knausgård, yazma eylemi üzerine düşüncelerini de kitabında okurla paylaşıyor " ... biçim edebiyatın önkoşuludur. Bu edebiyatın tek yasasıdır. Her şey biçime boyun eğmelidir. Yazının herhangi bir ögesi biçimden güçlüyse, örneğin stil, olay örgüsü, tema gibi öğelerden herhangi biri kontrolü ele geçirirse, sonuç zayıf olur. Stil bakımından kuvvetli yazarların böylesine sık kötü kitaplar yazmaları bu yüzdendir. ... Yazmak yaratmaktan ziyade, yıkmakla ilgilidir." Kavgam, ismi ile de çok tartışılan (ingilizceye My Struggle olarak çevrilmiş) okunmaya değer, okunması gereken bir kitap... Samimi, gerçek, sarsıcı, yıkıcı... Tertemiz çeviri için Ebru Tüzel'e, özenli baskı için MonoKL yayınlarına çok teşekkürler... İkinci kitap aynı özenle basılmış. Umarız ki, diğer kitaplara da yakın zamanda kavuşabiliriz.

Baskı: Dylan Dog Mini Dev Albüm 4 - Tarladaki Çemberler

Lal kitap, numaralandırayı değiştirmekle kalmayıp, boyutu da değiştirmiş! Orijinal sayı 14 olan dev albüm sayı 4 olarak yayınlanmış... Öyküleme açısından çok iyi, çok başarılı paneller, çizimler içeren bu sayı Lal kitap tarafından boyutu küçültülerek berbat edilmiş. Çizgi roman (Comics), Tommiks-Teksas (Fumetti), vb ifadelerle hor görülen bu sanatın boyut seçiminin, panel oluşumunun sanatın önemli bir parçası olduğunu tekrar yazmak zorunda kalmak hazin... Bu alandaki Türkçe yayıncılarda çoğunlukla çeviri problemleri ile karşılaşılıyor. Basım kalitesi giderek artıyor, olumlu örnekler çoğaliyor derken, uzun zamandır İtalyan ÇR (Fumetti) grubu yayınlarıyla tanınan Lal kitap birden basım boyutunu değiştiriyor! Okura, yazara, çizere, çizgi roman sanatına saygı da neymiş..?

Hawthorn ile Child
7/1002.06.2016

Baskı: Hawthorn ile Child

Jaguar kitap tarafından yayınlanmış sıradışı edebiyat örneklerinden biri daha... Basit bir dedektiflik öyküsü gibi başlayan, ancak bu tarzın kalıplarının çok dışına çıkan bir roman(?)... Birbiriyle ilişkili (ya da ortak karakterler içeren) öykülerle devam eden bir olay örgüsü içinde, ilginç kişilikler, olaylar dizisi ... Kesinlikle kendine özgü bir tadı olan bir kitap... KİTAPTAN ALINTI Bütün gün hikâyeler okuyorum. Bütün hafta. Okuyorum. Dinliyorum. Hikâyeler, konular ve kurgular dinliyorum. Karakterleri elimde tartıyorum, meyve seçer gibi. Ağzımı büzüp, kafamı eğip tavsiyeler veriyorum. Şöyle yapsan hikâye daha anlamlı olurdu. Hikâye daha inanılır, karakterler daha cana yakın olurdu, hikâye daha iyi akar, eğer şunu şunu yapsan açık kalan yerleri de birleştirmiş olursun. Ve onlar da beni dinliyorlar. Ve insanlar da sonra bunları okuyor. İnsanlar gerçekten hayatlarının içinde bunları okuyorlar. Sayfalar numaralanmış ve numaralar ardışık. Orada beni gören olmadı. Yakalanmadım. Zaman uzayabilir ama asla kırılmaz. Asla kırılmaz. Benim dairemde açık kirişler ya da kancalar yok. İp var ama. İpim var. Hiç kullanılmamış. Gardırobumun üzerinde toplanmış bir şekilde duruyor. Kendimi hiç bu kadar kızgın hissetmemiştim. Hiç bu kadar kızgın ve soğuk olmamıştım. Bir bardak Highland Park dolduruyorum. Trainer’ı düşünüyorum. Onu merak ediyorum. Hayatını mahvetti. Ama bu onu yargılamak olur diye düşünüyorum ve parkı seyretmeye başlıyorum. Çıplak bir halde koltuğuma oturuyorum ve sislerin ardındaki çimleri, ağaçların üzerindeki soğuk ışıkları ve santim santim hareket eden, sallanan şeylerin canlı gölgelerine bakıyorum. Bir şeyi bilmek onu sonlandırır. Öldürür. Sönüp gider, hakkında karar verilmiştir, bitmiştir ve unutulacaktır. Bizi ayakta tutan bilememektir. Yoksa Trainer’dan bana ne? Bir entrikaya benzeyen beş para etmez hikâye taslağı neden umrumda olsun? Değil zaten. Tek yaptığım şey kendi yanlış anlamalarımı diğerlerinkileriyle kıyaslamak. Tek yaptığım keşke ben, ben olmasaydım demek. Aslında tek yaptığım şey başkalarının hikâyelerini dinlemeyi bıraktığımda benimle ilgili anlatılabilecek hikâyeyi oluşturmuş olmak.

Yaşamak
8/1002.06.2016

Baskı: Yaşamak

YAŞAMAK Jaguar kitap, güzel edebiyat örneklerini Türk okurlara sunmaya devam ediyor... Özenli çeviri, tasarım bir kitap, iyi edebiyat... Daha ne olsun? KİTAPTAN ALINTI Ardından, ihtiyar insanı duygulandıran boğuk bir sesle eski bir halk türküsü çığırmaya başladı. Önce uzunca bir giriş yaptı, sonra iki dize okudu: “İmparator, beni kızına istiyor. Başkent ırak, yolları uzak, oy ben istemem!” Yol uzak olduğu için, imparatorun damadı olmayı istemiyordu. İhtiyarın bu kendini beğenmişliği beni kahkahalara boğdu. Öküz yine yavaşlamaya başlamıştı, ihtiyar yine bağırarak onu azarladı: “Erxi*, Youqing, hadi bakalım, kaytarmak yok. Jiazhen ve Fengxia ne güzel işliyor toprağı, Kugen bile beceriyor bu işi.” Bir baş öküzün bu kadar çok adı olur mu hiç? Meraklı meraklı tarlaya yürüdüm, ihtiyara yaklaşınca, “Bu öküzün kaç adı var?” diye sordum. İhtiyar sabandan destek alarak doğruldu, beni tepeden tırnağa şöyle bir süzdükten sonra sordu: “Sen şehirlisin, değil mi?” “Evet,” diyerek başımı salladım. İhtiyar kendinden emin bir şekilde, “İlk bakışta anlamıştım zaten,” dedi. “Peki, bu öküzün gerçekte kaç adı var?” diye tekrar ettim. İhtiyar, “Bu öküzün adı Fugui. Sadece bir ismi var,” diye yanıtladı. “Ama sen az önce birkaç tane daha isim saydın.” İhtiyar keyifli bir kahkaha attı. Gizlice, eliyle işaret etti, beni yanına çağırdı, ben yaklaşırken bir şey söyleyecekti ama sonra vazgeçti. Öküzün kafasını kaldırdığını görünce hemen onu azarladı: “Kulak kabartma hemen, eğ başını önüne bakayım!” Öküz haliyle eğdi başını ve bu sırada ihtiyar bana şöyle fısıldadı: “Tarlayı yalnız başına sürdüğünü anlamasından korkuyorum, bu yüzden onu kandırmak için birkaç tane isim sayıyorum. Etrafında, diğer öküzlerin de onunla beraber tarlayı sürdüğünü duyunca üzülmez, daha verimli çalışır.” İhtiyarın, güneş ışığında hayat dolu gülümseyen esmer yüzündeki çizgiler neşeyle kırışıyordu. Tıpkı, tarladaki çamurla dolmuş arıklar gibiydi. Daha sonra, ihtiyar adam o kocaman yapraklı ağacın altına oturdu ve o güneşli öğleden sonra hikâyesini anlattı bana.

Baskı: Yirmi Birinci Yüzyılda Kapital

Piketty'nin 21. Yüzyılda kapital kitabı mutlaka okunması gereken bir kitap. Eşitsizlik, sermaye, büyüme, refah, vb. bir çok okura teknik gelebilecek konuları son derece anlaşılır biçimde, edebiyattan, gündelik hayattan örneklerle açıklıyor. Hakkında olumlu, olumsuz çok sayıda yazının yazıldığı kitaba ilişkin görüşlerimi yazmak yerine, kitabı ayrıntılı biçimde ele alan, türkçede okuduğum en kapsamlı, yararlı eleştirilerin linklerini vermem daha doğru olacak. Sayın Tuncer Şengöz'ün blogunda tekrar yayınlanmaya başlayan dört bölümlük yazıların linkleri aşağıdadır. https://sosyonomiblog.wordpress.com/2014/10/12/21-yuzyilda-sermaye-ve-pikettymania-hakkinda-bir-degerlendirme-1/ https://sosyonomiblog.wordpress.com/2014/10/16/21-yuzyilda-sermaye-ve-pikettymania-hakkinda-bir-degerlendirme-2/ https://sosyonomiblog.wordpress.com/2014/10/26/21-yuzyilda-sermaye-ve-pikettymania-hakkinda-bir-degerlendirme-3/

Baskı: Çağımızın Bilimleri

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu (BGST) yayıncılık tarafından, akıcı, duru bir Türkçe kullanılarak dilimize kazandırılmış bu boyut olarak küçük, içerik olarak büyük kitap esas itibarıyla Michael Albert'in dört makalesinin çevirisi... 1- Evrensel Dilbilgisi ve Dilbilim 2- Neoklasik Mikro ve Makroekonomi : Bilim mi, Ahmaklık mı? (2001, 2008) https://zcomm.org/znetarticle/neoclas... https://zcomm.org/zblogs/neoclassical... 3- Evrim Kuramları 4- Gerçek Hayat Karışıktır: Kaos Kuramı toplamı 120 sayfa olan bu makaleler, Albert'in kurucusu, halen de yazarı olduğu Zcom - The Spirit of Resistance Lives- (online yayınlanan zmag dergisini de içeriyor) adresinde yayınlanmış. Kısa bir arama sonucu ulaşabildiğim ikinci makalenin link'i yukarıda... Diğer makaleler için https://zcomm.org/znet/ adresini ziyaret edebilirsiniz. 350 civarında yazar , çok sayıda dergi, bloglar aracılığıyla "dünya halleri"ne ilişkin farklı perspektiften yazılara ulaşmak mümkün... Kitaba geri dönersek, Sunuş yazısında da belirtildiği üzere, makaleler konu aldığı bilim kuramlarına ilişkin temel bilgilere yer veriyor. Temel meselesi ise, bu bilgilerin diğer bilgi alanlarına, özellikle de toplumsal zihniyete, ahlâka yansımasını sorun ediyor. Makalelerin yazım tarihlerini tam olarak bilemiyoruz (bulabildiğim ikinci makale, 2001 ve 2008 tarihli)... Evrim kurmaları başlıklı, açılışında Albert tarafından ikinci bölümü olduğu belirtilen makalenin ikinci bölümü henüz yazılmamış... İlk iki makalenin savları ilginç olmakla birlikte, dayandığı temelleri (çıkış noktaları) biraz zayıf buldum... Özellikle dilbilim konusundaki ingilizce dili kurallarına bağlı olarak oluşturulan tezler, farklı diller söz konusu olduğunda çok tartışmaya açık hale geliyor. Evrim teorileri konusunda yazılanlar oldukça ilginç... Makalenin devamını bekleyenler (varsa) arasına katıldığımı söylemeliyim... Kaos kuramı da ilginç savlar içeriyor... Sonuç olarak, Michael Albert kişi olarak, oluşturduğu portal (ZNet: A community of people committed to social change) kaynak olarak ilgiyi hak ediyor... Emek verip çevirenlere, bu kaynaklar konusunda bilgi verenlere teşekkürler... İlgilenenler için bir makale kaynağı vererek bitireyim... Toplum ve Tarih... https://zcomm.org/zblogs/society-and-history-by-michael-albert/

Palto
8/1002.06.2016

Baskı: Palto

Kolektif kitap baskısı...

Baskı: Saçında Gün Işığı

Lahiri'nin kitabı Domingo yayınevi tarafından özenli bir baskı, seçilmiş puntolar, gözü yormayan bir kağıt seçilerek, özenli bir çeviriyle sunulmuş. Kapak tasarımı, kapakta kullanılan yazı biçimi (bence) kitabın özenini tam olarak yansıtamamış. İçeriğe gelince, üç kuşağın öyküsünü anlatan yazar, karakterlerin derinliğine hiç gir(e)memiş. Olaylar yaşanırken, ne arka plandaki sosyolojik değişimler, ne de karakterlerinn motivasyonları konusunda fikrimiz olabiliyor. Hızla geçen zaman, hızla geçen olaylar, iki farklı ülke, kültürel çatışmalar, kuşak çatışmaları... Zaman zaman çok çarpıcı tespitler... fakat hiç biri derinleş(e)miyor... Rahat okunan, hızla unutulabilecek bir roman... Roman için iki, Domingo yayınevinin özenli baskısı için dört, ortalama üç yıldız...

Baskı: 49 Numaralı Parçanın Nidası

Klasikler arasına sayılan kitap, türkçe çevirisinin yeterli olmasına karşılık kolay okunan bir metin değil. Çok sayıda gönderme, dilbilgisi oyunları içeren "49 numaralı parçanın nidası" anadili ingilizce olan okurlar için dahi rahat anlaşılır bir metin değil. Okurken çok yararlandığım, okumayı düşünenlere tavsiye edeceğim bir değerlendirme link olarak aşağıda yer almakta... İyi okumalar... https://www.goodreads.com/review/show/150029535?book_show_action=false&from_review_page=1

Sonsuzluğun Sonu
9/1001.06.2016

Baskı: Sonsuzluğun Sonu

Pollan, Bana ait bir yer kitabında yazıları yazmak için bir kulübe inşa etme sürecini anlatıyor. İnşaatını kendisinin gerçekleştirmeyi istediği bu mekânın inşaat süreci boyunca yaşadıklarını anlatan Pollan, okuru yapı tasarımı, yer seçimi, mimarlık tarihi, malzeme seçimi, tasarımcı olarak mimar ile uygulayıcı olarak inşaatçı arasındaki çelişkiler, malzemenin doğası gereği bize öğrettikleri üzerine birlikte düşünmeye çağırıyor... Temiz bir çeviri, çok güzel bir baskı ile zevkle okunan kitap Sinek Sekiz Yayınevi tarafından hazırlanmış... Keyifli okumalar...

Baskı: Bana Ait Bir Yer : Hayallerin Mimarisi

Pollan, Bana ait bir yer kitabında yazıları yazmak için bir kulübe inşa etme sürecini anlatıyor. İnşaatını kendisinin gerçekleştirmeyi istediği bu mekânın inşaat süreci boyunca yaşadıklarını anlatan Pollan, okuru yapı tasarımı, yer seçimi, mimarlık tarihi, malzeme seçimi, tasarımcı olarak mimar ile uygulayıcı olarak inşaatçı arasındaki çelişkiler, malzemenin doğası gereği bize öğrettikleri üzerine birlikte düşünmeye çağırıyor... Temiz bir çeviri, çok güzel bir baskı ile zevkle okunan kitap Sinek Sekiz Yayınevi tarafından hazırlanmış... Keyifli okumalar...

Yakındaki Uzak
8/1001.06.2016

Baskı: Yakındaki Uzak

Yakındaki uzak, Solnit'in anılarından, okuduğu hikayelerden, yaşadıklarından derleyerek oluşturduğu uzun bir hikaye olarak okunabilir... Çağrışımlarla yeni bölümlere açılıyor gibi görünse de, hikayenin derinleşip, düğüm olduğu; sonrasında çözüldüğü bir plan çerçevesinde okuru öyküler içinde kendi yolculuğunu paylaşmaya davet eden bir kitap... Solnit, çok farklı (gibi görünen) öykülere ilişkin pek bilinmeyen detaylara girerek, öyküleri birbirine bağlayarak kendi öyküsünün bir parçası kılıyor. Bu arada da, okuru aile bağları, arkadaşlar, ilişkiler, yaşam üzerine düşünmeye davet ediyor... İyi, özenli, yazarın dilini bulmaya çaba sarfetmiş bir çeviri, iyi bir baskı ile okunmayı hak eden bir kitap...

Türklerin Tarihi
8/1001.06.2016

Baskı: Türklerin Tarihi

Soru cevap biçiminde hazırlanmış; kronolojik olarak düzenlenmiş olan kitapta İlber Ortaylı bilmediklerimizi, yanlış bildiklerimizi, en çok da tarih konusundaki cehaletimizi ortaya koyuyor... Zaman zaman tekrarlarla konuyu pekiştiren, çok önemli konulardan bahsederken, sohbet havası içinde rahat bir anlatım tutturan bir kitap. İlber hocamız, her bölüm için o alanda çalışan yerli/yabancı araştırıcılara/eserlere atıfta bulunarak, okuru daha ileri okumalara teşvik ediyor. Kitapta belirtildiği gibi tarih bilgisinin/bilincinin olmadığı, coğrafya ile tarih bilgisinin örtüşmediği, toplumsal kimliğin oluşmadığı/oturmadığı ülkelerde; ulus kimliği, vatan kavramı, coğrafyanın anlamı da benimsenmeyecektir. Bu gün yaşadığımız, tartışmayı dahi başaramadığımız sorunların kökeninde tarih cehâleti, merak - bilgi eksikliği olabilir mi?

Baskı: Son Şenliklerin Davetlisi

Romantik dönemin acıları, algıları ne kadar uzağımızda kalmış meğer...

Baskı: Eve Dönmenin Yolları

Güney Amerika edebiyatına ilişkin güzel bir örnek... İlginç, acı bir hikaye, bir dönemin hesaplaşması niteliğinde..

Baskı: Kırmızı Saçlı Kadın

Kırmızı saçlı kadın, Orhan Pamuk sesini hissettiren bir roman. Olay örgüsü, işleniş biçimi, baba-oğul ilişkisinin katmanlı olarak ele alınışı, öyküleme tekniği Pamuk'un ustalığını gösteriyor. Öykü içinde Oidipus - Sührab/Rüstem efsanelerinin ele alınışı, Kur'an'dan kıssalar, baba-oğul ilişkisi kapsamında bahsedilen müzeler, kitaplar, tablolar bir yandan Pamuk'un romanın hazırlık aşamasındaki çalışmaları gösteriyor, diğer yandan "Benim Adım Kırmızı"da kullanılan doğu-batı karşılaştırılmasının temelini oluşturuyor. Pamuk açısından bir baş yapıt olmasa da keyifle okunan, sona doğru olayların fazlaca hızlanarak toparlandığı (sonu zayıf), sürpriz unsurunu kullanmaya çalışırken hikayesini zedeleyen bir roman olarak değerlendiriyorum. Yine de bir ustanın romanı, okunmalı...

Dilek Evi
8/1001.06.2016

Baskı: Dilek Evi

Kipling öykülerinde Borges'in önsözünde belirttiği gibi, yavaş yavaş ortaya çıkan doğaüstü konuları öykülüyor. Hüzünlü, buruk tad bırakan, gerçek olaylar olmasına karşılık, gerçeküstü, zaman zaman mistik öğeler içeren öyküler...

Baskı: Lord Arthur Savile'in Suçu

Babil kitaplığı dizisinden, Borges'in önsöz ile çıkan birbirinden güzel öyküler... Mutlu Prens, Canterville Hayaleti, Bencil Dev gibi birbirinden güzel öykülerin derlendiği kaçırılmaması gereken bir kitap...

Baskı: Ruh ve Beden Acemi Bir Boksörün Defterleri

Ruh ve Beden: Acemi Bir Boksörün Defterleri, yazarın Chivago'nun yoksul mahallerinde gerçekleştirmek istediği etnografik bir çalışma için, bölgedeki insanlarla tanışma amacıyla bir boks salonuna kayıt olmasıyla başlayan bir hikayeyi ele alıyor. Salondaki çalışmalar sırasında boks, spor, bedenle kurulan ilişki, çevreyle ilişki vs. derken, çalışmasının önemli bir kısmını boks konusunun oluşturduğunu fark eden Loic Wacquant, bu notları kitaplaştırmaya karar veriyor. Boks konusunda çok öğretici bilgiler içeren, keyifli bir etnografik çalışma...

Son Adım
10/1001.06.2016

Baskı: Son Adım

Ayhan Geçgin Son Adım'da ülkemize (en azından coğrafi olarak bir bölümüne), insanlarımıza, insanlığımıza yabancılaşmamızı çok etkileyici bir kurgu ile aktarıyor. Yazarın bu topraklarda doksanlarda yaşanan, 2016 seçimlerinden önce tekrar hatırlatılan! "Beyaz Toros"lara ilişkin tanıklığı, son bölümün can yakıcılığı, doğuda olan bitenden habersiz (miş gibi yapan) okuru çok rahatsız edebilecek durulukta... Okurun özdeşleşmemize izin vermediği anlatıcının, evin içinde birlikte yaşadığı insanlara, akrabalarına, arkadaşlarına yabancılaşmasındaki sadelik, çarpıcılık yaşadığımız, olağan saydığımız gerçeklikle örtüşüyor. Son Adım, mutlaka okunması gereken, etkileyici bir roman... Edebiyatımızda örneğini az gördüğümüz bir ses..

ÖncekiSayfa 1 / 5Sonraki