
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Arzunun Botaniği
Pollan'ın kitabı dört bölümde, dört arzu temelinde ele alınan bitkiler üzerinden doğa ile insan arasındaki ilişkiyi sorguluyor. Arzu Tatlılık (Lezzet, Tad ?), Bitki Elma Arzu Güzellik, Bitki Lale Arzu Sarhoşluk, Bitki Marihuana Arzu Kontrol, Bitki Patates bölümlerinde ilginç bilgiler, bitki - insan evrimleşmesi üzerine etkileyici savlar ele alınıp tartışılıyor. Pollan'ın akıcı üslubuyla rahatça okunan, Sevin Okyay'ın güzelim Türkçesi ile daha da değerlenmiş, iyi tasarımlı, okunası bir kitap.
Baskı: Anarşist Bir Antropolojiden Parçalar
Graebe'in bu kitabı Anarşizm'in tanımı ile açılıyor. İlk ve ikinici bölümde anarşist ilişki biçimleri, hiyerarşik olmayan toplum mümkün mü? sorusu etrafında literatür özeti veriliyor. Halihazırdaki Anarşist Antropoloji üçüncü bölümü oluşturuyor. Duvarları havaya uçurmak başlıklı dördüncü makale ardından, GraeberVar Olmayan Bilimim Öğretileri üzerine tartışma açıyor. Son bölümde ise Antropoloji başlığıyla kitabı tamamlıyor. Anarşizm'i "... pratik hakkında etik bir söylem" olarak ele alan Graeber, toplum içinde "entellektülerin rolü doğru stratejik analizlere ulaşıp, sonra da kitlelere önderlik edebilecek bir seçkinler sınıfı oluşturmak değildir. Peki, ... nedir?" diye soruyor. "... dünyada fiilen var olan kendi kendini yöneten toplulukların, piyasa dışı ekonomilerin ..." incelemesini tarihçilerden ve sosyologlardan çok antropologlar olduğunu belirten Graeber, bu türden etnografik çalışmaların, anarşizmle antropolojiyi "tuhaf biçimde yakınlaştırdığını" ifade ediyor. Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlanmış, akademisyen olan Bengü Kurtege Sefer'in özenli çevirisiyle rahatça okunan, üzerinde çok düşünüp, tartışmak isteyeceğiniz keyifli bir kitap.
Baskı: Aşık Bir Adam (Kavgam Cilt 2)
Kavgam'ın ikinci cildi, Âşk üzerine... "Hayatımda ilk kez gerçek anlamda mutluydum. Hayatımda ilk kez mutluluğuma gölge düşürecek hiçbir şey yoktu. Sürekli beraberdik, her yerde birdenbire kenetleniyorduk, trafik ışıklarında, restoranda masada otururken, otobüslerde, parklarda, birbirimiz dışında hiçbir talep, hiçbir arzu yoktu. Tamamen özgür hissediyordum, ama sadece onunla beraberken, birbirimizden ayrıldığımız anda onu özlemeye başlıyordum. Arkadaşlarımız bizimle beraber olmanın tahammül edilemez olduğunu söylüyordu, gözümüz başkasını görmüyordu, ve doğruydu, kurduğumuz dünya dışında bir dünya yoktu." "Âşıkların yaptığı gibi, birbirimize hakkımızdaki her şeyi anlattık, bunun sonsuza dek böyle gitmeyeceğini bilmemize ve sürebilme ihtimalinin korkutucu olmasına rağmen –çünkü bunun, bütün bu mutluluğun bir yandan da dayanılmaz bir tarafı vardı– sanki bunu bilmiyormuşuz gibi yaşadık." "İşte böyleydi, her şey anlam doluydu ve hayatlarımız birbirine örülmüştü." Knausgård, oluşturduğu biçim üzerinden yazmaya devam ediyor. İnsani olan üzerinden devam eden dizinin ikinci kitabında, sadece âşk değil, sanat üzerine, büyümek üzerine, etkilenmek üzerine düşüncelerini de okuru ile paylaşıyor. Knausgård, günlük yaşamının çok ince detaylarını aktarırken, ilişkisi içinde zamanda geziyoruz. Çocuk puseti ile Stokholm sokaklarında gezerken, bir yandan o andaki hava durumu, mekân, çevre detaylarını aktarıyor. Derken birden hissettiklerinden yola çıarak, kendimizi Linda ile ilşkisinin geçmişinde, aile/arkadaşlar ile yaşananlar içinde buluyoruz... Bazen, herhangi bir olay örgüsü içinde birden sanat, edebiyat, yaşam, ölüm, melekler, inanç, çocuklar... gibi bambaşka bir alanda sayfalarca devam eden bir -iç- tartışmanın içindeyiz... Arkadaşlarıyla birlikte, felsefi derinliği olan, ya da kişiliklerle ilgili bir tartışmanın içindeyken, birden yazarın içsesiyle süregiden bir anlatının içine giriyoruz... Kitabın alt başlığında olan Âşık bir adam kitapta var elbette. Ama sadece âşık değil, öfkeli, kendini tanımaya çalışan, sorgulayan, değerli, değersiz hisseden... yaşayan bir insan... Varolmanın güçlüğünü, yaşam mücadelesini (Kavgam=hayat mücadelem) yalın biçimde sergileyen, gerçek hikayesini okurla paylaşırken, insanlığın ortak mücadelesini yazıya döken Knausgård zor konuları başarıyla ele alıyor... Özenli baskı, çeviri için MonoKL kitap bir kez daha teşekkürü hak ediyor. Knausgård'ın Çocukluğu, büyümeyi ele aldığı üçüncü cildi merakla bekliyoruz...
Baskı: Cathay
Cathay... 1- Ezra Pound için alınmalı... 2- Ülkü Tamer'in duru çevirisi için okunmalı... 3- Kapak tasarımına dönüp dönüp bakılmalı... Hemen okunmalı, tekrar dönülmeli, orijinal dili ile karşılıklı tekrar okunmalı... Jaguar kitap güzel edebiyat ürünleri vermeye devam ediyor...
Baskı: Kavgam / Cilt 1
Türkçe'de ikinci cildi Haziran 2016'da yayınlanan, çok tartışılan, çoksatan, türü konusunda anlaşmazlıklar devam eden altı ciltlik binlerce sayfalık bir dizinin ilk kitabı Kavgam... Knausgård'ı da şaşırtan büyük bir başarı yakalayan, Proust'un "Kayıp Zamanın İzinde" dizisi le kıyaslanan kitapların klasik anlamda "roman" olmadığı kesin. Ancak nasıl bir tür ? halen tartışılıyor. Yazarın roman türü içinde en büyük başarısı tam da bu noktada... Otobiyografik bir hikaye gibi görünen kitap boyunca yazar, kendi özel hayatını anlatıyor (?). Ya da okur olarak bizler öyle düşünüyoruz. Çünkü, roman boyunca yaşananlar öylesine detaylı, gündelik hayatın sıradanlığı içinde veriliyor, öylesine yakından tanıklık gerekiyor ki, okur kuşkusuz bir otobiyografi okuduğunuzu düşünüyor (altı ciltte, 3600 sayfa da benzer biçimde sürüyor anlaşılan)... Knausgård gerçek ile kurgu arasındaki sınırı ortadan kaldırırken, her kitabında hepimizi çok meşgül eden insani konuları ele alıyor. Birinci kitap, aile içinde bir ölümden hareketle ölüm temasını işlerken, ikinci kitapta aşk ele alınıyor. Knausgård yaşadıklarından yola çıktığını, bu nedenle hikayesinin "gerçek", "inandırıcı" olduğunu kitabında da ifade ediyor. Geçmişine, duygularına, sırlarına, hatta varlığına ilişkin öylesine özel detaylara giriyor, uzun uzun anlatıyor ki, okuru şaşırtıyor. Böylece okur kâh kendisinin de zaman zaman yaşamış olabileceği anılarla karşılaşıyor, kâh çok mahrem anılara tanıklık ediyor olmanın mahçubiyetini yaşıyor. Böylece yazar kurgusu içinde okuru da izleyici, yoldaş, paydaş, yargılayıcı konuma getirebiliyor. Kitabın bu bu tuhaf ruh haline taşıdığı okur, zor bir hikayeyi hızla okuyabiliyor. Böylesine "sıradan" görünen, gündelik hayat içinde her birimizin karşılaşabileceği sıkıntılı durumları aktaran yazarın, sayfalar boyu durmaksızın ilerleyen öyküsünü kitabı elinizden bırakmak istemeyerek okuyup bitiriyorsunuz. Knausgård, yazma eylemi üzerine düşüncelerini de kitabında okurla paylaşıyor " ... biçim edebiyatın önkoşuludur. Bu edebiyatın tek yasasıdır. Her şey biçime boyun eğmelidir. Yazının herhangi bir ögesi biçimden güçlüyse, örneğin stil, olay örgüsü, tema gibi öğelerden herhangi biri kontrolü ele geçirirse, sonuç zayıf olur. Stil bakımından kuvvetli yazarların böylesine sık kötü kitaplar yazmaları bu yüzdendir. ... Yazmak yaratmaktan ziyade, yıkmakla ilgilidir." Kavgam, ismi ile de çok tartışılan (ingilizceye My Struggle olarak çevrilmiş) okunmaya değer, okunması gereken bir kitap... Samimi, gerçek, sarsıcı, yıkıcı... Tertemiz çeviri için Ebru Tüzel'e, özenli baskı için MonoKL yayınlarına çok teşekkürler... İkinci kitap aynı özenle basılmış. Umarız ki, diğer kitaplara da yakın zamanda kavuşabiliriz.