Sumimasen
Okur profili

Sumimasen

tanrım, lütfen bu son olsun

Puanları ve değerlendirmeleri

Tümünü gör
Beni Asla Bırakma

Beni Asla Bırakma

Beni Asla Bırakma

8/10

Kasvetli ve çarpıcı bir kitap. Okurken hem merak ediyorsunuz hem de bitmesin istiyorsunuz. Genel yorumların aksine ben kaçma girişimi beklemedim. Bir Ishiguro romanından bu tip bir aksiyon beklemek biraz enteresan bile geldi bana. Yazarı bir kenara bırakırsak karakterlerde fazlasıyla bir boyun eğmişlik var. Yani her konuyu halı altı yapıyorlar, kendi aralarındaki konuları bile kolayca sineye çekip düzenin bozulmaması için çabalıyorlar. Herkes aman ağzımızın tadı kaçmasın modunda olduğu için kaçma girişimi beklemedim. Ama bir intihar bekledim. Kitap boyunca sanki ana karakterlerden biri olmasa bile, yan karakterlerden biri ya da ismini ilk kez duyacağımız biri intihar edecekmiş gibi geldi. Açıkçası bunun olmaması şaşırttı beni. Sanırım kitabı bu kadar kasvetli yapan da bu: hiç kimsenin hiçbir baş kaldırma belirtisi göstermemesi. Herkesin her şeyi kabullenmiş olması. Kitap genel olarak aynı tempoda ilerliyor. Ama dili ve zaman zaman şaşırtması oldukça güzel. Okumaya başlamadan önce herhangi bir ön araştırma yapmamıştım spoiler yememek adına ve iyi ki de öyle yapmışım. Tommy en sevdiğim karakter oldu. Bunca boyun eğen insan arasında en baş kaldıranı yine de oydu sanırım. Tüm aykırılığıyla... Sanırım ben de Kath gibi onu hiç unutmayacağım. Ishiguro, Japon edebiyatının biraz dışlanmış bir yazarı. Okurken zaman zaman benim de içimden geçen şuydu açıkçası, eğer bu kitap Kenzaburo Oe'nin eseri olsaydı heyecan kesinlikle daha farklı bir boyutta olurdu! Ya bir cinayet olurdu ya bir intihar ya da bir başka kaos... Her neyse bir eseri başka bir yazara yamamak da doğru değil sanırım. Japon edebiyatı güzeldir!

02.11.2019

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş

9/10

Epeydir Saramago okumamıştım, özleten bir dili var. Ancak şimdiye kadar okuduğum diğer kitaplarından farklı şekilde seyrediyor bu kitap. Saramago'nun kitaplarında genel bir anlatım görürüz normalde, şahıslardan bahsedilse dahi o genel anlatım, insanlığın genel hâlinden detaylar arka planda bırakılmaz. Bu kitapta ise son kısımlarda daha ziyade viyolonselci ile ölümün yaşadıklarını* görüyoruz. Bu anlamda alışageldiğimiz akıştan farklı bir yol izlemiş. Kitaba genel olarak değinmek gerekirse, Saramago'nun diğer kitapları gibi efsane metaforlarla ve ironilerle donatılmış olduğu aşikar. Ölüm gerçeğinin ortadan kalkma ideası, tarih boyunca insanlara mükemmel gelen, insanların defalarca farklı akımlarla peşine düştükleri bir hayal. Ancak yine kazın ayağının öyle olmadığını görüyoruz. Mutlulukla başlayan tepkilerin yerini kaosa bırakması, yöneticilerin ölüm* politikaları, kilise... Hepsi çok güzel işlenmiş. Bilhassa Tanrı ile ilintilenen kısımlar ve göndermeler güçlüydü. Açıkçası ölümün dişil olarak nitelendirilmesi beni şaşırttı. Yabancı dillerdeki artikellerde ölümün artikelinin feminen olduğunu bilmiyordum. Aksine ölümü cinsiyetlendirmek lazım gelirse bunun maskülen olacağını, yani ölümün erkek olacağını düşünürdüm. (tarih boyunca savaşanların, can alanların ve kan dökenlerin yüksek çoğunluğunun ön planda erkek olduğunu bildiğimizden ve diğer pek çok şeyden olsa gerek, belki de pek çok kişi de bu şekilde düşünmektedir) Binaenaleyh kadın olması beni bir süre şaşırttı. Ölümün kadın olması kendini en çok finalde gösterdi kanımca. Zira ölüm bir erkek olsaydı da belki yine âşık olduğu kadını kendisinden* kurtaracak ancak onunla birlikte olduktan sonra fani kadın uyurken evi terk edip gidecekti. Yani kadın olan ölümün aksine, eflatun mektubu yaktıktan sonra uyuyan faninin yanına gidip sarılmayacaktı. Belki de seksist olan benimdir, bilemiyorum. Ama ölümü kadın olarak nitelendiren insan bilinçaltından da, Saramago'ya finali bu şekilde yazdıran kabul görmüş "kadın duygusallığı" gerçekliğini yaratan algıdan da daha fazla seksist olduğumu zannetmiyorum.

08.02.2019

Utanç

Utanç

Utanç

10/10

Enteresan bir kitap, bir o kadar da sürükleyici. Başlarda David'in tutumu bana Camus'nün Yabancı'sını hatırlattı. Ama sonradan sonraya David'in aslında çoğumuz gibi alelade arzularının, alelade avunmalarının olduğunu fark ettim. Kast ettiğim genç bir kızı arzulaması değil. Arzulamayı arzulaması. Bu sayede acziyetini gidermeye çalışması, bir şekilde avunup hayata tutunmaya çalışması. Hatta bunu zaman zaman kabul etmesine rağmen, temelli bir inkar halinde olması. Bağımlılıkların temelinde de evvela bir şeylerin üstünü kapatma çabası yok mudur? Acıların, anıların, geçmişin, stresin, tutunamayışın... Ve bu düşkünlükler sadece sigara, alkol gibi şeylerle sınırlı değildir. Cinselliğe de düşkün olabilir insan, David gibi. Ve bunun için işinden dahi olabilir, hatta kılını kıpırdatmadan, David gibi. David karakteri, anlamakta zorluk çekilecek ve ötelenecek bir karakter gibi dursa da aslında monologları, ruhunun kirlilikleri, akademisyen de olsa iç dünyasıyla asla bir baltaya sap olamayacak olması lâkin tüm bunlara rağmen Lucy'yi sarıp sarmalayışı ve babalık yaparken(her ne kadar kendisi bunu yapamadığını düşünse de) gösterdiği tavırları, hayvanları neredeyse bir "eşya" olarak gören söylemlerine rağmen ölülerine dahi saygı, hatta fazlaca saygı duyuşuyla, kısacası tüm tenakuzlarıyla içimizden biri. "Öyle bir utanca bulandım ki, bundan kendimi kurtarmam pek kolay olmayacak. Benim yadsıdığım bir ceza değil bu. Verilmesin diye sızlanmıyorum. Tam tersine, her gün yaşıyorum bunu, utancı varoluş konumum olarak kabul etmeye çalışıyorum. Belli bir süreyle sınırlanmadan, utanç içinde yaşamam Tanrı için yeterli mi sizce?" Ve Lucy'nin dünyası... İşte o içimizden biri değil. Hayata bakış perspektifi anlaşılmakta güçlük çekilecek bir karakter. Susarak mücadele eden, belki de pasif direnen. Yine de direniş, direniştir be Lucy, bilhassa Afrika gibi bir yerde kimse böyle direnemezdi. Güzel kitaptı, çok güzel.

10.10.2018

Hayvan Çiftliği

Hayvan Çiftliği

Hayvan Çiftliği

10/10

Her ne kadar "reel" sosyalizme yönelik bir hiciv de olsa, okuduklarım bana hiç yabancı gelmedi. En makul gözüken insanın dahi gücü ele geçirdikten ve bir şeyler yapmaya muktedir olduktan sonra nasıl bir canavara evrildiğini, güzellikler vaadettiği insanları nasıl örselediğini ve ötekileştirdiğini, düşman addettiğiyle tabiatı(egosu) gereği dost olmakta bir sakınca görmediğini metaforik bir anlatımla gözümüze sokuyor, içimize işliyor. Güçlünün yanı sıra kendilerini güçsüz konuma sokanlar da fazlasıyla tanıdık. Evvela Boxer... Benliğini, hayvanlığını, bireyliğini hiçe sayma pahasına muktedire tabii olan Boxer. En çok ona üzülmedim okurken, yazık olmaz Boxer'lara. Koyunlar zaten mâlum...

19.04.2018

Toza Sor (Arthur Bandini, #3)

Toza Sor (Arthur Bandini, #3)

Toza Sor (Arthur Bandini, #3)

10/10

Arturo Bandini, hüznünü mizahla harmanlayan; kendine acımasıyla, alelade herhangi bir yerde kendine kapanıp rahatlayana kadar ağlamalarıyla, her şeye rağmen sevdiği kadının sevdiği insana dahi merhamet duyup onun için sabahlara kadar uğraşmasıyla ve ağlayan bir insanı teselli etmek için kendi acziyetlerini ortaya dökmesiyle insanın ne demek olduğunu okuyana hatırlatan güzel yürekli adam. O hafif burnu büyük triplerinin dahi altında yatan mücadeleyi unutmayacağım. Arturo Bandini: ne balık ne de kuş*

09.11.2017

En çok ilgilendiği etiketler

Tümü

Son aktiviteler

S
Sumimasenbir test çözdü
11.04.2020
S
Sumimasengrup tartışmasına yazdı
02.02.2020
S
Sumimasendeğerlendirdi
05.11.2019
İvan İlyiç'in Ölümü
İvan İlyiç'in Ölümü

Yazar: lev nikolayeviç tolstoy

İvan İlyiç’in Ölümü, bireyin hayatla ve ölümle hesaplaşmasının etkileyici bir anlatısı. İvan İlyiç’in Ölümü, son günlerinde, ölümle önce mücadele eden, daha sonra çaresizce kendisini ona bırakan bir adamın yaşadıklarını anlatır. Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, iyi bir hayat yaşadığını düşünür; ancak hasta yatağında ölümün yaklaştığını anladıkça, yavaş yavaş aslında ne kadar boş bir…

8/10

Hayatın anlamsızlığını, yalnızlığımızı, toplumun beklentilerinin kişisel anlamda bize hiçbir şey katmadığı gerçeğini tokat gibi yüzümüze çarpan bir kitap. İvan İlyiç yalnız öldü. Hepimize olacağı gibi.

S
Sumimasenbitirdi
05.11.2019
İvan İlyiç'in Ölümü
İvan İlyiç'in Ölümü

Yazar: lev nikolayeviç tolstoy

İvan İlyiç’in Ölümü, bireyin hayatla ve ölümle hesaplaşmasının etkileyici bir anlatısı. İvan İlyiç’in Ölümü, son günlerinde, ölümle önce mücadele eden, daha sonra çaresizce kendisini ona bırakan bir adamın yaşadıklarını anlatır. Yüksek rütbeli bir yargıç olan İvan İlyiç, iyi bir hayat yaşadığını düşünür; ancak hasta yatağında ölümün yaklaştığını anladıkça, yavaş yavaş aslında ne kadar boş bir…

S
Sumimasendeğerlendirdi
02.11.2019
Beni Asla Bırakma
Beni Asla Bırakma

Yazar: kazuo ıshiguro

Yatılı okul Hailsham'ın öğrencileri, bahçe duvarının arkasındaki karanlık ormandan çok korkarlar. Hafta sonları veya tatillerde evlerine gitmez., Hailsham'dan önceki yaşamlarını hatırlamazlar. Dış dünyayla bağlantıları yoktur. Öğretmenler değil, gözetmenler tarafından eğitilirler. Spor ve sanata büyük önem veren gözetmenler, Hailsham öğrencilerine sürekli özel olduklarını hatırlatır ve…

8/10

Kasvetli ve çarpıcı bir kitap. Okurken hem merak ediyorsunuz hem de bitmesin istiyorsunuz. Genel yorumların aksine ben kaçma girişimi beklemedim. Bir Ishiguro romanından bu tip bir aksiyon beklemek biraz enteresan bile geldi bana. Yazarı bir kenara bırakırsak karakterlerde fazlasıyla bir boyun

Kitaplığından

Tümünü gör
Henüz içerik yok.

Testleri ve çözdükleri

Tümünü gör