
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Senli
Benim tarzım olmayan bir kitap olduğunun farkında olarak başladım okumaya, dram pek benim tarzım değil. Ama buna rağmen kitabın hakkını vermem lazım etkileyiciydi. Bu türü seven biri için daha da etkileyici olacağına eminim. Kitabın konusu en genel şekilde söylemek gerekirse eğer Bahar'ın Karan'a olan aşkını anlattığı anı tarzında yazılardı. O kadar büyüktü ki o aşk yani aslında aşk mı takıntı mı bilemiyorum şu an. Ama yazar bu aşkı çok güzel anlatmış. Bahar tam olarak ilkbahar gibi bir kız, Karan da sonbahar... Merve Akıncı kelimeleri çok güzel kullanan bir yazar. Şahmelek'de bunu anlamıştım ama bu kitapla daha da pekiştirdi bendeki yerini. Kitapta altını çizmek istediğim birçok cümle oldu mesela. Ayrıca kitabın sonu çok fena ters köşe yapıyor. Benim de vardı aklımda bir şeyler ama tutturamadım. Yani yarısını tutturdum. Başta da söylediğim gibi dram pek benim tarzım değil mesela o etkileyici detaylara rağmen bence yarım bir sondu o. Karan ne yaptı mesela sonra? Kitap bitince ben "Böyle mi bitti?" dedim yalan yok. Belki de alışık olmadığımdan ama dram okumayı sevenler bir göz atsın derim ben.
Baskı: Töre
"Hayat çok tuhaftı, ufkunun neresi olduğunu bilemediğimiz bir deniz gibi." ~ Töre bitti! Bence çerezlik kitaplardan biriydi. Sabah oturup akşama kadar bitirebileceğiniz tarzda. İsmine ve konusuna bakınca çok ağır bir kitap olduğunu düşünebilirsiniz -benim gibi- ama o ağır konuyu hafif bir şekilde işlemiş yazar. Konusunu kısaca şöyle özetleyebilirim: Masal kafa dağıtmak için gittiği mini tatilinde ailesinin geri kalanı gibi Urfa'da yaşayan ablasından bir telefon alır ve abisinin sevdiği kızı kaçırırken aşiret üyelerine yakalandığını öğrenir. Çoğumuz bunun ne demek olduğunu gerek izlediğimiz haberlerden gerekse okuduğumuz gazetelerden biliyoruz zaten. Ve Masal da abisinin ölmesine izin veremeyeceği için berdel yapılmasını kabul ediyor. Olaylar da böyle başlıyor. İkinci bölümden olayların az çok nereye ve nasıl varacağını tahmin edebiliyorsunuz. Bence kitap daha uzun olabilirdi bazı olaylar çok hızlı geçilmişti. Ve yazarın anlattığı şekliyle daha "modern bir Doğu" vardı. Yani bizim bildiğimiz töre baya baya basite indirgenmişti. Zaten tanıtım yazısında da bambaşka bir gözle baktığını dile getiriyor yazar. Kısacası, öyle aman aman bir kitap değildi. Yazarın kendisini geliştirmesi de gerekiyor ama verdiği mesaj ve yazılma amacı son derece harika olan bir kitaptı.
Baskı: Katiller Çetesi Sarai #1
"Bu kitap Sarai ve Victor'un hikayesidir." ~ Sarai bitti! Hakkında olumlu olduğu kadar olumsuz yorum da okuduğum bir kitap olduğu için başlarken azıcık tereddüt etmiştim. Yazarın dilimize çevrilen diğer iki kitabı da elimde olmasına rağmen henüz okumadığım için neyle karşılaşacağımı da bilmiyordum ama bayıldım! Olumsuz eleştiri yapanlar neyi beğenmedi hiç bilmiyorum. Kitabın eleştirilecek tek yanı çok fazla yazım ve harf hatası olmasıydı. Onun dışında tam da seri adına yakışır bir kitaptı benim gözümde. Sarai'ın yaşadığı onca şeye rağmen güçlü kalabilmesi, Victor'un kitabın başından sonuna kadar değişen tavırları ve bu ikilinin birbirlerine olan güvenlerinin güçlenmesini okumak harikaydı. Sona doğru lütfen böyle bitmesin dediğim yerde öyle bir şey oldu ki ikinci kitabı büyük bir merakla beklemeye başladım. Merakımı bastıramayıp diğer kitapların konularını okuduğum da doğrudur. Hatta üçüncü, dördüncü, beşinci, altıncı ve henüz çıkmamış olmasına rağmen yedinci kitabı büyük bir sabırsızlıkla bekliyorum! Umarım @ephesusyayinlari bizi çok bekletmez devam kitapları için. Demem o ki eğer olumsuz yorumlardan etkilenip de okumayı bekletiyorsanız daha fazla bekletmeyin. Çünkü bu kitap bir harika dostum! Bir de Victor!
Baskı: S*ktir Et Aşkı
S*ktir Et Aşkı bitti. @tarrynfisher'ın okuduğum ilk kitabı bu ama çok sevdim. Hem dili hem konusu hem de konuyu işleyiş tarzı çok iyiydi. Ben konusunu ilk okuduğumda yani "en yakın arkadaşının sevgilisini rüyasında görüp sonra ona karşı ilgisi oluşan" bir kızın hikayesini okuyacağımı gördüğümde başka şeyler düşünmüştüm. Açık konuşacağım daha basit bir hikaye beklemiştim. Yazarın da daha önce hiçbir kitabını okumadığım için ne beklemem gerektiğini bilmiyordum. Ama beklediğimden çok daha fazlasını buldum. Değinmeden geçemeyeceğim Harry Potter dilinde konuşmalarına bayıldım! Hele o benzetmeler falan süperdi. Hashtaglerle konuşmaları falan da çok tatlıydı... Ya aslında kitap bana çok şey hissettirdi ama ne söyleyeceğimi bilmiyorum. Hani böyle bazı kitaplar olur ya içinde çok şey barındırır ama sözle anlatamazsınız. Okunması lazımdır anlaşılması için. Küçük Prens'te yaşamıştım bir de aynı şeyi. Kit'i çok sevdim gerçekten sevdim. Ama bazı hareketleri de beni rahatsız etti. Helena tam da olması gerektiği gibiydi. Ne eksiği ne fazlası vardı. Demem o ki kitabı okuyun arkadaşlar ben bir günde bitirdim. Ve yer yer gözlerim doldu okurken. İsmine bakıp ön yargılı davranmayın sakın. Bir de rüyalarınıza sahip çıkın. Belki de sizi siz yapan onlardır. •
Baskı: Kuzey Masalı
Kuzey Masalı bitti! Ben genel olarak @ephesusyayinlari'na aşık olduğumdan okuduğum tüm kitaplarını seviyorum. Eee @zelisceee de yazmış yani... Sevmesek ayıp olur. Öhöm öhöm gelelim Kuzey Masalı'na. Bir kere kitap çok hızlı başladı. Konuya girmesi için bekleyelim, esas kızla esas oğlan karşılaşsın falan gibi bir şey yaşamadık. Şahsen ben sevdim bu hızı. İkinci olarak son teknoloji James Bond ürünlerinden bahsetmek istiyorum. Vay be! Nerede bu teknoloji hani bize? O sahneleri ağzım açık okudum vallahi. Bir de karakterlerin bildikleri dilleri okurken ağzım açık kaldı. 8 dil ne arkadaşım? Mecnun Çınar gibi o kadar dil var mı ya demedim desem yalan olur 😄 Bir diğer yaram Buse.. Yaa Buse ismi hep kötü kadınlar için kullanılıyor üzülüyorum arkadaş.. Küçükken hep kötü karakteri severdim çizgi filmlerde ama şimdi iyiler de Buse olsun istiyorum. Masal'ın araba aşkı ve Kuzey'in onu arabalardan bile kıskanması ne tatlıydı öyle! Pers gülü pembesinin nasıl bir renk olduğunu ben de bilmiyorum ve bir kadın olarak Kuzey'e o kısımlarda ben bile hak verdim. Ayrıca kitaptaki dostluk o kadar güzeldi ki... Bayılıyorum böyle koca adamların samimi dostluklarına 😊 Ay yalnız ne uzattım ha! Kısacası arkadaşlar kitap güzeldi ama ben Alex ve Julie'nin kitaplarını daha çok merak ediyorum çünkü bu kitapta aşırı tatlıydılar! Çıksa da okusak yani...
Baskı: Kupa Altılısı
Kitabın arka kapağını okuduğumda baştan sona gizemli olaylarla dolu, heyecanın hiç bitmediği bir kitap bekledim ama öyle değildi... Benim beklediğim gibi bir kitap çıkmamasının sebebi Matilda'nın yani kadın karakterin ağzından anlatılmış olması çünkü arka kapak yazısı Jay'in yani erkek karakterin ağzından yazılmış. Zaten Jay "Onun, hikayemizi anlatmasına izin verin." diyerek bizi bir şeylere hazırlıyor. Ha kitap bu haliyle de gayet güzeldi sadece ben başka bir tarzda olacağını sanmıştım. Tabi Matilda olayları kitabın sonunda öğrendiği için biz de kitabın sonuna kadar Jay'i çözmeye çalışıyoruz ve tüm aksiyondan uzak kalıyoruz. Kitabın içinde yer yer karşımıza çıkan Jay'in gösterileri harikaydı. Görsel bir şeyler olmamasına rağmen okurken bile heyecanlandım ben. Tabi Jay ayrı bir konu zaten. Hele o dövmeler ve anlamları... Alın beni buradan! Jay ve Matilda'nın birbirlerine takılmaları da harikaydı. Watson ve Holmes meselesi... Kitabın kapağı da ayrı bir güzeldi. Yabancı Yayınları'nın her zamanki güzel kapaklarından biriydi. Ay unutmadan bir de Jessie ve Michelle var. Hiç beklemediğim bir şeydi o ikili beni gerçekten şaşırttı. Kısacası, evet aksiyon falan çok yok içinde ama bence Jay Fields'la tanışmak her şeye değer canlar. Ona bir şans verin. Bir puanı kırma sebebim kitabı Jay'in bakış açısından okusak daha güzel olacağını düşünmem.
Baskı: Ali'm (Bir Türk Masalı, #2)
Bir Türk Masalı serisinin ikinci kitabı olan Ali'm bitti ama ben de bittim. "Ali Aral nam-ı diğer Ali'm" Duygu'nun yorumunda Ali'yi çok sevdiğimi dile getirmiştim zaten ama şu an tekrar söylemek istiyorum. Ah Ali'm ne güzel insansın sen! Tamam öküzlükleri falan da yok değil ama gülü seven dikenine katlanır. Öncelikle dışarıdan bakınca yani Duygu'yu okurken öküz ve esprili tarafını görmüştük Ali'nin ama bu kitapta içini gördük onun. Kimselere kolay kolay göstermediği hatta yeri geldiğinde kendisinden bile sakladığı acılarını... Evet öküzlükleriyle sinir etti, tatlılığıyla güldürdü ama acısıyla da üzdü. Özellikle annesiyle ilgili kısımlar gerçekten çok etkiledi beni. Hani annesinin kapısına kadar gidip karşısına çıkmaya cesaret edememesi falan... Of be Ali'm! Ay öküzlükleri de fena sinir etti ama. Aslı'ya hak vermeden edemedim yani... Gerçi Aslı da az damarına basmadı kuzumun. Tabi bir de Levent'le olan dostluğu... O ikisi bir araya gelince ne tatlı oluyor öyle. Birbirleriyle uğraşmaları falan resmen sevimlilikten ölecekler! Duygu da birçok şeyi okuduğumuz için bu kitap tekrar gibi olur diye düşünmüştüm ama Işıl abla beni yanılttı. Eğer varsa sizin de öyle korkularınız hiiç merak etmeyin bu kitap bambaşka tabi bir şeyleri anlayabilmeniz için Duygu'yu okumuş olmanız lazım o ayrı. Bir de keşke Ali'nin Aslı'nın hamile olduğunu öğrendiği kısımları da okuyabilseydik. Neler hissetti Ali'm o an çok merak ediyorum. Onun dışında her şey iyi hoş da bilmiyorum sadece benim kitabımda mı sorun vardı ama yazım hataları çok fazlaydı. @indigokitap'a seslenmek istiyorum buradan lütfen ama bir Ali kolay yetişmiyor. Dikkat edelim bunlara :) Yorumumu Alim'in "Duygu merhametim, annem vicdanım, Aslı aşkımdı." sözüyle bitiriyorum.
Baskı: Duygu (Bir Türk Masalı, #1)
Bir Türk Masalı serisinin ilk kitabı Duygu bitti ve ben yorumuma "Bekir candı, Ali kandı, Sedat aşktı." diyerek başlamak istiyorum. Kitap çok güzeldi arkadaşlar. Tabi onu bu kadar güzel yapan karakterlerin samimiyetiydi. Hani böyle mahalle dizileri olur ya gün geçtikçe karakterler sizdenmiş gibi davranırsınız ben de bu kitabın karakterlerini öyle benimsedim. Tamam her yerde karşımıza çıkacak tipler değillerdi ama ben çok sevdim hatta kitabı bitirdikten sonra bile onları düşünüp eksikliklerini hissettim. Allah'tan devam kitapları var. Ve ben Ali'nin hikayesini okumak için yanıp tutuşuyorum. Neden mi? Çünkü Ali candır! Evet an itibariyle ben tarafımı belli ettim. Kitaptaki bütün develer birbirlerinden tatlıydı -tabi Sedat azıcık korkuttu o ayrı- ama Ali'nin yeri benim için ayrı. Hem sert hem sevimli hem de şebek! E bir okur daha ne istesin? Kitabın diline gelecek olursam eğer gayet akıcı. Hatta kitabın kalınlığına bakıp korkmuştum ama korkmaya hiç gerek yok akıp gidiyor sayfalar. Kitap Duygu'nun bakış açısıyla anlatılmış bu arada ve çok eğlenceliydi. Yer yer kahkaha attığım bile oldu. Işılca'nın okuduğum ikinci kitabıydı bu devamı da gelecek gibi. Yakın takibe alınmış bulunmaktadır kendisi. Kısacası kitap çok iyiydi canlar. Eksikleri vardı evet ama okumaya değerdi. Her şeyi geçtim sırf Ali'yle tanışmak için okunur yani... Yorumumu bizimkilerin "İyiyim... iyiyiz... biz hep iyi oluruz." sözüyle bitirmek istiyorum.
Baskı: Bekir (Bir Türk Masalı, #3)
Duygu ve Alim'i peş peşe okumuştum ama Bekir'i biraz beklettim. Açık konuşacağım bu kadar çok bekletmemin nedeni aynı olayların üçüncü kez farklı şekilde anlatılabileceğine inanmamamdı. Ama Işıl abla beni yanılttı. Ben aynı olayları tekrar okuyacağız korkusuyla başladım kitaba ama yok öyle bir şey! Tamam olay aynı da anlatan taraf farklı... Hal böyle olunca her şey değişiyor zaten. En başından beri söylüyorum Ali benim favorim diye ama yiğidi öldür hakkını yeme en güzel kitap Bekir'di. Sanırım Bekir'in diğerlerine göre daha sessiz, her şeyi içinde yaşayan o duygusal haliden kaynaklıydı bu. Ve bence en güzel Bekir seviyor arkadaş! Hakkını vererek seviyor. Bu kitapta diğer kitaplarda okuduğumuz birkaç şeyin neden öyle olduğunu görme fırsatını yakaladık. Mesela ilk iki kitapta bizimkilerin Duygu'ya olan sevgilerinin boyutunu anlamıştım zaten ama neden o kadar büyük olduğunu anlamamıştım bu kitapta o sevgiye hak verdim ve anladım. Bekir'in Duygu'ya neden "babam" dediğini öğrenmekse ayrı bir şey... Dedim ya bu kitap diğerlerinden daha fazla duygu barındırıyordu içinde. Zaten severek dinlediğim bir Karadeniz türküsü olan Diz Dize'yi benim için alıp bambaşka bir yere taşıdı. Şimdi dinlerken -ki kitabı okurken bol bol dinledim- bambaşka şeyler hissediyorum. Kısacası normalde sessiz sedasız olan Bekir'i şu kitaptan sonra daha çok sevdim ben. Ah Bekir ah! Işıl ablayı da ayakta alkışlamak lazım aynı olayları farklı farklı öyle güzel anlatmış ki ne desem boş. Ellerine sağlık.
Baskı: Köle
Kitaba ilk başladığımda zaman olayına hakim olmakta biraz zorlandım. Yani olay tarihi bir roman gibi ilerlerken birden karşımıza telefon, televizyon gibi şeyler çıkıyor. Alışık olmadığımız bir şey olduğu için biraz "Neredeyim ben?" karmaşası yaşadım. Ama yazarımız zamanı ve neden böyle bir şey olduğunu kitabın başında çok güzel anlatmış. Ayrıca Köle ciddi ciddi kalın bir kitaptı -734 sayfa-. Bence kitabın bu kadar kalın olmasına gerek yoktu tabi yazarımız düşünmüş, emek vermiş, yazmış güzel de yapmış ama bazı yerlerde olaylar çok fazla tekrar ediyordu. Onlar daha aza indirilebilirdi bence. Bu arada kitap kapağı çok güzel ve anlamlı. Bir de kitap bölümlere ayrılmamış o yüzden benim gibi "Şu bölüm bitsin bırakıcam." diyen okurlar kitabı nerede okumayı bırakacağını şaşırabilir. Şahsen ben bırakacak yer bulmak için 100 sayfa falan okuduğumu hatırlıyorum. Onun dışında Edward'a gıcığım. Tamam eyvallah güzel seviyor ama cık olmadı. Seven adam o kadar işkence eder mi be kardeşim? Bu kadar bencil olunmaz yahu! Kısacası kitap fena değildi, boş zamanınızı değerlendirmek için okuyabilirsiniz.
Baskı: Tehlikeli Yalanlar
Tehlikeli Yalanlar bitti. Siyah Buz'da yaşadığım hayal kırıklığının izlerinin geçmesini beklediğim için bu kitabı okumayı olabildiğince ertelemiştim. Bu kitap beni o kadar büyük bir yıkıma uğratmadı. Ha yine beklediğim seviyede değildi ama fena da değildi bence. Her şeyden önce kitabın anlatımını sevdim ben. Duygular gayet güzel yansıtılmıştı. Konu yine tahmin edilebilirdi ama yine de heyecanla okudum ben. Chet'e bayıldım! En sevdiğim erkek karakterlerden biri olmayı başardı diyebilirim. Stella'yı da sevdim aslında, beni sinir eden uyuz karakterlerden değildi. Ne istediğini bilen güçlü yapısı onu sevmemde büyük bir etkendi. Değinmeden geçemeyeceğim bir diğer şey de kitap tasarımı... Tamam, kabul @pegasusyayinlari bu işte çok iyi ama bu kadarı da fazla değil mi? Resmen şu an kitap kapak tasarımı çıtasını dağlara çıkardılar. Tek kelime: Mü-kem-mel! @beccafitzpatrick seviyorsanız eğer bu kitaba da bir şans verin bence.
Baskı: Siyah Buz
Öncelikle kitaba başlamadan önce beklentim çok yüksekti o yüzden biraz hayalkırıklığı yaşadım. Yanlış anlaşılmasın kitap güzeldi ama benim kendimi hazırladığım kadar değildi. Olayları ve kişileri belli bir yere geldikten sonra tahmin edebiliyorsunuz zaten ama olayların sonlanması ve kitabın sonu tahminlerimden uzaktı. Sanırım kitabın sonu benim en çok beğendiğim kısmıydı. Cidden çok güzeldi. Kitabın konusuna gelecek olursam eğer Britt ve yakın arkadaşı Korbie tatilde dağ yürüyüşü yapmaya karar veriyorlar ama planlamadıkları bir şey var: kar fırtınası. Yardım istemek için bir kulübeye sığınıyorlar ve asıl olaylar bundan sonra başlıyor. Dediğim gibi kitap aslında güzeldi ama benim okuduğum yorumlarda o kadar abartılmıştı ki açıkçası ben ağzım açık okuyabileceğim bir hikaye beklemiştim. Ha kitap yer yer şaşırttı mı? Evet. Onun dışında konusu çok da abartılacak bir şey değildi. Ama sırf sonu için bile okunur. Çok tatlı bir finaldi bence. Yakın arkadaş olarak Caz, Korbie'den daha sevimli değil miydi sizce de? Özetlersek heyecanla okuyabileceğiniz güzel bir kitaptı. Siyah Buz'a bir şans verebilirsiniz.
Baskı: İki Renk Aşk
Yine Ankara Kitap Fuarı zamanında aldığım ve eve gider gitmez okumaya başladığım bir kitaptı İki Renk Aşk. Bu arada imzalı oluğunu söylemiş miydim 😊 Fatih Hoca ve imzada arkamda bekleyen kız o kadar meraklandırmışlardı ki beni başka şansım yoktu yani. Haklılarmış! Fatih Hoca Facebook sayfasında ilk bölümünü yayınladığında ilgimi çekmişti zaten ama tamamını okumak başka tabi. Tempo bir an bile düşmedi tüm FMArsal kitaplarında olduğu gibi. Sonunda azıcık şok geçirmiş olabilirim evet. Vural FMArsal'ın diğer erkek karakterlerinden sadece fiziksel olarak değil kişilik olarak da farklıydı sanki. Yani diğer karakterler malum azıcık haşindi. Ama Vural hep geri planda kalmayı tercih etti. Yani Aysun ve Gürkan ikilisi için fazla emek harcadı yani. Tabi sebepleri vardı. Ah be yanık yüzlü güzel adam... Neyse o konulara çok girmiyorum. Aysun'a ufaktan gıcık olduğum bölümler olsa da o da tatlış bir kızımızdı. Yani güzel ve iç ısıtan bir hikayeydi. Yalnız sonunda ne ağladım ha! Kısacası FMArsal candır. Okuyun, okutun arkadaşlar
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
Merhabalar efenim, muhteşem bir kitabın daha sonuna gelmiş bulunuyorum. Öncelikle söylemem gerekiyor ki konu da karakterler de çok farklıydı. Ayrıca çevirmenimiz @arzualtinanit'a çok teşekkür ediyorum :) Çeviri de oldukça güzeldi :) Şimdi asıl yorumuma geliyorum... Kendinizi Vitale'in karanlık dünyasında kaybetmeye hazır olun. Aslında söylemek istediğim çok şey var ama hiçbir şey söyleyemiyorum. Konusuna girmeden yorum yapamayacağım kitaplardan birisi bu. Gerçekten yorum yapamıyorum yalnız şu an fark ettim. Sadece Karissa'nın aşkı karşısında şapka çıkardığımı söylemek istiyorum. Onun yerinde olmak istemezdim. Kitaptaki durumlar karşısında ne yapardım hiç bilemiyorum. Naz hem karanlık hem de özünde ufak da olsa aydınlık kıvılcımları bulunduran bir insan. Karissa o kıvılcımları ateşledi bence :) Üçüncü kitap için yanıp tutuşuyorum. Yabancı bizi çok bekletmez umarım :) Ben bekletmeyeceğine inanıyorum ama :)
Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)
"Ya masaldaki yakışıklı prens, kötü adamın ta kendisiyse..." Merhabalar efendim, yine bir kitabın sonuna gelmiş bulunuyorum ama ne kitap! Kitaba başladığımda klasik bir hikaye bekliyordum. Yani adamın geçmişinden kalma yaraları vardır, sonra bir kız görür hayatı değişir falan filan.. Ama öyle değil. Kesinlikle bambaşka bir hikaye. Vitale... Vitale'in karanlık ruhunu gördüğünüz ilk anda fark edebiliyorsunuz ama o karanlığın ardından böyle bir şey çıkmasını hiç beklemiyordum. O kadar şaşırdım ki o sayfaları ara vererek okumam gerekti. Zaten kitabın sonu o kadar havada bitti ki ikinciyi okumak için yanıp tutuşuyorum 🔥 Karakterlerin aralarındaki yaş farkı beni azıcık rahatsız etti evet itiraf ediyorum ama çok takılmadım. Ayrıca eklemeden geçemeyeceğim Vitale'i sevmeyenler neden sevmiyor anlamıyorum. Tamam karanlık falan ama haklı sebepleri var yani kimse kusura bakmasın. Siz o durumda olsanız ne yapardınız diye sorarım size... Lütfen arkadaşlar Vitale'e sahip çıkalım. Kısacası, kitabı okumayan kalmasın canlar 😌 Eminim Vitale'i çok seveceksiniz
Baskı: Anlaşma (Off Campus, #1)
Öncelikle kitap genel olarak mükemmeldi 😌 Hem dili hem de konusu insanı içine çekiyor hemen. Bu arada çevirisi de çok iyiydi bence 😌 (Bu gözler ne çeviriler gördü🙈) Sadece sonu bana yetmedi onun hayalkırıklığı var üzerimde ama diğer kitaplarda da bizim tatlış çiftimizi göreceğimi düşünerek çok fazla ses etmeyeceğim 😌 Olaya pat diye girmiş gibi olacağım ama böyle baba olmaz... Adam ne bileyim adam derken bile zorlanıyorum yani bu mahluk baba olamaz 😓 Okurken kendisine iyi saydırdım ben. Kitapta büyük acılar olmasına rağmen çok eğlenceliydi. Özellikle Garritt ve kankalarının olduğu her sayfa! Yaa Hannah'ya da kıyamam tamam saydım sövdüm zamanında ama Garrett için de her şeyi yapıyor şapşik 🙈 Peki ya mesajlaşmaları 😍 Aşırı sevimliydiler... Diğer kitapları da ayrı merak ediyorum 😌 Özellikle Logan 😢 O bakışlardaki özlem falan... Ya Allie ve Dean ayrı bir merak konusu da neyse 😊 Kısacası bu kitap bir harika dostum!
Baskı: Gitme - (Kayıp Şehir, #3)
Selvi hatun bir kitap yazmış ne kadar okursanız okuyun yetmiyor. Kaç kere okudum Gitme'yi gerçekten en ufak bir fikrim yok. Tabi en güzeli kitabı ellerinin arasında tutup okuduğun hali. Öhöm öhöm neyse... Her okuduğumda sonunu bile bile Mirza'ya kızıyor muyum evet, aynı heyecanla okuyup "ay şimdi ne olacak" diyor muyum evet, Mirza'nın o tatlış uğraşları beni eritiyor mu EVET!!! Bu kadar güzel sevme be adam! Kendim için demiyorum ama olan var olmayan var kıskanırlar yani... Hele o yap-boz var ya! Adam uğraştı, ne olacak alt tarafı bir defter demedi uğraştı! Gelelim Ali'ye... Evet onu da tekrar tekrar okudum ama bence kitap olarak okuma zamanımız geldi de geçiyor. Aliş'i verin bize... Selvi hatunu kocaman öpüyorum buradan bu adamları bizimle buluşturduğu için
Baskı: Ateş
Öncelikle Ankara Kitap Fuarı’nda Ateş’i öve öve bitiremeyip ölümcül bir merakla almama vesile olan Agapi stant görevlilerine teşekkürü bir borç biliyorum. Kitabı o kadar çok övdüler ve beğenileceğine o kadar çok güveniyorlardı ki almaktan başka çarem kalmamıştı. Hatta eğer beğenmezsem para iadesi bile yapabileceklerini söylediler. Kitabı okuduktan sonra tüm bu güvenin nereden geldiğini anladım. Ve bir kez daha beni böyle bir kitapla ve yepyeni bir yazarla tanıştırdıkları için kendilerine teşekkür ediyorum. Bu arada söylemeden geçemeyeceğim kitabı imzalı okuma şerefine eriştim. Kitaba geçecek olursak eğer… Aslında söylenecek çok fazla şey var ama ne söyleyeceğimi ya da nasıl söyleyeceğimi tam olarak bilemiyorum. Kitabı bir erkeğin gözünden okuma imkânı sunmuş bize yazar. Çok fazla alışık olmadığımız bir şey bu ama baştan sona Nick’in değişimini kendi gözünden okumak çok güzeldi bence. Resmen çocuksu bir erkeğin acılarla yoğrularak gerçek bir erkek oluşunu okuttu bize. İlk başlarda erkek karakterin beni şok ettiğini itiraf etmem gerekiyor çünkü baskın erkek karakterler okumaya o kadar alışkınız ki rollerin değişmesi biraz bocalamanıza neden oluyor. Ama güçsüz bir Pi, öyle bir hayatta ayakta kalmayı başaramazdı biliyoruz. Ve güçlü bir kadın karakter okumak çok cesaret vericiydi. Bir diğer konu; birçok kitap bize her sayfasında farklı bir duygu yaşama imkânını sunuyor ama Ateş bir sayfasında birden fazla duygu yaşama imkanı sunuyordu. Her cümlede bambaşka bir duyguya bürünüyorsunuz. Sanırım Pi’nin değişken ruh halinden kaynaklanıyordu bu da. Kitapta öyle bir ters köşe var ki… Yani ters köşe birçok kitapta yapılmaya çalışılır ama çok az kitapta gerçekten okuyucu etkilenir bundan. Ateş beni çok pis tongaya düşürdü. Karakterler üzerinden yapılan en güzel ters köşelerden biriydi bence. Öztuna kardeşlerin isimlerine takıldım ben. Bilinçli olarak mı yapıldı bilmiyorum ama –ki büyük ihtimalle öyle- isim uyumlarına bayıldım! Kesinlikle çok etkileyici ve güzel bir kitaptı. Ellerinize sağlık. Daha çok kitabınızı okumak dileğiyle.
Baskı: Kara Kış Beyaz Düş
"Her bulanık su, bir süre sonra durulur... Her fırtına bir süre sonra yorulur... Her yangın bir an gelir, soğur. Geride izleri kalmaz mı? Kalır elbette... Çamurdan bir yatak, kırık dallar, kıraç bir toprak..." Gece ile Şafak'ı okuduktan sonra "Fatma Erdek'in diğer kitaplarını neden okumadım ben" diye düşünüp Ankara Kitap Fuar'ında hepsini almıştım. Hıhı evet imzalı 😎 Ama okumaya yeni yeni zaman bulabiliyorum ve başlayınca da hemen bitiyor zaten. Kara Kış Beyaz Düş de aynen böyle oldu ve iki günde bitti. Kitap hakkında ne söyleyebilirim bilmiyorum. Yazar kitabın en başından beri sizden hiçbir şeyi saklamıyor yani genel hatlarıyla da olsa konuyu biliyorsunuz. Ama ne olacağını bile bile sayfaları çevirirken "Nolur düşündüğüm şey olmasın!" diyerek çevirdim. Kitabı okurken Zeynep'in acısı altında ben ezildim. Gerçekten onun derdini en derinimde hissettim. Kitabın sonu güzeldi ama kitap boyunca öyle ezildim ki o muhteşem sona sevincim bile yarımdı. Fatma ablaya söyleyecek çok bir şey yok. Harikasın hatun... Sen yaz biz okuyalım.
Baskı: Melekler Zamanı
300 sayfayı bir günde okuyup kalan 244 sayfayı 3 günde bitirmeyi başarabilen biriyim ben. Çünkü kitabın bitmesini istemedim. Sonunu deli gibi merak etmeme rağmen bitmesin diye uğraştım. Genelde okuduğum kitapların karakterlerinden ayrılmak zor gelir zaten ama bu sefer daha da zordu. Daha kitap bitmeden birkaç ay geçse de tekrar okusam diye planlar yapmaya başladım ki okuyacağım da. Her zaman söylüyorum @fatmaerdek günümüz yazarlarının arasında parmakla gösterileceklerden diye... Hem anlatım hem de özgünlük olarak o kadar ayrı bir yerdeki onun kitapları... Ne desem nasıl desem bilemiyorum. Melekler Zamanı hayatım boyunca unutamayacağım bir kitaptı. Yusuf'un çocuk çaresizliği, Barlas'ın yetişkin yalnızlığı, Nesil'in kendine has cesareti ve Yesra'nın küçük anne kalbi... Kitabı okurken hepsiyle apayrı bağlar kurdum. Yusuf'un çaresizliği altında ben ezildim, Barlas'ın yalnızlığı beni esir aldı, Nesil'in cesaretiyle ben gururlandım. Kardeş sevgisinin en büyüğünü gösterdi bana, bazı durumlarda kendimi sorguladım "Acaba ben yapabilir miydim bunu?" diye. Yok mudur böyle hikayeler gerçekte, vardır tabi ki de. Kendinden uzak olunca yok sanıyor insan. Hele ki bizim ülkemizde olmayacak şey değil bu. Ben okurken dayanamadım bu acıya, Yusuf'lar, Yesra'lar nasıl dayanır ki? Allah kimseye göstermesin bu zorlukları. Kimse hak etmiyor bunu. Hep söylüyorum Fatma abla yazsın, ben hiç düşünmeden okuyayım. Yine mükemmel bir kitaptı. Okumayan, tereddüt eden varsa eğer daha fazla beklemesin. Okuduğu zaman beklediği zaman için pişman olacak çünkü.
Baskı: Ben O Değilim
Hep söylüyorum, bıkmadan usanmadan her zaman söylemeye de devam edeceğim Fatma Erdek bir tane diye. Bu kitabı diğerlerinden tarz olarak farklıydı Fatma ablanın ama onlar gibi harika olduğu gerçeğini değiştirmiyor bu. Kendi yorumuma başlamadan önce kitabın konusuna çok az değinmem gerekirse eğer. Birbirine tıpatıp benzeyen ikizlerin bir süreliğine yer değiştirmeye karar vermeleriyle başlıyor olaylar. Başta bu yer değiştirme olayına sıcak bakmayan Arın, Tuna ile tanıştıktan sonra oyuna devam etmeye karar veriyor. Tabi olaylar bu kadar basit değil, oyun içinde oyunlar falanlar filanlar... Fazlasını spoiler vermeden anlatmam imkansız benim, merak edenleri kitaba alalım. Öncelikle bir erkeğin bakış açısından yazılmış bir kitap okuyacağım için çok heyecanlıydım. Kolay kolay karşımıza çıkmayan bir şey bu ve özellikle böyle aşk hikayelerini bir erkeğin gözünden okumak çok hoşuma gidiyor benim. Sağ olsun Arın'ın muhteşem aşkını okumak da çok tatmin edici bir şeydi. Kitabın sonuna doğru bir sahne vardı o kadar güzel yazmış ki Fatma ablam yeminle kalpten gidiyordum! Arın bir yandan ben bir yandan yalvardık lütfen öyle olmasın diye! Yemin ediyorum Arın'ın çaresizliğini ben hissettim o sahnede. Hep söylüyorum böyle büyük ve birbirlerine bağlı ailelerin, dostlukların hikayesini okumayı seviyorum diye. Bu kitapta mükemmel ailelerin yanında yaralı bir aile görme fırsatımız da oldu. İkisi de büyük bir ustalıkla yazılmıştı. Tuna'nın yerine koydum da kendimi bazı kısımlarda çok zor, çok ağır yaşadıkları. Haklı güvensizliğinde tabi en başta da yalanlarla sınanıyor aşkları... Yine yeni yeniden mükemmel bir kitap okuttu bize @fatmaerdek ❤️ Ellerine sağlık hatun! Son bir kitabı kaldı elimde "Erken Rüya Zamanlar" Sürekli erteliyorum elimdeki kitaplarını okumayı bitmesin istediğimden. Belki yeni bir kitap haberi gelir de elimdekileri gönül rahatlığıyla okurum diye bekliyorum ama 🙈 Kısacası okuyun, okutun! Daha fazla Soylu ailesinden, Arın ve Tuna'nın aşkından mahrum kalmayın
Baskı: Erken Rüya Zamanlar
"Kimse benden daha çok sevmedi, sevemez seni. Kim olursa olsun, benim kadar titremez yüreği." - Erken Rüya Zamanlar bitti. Fatma Erdek'in elimde kalan son kitabıydı. Bitmesin diye çok uğraştım ama her güzel şey gibi onun da sonu geldi. Kitap hakkında yapabileceğim tek kelime kötü eleştirim yok. Her şeyiyle harikaydı. Eser ve Nehir'in aşkı öyle özenilesiydi ki... Aradan az değil on beş yıl geçtikten sonra bile aynı güçlü duyguları hissediyorlar birbirlerine. Belki geçen yılların getirdiği özlemle daha da fazla seviyorlar birbirlerini. Zaten Fatma Erdek'in yazdığı aşklar o kadar güzel, o kadar saf oluyor ki ister istemez o kadar mükemmelini bulup bulamayacağını düşündürüyor okura. Kitapta duygular o kadar güzel yansıtılmıştı ki bazen gözlerim dolu dolu oldu satırları okurken. Resmen olmayan aşk acımı çektim. Kısacası #neyazsaokurum dediğim yazarım yine şaşırtmadı beni. Varsa hala okumayan, tereddüt eden bir şans versin ona devamının geleceğini ben garanti ederim.
Baskı: Şeytan Tüyü (FBI/US Attorney, #1)
"Sizinle tekrar görüşmek güzeldi Ajan Pallas. Nebraska'daki üç yılın, hıyarlığınızı azaltmadığını gördüğüme sevindim." ~ Şeytan Tüyü bitti! Uzun süredir alıp almama konusunda kararsız kaldığım bu kitabı D&R'ın 9.90 indiriminden alıp hemen okudum. Ve iyi ki de almışım dedim. Öncelikle kapağına bakıp da sıradan bir kitap olduğunu düşünmeyin ben öyle düşünmüştüm. Kitap bu konuda beni tamamen yanılttı. Hafif ve sürükleyici anlatıma sahip bir şeyler okumak isterseniz doğru yerdesiniz. Kitap polisiye aşk tarzında ve çok akıcı bir dile sahip. Yer yer güldürmeyi de başarıyor. Özellikle Phelps, Kamin, Wilkins ve Jack'in bir arada olduğu bölümleri okurken çok güldüm ben. Okuyanlar beni anladı.. Tamam, Jack asıl adamımız ama Wilkins ayrı bir tatlı değil miydi ya? İyi-kötü polis olayının bir numarası! Kitabın konusu kısaca şöyle: Savcı yardımcısı Cameron Lynde bir cinayete şahit olur ve bu davada görevlendirilen FBI ajanı 3 yıl önce onu ulusal televizyonda beceriksiz olduğu gerekçesiyle rezil eden Jack Pallas'ın ta kendisidir. FBI/US Attorney serisinin ilk kitabı Şeytan Tüyü. Bildiğim kadarıyla serinin 5 kitabı daha var ama henüz Türkçeye çevrilmemiş. Bu arada @ephesusyayinlari'nı bir kez daha bu harika cilt renkleri için kutluyorum. Cilt renginin muhteşemliği! Kısacası şu sıralar okuyacak sevimli, sürükleyici ve hafif bir şeyler arıyorsanız ve polisiye aşkı seviyorsanız bu kitabı tavsiye ediyorum.
Baskı: Tatlı Hesaplaşma (The Sweet Trilogy, #3)
Bu kitap bir harika dostum! Aksiyon + Aşk bir arada ancak bu kadar güzel dururdu zaten :) Peki o finale ne demeli? Ah Kai! <3