
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Paula
Yazarın kızı 28 yaşında porfiri hastalığının ortaya çıkmasıyla hastaneye kaldırılır. Kızının başında beklerken, ona neyin iyi geleceğini çok iyi bilen biri eline kağıtları tutuşturur ve ''Yaz Isabel' der. Böylece Allende, kızına söylemek istediklerini ve kızının unutmuş olabileceği her şeyi yazar. Kızı uyanırsa hafızasını yitirmiş olacağından Allende ona kendi hayatıyla ve kızının hayatıyla ilgili her şeyi yazar. Yazarın hayatı o kadar katmanlı ve renkli ki çok şaşırdım. Bir ömre yaşanacak bu kadar şeyin sığması güzel. Tabi bir kadın için biraz fazla müstehcenlik var ve tabi ki bu beni rahatsız etti, bir insan kızına böyle şeylerini de anlatmalı mıdır diye. Ama müstehcen yerleri çıkardığımızda karşımızda mükemmel bir kitap var. Isabel Allende'nin ailesi de çok ilginç. Adetleri, konuşmaları, kültürleri bence çok farklı. Bu kitap bir ülkenin darbe sonrası yaşadığı birçok korkunçluğu gözler önüne serdiği gibi, bir insanın bir anda hayatının nasıl değişebileceğini, bir adamın küçücük bir çocuğu kandırıp onun küçücük bedeninden nasıl faydalanabileceğini, bir aşkın insanı ne kadar yanlışa, başka bir aşkın ise ne kadar doğruya götürebileceğini, iyi bir insan olmanın zor olmadığını, torunların dünyasını renklendirmek için evin birkaç yerine sahte haritalar ve tuhaf nesneler koyacak kadar düşünceli bir büyükanneyi barındırıyor. Tabi bu anlattıklarım okuyacaklarınıza birkaç değinmece. Bu kitabı tavsiye ederken bir an bile gözümü kırpmam.
Baskı: Kâtip Bartleby
Bu kitapla çok kıymetli bir arkadaşımın okumamı istemesiyle tanıştım. Birçok olumsuz yorum okumuş ve biraz mesafeli yaklaşmıştım. 80 sayfa ve akıcı bir dille yazıldığı için hemen bitti. Katip Bartleby bir hukuk bürosunda işe girer ve zamanla ondan istenilen işlere ''Yapmamayı tercih ederim'' diye yanıt verir. Bu tepkiyle ilk kez karşılaşan patron şoke olur. Zamanla adam hiçbir iş yapmama kararı alır ve ne dense ''Yapmamayı tercih ederim'' der. Bence bu direniş falan değil. İlk önce şunu düşündüm; bu adam ölmek istiyor ama intihara cesareti yok, bu yüzden karşısındakini gıcık edip kendini öldürtmeye çalışıyor. Sonra baktım adamın öyle bir niyeti yok. Bu bildiğin içi boşalmış, uyuz, saçma sapan bir insan. Neye direniyor? Kime kafa tutuyor? ''Havan kime aslanım'' diyeceğim bundan kedi bile olmaz, miyavlamaya üşenir. Bilmiyorum bu kitaba başka bir yerden mi bakmak gerekir ama tek başıma adamın gırtlağına çökmek, patronuna da iki tokat atmak dışında pek bir şey düşünemedim. Tuhaf bir hikaye okumak isteyenler, buyurabilir.
Baskı: İkiye Bölünen Vikont
Türklerle yapılan savaşta, bir top güllesinin bedenini ikiye ayırdığı vikontun bedeninden iki ayrı insan oluşur (?) Bunların kesin çizgilerle birbirinden ayrılan Kötü Vikont ve İyi Vikont olduğu anlaşılır. İlk önce Kötü Vikont köye döner ve tabiri caizse halkın ağzına limon sıkar. Niye limon? Adamlar onu görünce yüzlerini ekşitmeden duramazlar da ondan. Kötü Vikont tam bir psikopattır, her şeyi ikiye ayırır. Dallarda yarısı uçmuş armutlar, yerlerde yarısı gitmiş mantarlar, yarısı gitmiş sincap bile vardır artık. Canidir. Acımasızdır. Bazen öyle sinsi yaklaşır ki elinizi eşek arısı kovanına sokturup, kahkaha atar. İyi Vikont köye gelince, kötüsüne alışmış olan halk vikontun numara yaptığını sanır ama diğer yarısı olduğu sonradan anlaşılır. O da nerde yardıma muhtaç insan var oradadır. Hastalara bakar, hep iyiliğin peşinden koşar. Ve bir gün karşı karşıya gelirler. Ne mi olur? Söylemem. :) Ben çok keyifle okudum, ilgi çekici, tuhaf bir hikayeydi. Kitabın basımı da çok güzel, keyifle okutuyor insana. Çizimli bir kitap, çizimler gereksiz olmuş bence ama onlar da komik. Sembollü hikayeleri sevenlere, tavsiye ederim.
Baskı: Kuzey ve Güney
649 sayfalık romanın bitmesinin haklı gururunu yaşıyorum :) Kitaba dikkatimi romantik bir şeylere yönlendirip, hayatımın debdebesinden biraz uzaklaşabilme umuduyla başladım. Aşk kimin dikkatini dağıtmaz ki? Lakin kitap daha çok fabrikalardan, bunların işleyişinden, grevden, işçiden, iş verenden, ekonomiden bahsediyor. Fonda da bir tutam aşk var ama yemeğe tat verecek kadar değil. Margaret Hale'nin yaşamının 2 senesi anlatılmış. O kadar çok ölüm oldu ki, yeter artık sen de öl bitsin bu işkence dedim. Gaskell kızın hayatında ateş etmedik kimseyi koymadı, derdi neydi anlamadım :) Çeviride ve baskıda sıkıntılar var. Bazen mantık hatalarıyla karşılaştım. Kitabın kapak tasarımı insanda aşk romanı olduğu izlenimi uyandırıyor. Çeviriyle mi Gaskell'İn kalemiyle mi alakalı olduğunu pek anlayamadım ama 500'lü sayfalara kadar, kitaptaki duyguları hissedemedim. Bir işçinin yaşadığı olay, acı verici olmasına rağmen ancak bu kadar duygusuz anlatılabilirdi. Kızın yaşadığı 4. ölümde ancak acıyı hissedebildim. O da şok edici oldu, en sıradan ölüm olmasına rağmen... Kitap sizi içine çekmede biraz sıkıntılı olsa da, okunabilir. Dönemi değerlendirdiğimizde, çok da başarısız sayılmaz. Zaten yazar da bazı yerleri çabuk çabuk yazması gerektiği için okuyucudan bir nevi özür dilemiş. O zaman şartlar ne gerektirdiyse artık. Biraz daha yumuşak geçişler yapılabilseydi, hangi zamandan bahsedildiği daha doğru verilseydi kitap daha sevilebilirdi. Bir sonraki paragrafta dört ay sonrasından bahsedildiğini anlamak biraz müneccimlik gerektirebiliyor. Elinizde varsa okuyabilirsiniz, ama almak için ekstra bir çaba göstermenize gerek yok.
Baskı: Göğü Delen Adam
Çok hoş bir kitap. Sahip olduğumuzu sandığımız her şeye, bu modern dünyaya, medeniyetten (!) uzakta yaşayan bir zencinin bakış açısı mükemmel. Okunması gereken, bakış açımız üstünde bir kez daha bizi düşündürten bu kitap, ille okunması gereken bir kitap. Okuyun, okutun, hediye edin efendim.
Baskı: Koleksiyoncu
Bir geri zekalının romanı. Sakın yanlış anlaşılmasın romanın başkarakteri gerçekten geri zekalı. Yaşayacak kadar akla sahip birinin, zekası ve kalbiyle hayatı yorumlayışı ve başka hayatları hiç edişi, insanın kalbini şu sıcakta daha bir terletiyor. Koleksiyoncuya bir gün piyango gibi bir şeyden para çıkar ve o parayla yaşanabilecek onca güzel şey varken, bu kıt gider bir sanat öğrencisi kızı kaçırır. Kendince aşıktır. Kızın kurduğu cümlelere verdiği tepkiler, o anlamayan halleri ve korkunç bencilliği insanı çıldırtıyor. Kız ne derse alır Fransız parfümü ister, 14 şişe parfüm getirir. Kız şoke olur, çünkü bu çok paradır. Ama neye yarar? Aradaki zeka, kültür ve zevk farklılıklarının uçurum olduğu bu psikolojik gerilim romanını gerçekten beğenerek okudum. Tabi o kelebekleri kanatlarından tutup, bir yöntemle ölmelerini izleyen koleksiyoncu ruh hastasını dan dun odunla dövmek istemedim değil. Kıza o kadar üzüldüm ki sanki gerçekmiş gibi onun hapis hayatını yaşadım. Kitabın sonu da ayrı bir darbe indirdi beynime. Boyalar, renkler hep ilgimi çeker. Fonda bu kaçırılma olayı var ama sanatla ilgili güzel tespitler, bakış açıları, konuşmalar da var. Bu kitabı zekasızlığın bir insana neler yaptırabileceğini görmek, gerilmek, biraz da sanatla ilgilenmek isteyenlere tavsiye ederim.
Baskı: Çanakkale'de Şahlananlar
Vakit kaybı bir kitap. Petersburg Öyküleri zaten ne anlattı, yazar bunları niye yazdı, basan niye bastı bilmiyorum. Zaten Neva Bulvarı öyküsünün sonunda kendisi de bunu belitmiş. Bir tek Palto öyküsü biraz beğenilebilir. Onun dışında okumak yerine gidip uyumayı tercih ederim.
Baskı: Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve Fayton
Vakit kaybı bir kitap. Petersburg Öyküleri zaten ne anlattı, yazar bunları niye yazdı, basan niye bastı bilmiyorum. Zaten Neva Bulvarı öyküsünün sonunda kendisi de bunu belitmiş. Bir tek Palto öyküsü biraz beğenilebilir. Onun dışında okumak yerine gidip uyumayı tercih ederim.
Baskı: Sinek Isırıklarının Müellifi
Barış Bıçakçı kesinlikle kalemi kuvvetli biri. Kısa cümlelerle, kısa bölümlerle insanı yormayan çabucak okunan bir tarzı var. Bu kitabında da birçok albümden, kitaptan, şarkıdan, şiirden ve hatta ressamlardan bahsetmiş. Bunları araştırmak kaçınılmaz bir genel kültür demek. Konusu ne olursa olsun bir şekilde beğenilecek hale getirdiği için başarılı bir yazarımız ama benim için bir ''ama''sı var. O da edebi edebi konuşurken aniden cinselliğe geçmesi. Hele bir de o kadınların ya da erkeklerin mahrem yerlerini ifade edişi, beni çileden çıkardı. Edebiyatla edepsizliği karıştırdığı bir dili olduğu için bir daha Bıçakçı okumayı düşünmüyorum. Ama birçok kişinin beğeneceğini rahatlıkla söyleyebilirim.
Baskı: Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Birbiriyle mükemmel uyumu yakalamış iki arkadaşın, çok sevdikleri bir arkadaşları kız kardeşini onlara emanet edip yurt dışına gider. Kızın annesiyle babası trafik kazasında ölmüştür. 2 sene sonra fakültesi biteceği için abisiyle gidemez. 2 erkek, bir körpe genç kız. Tabi ki ikisi de kıza aşık olacaklar ama neyse ki fırsat kollayıp kıza kötü bir şey yapmak yerine, içi dünyalarındaki fantazileriyle idare edecekler. Tema hoşuma gitmese de yazarın anlatışının hakkını vermeliyim. Akıcı bir dili var. Altı çizilebilecek baya da bir satır var. Kısa bir kitap olduğu için de hemen okunabilir. Aşkın anlatılışında sınır tanımayanlardansanız bence okuduğunuzda pişman olmazsınız.
Baskı: Jane Eyre
Ben, Can Yayınlarından okudum. Kitap okumaktan pek zevk almadığım zamanlarda Jane Eyre sakin ama emin ilerleyen temposuyla ilaç gibi geldi. Kalın bir kitap olmasına karşın, okurken hiç sıkıcı değildi. Bitsin diye acele ederek değil, yavaş yavaş okudum. Belki biraz da bu yüzden 1 hafta kadar kafamı meşgul etmesiyle farklı bir zevk aldım. Charlotte Bronte 1800'lerin İngiltere'sinde mürebbiyeliği gayet ilgi çekici işlemiş. Birçok kitapta olduğu gibi bundan da öğreneceğimiz çok şey var. Bir kere kitapta insanın isterse birçok yabancı dil öğrenebileceğini, ''erken kalkanın yol aldığını'' , disiplin ve iradenin birçoğumuz için ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Ayrıca insanın vicdanının ya da vicdansızlığının o insana neler yaptırabileceğini görmek için, yaşamadan tecrübe edinmek için en hoş örneklerden biri Jane Eyre. Kitaba elbet bir eleştirim olacak. Son 43 sayfa bende aceleye getirilmiş izlenimi uyandırdı. Bir karakter var ki kitabın tümünde çizilmiş portresine son davranışları bana azıcık kolay oldu gibi geldi. (Spoiler vermemeye çalışan kızın dramını yaşıyorum şu an) Son kısımda biraz daha hareket kazandırılıp bitirilseydi neredeyse kusursuz bir romanla karşılaşırdık. Bu haliyle de klasik eser okumayı sevenlere, gönül rahatlığıyla Jane Eyre'ı öneririm. Her bir kitapta olduğu gibi bu kitapta da yaşadım, düşündüm ve hissettim. Keyifli okumalar dilerim.
Baskı: Üçüncü Polis
Entelektüel okumalar yapanlara, biçilmiş kaftan kitaplardan biri Üçüncü Polis. Bu kitabı okumadan önce modernizm / postmodernizm nedir, hangi dönemi kapsar araştırmak gerek. Kitabın önsözü çok önemli. Kitapta kolayca gözden kaçabilecek noktalar var. Önsözü çok dikkatli okursak bunun önüne geçebiliriz. Kitabı okurken çok defa ben napıyorum, bu kitap neyi sembolleştirmiş, sanırım dünya tuhaf bir yer gibi sorular düşünceler kafamda uçuştu. Bazen o kadar anlamadım ki yoruldum, acaba bıraksam mı dedim. Ama kitabı bitirdiğimde böyle bir kitabı okumak için benim yanlış bir dönemde olduğumu anladım. Çok dinç ve sorunsuz bir döneminizde başlamanızı tavsiye ederim. Kitap gerçek bir kurgu gibi başlıyor, derken fantastikleşiyor en son önsözde gotik denmiş ama ben herhangi bir tanıma sığdıramadım tuhaf bir şekilde bitiyor. Kitapta kendi içinde ayrı bir kurguya sahip dipnotlar var. Dipnotlar gerçek değilmiş sonradan fark ettim. Bu bir tür olay içinde olay gibiydi. Onları okurken kitaptan halay çekerek uzaklaşıyor sonra mendili bırakıp kitaba geri dönüyorsunuz. Zaten yazarın da istediği buymuş. Ama dikkat edin, beyin loblarınız bu halay esnasında isyan edebilir. James Joyce, Anthony Burgess gibi yazarların övgülerine mazhar olmuş bu kitabı farklı bir boyutta düşünmek isteyenler tercih edebilirler. Yazarın adının çok bilinmemesi bazı edebiyat eleştirmenleri tarafından büyük talihsizlik olarak nitelendirilmiş. Kitabın bitiminde yazarın notu var, onu okuduğunuzda her şey yerli yerine oturuyor. Bitirir bitirmez tekrar önsözü okumak gerek. O zaman ne okuduğunuzu, nasıl bir yolculuğa çıktığınızı anlıyorsunuz. Önsöz ve sonsöz olmasaydı kendimi beyni uyuşturulmuş, elimden tutulmuş bembeyaz bir yerde gezdirilip gezdirilip evime geri getirilmişim gibi hissederdim. Bir kitap, bir yolculuk ve bir bitişti yaşanan. Dilim ne kadar döndü, ne kadar anlatabildim bilmiyorum. Ama en azından şu kadarcık yoruma denk gelmiş olsaydım okumadan kendimi şanslı hissederdim. Bu kitap edebiyat eleştirilerinin, yorumlarının ne kadar önemli olduğunu gösterdi bana. Kitaplar hakkında büyük yazarların yorumlarına daha bir dikkat edilmesini tavsiye ederim. Böylece okuduğumuz kitabı daha rahat anlar ve sağlıklı bir okuma yapmış oluruz.
Baskı: Tom Gordon'a Aşık Olan Kız
9 yaşını bitirmek üzere olan bir kız çocuğu ormanda kaybolur... Hemen hemen bir karakterden oluşan bir roman denebilir. Çocuğun ormanda tek başına, çaresizce kurtulmaya çalışması, hissettikleri ve en sevdiği beysbol oyuncusu Tom Gordon'un hayaliyle yalnızlıktan umutma mücadelesi ve açlığı işleniyor. ''Hadiii kurtul artık'' diye okumamak lazım. Onunla o korkuyu, peşinde onu takip eden bir hayvan var mı yok mu sorusunu, yağmuru, sıcağı, sivrisinekleri, ölü geyikleri yaşamak lazım. O zaman kitaptan keyif alınabilir. Benim için King'in her zaman ayrı bir yeri vardır. Benim gibi Kingseverlerin, bir kısmını pişman etmez, ama hareketlilik bekleyenler için ya da sabırsızlar için önermem. Ben sevdim. Okuyacaklara da keyifli okumalar dilerim. Kitabı okudu, 10 üzerinden 7 puan verdi.
Baskı: Yörünge
Bazen hastalık uzayda gelir... Ve aşk da peşinden gelir... Peki ölümlerle mücadele, insan aşk için ne yapar? Yine oldukça akıcı ve okuduğuma pişman olmadığım bir Gerritsen romanı...
Baskı: Çırak (Rizzoli & Isles, #2)
Cerrah'tan hemen sonra Çırak'ı okudum. Korkasım varmış. Yazdı. Pencere açık. Sürekli gözüm bir perdede bir kitapta olacak şekilde okudum. Cerrah dedik, bitti dedik. Dedik derken ya katil bir kişi değilse? Korkmak isteyen buyursun...
Baskı: Cerrah (Rizzoli & Isles, #1)
Kendisini tatmin etmek için kadınları yavaş yavaş öldüren bir ruh hastası ve onun korkunç yöntemiyle karşı karşıyayız. İnsan nelerin koleksiyonunu yapabilirmiş, hayretle okuyacaksınız... Okurken çok gerildim ve korktum. İlk defa bir kitabı okurken perdeyi, kapımın arkasını, kuytuları, köşeleri kontrol ettim. Eline neşteri alan biri bakın neler yapıyor...
Baskı: Siliniş (Rizzoli & Isles, #5)
Kitap, Rusya'dan kaçırılan bir avuç genç kızın başına gelen korkunç olaylarla başlıyor. Dünyanın en gelişmiş ülkesinde dahi olan iğrenç sorun fahişelik kitabın konusu... Bu sefer psikopat bir seri katille değil, kadınları satan ve işine gelmediğinde onların öbür dünyaya biletini kesen kişi ya da kişilerle karşı karşıyayız. Tess Gerritsen kolay okunabilirliğiyle yine sağlam bir roman yazmış.
Baskı: Mefisto Kulübü (Rizzoli & Isles, #6)
Noel vaktidir. Geceyi korkunç bir cinayet böler. Oraya buraya kusan polislere bir tek güçlü olmak için ekstra çaba harcayan Rizzoli katılmamıştır... Tuhaf cinayetler birbirini izler. Hepsi farklı yöntemlerle gerçekleşse de ortak bir noktaları vardır: Ters dönmüş haçlar... Çarpık inançlarla psikopatlığın birleştiği bu kitap, okuyanları korkuya davet ediyor. Tess Gerritsen her zaman ki gibi iyi iş çıkarmış.
Baskı: Kemik Bahçesi
Eşinden ayrılan Julia, tarihi bir ev alır. Bahçesine güller ekmek ister, ama çok fazla yabani ot vardır. İşe onları temizlemekle başlar. Kazmasıyla toprağı eşelerken, birkaç denemeden sonra bir kaya parçasına denk geldiğini zanneder. Biraz zorlayınca bunun bir mezar olduğunu anlar... Roman, geçmişle günümüz arasında gidip gelinerek yazılmış. Bence kurgusu kusursuz. Sanırım bu olayların gerçeklik payı da var. Kitabın sonunda bir doktorun önemli adımlarından bahsedilmiş. Kitapta doğum yapıp ölen kadınlar, pelerinli bir katil, mezar soyucuları, kadavralar, aşk vs. ne ararsanız var. Katil kim sorusu peşinizi bırakmıyor. İnanılması tüyler ürpertici olaylar da cabası... Kitabın bir yerinde bir cerrahi müdahale sahnesi var ki, midenize sahip çıkmakta zorlanacaksınız uzak durun. Günümüzde olan kısma biraz daha eğilebilirmiş yazar. Biraz o kısmı tatmin etmedi. Yahut hiç koymayadabilirmiş. Sadece geçmiş insana yeterdi. Ama yine bu kitap, okuyanı her halükarda memnun eder. Akıcı, ilgi çekici ve yer yer dehşet uyandırıcı. Tavsiye ederim.
Baskı: İkiz Bedenler (Rizzoli & Isles, #4)
Cerrah ve Çırak'ı okuyan birçok kişi, Rizzoli & Isles serisini okumaya yöneliyor. Bu da serinin 4 kitabı. Yine kolay okunmasıyla, merakı kırbaçlamasıyla, cinayetlerle, şok eden gerçeklerle, bu da mı aklına geldi Gerritsen sen müthiş bir yazarsınla geçen güzel bir polisiye romandı. Bu tür romanları özellikle kitap okuyamadığım yahut sıkıldığım zamanlarda okuyorum. İlaç gibi geliyor. İnsanın okuma isteğini artırıyor. Yine bir polisiye, yine bir Gerritsen dünyası sizi pişman etmeyecek sayfalara buyur ediyor.
Baskı: Günahkar (Rizzoli & Isles, #3)
Cerrah, Çırak ve Günahkar'ı art arda okudum. İlk iki kitap o kadar korkutucuydu ki, bu kitap o kadar etkilemedi. Sadece çok fazla mide bulandırıcı sahne vardı. Katil yine insanın karnında ne var ne yok oynatacak bir sahneyle kurbanını geride bırakmıştı... Başka bir kurbanın başına gelenler de tam anlamıyla şok ediciydi. Bu kitap biraz daha sakin geçti ama Tess Gerritsen kesinlikle yine pişman etmedi.