Only
@Only

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Raintree: Sığınak (Raintree # 3)

Bir ben beğenmemişim sanırım. Bence seriye yazık olmuş. İlk iki kitap çok güzeldi bunda aradığımı bulamadım :(

Baskı: Aşk Bir Ayrılık Ötede (Texas! Tyler Family Saga, #3)

Uzun zamandır beklediğim, Tyler kardeşlerin sonuncusu Sage ile tanışma zamanı gelmişti. Bana göre Sage, kardeşler arasında en sönük kalandı. Ve maalesef çoook beğendim diyemeyeceğim. Sanıyorum ki bu beğeni azlığının sebebi abilerinin özellikle Lucky'nin hikayesini çok sevmem. Sage'in hal ve tavırları da güçlü etkenler tabi ki. Kitap bir ayrılık sahnesiyle başlıyor. Yani objektif bakıldığında (bu seriyi sevmeyi bir kenara bırakırsak) daha ilk sahneler de bir tutarsızlık söz konusu bana göre. Sage'i az çok diğer kitaplardan tanıyoruz, bu tanışıklık sonucu istenilen tepkileri vermiş gibi gelmedi bana. İlerleyen sahnelerde bunu destekliyordu sanki. Yani Harlan'a kedi gibi saldıran bir insanın içten içe köpürüp, şımarık kızlar gibi davranarak bana dönecek demesi, üstüne tokadı basmaması mantıksız geldi bana. Hani Sage'i tanımasak neyse :D Zaten Sage'in çoğu tavrıdır olumsuz düşünmemi de sağlayan. Beni öpmene izin vermeyeceğim deyip saniyesinden adama vantuz gibi yapışıp, bunu bir kaç kez yapınca cidden rahatsız oldum. Büyük lokma ye büyük söz konuşma lafını hiç duymamış sanırım bu kız. Zaten Harlan yeterince ukala tavırlar sergiliyorken Sage'in bu ar damarı çatlamış tavırları cidden rahatsız etti. Bu kadar sinirli ve inatçı bir karakter yaratıp bu davranışları yazınca sistem error veriyor. Yani o nasıl bir kız ki erkekten daha dirayetsiz. Yok, yok cidden böyle kızlara tahammül edemiyorum. Sevdiğim yanları olmadı mı? Tabi ki oldu. Ailesi, eşleriyle diyalogları falan süperdi. Lucky'yi okumaktan büyük zevk aldım özellikle. Seviyorum bu adamı ♥♥♥ Hakkını yememek lazım kendini kasmayı, seni istemiyorum ayaklarına yatmayı bıraktığı süreler Sage'den hoşlandım. Bir yere kadar kendi hakkında düşünceleri de aklıma yattı. Yine de şu kompleksli kardeş işini abartmasa iyi olurmuş. Küçük kardeş olmak zor olabilir ama abartılacak bir durum değil. Sonuçta abileri de atomu parçalamadı alt tarafı işin başına geçmişler. İlerledikçe daha az beğendiğim düşünülürse seriyi burada kesmek iyi olmuş galiba :P Yine de 2 günde çabucak okunan bir kitap. Kalemin gücü bu sanırım. Karakteler gıcık etse de okutabiliyor. Sandra Brown'u da bu güçlü kalemi yüzünden çok seviyorum ♥ Çeviri, kapak ve kitap adı da süperdi. İlk defa bir kapağın puanımı etkilemesine izin verecek kadar hem de :D

Baskı: Truva Tanrıçası (Tanrıça, #6)

http://colorful-book.blogspot.com/2013/07/p-c-cast-truva-tanrcas-yorum.html

Baskı: Uyanış (Uyanış Üçlemesi 1)

http://colorful-book.blogspot.com/2013/07/lisa-mcmann-uyans-yorum.html

Baskı: Raintree : Adalet (Raintree # 2 )

Karakter açısından Gideon'u daha çok sevdim. Dante de iyiydi ama kral olması onu biraz ukala yapmıştı. Gideon daha uyumlu ve sevimli biriydi. Ama konu işleyişine gelince ilki daha iyiydi. Aslında dolu dolu bir kitap ama nedense çok uzun sürdü okumam. Cehennem daha kolay okunan, akıp giden bir kitaptı. Adalet sıkmamakla birlikte biraz ağır tempoluydu. Sanırım bunda olayların çok kısa sürede geçmesi de etkili. 3. kitabı ve gelecek savaşı merak etmekle birlikte hem savaşı hem aşkı yazarımız nasıl işleyecek çok merak ediyorum. Ayrıca 3 farklı kişiden böylesine uyumlu kitaplar çıkması da çok takdire şayan. Son kitabı henüz okumasam da iki kitap geçer not aldı (:

Kan Gölü
7/1024.06.2013

Baskı: Kan Gölü

50 yıllık periyotlarla gençlerde görülen ve cinayete kadar giden şiddet eğilimlerini konu alan kitap adı gibi oldukça kanlıydı. Ve bunu söylerken gerçek anlamda söylüyorum. Ölen öleneydi. Kışın gelmesiyle olaylar patlak veriyor ve suçu üzerine atmaya çalıştıkları doktorumuz Claire dışında kimse olaylarda gariplik olduğunu düşünmüyor. Ve tüm engellemelere rağmen bu olayların sebebini araştırmaya başlıyor doktorumuz. Tabi ki kasabada pek sevilen biri olmadığı için işleri bir hayli zorlaşıyor. Burada da devreye beyaz atlı şerifimiz Lincoln giriyor. Polisiye de olsa aşksız olmaz değil mi? Bence olmaz. Aslında kitabı baya sevdim. Bol yan karakter, iyi bir erkek, güzel sayılabilecek bir aşk. Gizem ve cinayetler de bonusu. Ama bazı noktalar var ki takılmadan edemedim. Mesela sonu. Allah aşkına öyle son mu olur? Yorumlarda sonunu beğenmediklerini okumuştum ve yerden göğe hakları varmış. Sen 450 sayfa yaz son 5 sayfa da bağla. Bence olmamış bu. İkincisi de şu ki gerilimi çok iyi tutturulmuş kitabın illa ki bilimsel bir temele bağlandırma çabası. Bu konuda uzman olmayı bırakın hiç bilgili değilim ama gerçekte böyle bir parazit varsa bile konu içinde inandırıcılığı ölmüştü. İlla ki bir şey çıkacak diye diye çıkarttırmış. Yazar tıbbi gerilim yazmayı seviyor çokta iyi yazıyor ama bu kitapta o kulvarda olmasa mıydı acaba diye çok düşündüm. Bunlar dışında sevdim dediğim gibi. En azından sıkmadı. Çokça karakter olması sürekli 2 karakter üzerinde dönen hikâyelerin kısır döngüsünü kırmış. Rizzoli serisi dışında pek fazla sevmeyen de mevcut ama ben bağımsız kitaplarını sevme yolunda hızla ilerliyorum.

Gizemli Ev
7/1022.06.2013

Baskı: Gizemli Ev

Gizemli Ev için genel bir yorumdan hoşlandığım ve hoşlanmadığım noktalara değinmek istiyorum. Kitabı yepyeni bir baskı, günümüze uygun bir kapak ve çeviri ile okurken şunu düşünmeden edemedim. 1917. Evet bu kitabın asıl basılış tarihi 1917. Neredeyse 100 yıllık bir geçmişi ve kurgusu olduğu düşünüldüğünde okurken hayret ettirmeyi başarıyor. Günümüzde o kadar çeşit polisiye kitap okuyup dizi izledikten sonra şaşırtıcı unsurlar bulmak çok zor. Hangimiz bir kitabı okurken katil şudur, şu şöyledir diye tahminlerde bulunmuyoruz ki. Amma velakin okurken aklınızın bir köşesinde kitabın yazılış tarihi yer ettiğinde, okumak için en geçerli sebebi oluşturuyor. Kendi adıma kitabı okurken aklıma hep bir dantel modeli geldi. Neden derseniz. Farklı kişiler, durumlar tek tek anlatılıp en sonunda parçaları birleştirilen bir model gibi önüme sürüldü. Modelin ne olacağını az çok tahmin ettim, tamam belki azdan biraz daha fazla ama sonuç ortaya çıktığında beğenmeme engel değildi. Bana yetmeyen yerler oldu mu? Tabi ki oldu. Mesela dedektifimizin bazı olayları sadece tahminen bildirmesi, tabir-i caizse nokta atışı yapması, bu sonuçlara nasıl ulaştığı konusunda tereddütlere düşürdü. Acaba gerçekten iyi bir gözlem yeteneği mi yoksa dedektif T. B.'yi unutulmaz karakterler arasına sokma isteği mi? Bana sorarsanız ikisi de. Her ne kadar günümüzde her şeyi bilim ve teknolojiye dayandırmış olsak da, ince zeka ve üstün gözlem gücü her zaman ilgimizi çekmez mi? "O olmasaydı, bugünün pek çok polisiye-gerilim yazarı henüz kurguda emekliyor olurdu," diyor arka kapağında. Belki bu kanıya tek bir eserle varmam zor ama 175 romanının 160'ı filme uyarlanmış ve King, Conolly, Child gibi yazarları etkilemiş bir isim varken ortada katılmamak elde değil.

Neredesin Bernadette?
8/1021.06.2013

Baskı: Neredesin Bernadette?

Kitaba başlamadan önce bir kaç yoruma bakmıştım ve birinde rastladığım kelime çok güzel ifade ediyor bence. İlginç. Bu ilginçlik kötü anlamda değil. Baştan alacak olursam. Kitapta çokça karakter var ve olaylar bu karakterlerin mektup, yazışma, faks, e-posta gibi araçlarla gerçekleşen iletişimi konu alıyor. Ki aslında Bernadette'nin kızı Bee'nin ağzından aktarılıyor bir nev-i. Bee'nin kendine ait bölümleri de var ben en çok buraları sevdim. Çünkü bu kısımlar Bernadette hakkında daha aydınlatıcıydı. Bernadette, eşi ve hatta Bee için kısaca dahi ailesi diyebiliriz. Değişik bir çizgileri var. Mesela Bernadette Galer sakinleriyle anlaşamıyor. Kocası Elgin işinden başını kaldırmayan ayrı bir tip. Zaten kızları bu ikisi arasında nasıl normal yetişmiş anlayamadım orası ayrı. Konuya fazla girmek istemediğim için son bölüme kadar tarzın aynı ilerlediğini söylemek istiyorum. Daha önce de, e-posta yazışmalarından oluşan iki kitap okuduğum için çok aşinaydı ve bolca karakter olduğundan çok daha iyiydi. Özellikle uzunlu kısalı yazışmalar çekiciliğini arttırıp ilgiyi üstünde tuttu. Sayfalarcaaa devam eden bölümlerden hiç hazzetmiyorum da (: Sıkıldığım yerler de oldu maalesef. Ama çok azdı. Özellikle bilmediğim konulardan bahsedilen yerler ki bunlar daha çok teknik kısımlar. Dahi olmak zor iş :D Sevemediğim bir kısımda sonu oldu. O kısma gerek var mıydı tartışılır. Belki daha farklı bir şeyden bahsedebilirdi. Mesela Bernadette'in dönüşünden... Çeviri içinde çok küçük bir eleştirim var. Bernadette'nin kocasının adı nedir hala çözemedim. Sürekli bir harf oynadı durdu. Tamam küçük bir ayrıntı ama yine de gözüme battı durdu. Orjinal kapak kadar konuya uymasa da en beğendiğim kapaklardan biri de bu oldu sanırım. Özellikle almaya teşvik eden bir zarafeti var. Sinirlendiren, şaşırtan ve güldüren, değişik bir kitap arayışında iseniz tavsiye edebilirim.

Baskı: Sağdan Birinci Mezar (Charley Davidson, #1)

Yaşasın! Sonunda bende Charley Davidson ile tanıştım (: İsmi sizin de kulağınıza ayakkabı markası gibi gelmiyor mu? Geyik yok, tamam. Kitaba dönersek. Geçen yıl, çıkan kitap daha tazecikken okumak istemiştim ama okuyanların yapma etme ikinci kitabı bekle sözleri üzerine koca 1 yıl ertelemek zorunda kaldım. Bilmiyorum yayınevine serzenişim anlaşıldı mı? Neyse efendim 2013 Mart'ında ikinci kitap gelince aklıma okumak için yazdım. Son günlerdeki can sıkıntısı yüzünden eğlenceli bir kitap arayışına girince, haliyle ilk aklıma gelen kitap oldu. Önce bir iki olumsuz noktaya değineceğim. Bana kalırsa kitaba başlarken çok büyük beklentiye girmeyin. Bazı espriler kesilmiş gibisinden bir şeyler okudum ondan mıdır nedir çok efsanevi bir tarafı yoktu. Tabi eğlenceli, okuması zevkli bir kitaptı ona sözüm yok. Ama öyle yorumlar gördüm ki ister istemez beklenti seviyesi aldı başını gitti. İkincisi de yazarın olayı gizemleştirme merakı. Kitabın sonuna kadar Reyes aşağı Reyes yukarı, Reyes şöyle korkutucu, aman Reyes'i gördüm altıma edicem. Bak ağzımı bozdurdu işte bana. Siz anladınız ama olayı. Tamam Ölüm Meleği ve Reyes'in durumu çok iyi düşünülmüş ona sözüm yok ama sonunda durum açıklanınca bu mudur, Hey be Darynda abla biz kimleri gördük sen biliyor musun, Reyes mi bizi şaşırtacak? dedim yani ne yapayım?. Bilmiyorum bir ben mi böyle düşündüm ama beklendiği kadar şaşırtıcı değildi durum. Bunların dışında neredeyse kusursuzdu. Anlatımı (başları saymazsak, çeviriden de olabilir) çok akıcıydı. Bir kere yazar boşlukları doldurmayı bilmiş. Espriler, küçük anılar, çevresindeki insanlar, diyalogları falan okuduğum satırlar akıp gitti. Arpacı kumrusu gibi ne yapayım, bunu niye yaptım diye düşünen karakterlere sinir oluyorum. Charley için artı bir puan daha. İngilizce okumadığım için çeviri nasıldır bilmiyorum ama genelinde tatmin etti. Sadece başları biraz sıkıntı yarattı ama atlattık çok şükür :D Eh kapağa da laf yok malum. İkinci favorim olsa da bu kapakta çok hoştu. Kısaca 1-2 eksisi dışında çok güzeldi. Reyes canım benim, ikinci kitapta ne olacak çok merak ediyorum. Seri almış başını gitmiş, bizde kaç yılda tamamlanır bilmiyorum ama devam edilecekler arasında yerini aldı (:

Baskı: Yabani Aşık (Legend of the Four Soldiers, #4)

Kitabın her türünü severim ama tarihi aşk romanlarının yeri gerçekten ayrı. Hele ki Hoyt gibi usta bir kalemi okuyorsam. Yine yapmış yapacağını sevgili ve yazar 2 gündür esir etti kendisine. Tamam 2 gün uzun bir süre biliyorum ama tadına vara vara okumayı seviyorum. Elimde ağır olunca böyle oluyor. Seriyi takip edenlerin bildiği üzere, öldü sanılan ilk kitaptaki Emeline’in erkek kardeşi Reynaud’a gelmişti sıra. Sabırsızla bekliyordum ve beklediğime kesinlikle değdi. Kapağından çevirisine kadar her şeyiyle çok iyiydi. (Çevirmene ayrıyetten bir teşekkürler.) Tabi ki yüzeysel durumlar yetmiyor o yüzden anlatımı da çok iyi olunca bayıldım. Öldü sanıldığı için akrabasına devredilen unvanını geri almaya çalışırken, yeni kontun yeğeninin cazibesine karşı koyamayan Reynaud’u okumak çok zevkliydi. 7 yıllık esaretten sonra daha karanlık bir ruh beklemiş ve korkmuştum ama hepsi yersiz çıktı. Tamam, yaralı erkekleri severim, olgun oluyorlar çünkü ama sürekli gel-git yaşayanlar hoş olmuyor. Bu ayrıntı da sevmeye teşvik etti. Belki yapabileceğim tek eleştiri; bazı konuları biraz üstün körü anlatması. Mesela esareti ve kaçışı ya da Beatrice’e aşık olması gibi konuların üstünde biraz daha durabilirdi. Vee minik ayrıntıları seven biri olarak kitap kapaklarıyla ilgili küçük detay da çok hoşuma gitti. Daha fazla bir şey demeye gerek yok. Hoyt işte durduğunuz kabahat (:

Peri Masalım
8/1019.05.2013

Baskı: Peri Masalım

Pamuk Şekeri’nden sonra bu kitabın çıkmasını sabırsızlıkla bekliyordum. Ama nedense çıkar çıkmaz okuyamadım. Şimdi tadına vara vara okudum. İlk kitapta olduğu gibi yine eğlenceli ve okuması çok zevkli bir kitaptı. Gerçi ben daha kalın bir kitap bekliyordum ama başka açıdan bakınca gereksiz uzunluktan arınmış saf bir roman okumak ayrı bir keyif de verdi. İlk kitapta çok fena bir yerde bitmişti malum. Yasemin’in karmaşık hayatına kaldığımız yerden devam ettik. Ama ne etmek. Tam yeni bir aşka yelken açarken, Yasemin’i kaybedince kıymetini anlayan eski sevgilinin denizi bulandırması mı istersin, eşinden boşanıp burnunun dibinde biten sevilmeyen ot Didem mi dersin? Didem demişken yazmazsam olmaz. Didem gibi bir karakter yazabilmek! Yazarı gerçekten takdir ettim. O nasıl bir karakter öyle herhalde karşımda olsa elimde kalırdı. Çok bizden karakterler ve olaylar yazdığı içinde ayrıyetten sevdim bu kitabı. Tamam yine zengin erkekler işin içine girdi ama diyaloglardan tutun da yediğine içtiğine kadar çok bizdendi. Yani düşünebiliyor musunuz, Yasemin Erhan’a etli taze fasulye yapıyor. Ki Erhan’ın zengin olduğunu okuyan herkes bilir. Bana çok doğal ve şaşırtıcı geldi bu durum. Sonuçta her akşam ıstakoz değil böyle şeyler yiyoruz. Ama bu kitap yetmedi onu da söyleyeyim. Elif’i merak ederim, keza Yaren var daha. İnşallah gelecek kitaplar çok daha kısa aralıklarla gelir.

Baskı: Gözyaşlarımı Sildiğim Gün

Taze taze bitirmişken yorum yazayım dedim ama çok zor. Bir yandan bitirmenin hüznü diğer yandan okuduklarımın boğazımda bıraktığı yumru. Benim için bu kitabı yorumlamak bile zor. O kadar mükemmeldi ki. Kitabın konusunu ilk okuduğumda çok ağır duygularla bezeli bir kitap bulacağımı düşünüp endişe etmiştim. Hele ki sulu göz biriyseniz ve Linda gibi birini bu konuyla okuyorsunuz ağlamamak elde değil ki. Ama hem ağlattı hem güldürdü, duygudan duyguya sürüklendim durdum. Hele son sayfa da bir yandan ağlıyor bir yandan gülüyordum. Milla’nın yıllar boyu süren mücadelesi oldukça etkiledi. Özellikle son dönem okuduğum bir kitapta çocuğunu istemeyen birine denk gelmiş ve arkasından bunu okumuşken farkı daha iyi anladım. Herkes pes ederken onun ısrarla mücadele etmesi tam damarıma bastı. Yıllar boyu kendi kuyruğunu kovalayıp dursa da mücadele etmeyen, örnek teşkil edecek bir kitap. Ve Diaz. Yorumlardan Kara Melek’ten Simon’a benzediğini okumuştum. Evet benziyordu. Ama benzediğinden 10 katı farklıydı. O nasıl bir kalemse sadece varlığıyla bile güven veren bir karakter yazmayı ve inandırmayı başarmış Howard. Öyle bir durum ki Diaz olaya dahil olduktan sonra nasıl ilerlediğimi bilemiyorum. Tam bırakıyorum kitabı, aklım orada kalıyor. Daha ne yazsam bilmiyorum ya. Hele son bölümleri, o fedakarlık. Hala etkisindeyim. Küçük bir detayda dikkatimi çekti. 1993 yılında başlayan olaylar 2003 yılından devam etti ve 2013 yılında hem de anneler gününün olduğu günlerde kitap çıktı. Bilemiyorum tesadüf mü ama tesadüfse bile çok hoş. Unutmadan çevirisi de çok güzeldi. Yani her şeyiyle mükemmel bir kitaptı. Daha birkaç gün etkisinden çıkamayacağımı biliyorum ve yazarı sevenlere tavsiye ediyorum. Alıntı: Ağlamak istemiyordu. Gözleri öylesine şişmişti ve öylesine acıyordu ki artık bir daha ağlamak istemiyordu. Dün gece içinden kendini okyanusa atmayı geçirdiğini anımsadı. İçindeki acı ve keder o kadar güçlüydü ki, her ne şekilde gelirse gelsin her türlü avuntuya kapısı açıktı. Ama ancak şimdi böyle bir şeyi asla yapamayacağının farkına varıyordu. Teslim olmak onun doğasında yoktu. Öyle olsa, bunca yıldır aynı kararlılıkla oğlunun peşinden koşmazdı.

Baskı: Aşk Kokan Çiçekler (Chesapeake Shores #2)

Kapak: √ İsim: √ Çeviri: √ Konu: √ Anlatım: Bu konuda bir sıkıntı yaşadım maalesef. Konusunu okuyunca çok cezp etmişti ama ilk kitapta hissettiğim durum burada fazlasıyla vardı. Kitabı gereğinden uzun buldum. İlk kitapta da aynı durum vardı ama en azından ikizler, ailesi falan derken bir yerde kendini kurtarabiliyordu. Amma bu kitapta o kadar çok malzeme varken dönüp dönüp aynı şeyleri yazmış. İkinci kitabın avantajı aile üyelerinin katılımının daha fazla olmasıydı. Yine de şaşırtıcı bir biçimde bir kısır döngüye sokmaya başarmış. Aradığım hiçbir şey yoktu. Büyük aileler, itişmeler, didişmeler yoktu. Sanki kardeşler tam kıvama gelirken dur biraz da olgun olsunlar deyip U dönüşü yapmış yazar ve okumayı çok sevdiğim büyük aile ilişkilerini yazmayı başaramamış. Diğer konuda kahramanlar. Sanırım bir kitabın mutlu son olması yetiyor yazarken. Ama okurken yetmedi. Sonu mutlu olsa da oraya gelene kadar olan süreç beni hiç tatmin etmedi. Hiçbir duygu hissedemedim. Temcit Pilavı gibi aynı konuları çevirip durdular. Bir kız kendini çekti bir erkek. Hele ki sonunda Bree’nin ısrarlarıyla okunan sayfalar (okuyunca anlayacaksınız) o kadar sempatiden uzaktı ki en sevmediğim, bencil ve duygusuz kadın karakter oldu. Yine de anne-babasını, büyük annesini sevdim. Hele babaları Mick’in yeni yetme bir delikanlı gibi davranışları çok tatlıydı. Ee tabi detayları var ama onların kitabı olduğundan şimdi değinmek olmaz. Sonuç olarak anlatım daha farklı olsa, daha kısa tutsa, karakterleri daha sempatik bulsam vs vs bir sürü öge değişse düşüncelerim daha farklı olurdu, o zamanda yazarın tarzı olmazdı zaten. Bu haliyle maalesef tarz olarak yazarla uyuşamadık. Bu seri içinde de sadece 2 kardeşi merak ediyorum, yine de çok beklentiye girmem.

ÖncekiSayfa 4 / 22Sonraki