Librarian
@Librarian

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Halüsinasyon
6/1013.04.2014

Baskı: Halüsinasyon

Çok daha iyi bir roman olabilirdi dediklerimden biriydi.Yazar, karşımıza çeşitli vesilelerle çıkmış Amerikan mevzularını derleyerek bir polisiye roman yazmış.Gizli mekanlarda denemeler yapan Amerikan hükümeti-CIA ortaklığı, insanlar üzerinde korkunç yan etkilere neden olan psikolojik tedavi amaçlı ilaçlar, FBI ve onun binbir çeşit ruhsal karmaşa içindeki ajanları ve bir seri katil...Bilmem sizlere de tanıdık geldi mi?Her zaman yorumlarıma yazarım romanlarda detayları severim. Ama bu detaylar tekerrüre dönüşüyorsa o zaman afakan basar. Bu romanda notumu kırmama neden olan unsurlardan birisi buydu.Aslında oldukça fazla sayıda karakterin yer aldığı, işin boyutunun nereden nereye uzandığını anlamanıza engel olan bir kurgunun üzerine inşa edilen bir romandı. romanlarda bir de geriye dönüşleri çok severim ve bu roman o anlamda ziyadesi ile zengindi. Ama...Yazar, romanını eserin adına bağlayabilmek adına sonu bir galeyanla yazmışlık hissi yarattı en başta.Her anında bir halüsinasyon anı bekliyorsunuz haliyle çünkü olaylara neden olan unsurlardan birisi ciddi yan etkilerinin geç idrak edildiği piyasada peynir ekmek gibi giden ilaçlar. Ve roman ilerlerken geriye dönüşlerle verilen gizli bir proje. sonda yazılanlar çok daha vurucu bir etkiyle verilebilecekken bir keşmekeş ortamı ile bağlanıp insana "nasıl yani?" dedirterek bitiverdi.kendimi kitabı baştan itibaren boşuna okumuş gibi hissettim birdenbire.Kahramana üzülemedim bile.Ama bence üzülebilmeli onun hisleriyle birlikte yıkılmalıydım.Neyse...yine de acil durumda bir polisiye roman ihtiyacı hasıl olursa okuyun derim.

Vahşi Adalet
8/1003.04.2014

Baskı: Vahşi Adalet

Tek bir tanımla film gibi bir romandı.Daha iyi kurguları daha iyi anlatımlar içinde okumuştum ama neden bilmem bu kitabın akışından kendimi alamadım.Cerrahlar, avukatlar, emniyet mensupları ve mafya dörtgeni içinde insafsızca işkence görerek katledilen suçsuz insanlar.Acaba katil bütün işaretlerin gösterdiği uyuşturucu bağımlısı, şiddete meyilli cerrah mı???Yoksa...

Pabucumun Ajanı -1
7/1002.04.2014

Baskı: Pabucumun Ajanı -1

Her şeyden önce Asude'nin tarihi aşk romanı türünden (hele ki bambaşka bir yüzyılda ve bambaşka bir ülkede yaşanmış yabancı karakterlerin baş rolde olduğu tarihi aşk romanı) günümüzde geçen bir aşk romanına böylesi başarılı bir transferinden dolayı mutlaka okunmalı diyorum.Onun ötesinde her ne kadar kitabın akışı içinde zaman zaman kendimi "yalnız gözlerin için" ve "crossfire serisi" okuyormuşluk hissi yaşamış olsam da çok başarılı bir kurguydu.Bir baltaya sap olamamış Deniz kızımızla Gideon tarzı bir erkek olan Tuna oğlumuzun oldukça hararetli geçen aşk hikayesini okuyacaksınız. Hikaye deli dolu Deniz'in aksiyonları ve değişken ruh hali yüzünden sık sık kahkaha atmanıza neden olacak bölümlerle dolu. Ve bu da romanı daha da keyifli hale getiren en büyük etmen bence. Amaa ne yazık ki hikayeyi bu kitapta bitiremeyeceksiniz. Puanımı düşüren en büyük etmen de zaten bu. Asude romanı ikinci bir kitaba da taşıma ihtiyacı hissetmiş ki bence bir ciltte ziyadesi ile bitebilecek bir kapsamdaydı. Bu seri işleri bu denli okuyucunun ömrünü yemişken hele ki bir de serilerin büyük bir kısmı için yurt dışından transfer/ çeviri/ yayın bekleyiş karabasanı yaşanırken Asude yaptığın iş mi şimdi??Altı üstü konunun derlenip toplanması için iki tane ucu açık mevzu kalmıştı ortalıkta. Onu da rahatça bu cilde alabilirdin.Ne diyelim artık pabucumun ajanı-2'yi paşa paşa bekleyeceğiz.

Zor Kadın
7/1031.03.2014

Baskı: Zor Kadın

F.M.Arsal'ı henüz kitapları yayınlanmadan önce duymuş ama ilk kez "Yalnız Gözlerin İçin" le tanımıştım. Bu romanını ciddi anlamda çok beğenmiştim. Çünkü her daim beni şaşırtacak olan erkek yazar-aşk romanı ikilisi olarak beni hayrete düşüren nadir yazarlardan birisi şeklinde karşıma çıkmıştı öncelikle. İkinci olarak tam benim sevdiğim tarzda ayrıntıcı bir yazardı.Üçüncüsü ise kahraman tasvirleri muhteşem ötesi olmasına rağmen gerçekliğe de oldukça yakındı. Ama bu kitabının ardından yayınlanan diğer eserlerinde aynı tadı bulamadığım gibi bazı takıntıları beni bunaltmıştı. Zor kadını da farkında bile olmadan F.M.Arsal fanatiği olmamdan dolayı aldım sanırım.Ve bu sefer değdi.Kurguyu aynı yalnız gözlerin için de olduğu gibi işlemişti. Sürpriz gelişmelerle romanın akışını monoton ve F.M.Arsal rutininden kurtarmıştı. Ama itiraf etmem gereken en önemli beğeni nedenim ise üç favori erkek kahramanımdan birisi olan Tahir'i canlı kanlı bir şekilde bu romanda karşımda bulmamdı:)

Baskı: Tutkulu Notalar (Sinners on Tour #1)

Bu kitabı Vikitap okurlarının yorumlarını baz alarak satın aldım.Yorumların büyük bir kısmında okurlar ayılıp bayılmışlardı. Sadece bir iki okur oldukça düşük puan verip çok kısa olmak üzere de olumsuz yönde yorumda bulunmuşlardı. İşte o bir iki okura sesleniyorum: SİZİN TAHLİLLERİNİZİ DİKKATE ALMADIĞIM İÇİN ÇOK ÜZGÜNÜM! Bu seriyi harika bir aşk romanı olarak değerlendirip deli gibi puan verenler: EL İNSAF YAHU. Bu romanın neresinde aşk var. Alenen porno romanıydı. Hem de öyle böyle değil. Lütfen ebeveynler çocuklarınız hasbelkader bu romanı okumaya kalkarsa müsaade etmeyin. İki puan niye verdin diyeceksiniz..Çeviri ve transfer sürecinde emek verenlerin hatırına. Romanın içeriğine değinmek bile istemiyorum. Evet bir kadın var. ama sadece bir erkek olmadığını söylesem bilmem yukarıda anlatmak istediğime biraz ışık tutabilir mi?

Şey
2/1030.03.2014

Baskı: Şey

Ciddi anlamda vasat bir romandı. Tipik bir ne olduğu tanımlanamayan canlının bulunmasının ardından yaşanan olayların, yazarın roman sonundaki öz eleştirisinde bile belirttiği gibi, jurassic park + alien kırması bir kopya konunun kötü işlenişiydi. Giriş bölümünde o kadar çok aksiyon ve gerilim materyali girdisi olmasına rağmen ardı ne yazık ki kof bir şekilde geldi.Yazım hataları ekstra can sıkıntısı yarattı.Kesinlikle okumanıza, zaman ayırmanıza değmeyeceğini düşündüğüm bir roman olarak tanımlıyorum.

Baskı: En Karanlık Gece (Karanlığın Efendileri Serisi, #1)

Harkulade bir kapak değil mi?Ben de kargoyu bedavaya getirmek için ne alsam derken kapağına aldananlardanım. A bir de kahramanın isminin Maddox olmasına: Anlaşılmadı ise Travis Maddox desem... Ya da en iyisi şöyle söyleyeyim: Talı/Ayaklı bela! Sanırım şimdi anlaşılmıştır:) Neyse konumuza dönelim. Evet yazar fantastik bir roman için muhteşem bir zemin yakalamış: Percy Jackson'ın dünyasını aşk, heyecan, macera romanına taşıyıvermek gibi. Neredeyse kahramanlarımız da Percy ve arkadaşlarının bir değişik türevi gibi ama daha büyümüş ve gelişmiş halleriyle:) Ama ne yazık ki biraz aceleci davranarak muhteşem bir kurguyu hevesiniz kursağınızda kalıverecek şekilde heba etmiş. En azından benim adıma durum böyleydi. Seri olmasa bu apar topar durumunu belkii bir şekilde kabullenebilir ve değerlendirmemi ona göre yapabilirdim ama yazarın istediği her şeyi anlatabilmesi adına önünde dünya kadar kitap şansı varken serinin ilk kitabında kim kimdir kim kime neden pat diye aşık oluvermiştir neyin mücadelesi neden verilecektir gibi çok önemli mevzuları aceleye getirmesine açıkçası hiç anlam veremedim. Serinin ilk kitabındaki kahramanımız arkadaşlarıyla beraber antik tanrılara hizmet ederken tanrıların bir hareketine kızarak tepki verirler ve ceza olarak hepsinin içine ruhlarını da etkileyen birer ifrit hapsedilir. Olayın kısaca özü bir yandan ifrtileri ile cebelleşen ölümsüz ilahlarımızın karşılarına ansızın çıkıveren ölümlü kadınlarla yaşadıkları.Muhteşem bir konu di mi? Bu nasıl da anlatılır şimdi şöyle ince ince. Ama yok yazarımızın acelesi varmış. Alın size en afillisinden erkek kahraman ayılın bayılın. Alın size bir de sümsük kadın kahraman. Bir gecede de birbirlerine aşık oluversinler. Kötü adamları da pat diye öldürelim.Tamam bitti. Eğer çok canınız sıkıldı ise canınız aşk romanı okumak istiyorsa (erotik olması da tercih ediliyorsa üstelik) ve elinizde hiç başka bir alternatifiniz yoksa alın ve okuyun.

Düşes
3/1006.02.2014

Baskı: Düşes

Kesinlikle puanlarını hak eden bir roman değildi. Sürekli bir şeylerin bekleyişi ile okudum romanı ve her bir bölüm bittiğinde de hüsranla doldum. Evet 1890'ların İnglitere ve Amerikasından alınan kesit oldukça detayıyla ele alınmıştı. Yaşam tarzı, ilişkilerin işleyişi, sosyal ve ekonomik yapı. Özellikle konut dekorasyonu ve moda konusunda detaylar zirvedeydi. Ama karakterler bazında ben derin bir boşluk hissettim. Kim kimi ne boyutta seviyor, kim aslında ne denli güçlü ya da ne denli yıkılmış ya da ne denli bayağı hep biraz daha davranışsal, sözel tasvirlerle pekiştirilmesine ihtiyaç duydum.Karakterleri gözümün önünde canlandırma konusunda da verilen doneler yetersizdi. Bir bakıyorsunuz kızın saçları şöyle muhteşem endamı böyle muhteşem bir bakıyorsunuz kız güneş nedeni ile yüzünü buruşturduğunda korkunç bir görünüme bürünüyor! Olayın özünde tabi ki Amerikalı bir genç kızın İngiltere'de düşes olma yolculuğu vardı ama bu süreci gerçek kılan ise kızın aşkıydı. Ne yazık ki büyük mücadelelerle ilerleyen bu aşk hikayesi de okuyucuyu doyurucu değildi.Dediğim gibi düşes romanı benim için hüsranla dolu bir romandı.

Baskı: Beyoğlu'nun En Güzel Abisi

İstanbul hatırası'nın hatırasına ihanet etmeyen bir Ahmet Ümit romanıydı. Benim adıma Sultanı öldürmek'i unutturan bir akıcılıktaydı. Yine başrollerde başkomiser Nevzat ve komiser Ali'miz vardı haliyle.Yakın tarihimizdeki bence utanç vesilesi olan iki olayı (azınlıklara yapılan saldırılar ve Gezi park olayları) cesurca kınayışından, bu süreçte etkinlik unsuru oluşturan makamlara yönelik dobra eleştirilerinden çok etkilendim. Türkiye mozaiğini hayalci olmayan bir üslupla ele alışına bayıldım. Tüm bunların ardında yaşanan cinayet/lerin ele alınışı, romanın kahramanımızın ağzından dile getirilmesinden dolayı tüm detayları bilmemize rağmen son dakikaya kadar şüphelinin tespit edilemeyişi beğenimi katlayan diğer unsurdu. Tabi tüm bunların ötesinde gitseniz de gitmeseniz de bilseniz de bilmeseniz de İstanbul'un bir yakasının bu denli ustaca tasvir edilişi, turistik bir rehber vari kıyısının köşesinin edebi bir dille ele alınışı Ahmet Ümit'in tüm romanlarında illa ki beklediğiniz bir haz kısmını oluşturuyordu.Bu romanı okuyan bir tanıdık romanın ve Ahmet Ümit'in bu yönünü şöyle dile getirmişti: "Doğma büyüme İstanbul'luyum. Hava atıyorum sanılmasın kıyısını köşesini avucumun içi gibi bilirim. Daha doğrusu bildiğimi sanırdım. Ben bunca yıllık İstanbulluluğumla övünürüken sen kalk taa Gaziantep'ten çıkıp gel ve benim İstanbul'umu hiç bilmediğim yönleriyle ve benim asla tasvir edemeyeceğim şekilde bana anlat. Olacak iş mi? Olmuş işte. Ahmet Ümit yapmış." Özellikle İstanbulluyum diye geçinenler iyi okumalar:)

Baskı: Son 10 Saniye (Tina Boyd, #5)

İngiliz/İsveç yazarların kendi ülkelerinde geçen olayları konu alan eserlerini genelde sevmem. Diyeceksiniz niye? Alışmışız bir kere Amerikan dizilerindeki o iletişim temellerinin bizdeki benzerliğine, bunu bu türlerde yakalamam zor olduğundan sevmemem.Ama Ejderha dövmeli kız ve Son 10 saniye adlı kitap bu düşüncemi sarsan yazar/eserlerden oldu. Olayların kurgusunu ve işlenişini oldukça beğendim. Cinayetlerdeki vahşet, bunun ardındaki komplolar, iki apayrı kanattan olayların akarak bir noktada kesişmesi iyi kaleme alınmıştı. Kahramanın kadın dedektif/polis olduğu romanlarda bu tiplemenin biraz asi, azıcık yaralı, bolca öfkeli ve mümkünse diplerde yüzüp çaktırmayan olanını severim.Buradada kadın kahramanımız böyle bir tiplemeydi işte. Adı gibi son on saniyeye kadar " hah işte herşey boşa gitti gördün mü" diye söylenip durduran bir heyecan vardı. Yazarın başka eserini okumamış olmama ve bunu da sadece Oku Oku'da kargoyu bedavaya getirmek için almama rağmen yılbaşı süprizi gibi bir kitap oldu benim için.

Şahane Gelin
5/1003.01.2014

Baskı: Şahane Gelin

Biliyorum FM Arsal fanları beni çiğ çiğ yiyecek ama üzgünüm.Beş.Neden mi? Evet FM Arsal'ın yeni yazdığı romanları değil yayınlananlar.Önceleri var ve yayın sürecinde okur eleştirileri ve editör yönlendirmeleri ile elden geçtiler. Ama Aynı yayınevinden çıkan bir yazarın peş peşe yayınlanan eserlerinde bu denli kopya akışlar görmek yazarın tarzını ne denli beğenirsem beğeneyim beni kahrediyor. Aslında kendimle çok mücadele ederek aldığım bir romandı şahane gelin.Yazarın eskileri tazeleme süreci sona erdikten ve yeni bir yayınla karşımıza çıktıktan sonra eserlerini almaya karar vermiştim ama e kitaplarını da okumadığım için belki bu sefer aynı düğümlerle/çözümlerle/takıntılarla dolu olmayan kitabıdır demekten kendimi alamadım işte. Ben detaycı bir insanım.Sırf bu detaycılığım yüzünden kurgularının başarısına rağmen Anti-Canan Tan'cıyımdır. O muhteşem karakterler, harika kurgular özet geçer-yazarcılığıyla mahvolduğu için Canan Tan okumam.FM Arsal'a bağım da tam bunun tersi durumdan kaynaklıdır. ayrıntıcıdır. İki ayı size neredeyse iki ciltte anlatabilir."Yalnızca gözlerin için" de her şey mükemmeldi. Neden diyeceksiniz;detaycılığı tekerrürden ibaret değildi. Takıntılar bu denli bariz değildi (Türkçe müzik, modern bağlanmış başörtüsü, demli çay, bekaret, 30'un üzerinde erkek kahraman 18'in altında kadın kahraman) Kurgu akıcı, mantıklı kendini yalanlamayan bir akışa sahipti. Şablonlardan hareket ediliyor hissini yaşamıyordunuz. Ama peşi sıra gelen diğer romanlar her seferinde beni dumura uğrattı. Şahane gelin çok başarılı bir başlangıç yapmıştı aslında. İyi bir çıkış noktasıydı Osman'ın durumu. Ama ne olduysa Ankara'ya gelişin ardından oldu her şey. Osman ve Gülay'ın kişisel çatışmaları ve içsel devinimlerini birbirlerine yansıtmaları o denli zorlama oldu ki gerçekten romanı ancak bir bebek kurtarabilirdi. Nitekim de öyle oldu. Siz bilirsiniz diyorum. Hala sonraki romandan ümidimi kaybetmedim. Ama bence FM Arsal'ın her şeyiyle sıfırdan yeni bir roman yazması gerekiyor.Birikim, kalem, karakter yaratma yeteneği muhteşem.Sadece göz bebeği romanlarına ilişkin objektifliğini kaybettiğini düşünüyorum.Yoksa eminim ki kendisi de bu söylediklerimi muhakkak yakalardı.

Beklediğim Sendin
8/1003.01.2014

Baskı: Beklediğim Sendin

Hangi üyenin yorumuydu şimdi hatırlamıyorum demişti ki "bu bir aşk romanı değil".Kesinlikle katılıyorum. Ephesus yayınlarını toplama saplantım neticesiyle aldığım pek bir fikrimin olmadığı bir romandı.Okumaya başladığım süreçte zamansal sıkıntılarım yüzünden normal okuma performansımı sergileyemediğim bir romandı. Başlarda bu duruma üzülürken romanın sayfaları ilerledikçe ilk kez bu denli uzun sürece yayılmış bir okuma durumundan müthiş keyif aldım. Kitaplarıma asla kıyamamama yönümle savaş verip pek çok cümlenin altını çizmemek için kendimle cebelleştim. Çok felsefik bir kitap olmasından mı diyeceksiniz;hayır. Belki de romandan biraz bahsetmek lazım. 1830'lu yıllar New York'unda işçi sınıfından gelen Rus göçmeni bir genç kızın (Kate) yaşamın akışında kendini ve yerini bulma sürecinde yaşadığı duygusal bir ilişki işleniyor.Hani aşk romanı değildi diyeceksiniz. Değil zaten.Duygusal ilişki kısmının işlenme nedeni aslında başkahraman olan erkeğin (Tinker) genç kızın gözünden anlatılabilmesi adına işlenmiş. Roman bana çok fazla duyguyu yaşattı. Öncelikle entellektüellik düzeyini yüksek buldum. Manhattan, New York'a dair o dönemi kapsayan her konuda betimleme ile doluydu. Kate'in bir kitap kurdu olması ve bir şekilde dahil olduğu çevrelerin de bu yönde zenginlikle bezenmiş karakterlerle çevrili olması mütemadiyen çeşitli romanlara ve yazarlara göndermeler içeriyordu. Okuma şevki adına korkunç teşvik ediciydi en başta. Kate'in yaşama dahil oluş şekli, en yıkım anlarında dahi başı dik kalabilirliği, okuduklarını ruhuyla damıtabilme becerisi çok etkileyiciydi. Her zaman baş karakterin kadın olduğu başarılı romanların yazarlarının erkek oluşu beni romana daha farklı yaklaştırmıştır. Duygusal anlamda farklılığımızı baştan kabullendiğimiz bir cinsin başarılı bir hemcins karakteri yaratabilme becerisine hep hayran kalmışımdır. Bu roman da böyle bir şeydi.Ve romanın sonu. Belli bir noktadan sonra aşk romanı okumadığımı ziyadesiyle kabullenmişliğime rağmen son sayfalarda yüreğime bir "kürk mantolu madonna" acısı çöreklenip kaldı ne yazık ki. Kızımızın bütün sindirmişliğine, dinginliğine ve pişmanlıksızlığına rağmen ben yine de arka kapağı boğazımda bu yumru ile kapatmadan edemedim. Bilmiyorum. İçimde hala zaman duvarlarını yıktığım ilk anda bu romanı tekrar elime alıp doya doya satırların altını çizerek okuma isteği capcanlı durduğuna göre okuyun demekten başka diyebileceğim başka bir şey yok.

Gam
8/1022.12.2013

Baskı: Gam

Hakan Yel ile ilk tanıştığım kitabı.Gam'ı yazarın diğer kitapları içinden tanıtımında geçen bir alıntı diyaloğu yüzünden özellikle seçmiştim.Muhakkak ki siz de okumuşsunuzdur ya da kitabı incelediğinizde okuyacaksınız. Konu hepimizin bir köşesinden canını acıtan doğu meselesi.İki yönüyle de.Uzun zamandır özellikle gündemi de ilgilendiren bir mevzuya dair roman okumamıştım.Romantik, fantastik...vs vs.türündeydi hep okuduklarım. Gam...Çok acıtıcıydı.Ülkemizde dünya kadar çatının içine düşmüş ateşlerin dile getirilişi içimi çok yaktı. Boğazım düğüm düğüm okudum.Her kelimesini taşıdığı anlamları kaybettiririm korkusuyla yudum yudum içtim.Yazarın cesur ve yerinde eleştirilerine bayıldım.Onca içsel monoloğun tek anından bile sıkılmadım.Diğer kitaplarını da muhakkak kütüphaneme ekleyip okuma sıralamamda da ön sıralara çekeceğim.Binlerce Mehmetcikten biri olan Alp'i ve onun Leyla'sını okuyun derim.

Sultanı Öldürmek
6/1018.12.2013

Baskı: Sultanı Öldürmek

Ahmet Ümit'i severim.Araştırmacıdır her şeyin başında.İstanbul'a, Osmanlı tarihine romanlarında polisiye unsurunu katarak muhteşem bir ışık tutmuştur.Onca harem tarihçesini içeren Osmanlı dönemi romanlarının ardından iyi geldiğini düşünüyorum. Ama bu romanda...N'olur artık sultanı öldürün diye çığlık atmak istedim.Belki tarihe pek meraklı olmamamdan kaynaklıdır diye yine de kitaba mazeret uydurmak istiyorum.Okumak isteyenlerin şevkini kırmak da istemem çünkü.Nihayetinde tarihe damgasını vuran Fatih Sultan Mehmed'in şaibeli ölümüne giden süreci de içeren önemli bir dönemi de içeriyor kitap. Belki de kahramanın karakteriydi beni kahreden. Çocukluğundan pısırık, basiretsiz biri olan Müştak, kabuğunu kırıp bir coşku belirtisi göstermek için romanın sonunu beklemeseydi belki daha mı çok severdim kitabı?Kimbilir?

Monte Kristo Kontu
10/1018.12.2013

Baskı: Monte Kristo Kontu

Ben değerlendirme puanları biraz kıt bir okur olarak görüyorum kendimi.10 puan verdiğim nadir sayıdaki kitaba şöyle bir bakarsanız hepsinin ortak bir özelliği olduğunu görebilirsiniz.Zamanının ya da türlerinin kaliteli ilkleri olmaları.Peşleri sıra muhakkak tarzlarında kitaplar yazılmıştır belki ve muhtemelen onlardan da daha iyi olmuştur. Ama ilk olmak eğrisi ile doğrusu ile her daim ayrıcalıktır. Monte Kristo Kontu'na gelecek olursak...Edmond Dantes'in akıl almaz serüveni muhteşem bir kurgu ve dev kahraman kadrosu ile sizi peşinden sürükleyecek. 1840'lı yıllarda yazılmış olan romanın mantık dizgisine hala ulaşamamış dünya kadar kitap günümüzde zirveye oturup haftalarca en çok okunan listelerinden inmeyebiliyor.Benim için kriter olan ilk olgusu da işte bu noktada doğuyor. Güzel bir çevirisini alıp okuyun.Hatta klasiklerin hepsini isterseniz sadeleştirilmiş haliyle alıp okuyun.Ne demek istediğimi o zaman anlayacaksınız inancındayım.

Adı: Aylin
7/1014.12.2013

Baskı: Adı: Aylin

Ayşe Kulin'le ilk tanıştığım kitap olma özelliğinin yanında biyografilerin tadını da ilk keşfettiğim kitaptır. Aylin Devrimel'in çizgi dışı yaşamının ve şaibeli ölümünün anlatıldığı kitap, gerek içerik itibariyle gerekse yazı stili bakımından beni oldukça etkilemişti.Adı Aylin, Füreya ve Türkan romanları Ayşe Kulin'in biyografilerde kalemini daha iyi konuşturduğunun en iyi örnekleri diye düşünüyorum.

Yaralısın
7/1014.12.2013

Baskı: Yaralısın

Kitabı okuyalı yıllar olmasına rağmen bugün karşımda buluverince aynı o günkü gibi canım acıdı.Her daim insanın insana yaptığının yapabileceklerinin boyutu beni şaşkına çevirmiştir.Yaralısın da ismiyle sözleriyle bu düşüncemi kanata kanata pekiştiren bir kitap olmuştur.

Baskı: Doktor Uyku (Medyum, #2)

Her şeyden önce Vikitaptaki pek çok yerde Stephen King'i en iyi korku yazarı olarak belirtmiştim bu düşüncemi artık geri çekiyorum. Ama iyi bir yazar olduğu gerçeği kesinlikle değişmiyor. Onca detayın olduğu, pek çok geri dönüşün yaşandığı bir romanda bir nebze olsun sıkılmadan bunalmadan akıp gitmek benim bir kitaptan keyif alma kriterlerimin başında gelir ve bunu doyasıya yaşadım dr.uykuda.Medyumla ikisini ard arda okumamış olsam bile aynı bütünlük hissini yakalayabileceğimi görmek de ayrıca keyifliydi. S.King'in her tür sonu bulabileceğiniz tarzda kitapların yazarı olması nedeni ile kitabın sonunu açıp okumamak için kendimle oldukça mücadele etmem gerekti.Fikir ve işlenişi çizgi dışı olmasa da incelikliydi. Dan'i ve Abra'yı hayatlarınızdan birer karaktermişçesine okuyacağınızı düşünüyorum.Ama amacınız korku okumaksa... Bence başka alternatiflere bakın.

Baskı: Ejderin Aşkı (Ejderha Serisi 1)

Ülkemizde bazı unsurlara üstün değerler yüklemek adına ne çok çaba sarf edilebileceğini bu kitap ile bir kez daha anlamış bulunuyorum. Her şeyin havada kaldığı, uymadığı, yanlış ve de zorlama olduğu bir kitaptı.Nasıl bu serinin bu denli popüler olabildiğine inanamadım. Yazar oturup düşünmüş "acaba neleri bir araya getirirsem en popüler kitabı ortaya çıkarabilirim" diye.Erotizm tam doz baş rolde olmalı, biraz da mistik/fantastik unsurlar, azıcık da aşk.Tamam. Ama tamam olmamış!Kitabın orjinal dilindeki halini bilemediğim ve Ephesus'a çeviri konusunda güvenmek istediğim için dilini de eleştirmeden edemeyeceğim.Resmen argo kelimelerden örülü ve kendini tekrarlayan bozuk bir dil akışı vardı. Mantıktan bile nasibini alamamış bir kurguya sahipti.Ejderhaların gözümdeki büyüsünü bile yitirtti diyebilirim. Kesinlikle okumayın, para verip de asla almayın.

Gül ve Avcı
7/1026.11.2013

Baskı: Gül ve Avcı

Kitabı reklamlardan etkilenerek aldım ve açıkçası kaygılarım yok değildi.Okuyacağım kitaplar konusunda saplantılı bir şekilde güven duygusuna ihtiyaç duyan birisiyim.Öyle ya da böyle geride bende bir tat bırakmasını beklerim.Ve ne kendisi ne de yazıları hakkında hiçbir fikrimin olmadığı bir yazarın kitabına başladım.Sonuç: umduğumdan, tahmin edebileceğimden çok daha fazlasını buldum kitapta. Tamam kabul ediyorum kitabın pek çok yerinde "bu sahne bana bir yerlerden tanıdık" dediğim anlar oldu ama olay böyle bile olsa çok çok başarılı bir akış vardı.Karakterlerde birazcık ütopik kendini aşışlar olsa da yine de keyif veren ve bağlayan profillere sahiptiler.Tüm bunların dışında olayın İngiltere'nin 1800'lü yıllarında geçtiğini, karakterlerin yabancı olduğunu ve yazarın da bir Türk olduğunu düşününce kitap oldukça enteresanlaşıyor.Sanırım bu tarzda bir ilki gerçekleştirdi Asude. Güldüm, heyecanlandım, sinirlendim...Ben Rosa ve Julian'ın hikayesinden oldukça keyif aldım kısacası.

Köken (Lux, #4)
6/1024.11.2013

Baskı: Köken (Lux, #4)

Piyasadaki vampir-dampir-kurt adam-melez-cadı-mitolojik tanrı...vs tarzı insan dışı kahramanlı kitaplardan farklı olarak uzaylıları konu alan bildiğim ikinci kitap. Diğeri de Stephenie Meyer'ın Göçebe'siydi.(Kaçırdığım/atladığım varsa kusura bakmasın lütfen.) Serinin ilk kitabını elime aldığımda açıkçası ön yargılıydım.Ama Daemon ve Katy arasındaki ilişkinin gelişmesi, olayların kurgusu, yazı tarzı bu düşüncemi unutturdu.Köken de en azından ikili arasında duygusal bir pürüz kalmadı. Tabi kitabın sonunda ortaya çıkan diğer mevzuya (açıklamayı okumamışlar için uygun bulmuyorum) pürüz demeye dilim varmadığı için böyle demeyi seçtim. Çok şükür seriyi "gece evine" benzetip suyunu çıkarmamışlar. "Köken"de karışan ortalığın nasıl çözüleceğini öğrenmek için sadece 2014 yazına kadar beklemek zorundayız. Oppossition (baş kaldırı) adıyla yayınlanacak son kitabı da okuyup, içimizde bir fantastik serinin daha mutlu sonuna ulaşmış olmasının huzurunu yaşayacağız.

Medyum (Medyum, #1)
5/1022.11.2013

Baskı: Medyum (Medyum, #1)

İşlenen konu fazlasıyla bilindikti öncelikle. Kişilik/ruh kazanmış bir mekan, bu mekana hasbelkader düşmüş sorunlu kimliklere ve geçmişlere sahip bir aile ve tabi ki kitaba ismini veren önsezileri ziyadesiyle kuvvetli çocukları.Kitaba fark katan haliyle Stephen King'in akıcı yazı stiliydi.Monoloğu o denli bol olan bir kitabı sıkılmadan okuyucusuna okutabilmek meziyet ister diye düşünüyorum. İstediğiniz korku dozuna bağlı olarak okuyun ya da okumayın derim. Medyum'un ki hangi doz derseniz; ben korkmadan okuyabildiğime göre azmış:)

Yedi Büyülü Taş
7/1020.11.2013

Baskı: Yedi Büyülü Taş

İyi bir aşk romanı dendiği zaman aklıma ilk gelen iki şey beyaz diziler ve Barbara Cartland olmuştur her zaman.Bu kitap da okuduğum beyaz diziler içinde kahramanları, olayların ele alınışı ve kadın ile erkeğin arasındaki aşkın işlenişi bakımından en keyif aldığım kitaptır. Günümüzde aşk romanı olarak ortaya çıkan pek çok kitap kahramanların yaşadıkları duyguları hissettirmek bakımından yedi büyülü taş'ın yanına bile uğrayamazlar.Bulabilirseniz okuyun derim.

Baskı: Arı Kovanına Çomak Sokan Kız (Millenium, #3)

Bu kadar karakter, böylesi bir kurgu, böylesi alışık olmadığımız bir kültür ve dil zemini içinde nasıl bu denli iyi anlatılmış olabilir hala aklım almıyor. Bir noktasında da "aman ya buna filanca yerden esinlenilmiş" diyemiyorsunuz.

ÖncekiSayfa 2 / 4Sonraki