
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İskoç Ateşi (Highlander Serisi 3)
Serinin üçüncü kitabına geldiğimizde Chattan kızlarıyla devam ediyoruz yine. İkinci kitapta tanıştığımız Deirdre ilk kitaptan beri bir görünüp bir kaybolan Quinton'la karşı karşıya kalır bu kitapta. Deirdre bir hata yapmış gönlünü yanlış kişiye kaptırmıştır, bu yüzden babası tarafından çeyizi manastıra verilip kendisi de manastıra sürülmüştür. Manastırda külkedisi kıvamında çalışan Deirdre kraliçe manastıra sığınıp yardım isteyince onun yerine geçer ve kraliçeyi arayan Quinton'un askerlerine yakalanır. Serinin en akıcı kitabı İskoç Ateşi oldu benim için. Olaylar çok doluydu (kurgu diyoruz genelde buna) ama kitap kısa geldi. Daha ayrıntılı olabilirdi. Punto da diğer kitaplara göre daha büyük tutulmuştu. Bence bir serinin bir tarzı olmalı ve seri boyunca devam etmeli, kapağıyla iç tasarımıyla. kitaplıkta dururken biz seriyiz demeli duruşuyla. Bu konuda Diana Gabaldon Outlander serisi çok güzel duruyor rafta mesela :) Yazarın tarzını, anlatımını sevdim, okuyacağım yazarlar arasına kaydettim. Serinin devamı şu an görünmese de bence Roan'la devam edecek gibi duruyor ve yine kadın kahraman bir Chattan olacak sanki. Hangisi demeyin geriye tek rahibe kalmadı çünkü, bir de spoiler spoiler... söylemiyorum işte :)
Baskı: Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları: Su
Ocak ayında okuyup yorum yazmayı ertelediğim Su kitabı Buket Uzuner'in okuduğum ilk kitabı (utanarak söylüyorum bunu). Daha önce bir kitabına başlamış olsam da sonunu getirememiştim. Aslında kitabı daha kısa sürede okurdum ama tam 273. sayfaya geldiğim sırada arada 30 sayfanın atlandığını fark edip, aldığım internet sitesinin kitabın yenisini göndermesini beklediğim için bir ayda okumuş gibi oldum. ***Spoiler olabilir bundan sonra. Kitapta Defne Kaman'ın görünüp kaybolması bir olsa da onun yazılarını okumak, komiser Ümit'le, Umay Nine ile, sahaf Semahat ile tanışmak onlarla bir maceraya çıkmak çok güzeldi. Bu arada Orta Asya Türk kültürüne ne kadar yabancı olduğumu da anlamış oldum. Kitabın sonundaki silah sesleri ise diğer kitap Toprak'a hemen başlamama sebep oldu. Ayrıca mutfak penceremin önünde bu kitabı okumadan çok önce biriktirmiş olduğum şeftali çekirdekleri olduğunu da söylemek isterim. Eski Türk kültürü ve çevrecilik konularında son derece aydınlatıcı olan, anlatımı hiç sıkmayan, temposu düşmeyen bir kitap. Ve bunu okuduktan sonra daha fazla bilmek, daha fazla okumak, bir şeyler yapmak istiyorsunuz. Tavsiye ederim.
Baskı: Bir Aşk Çarpıntısı (The McCarthys of Gansett Island #1)
Hep aynı yazarları okuduğumu fark edip, yeni yazarlar okuma isteğimden dolayı siparişlerimde araya tek tük böyle kitaplar sıkıştırıveriyorum. Mesela Jill Shalvis kitaplarıyla tanışmam böyle olmuştur ve şimdi Türkçeye çevrilen kitaplarının takipçisi olmuşumdur. Vaktiniz varsa eğlenerek okuyabileceğiniz bir kitap. Kurgu çok basit olsa da karakterleri klasik (fakir ama gururlu kız, zengin ama mütevazi genç olarak ve tabi kötü kaynana ve niyeti iyi ama itici baldızı unutmamak lazım) yer almakta kitapta. Konusuna gelirsek; Maddie lisedeyken iftiraya uğramış ve bu iftira onun peşini bırakmamıştır. Mac ise adada yaşadığı hayatı bunaltıcı bularak anakaraya kaçmış orada kendine bir hayat kurmuştur. Yıllar sonra Mac panik atak geçirip adaya gelir eve bisiklete binen Maddie'ye çarpar (yayadır bu kaza esnasında). Maddie kötü yaralanır ve üstü başı yırtılır. Mac onun gözlerini (!) görünce vurulur ve kitap böylece devam eder. Spoiler vermedim. Ama vermek istedim de içimde kaldı. Beklentimin altında kaldığını söylemeliyim. Aslında Novella Yayınları'nın kitaplarında hep böyle oluyor. Açıldığı zaman Arkadya gibi olacak sanmıştım ama henüz çıtanın çok altında kitaplar. Ya da tarzları bu. Devamını okur muyum serinin. Evet ama özellikle takip etmem. Elime geçerse.
Baskı: Tatlı Ceza (Blakewell/Kenleigh Family Trilogy #1)
Tatlı Ceza Pamela Clare'in okuduğum ilk kitabı. Serinin devamı ülkemizde basılmamış ama seri ismine ve içinde geçen karakterlere bakınca bu kitap kiminle seri olacak acaba diye düşündüm açıkçası. Üşenmedim, yabancı kaynaklara baktım serinin devamının karakter isimleri için, hiç tanıdık gelmedi. Serinin devamı basılmamış derken kitabı eski baskı sandım da öyle demiştim. Meğerse iç kapağa bakınca 2015 baskısı olduğunu gördüm. Yani devamı çıkabilir de. Konu 1730'larda İngiltere'de başlıyor. Zengin, iş güç sahibi bir soylu olan Alec'e bir tuzak kuruluyor ve kolonilere giden ilk gemiye bir suçlunun kimliğiyle gönderiliyor. Yolculuk sırasında hasta olması ve sürekli kırbaçlanması sebebiyle de ayılıp yolculuğun farkına varamıyor. Ve orada iyi kalpli, güzel Cassie tarafından satın alınıyor. Cassie ölmek üzere olan bu adama acıyor ve tedavi ettiriyor. Buraya kadar spoiler yok. Konunun sadece girişi. Alec kendine gelince ben aslında sandığınız kişi değilim diyor, pek inanmasalar da mektup yazmasına izin veriyorlar. Ama zaman eski zamanlar, bir mektubun gitmesi bile en az dört ay sürüyor. Bu yüzden cevabı beklerken olaylar gelişiyor. Kitap hakkında fikrime gelince; tarihi aşk romanı olmasına rağmen kitapta bolca aksiyon ve sırlar, köleler, köleliği destekleyenler, köleleri koruyanlar vs. derken zengin bir kurguya sahip. Bazı yerler çok uzun tutulmuş olsa da yine de beğenerek okuduğum bir kitap oldu. Devamını okur muyum? Evet. yazarın anlatım tarzını sevdim ve diğer kitaplarını da okumayı düşünürüm. Bu türü sevenlere tavsiye de ederim.
Baskı: Kara Cadı (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 1)
Kara Cadı her türde roman yazabilen Nora Roberts'ın fantastik türde kitaplarından biri. Adından da belli zaten. Kitap yüzyıllar öncesinde olan olaylarla masalsı bir anlatımla başlıyor. Gücünü iyilik için kullanan Kara Cadı ve çocukları, savaştaki kocası ve onlara musallat olan kötü Cabhan ile. Cabhan gücün verdiği sarhoşluğa kapılmış ve daha fazlasını Kara Cadı'nın da gücünü istemektedir. Bu yüzden onları sürekli rüyalarında ve gerçekte rahatsız etmektedir. Kara Cadı gücünü üç çocuğu arasında paylaştırarak, ölür ve aradaki bu savaş yüzyıllar sonrasına yani günümüze taşınır. Cabhan o gücü istemektedir ve bunun için de sürekli güçlenerek beklemektedir. Sonrası Iona'nın Amerika'dan gelişi ve İralnda'da kuzenleriyle buluşması. Yani Kara Cadı'nın gücünü bölüştürdüğü üç cadının tekrar bir araya gelmesi. Ve tabi aşkı bulması. İona, istediğini görünce tereddüt etmeden harekete geçen, Boyle ise, duyguları konusunda iki cümleyi bir araya getiremeyen ama davranışları ile sevdiğini çok güzel gösteren biri. Aslında öyle olmalı zaten değil mi? Ağızdan dökülen yalan iki kelime yerine içten gelen insana sevildiğini, özel olduğunu hissettirmek. Aslında konu olarak çok ilerlememiş bir roman olsa da bunu bir seri olarak düşündüğümüzde güzel ve sürükleyici olduğunu görebiliriz. Yazarın anlatımı yine akıcıydı. Özellikle aile, arkadaşlık, dostluk çok güzel işlenmişti. Nora Roberts romanlarında bu arkadaşlık o kadar güzel işleniyor ki, insanın o romanlarda yaşayası geliyor. Sanırım dünyada romanlarının çok fazla satmasının nedenlerinden biri de budur. Zaman içinde sürekli yalnızlaşan insanlar içlerindeki yalnızlığı bu romanlardaki dostluklarla kapatmaya çalışıyorlar. Ama kitap bitince, yine aynı dünya. Neyse ki çok kitabı olan bir yazar. Tavsiye ederim. Ben güzel bir kitap yolculuğunu tamamlamış olmanın mutluluğu içerisindeyim.
Baskı: Hayalet Şövalye
***Sonuçta çocuk kitabı ama az da olsa spoiler vardır. kitapla birlikte kızıma aldığımız kitapları da okumaya başlamış oldum. Kendisi kitap kurdu olsa da bu kitabı yarım bırakıp ve korktuğunu söyleyince olaya el koydum. Kitapta annesinin erkek arkadaşıyla anlaşamayınca yatılı okula gönderilen bir çocuk (Jon) var. Ama gittiği yatılı okulda annesinin tarafından akrabalarına düşman hayaletler çocuğa musallat oluyorlar. Yeni edindiği arkadaşı Ella ile yardıma bir şövalye çağıran Jon hayaletlerle mücadele edip, şövalyenin kayıp kalbini buluyor. Bana göre 12 yaş üstünün çok rahatlıkla okuyabileceği akıcı yazımı, ilgi çekici konusuyla güzel bir çocuk-gençlik romanı.
Baskı: Aşıklar İçin İstiridye (Modern Love Story #1)
(Spoiler içerir) Konusunu kitabın arka sayfasından okuyunca Gil'in Selah'ın arkadaşı olduğunu diğerlerini tanımadığını düşünüyor insan. Ama Gil aynı zamanda Maggie'nin eski aşkıdır ama 20 yıl önce birbirlerine sevgi sözcüklerini söylemeye cesaret edemeden ayrılmışlardır. Ama yıllarca birbirlerini gizli gizli düşünmüş, ortak arkadaşları vasıtasıyla gizli gizli takip etmişlerdir. Kitaptaki karakterlerimiz 40'lı yaşlarda (yani benim yaşlarımda ama ben okurken onları hiç yaşıtım gibi hissedemedim, sanırım kültürel farklardan dolayı). Yıllarca ara ara görüşmüşler. Maggie zor zamanlar geçirip biraz rahata erince arkadaşlarını yaşadığı adaya davet ediyor ve diğerleri de adada inzivaya çekilen arkadaşlarını ziyarete gitmeye karar veriyorlar. Hepsi değişik tipler. Selah takma isimle aşk romanları yazan bir profesör, evlilikte sorunları olan ama bunu maskeleyen bir mükemmel çift Ben ve Jo, evli bir gay çift Quinn ve Ryan ve Maggie'nin eski aşkı boşanmış Gil. Ve tabi Maggie'ye her konuda yardımcı genç komşu John'u da kitabın karakterleri arasında saymak lazım. Kitabı bir Amerikan filmi seyreder gibi okudum. Aslında konusunu çok seveceğim bir film de değildi. Çok sıkıldım okurken, çünkü konu, konuşmalar çok basmakalıp, sıkıcıydı. Yıllarca televizyonlarda seyrettiğimiz filmler gibiydi ve kitap olduğu hissini veremedi. Bir kitabı okurken hissedeceğimiz duygu yoğunluğu satırlarda yakalanamamıştı. Sabah kalkıyorlar kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği. Arada bu yemekler sırasında yapılan konuşmalar. Bir de yediklerini eritmek için koşuya, yürüyüşe çıkmalar. Evde yiyecek bitince markete yiyecek almaya gittiklerini bile yazmış yazar bir bölüm olarak. Bolca konuşma yine. Bir de kitabın adı olan istiridye konusu. Aslı deniz tarağı. Sanırım bir daha okumayacağım yazarlar listesinde. Sanırım değil kesinlikle, çünkü okunmayı bekleyen onlarca kitap var.
Baskı: Gölge Büyüsü (The Cousins O'Dwyer Trilogy - 2)
İstemeden **spoiler** verilmiştir. Bu kitapla beraber 33. Nora Roberts romanımı da bitirmiş bulunmaktayım. Daha Eve Dallas Serisine başlamadım henüz üstelik. Nora Roberts ne yazsa okuyabileceğim bir yazar. Fantastik türe çok yakın olmasam da onun kaleminden Anahtar Üçlemesi en sevdiğim kitaplar arasında. Bu seri her kitapta yeteri kadar tatmin sağlamasa da tüm olarak değerlendirildiğinde güzel bulabileceğimi ümit ediyorum. Öncelikle kitapta anlatım kesinlikle sıkmıyor ama yine de sanki bir şeyler eksik kalıyor. Aslında bu bizim İrlanda kültürüne olan yabancılığımızdan da kaynaklanıyor olabilir. Yine de kitapta eksikliğini hissetmeyeceğimiz şey dostluk, aşk ve aile kavramını çok güzel işlemiş olması yazarın. Birinci kitabın (Kara Cadı'nın) son derece yakın zamanda devamı konu alınmış romanda. (Spoiler alarmı) Birinci kitapta Cabhan'ı yenememiş altılımız daha sıkı çalışarak hazırlıklar yapıyor ve Cabhan yine ansızın karşılarına çıkarak onları gafil avlamaya çalışıyor. Tabi bu arada Connor ile yakınlaşan Meara (ne çektin sen Cabhan'dan) saldırların merkezi oluyor. Connor ve Meara aşkına gelince, zaten onların çift olacakları belliydi. Connor ilk kitapta hayalindeki kadını anlatırken aslında Meara'yı anlatıyordu ve aslında zaten bu altısından ve Cabhan'dan başka karakter de yok kitapta:) Ve romanda her okuduğumda tırnaklarımı yememe sebep olan bir cümle var ki 190. sayfada başlıyor ve neredeyse 2-3 sayfada bir tekrarlanıyor. "Biz bir halkayız." Tamam anladık siz hepiniz beraber savaşıyorsunuz ama yeter. Tavsiye eder miyim? Merak edeceğinize okuyun gitsin.
Baskı: Bir Hayalin Peşinde (Lucky Harbor, #5)
Şanslı Liman Serisi'nin beşinci kitabı olan Bir Hayalin Peşinde'yi birkaç gün önce bitirdim. Jill Shalvis bu seri için olan kitaplarında beni hiç hayal kırıklığına uğratmadığı gibi bu kitabını da beğendim. (Pasific Heat serisini bu kadar sevemedim o yüzden yazdım bu cümleyi). Şanslı Liman tam yaşanacak gibi bir kasaba. Eğlenceli, insanlar birbirine değer veriyor ve suçlu varsa cezasını bulup, masumlar aklanabiliyor. Serinin ilk üç kitabı üç kız kardeşle başlamış, sonra kasabadan kızlarla devam etmişti. Yine üç arkadaş (Çikolatakolikler) söz konusu bu devam kitaplarda. İlki Aşk Şans İşidir'de Malory, bu kitapta Amy ve tabi yayınevinin kısa sürede yayınlayacağını ümit ettiğim Grace. Kitapta çikolataya ve çikolatayla ilgili özlü sözlere bolca doyuyorsunuz. Her derde deva çikolata. Kitabın kapağı kitapla alakası olmasa da iç tasarımını çok beğendim. Bölüm aralarında kendinden kalp desenli bir sayfa ve o sayfada çikolatayla ilgili özlü bir söz. Konu geçiş aralarında yine kalpler. Ayrıca imla hatası yok denecek kadar azdı. (4 tane saydım, onlarda harf hatasıydı. Arada gözümden kaçan olmuş mudur bilmiyorum ama yayınevinin okuduğum bir kitabında o kadar çok hata vardı ki, konudan soğumuş ve okuyamamıştım, son dönemde yapılan son okuma (Aspendos) ve düzelti (Nemesis) gibi ifadeleri görmek beni mutlu ediyor.) Kitap Jill Shalvis'in her zamanki tarzında (eğlenceli, romantik) olmasına rağmen arada bir Sarah Jio rüzgarı da esmiş. Amy elinde büyükannesinin günlüğü ile dağlarda onun izinden gidip, onun sırlarını çözüyor. Hani demedim değil, keşke bu sayfalar daha çok olsaymış, ama tam kararında olmuş, çünkü daha fazlası serinin tarzını bozabilirdi. Sonuçta severek okuduğum bir kitabın daha sonuna gelmiş oldum. Yazarı sevenlere kesinlikle tavsiye ederim. Bol çikolatalı günler dilerim.
Baskı: Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Toprak
Buket Uzuner'in okuduğum ikinci, aynı zamanda Uyumsuz Defne Kaman'ın Maceraları Serisi'nin de ikinci kitabı Toprak bugün bitti. Üçüncü olarak Kumral Ada, Mavi Tuna okuyacaklarım listesine alındı. Çünkü hem Su kitabında, hem Toprak'ta sık sık adı geçen kitabı okumak gerektiğini düşünüyorum (geç bile kaldığımı biliyorum, hatta daha önce başlayıp yarım bıraktığımı ve kitabı taşınmalar arası kaybettiğimi itiraf bile edebilirim :) ****Spoiler veriyor olabilirim bundan sonrasında**** Tabi ki bu kitapta da Defne kayboluyor. Bir kitabına kahraman yazıp ona kitaplarda az yer vermek ve yine de kitabı heyecanla okutmak bir yazar için güzel bir duygu olsa gerek. Yine de Su kitabında sadece kitabın sonunda yer alan Defne, bu kitapta geri dönüşlerde daha çok baş rolde. Üstelik bu sefer aşık da oluyor ve Umay Ninemizin dediği gibi sesinden bal damlıyor (çok güzel bir ifade). Yine kitapta şamanlık hakkında bolca araştırılıp yazılmış bilgileri görüyoruz. Ve Su kitabının yorumuna yazdığım gibi bu konuda eksikliğimi de görüyorum. Yazar ayrıntılı bir şekilde araştırarak yazmış ve çok emek vermiş kitaba. Defne illaki bulunuyor sonunda, gelen Kutadgu Bilig'li şifreler, görülen karakuru düşler, gizemli geyik derken kitap bitiveriyor. Çok uzun zamanda okudum ama çok aceleye de getirmek istemedim. Vali ve emniyet müdürü karakterleri kitapta ön planda olan karakterlerdi. Kitabın sonuna doğru Ümit Kaman'ın ortaya çıkması eski bir dostla buluşmak gibiydi. Çünkü ilk kitabın sonundaki kurşun seslerini yanlış yorumlamıştım zamanında. Bir de çok şaşırdığım imla hatalarını söylemek isterim ki bu yayınevinin hatasıdır kesinlikle. 365. sayfadaki "Bir Dağ Gibi Düşünmek" bölümünde satır sonlarında kelimeler kesme işaretleriyle ayrılırken heceleri de bölmüşler. Üstelik bir kere değil pek çok kez tekrarlanmış. Üzücüydü. Sonuç olarak devamı alınacak bir seri, başka kitapları okunacak bir yazar olarak listelerime ekledim. (Tabi serinin devamının henüz çıkmadığını da belirtmek gerek)
Baskı: Balayı
Spoiler içerecektir, eminim. (kitabı okumamış, okumayı düşünen varsa bu yorumu okumasın. Okumayanlar için özet geçeyim çok güzeldi) Kesinlikle çok beğendiğim, bazı yerlerde tırnaklarımı yediğim, bazı yerlerde gözyaşlarımı akıttığım, karakterini çok sevdiğim, onu anne şefkatiyle sarmalamak istediğim doğrudur. Bu başlangıç hiç de bir kitap yorumuna yakışmayacak bir başlangıç olsa da kişisel öznel yorumlara bayıldığımdan ve başkasını yazmak elimden gelmediğinden dolayı içimden ne geçerse klavye tuşlarında dans ederek bir yoruma daha başlıyorum :) Öncelikle yazarın daha önce bir kitabını okuduğum ve beğendiğimden bir markette ucuzlukta rastlayıp sepetime attığım uzun zamandır beklettiğim kitaplardan. Ad tercümesini de fiyasko olarak nitelendirmeliyim. Kitabın kahramanının adını veren yazar, bilseydi ki biz onu normal Balayı olarak çevireceğiz eminim isim konusunda bir kez daha düşünürdü. Aslında kitap anlatmayı sevmem ama bu sefer böyle olsun: (okumayın burayı kitabı okumayı düşünüyorsanız 2. uyarı) Honey babası kayıplarda, annesi ise ölmüş bir kız olarak teyzesinin evine (lunaparka) yerleştirilir ve ilk günden acımasız eniştesi tarafından dışlanır ve sevilmez. Teyzesi ise eşi çevresinde bir hayat kurmuş yeğeniyle ilgilenmeyen biridir. Honey hayatta tek başına, sevgisiz ve ilgisiz büyür. Tek tutkusu lunaparktaki ahşap tren Kara Şimşek'tir ve ona bindiği zaman kendini annesine, hayata, tanrı'ya yakın hissetmektedir. Bir süre sonra eniştesi ölüp, teyzesi içine kapanınca Honey lunaparkı çekip çevirmek zorunda kalır, teyzesini ve kuzenini bir aile olarak bildiği iki kişiyi bir arada tutmaya çalışır. 12 yaşından 16 yaşına kadar bu böyle devam eder ve kuzeni için düşündüğü role kendi alınınca işler biraz değişir. Birden ABD'de çok seyredilen bir dizinin çocuk yıldızı oluvermiştir, üstelik o bir genç kızdır ve dizinin genç yıldızına tutulmuştur. Ama Eric ona hiç yüz vermemektedir. Honey hala aradığı sevgiyi hiç bir yerde bulamamış, bir yandan ailesini de bir arada tutmak için canını dişine takmıştır. Her gün uzun saatler çalıştıktan sonra eve gelip evde bekleyen ailesine de (!) yemek yapmaktadır. (burada bu nankör aileye çok aşırı kızdım) Yıllar yılları kovalar, dizi son hız devam eder, Eric diziden ayrılır. Honey zaten artık ona tutkun da değildir. Ama babasını oynayan Dash ile aralarında yakınlaşma olur ki bu dizinin sonu demektir. Amerika'nın en sevilenlerinden en nefret edilenlerine hızlı bir düşüş yaşarlar. Yine de beraberce mutlu bir hayatları vardır. Ta ki o korkunç güne kadar. (burada çok çok üzüldüm, ağladım bile) Neyse Honey hayatta yine yalnız kalır ve artık bozulmuş Kara Şimşek'e bir yolculuk yapar. Kalan son parasını harcar tamiri için. Eric ise boşanmış ve o da kendini yollara vurmuş ve tesadüf olarak yolu Kara Şimşek'e düşer. İki yaralı yürek burada tekrar karşılaşır. Onların aşkı için yıllar öncesi çok erken olsa bile zaman içinde olgunlaşan ve değişen iki kişi için artık tam zamanıdır. Kitap benim için sürprizlerle doluydu. Mükemmeldi. Yazarın diğer kitaplarını da okuyacağım ama bu kitapla en beğendiğim yazarlar arasında yerini aldı ve keşke tüm kitapları bu tatta olsa. (okumayın dedim ama:)
Baskı: Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku
Spoiler olmasa da varmış gibi olsun... Aslında bu bir inceleme olmayacak, daha çok kendime bir not olacak. İnce olduğu için çabucak bitse de son derece hoşuma giden bir kitap oldu ve tekrar, arada sırada okuyabileceğim bir kitap. Müzeyyen'i çok sevdim. Yazarın anlatım tarzından çok iyi bilmesem de İstanbul'u, filmlerden ancak bildiğim, 70'li yılların, sokaklarında dolaştım. Filmini seyretmedim ama bir gün kitap okumaktan vakit bulursam filmi de izlerim. Kitabın kahramanının her Müzeyyen deyişinde ona duyduğu aşkı hissettim. Ve aşık insanlara özgü tutukluğu. İçinden söylediklerini sözlere yansıtamamasını. Keşke en sonunda konuşsa mıydı acaba da dedim ama yapmadı işte...
Baskı: Sıcak Ayaz
***Spoiler var.*** Yorum yazıp yazmamak arasında düşündüğüm bir kitap oldu benim için. Öncelikle neden okudum? Öğrencim kitap değiş tokuş edelim dedi. Bu kitabı getirdi. Aylardır da elimde süründü durdu açıkçası. Tek bir kişi üzerine terkedilmişliğini anlatmamış yazar sanırım. Çünkü kurguyu toparladığınızda (ordan burdan) kıza tam aşkını söyleyecek kız kaçıp gidiyor. Sonra bir bakıyorsun beraber geçirilen gecelerden bahsediliyor. Sonra bir öyle bir böyle terkediyor derken... Bu terkedilişler sanırım onlarca (abarttım) kız tarafından yapılıyor. Hani emek verilmiş yazılmış desem, biz okurlara da yazık. İnsanın içi sıkılıyor, sıkılıyor, daralıyor okurken. Bence terkedildiysen susup çaktırmadan oturmak lazım, bu kadar dır dır dır kız kaçıp kurtulmuş demek geliyor insanın (en azından benim) içimden. Aynı yanlış durağa kadar gidip, zaten burada inecektim demek gibi terk edilmek (bu cümlemi alıp diğer kitabında kullanırmış yazar mesela:). Neyse çok kötülemek istemiyorum ama anlaşılmaz bir kitap oldu benim için. Öğrencime sordum sen anladın mı, bende mi sorun var diye. Bende sorun yok. Bir de kızla yıllar sonra karşılaşıyor, kız evlenmiş çocuğuna da terk ettiği adamın adını vermiş. Türk filmi gibi.
Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)
İgnazio Vitale. "Ben iyi bir adam değilim," diyor. Sürekli de tekrar ediyor. Çünkü iyi bir adam olmak istiyor. Ama nasıl olacağını bilmiyor. Aslında o "Ben iyi bir adam değilim," derken yardım istiyor. İyi bir adam olmak istiyorum demek istiyor. Ben bu kitapta bunu hissettim. Belki de hissetmek istedim. Çünkü biz kitaplarda -hayatta- iyi insanları sevmek, iyi insanlara hayran olmak isteriz. Bize böyle öğretildi. Zaten öyle olmak gerek. Kim bir katilin hikayesini hayran olarak okumak ister ki. Yazar bile kitabın sonunda "annem okusaydı bu kitabı, ben nerede hata yaptım, diye sorardı," demiş. Ama elinizde değil. İgnazio cinayet işledikçe onu haklı görüyor, ruhunun acı çekişine şahit oluyorsunuz. Çünkü onun gençlik aşkı karısı ve çocuğu, en yakın arkadaşı tarafından gözlerinin önünde, yanında öldürülmüş. İçinde koskoca bir karanlık olmuş, Karanlıktan korkarken karanlığın kendisi olmuş. Çok fazla kitabı anlatmak istemiyorum. Sadece birinci kitap güzeldi ama bu gerçekten güzeldi diyorum.
Baskı: Ölüm Bizi Ayırana Dek
Güzel bir kapak tasarımı, özenli bir baskı ama içeriği insana çok bir şey veremeyen bir kitap. Çok ağır bir cümleyle yorumuma başladım ama ne yazık ki böyle. Aşk romanı diye aldım okudum ama ne aşk romanı ne de arkadaşlık. Tabi ki aşk romanı olarak yazılmaya çalışılmış, ama o kadar basit olmuş ki başlangıç ve bitişi. Gereken duygu yoğunluğu yoktu. Tam bitti roman bu da değişik ayrılmalı filan derken iki satırda değişti fikrim. Bu kitapta Peter Pan yazarı James Matthew Barrie hakkında pek çok şey öğreniyorsunuz. Kitap bunun için bile Peter Pan sevenler tarafından okuma listesine alınabilir. Bu yönüyle daha öne çıkmış kitap. Uzatmadan gidiyorum.
Baskı: Deli Dolu Bir Yaz (Destiny #1)
Yeni yazarlar okuma isteğim üzerine aldığım bir kitaptır Deli Dolu Bir Yaz. Seri kitaplar okumayı sevdiğimden dolayı da devamını almaya bu kitabı okuduktan sonra karar vermiş bulunmaktayım. Çok beğendiğimi sanmayın bu kararımdan dolayı. Eksik noktalar olduğu kadar fazla olan noktalar da vardı. Konusunda kasabanın cici kızı Jenny, ideal evlilik yapmış ama aldatılmış ve boşanmıştır. Kocasının aldatmasına açıklaması "çünkü sen çok iyisin" olmuştur. Jenny bu aşamadan sonra cici kız olmak istememektedir. Kasabanın istenmeyen kötü çocuğu ise terk ettiği kasabaya gizlice ve bir sırla geri dönmüştür. Karşılaşırlar ve aralarında yakınlaşma olur. Ve olaylar devam eder gider. Karakterlerin geçmişten gelen kötü deneyimleri var ve duygularına yer verilse de sanki bir şeyler yarım kalmış gibi kitapta. Karakterlerin arasında karşılaştıkları anda bir çekim oluyor ve bundan sonra karakterlerin başbaşa sahneleri fazla kaçmış biraz. İçinde romantik kısımlar çok olsa da kitaptaki eksiklik duygusundan bir türlü kurtaramamış. Karakterler fazla sohbet etmiyorlar ya da fazla bir olay paylaşımları yok. Zaten ikisi de yaz için birbirleriyle takıldıklarını düşünüyor ve fark etmeden aşık oluyorlar. İstemeden oluyor. Aslında genel olarak düşünüldüğünde piyasada bu türden çoğu kitaptan iyi olduğu düşünülebilir. Özellikle esas kızın babası ve onun kız arkadaşı Anita arasında geçen konuşmalar son derece güzel. Ama aynı sohbeti esas karakterler arasında göremiyoruz. Serinin toplam beş kitabı var ve konuları okuyunca merak edip onları da okuma listeme aldım. Bakalım devam kitaplarında hava değişecek mi?
Baskı: Travma Sonrası Aşk Çarpması
Belki böyle kitapları okumak için yaşım biraz fazla. Fakat güzel yazılmış olduğu takdirde bu tür kitapları seviyorum. Bu kitap benden 10 üzerinden 9 puan aldı. Bir puanı da gözümden kaçmış olabilir ama kız sahte sevgilisi için neden gerçek ismini kullanmadı. Buna mantıklı bir sebep bulunamamış olmasından (bana göre) kaynaklı puan kırdım. Ve bu kitabı 14-15 yaşlarına geldiğinde kızıma okutmak için kütüphanemde saklı tutacağım. Çünkü o yaşlardaki gençler için başlarına gelebilecek kötü olaylara örnek teşkil edebilir bu kitap. (Vesveseli anne :) Kitapların birebir yorumlarda anlatılmasını -arada kendim yapsam da- hiç sevmiyorum ama... İşte ama birazcık karakterler hakkında bilgi vermek adına azıcık anlatabilirim sanıyorum. Jess (yani kızımız) başına kötü bir olay gelmiş ve hafızasından silmiştir bu olayı. Ama bilinçaltı silmemiş ve geceleri korkunç kabuslar görerek Jess'i rahat bırakmamaktadır. Jess dikenli, sert bir karakter geliştirmiş ve insanları kendinden uzak tutmaktadır. Gray ise sevimli mi sevimli, örnek öğrenci, örnek torun (anne babası ölmüş çünkü). Karakterlerimiz aynı yerde staj yapmak üzere başvuruyorlar ve son ikiye kalıyorlar. Rakipler ama aralarında bir anlaşma yaparak ikisi de işe giriyor. Jess parasız çalışacak, Gray ise parayı alacak karşılığında Jess'in sahte erkek arkadaşı olacaktır. Jess'in normal görünmek için arkadaşa ihtiyacı vardır. Normal görünürse üniversiteye gitme izni çıkacaktır ailesinden (bizimkinin tam tersi yani, erkek arkadaşı olacak da aile bilecek, bir de ödül olarak -bacaklarını kırmak yerine, artık sen normalsin hadi üniversiteye git diyecek :) Bazı kültürel, yetiştirme, yetiştirilme farklarına takılmadan sadece kızın sorunu, bununla baş etmeye çalışması vb. konularda beğenerek okunabilecek bir kitap. Bir de ergen kızınız varsa kesinlikle okutulmasını tavsiye ederim. Böylece sizden gizlice evden kaçıp partilere gitmez, yanlış arkadaşlar edinmez (umarım).
Baskı: Düşler Krallığı (Westmoreland, #1)
Bu kitaba bir yorum yazmak gerekmiyor bile aslında. Yıllardır hakkında çok şey okuyup, duyduğum, defalarca tavsiye edilen bu yazarı biraz geç de olsa okumak fırsatını buldum. Kitabı alalı iki yıl oldu ama stokçu kitap alma tutkum yüzümden bir şekilde sıra gelmedi bu kitaba (seriye). Şimdiye kadar okumadıysanız yazarı, okuduğunuz bu tarz tüm kitapların kimden ilham aldığını görmeniz için bu yazarı da okumanız gerekiyor. Tabi ki onlarda da çok akıcı, heyecanlı, severek okuduğumuz kitaplar var ama duygu yoğunluğu, olayların akışı, temposu, karakterlerin yerli yerinde anlatımı bu kitapta bambaşka. Konu hakkında bilgi vermeyeceğim. Kısa kesip "kesinlikle tavsiye ediyorum" diyerek bitiriyorum.
Baskı: Sonuna Kadar
Spoiler alarmı**** Yazarın daha önce bir kitabını okumuş ve eğlenceli anlatımı, romantik çerez yazarlar arasında beğenmiş olarak, tüm kitaplarını alarak okuma listeme eklemiştim. Sonuna Kadar seri bilgisi olmadığı için okumasını öne aldığım, rapor alıp evde dinlendiğim bir günde can sıkıntımı gidersin dediğim bir kitap oldu. Kitabı okurken hep ben bunu daha önce okudum hissi yaşadım. O kadar ki, basım tarihine baktım okurken. Acaba daha önce okudum mu diye ama yeni aldığımı da biliyorum kitabı. Harlequin kitaplarına son derece benzeyen bir kitap olması bu duyguyu yaratan sonucuna vardım sonunda. Hatta bu tarz filmleri de çok defa tv filmi formunda izlemişizdir televizyonda (sinema filmi olamayacak kadar sıradan çünkü). Konu üç yıl (üç yıl dediğin nedir ki) önce terkedip giden adam ve dönünce kocaaa NY'da yine karşılaşan eski sevgililer (bu gerçekten çok büyük tesadüf olmuş). Bence bu tesadüf yerine, adamın kızın karşısına gizliden tesadüfen çıkması daha çok yakışırdı kurguya. Neyse aşk yeniden başlıyor ama adamın bu üç yıl içinde Hindistan'da içsel huzura kavuşması kadar eğreti olmamış yeniden başlama. Tabi bir de dünyaca ünlü bir reklam firmasında kariyer basamaklarını tırmanıp, ortaklığa aday olup bir de zengin olmuş. (ha ha ha) Sonuç akıcı bir anlatım olsa da türün daha iyi kitaplarını bolca okudum. Okunabilir de, okunmayabilir de.