Özdenak
@Özdenak

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kornelyus'un Ezgisi
10/1022.08.2021

Baskı: Kornelyus'un Ezgisi

Farklı kurgusu ve anlatım diliyle, kesinlikle sarsıcı bir okuma deneyimi oldu. Tavsiye ederim.

Bakış Açısı
10/1002.05.2018

Baskı: Bakış Açısı

Uzun zamandır okumayı planladığım bir kitabı bitirmiş bulunmaktayım. Öncelikle kitap tanıtım bloguma/siteme çıkan yeni kitaplara bakarken karşıma çıkmıştı ve konusu beni çekmişti. Evrenin çekim yasası, rüyalar, astral seyahat, reenkarnasyon, dejavu (bu son iki konu okuduktan sonra içinde bulduğum) vb gibi konularda bizi bakış açımızı geliştirmeye davet ediyor. Zaten eskiden beri bu konulara ilgim olup, 1990'lı yıllarda çıkan Bilinmeyen dergisini hiç kaçırmadan okumuşumdur. Astral seyahat özellikle sanki görünmezlik pelerini giymiş gizli bir kahraman olmak gibi gelir bana. Ya da dejavu. Birkaç dejavu anım bile vardır ki, artık sebebini biliyorum. Rüya konusuna hiç girmek istemiyorum. Çünkü son altı yıldır ne kimseden rüya dinliyorum ne de gördüğüm rüyaların anlamına bakıyorum. Anlatmak isteyen olursa bana rüya anlatmayın lütfen deyip konuyu değiştiriyorum. Neyse gelelim kitaba. Ben açıkçası kişisel gelişim olarak adlandırmazdım kitabı. Çünkü onlarda bir motivasyon yapabilirsin ha gayret durumu oluyor. Ben bu kitabı bir ruhsal gelişim kitabı olarak adlandırmak isterim. Bunda aydınlan, kendini keşfet, yoluna devam et durumu var ki bence bu çok daha güzel. Açıkçası kitabın bir olay kurgusunun bir kahramanının olmasını beklemiyordum. Bu çok hoş bir sürpriz oldu. Genelde bir kitabı gözüme kestirdiysem yorumları çok okumamaya gayret ederim. Her şeyin bir rüyayla başladığı, kahramanımız Devran'la beraber o kendi yolunu aydınlatmaya çalışırken bizim kendi yolumuzun da aydınlandığı akıcı, merak uyandırıcı ve bir değil birkaç kez okuyabileceğiniz bir kitap Bakış Açısı. Özellikle Seda ve onun hayatı beni son derece etkiledi. İkinci kitap yakın zamanda çıkacak sanırım. Merakla bekliyorum. Aklımda sorular var çünkü. Bir alıntı: "Bağışlayamadığın insanla aranda bir enerji bağı oluşturmuş olursun. Bu negatif enerji bağı aynı frekanstaki diğer insanları ve dolayısıyla da olayları yaşamına çeker. Önce geçmiş hatalarını, sonra, affedemediğin herkesi bağışladığın zaman; ruhun özgürleşecek, yüklerinden kurtulacak." (Çok fazla yük taşıyoruz sanırım içimizde)

Baskı: Gül Ağacı Sokağı (Cedar Cove Serisi 2)

Debbie Macomber bir kasaba tasarlıyor ve bu kasabanın yaşayanları kitabın kahramanları oluyor. Klasik Debbie tarzı.

Baskı: Lavanta Kokulu Sabahlar (Edilean #1)

Uzun zaman kitaplığımda bekledi. Ama okuyunca haksız bir bekleyiş olmuş gördüm. Son derece akıcı ve güzel bir hikayesi vardı.

Kış Bahçesi
10/1010.11.2017

Baskı: Kış Bahçesi

Okurken bu nasıl bir anne diye başladım ama biterken sarılasım geldi. Çok güzeldi.

Deniz Feneri Koyu
10/1006.03.2017

Baskı: Deniz Feneri Koyu

Kır Çiçeği Tepesi'ni çok bayıcı bulmuştum ama bu güzeldi.

Paris'te Bir Akşam
8/1024.02.2017

Baskı: Paris'te Bir Akşam

Mönüde Aşk Var kadar akıcı bulmadım ama fena değildi.

Beş Dilim Portakal
7/1024.02.2017

Baskı: Beş Dilim Portakal

Sona doğru sırlar çözülürken tempoyu yakalayabildim. Yoksa yıllardır elimde sürünen bir kitaptı.

Baskı: Tatlı Ateş (The Maddox Brothers, #3)

Çok uzun uzun değerlendirmeyeceğim. Sadece beklentim çok düşüktü kitabı alırken. Neden aldım. Çünkü ilk kitaptan beri okuduğum bir seri olduğu için merak ettim. Okutan bir kitap olmuş yine ama ne bileyim. Laf olsun diye yazılan sayfalar var. Evde arkadaşlarıyla otururken içleri sıkılıyor laf olsun aşağı iniyorlar. Sarhoş gençler geliyor. Kızlara sataşıyorlar. Bunlar kovalıyor. Bu gençler neden geldi. Neden sonra intikam almak için dönmediler. Film olsa dersin ki yönetmenin torpillisi bunlar. Oynatmak zorunda, bir kitapta niye yer alır böyle sahneler. Sonra tüm koca ABD içinde küçücük yüzlerce kasaba içinde kız Taylor'un kasabasına gitmek istiyor, bu esnada Taylor karşısına çıkıyor. Neden tek başına gitmemiş ki yıllardır. Parası birikmiş. Sürekli ilişkileri üzerine tartıştılar. Altı üstü güzel anı bir kere dağa yürüyüşe gittiler. Aman susayım ben. Bir de sekiz vermişim yazınca bir sürü mantık hatası. Vazgeçtim yazmıyorum.

Çirkin Aşk
10/1023.01.2017

Baskı: Çirkin Aşk

Son derece etkileyici, yüreklere sızan bir alt hikayesi var. Miles - Tate'den çok Rachel - Miles bence bu kitabı okutan.

Baskı: Tatlı Kaçamak (Bakery Sisters, #2)

Diyalogları, analizleri güzel yapılmış akıcı bir aşk romanı. Son derece komik yerleri olduğu kadar, yetişkinlerin yanlışları üzerine güzel tespitleriyle de severek okudum. Serinin 3. kitabını çok merak da ettim bu kitabı okuyunca.

Baskı: Aşktan Kareler (Truly, Idaho Serisi 3)

Yine Amerikan askeri işi olmayan bir dünya ülkesinden döner ve ülkesinde aşkı bulur. Klasik. Sevmedim tabi ki.

Teslimiyet
7/1019.01.2017

Baskı: Teslimiyet

Uzun bir Harlequin Desire gibiydi. Okuması eğlenceli beklentisi az.

Baskı: Her Gün (Her Gün, #1)

Konusunu okuduğum zaman ilgimi çekmişti ama okuduğum zaman beklentilerimi karşılamadı. Kitapta beni özellikle rahatsız eden konu kahramanın aşk ve cinsiyet konularını sorgulaması, sorgularken çok genç yaşta yaşanan cinsellik ve eşcinsellik oldu. Güzel bir konu yakalanmış ve bunun altına eşcinsellik ustaca işlenmiş.

Bataklık Meleği
5/1002.10.2016

Baskı: Bataklık Meleği

Aslında seri bilgisi içinde yer almasa da tanıdık bir isim kitabın kahramanı Hannah. Laura London'un Türkiye'de basılan diğer iki kitabında adı geçmiş biri. Diğer kitapları beğenerek okumuş biri olarak bu kitabı da almış kitaplığımda bekletiyordum. Ama maalesef bu kitap diğer iki kitaba göre beklentilerimin çok altında kaldı. Üstelik giriş bölümünde anlatım kullanılan zamanlar olarak çok kötüydü. Kitabın orijinalinden gelen bir yazım mı çevirmenden mi kynaklı bilemiyorum. Bu bölümü okuduktan sonra çevirmen adına baktım ve diğer iki kitaptan farklı bir kişi tarafından bu çevirinin yapıldığını gördüm. Kitap bana son derece sıkıcı geldi. Okunmasa da olabilir.

Tutunamayanlar
1/1017.09.2016

Baskı: Tutunamayanlar

895 günde okunamayan bir kitaba yorum yazmak garip olur. Bazıları çok severmiş bazısı sevmezmiş bu kitabı ben ikinci gruptaydım.

Baskı: Gitmene Asla İzin Vermeyeceğim

Uzun zaman kitaplığımda bekledikten sonra okumaya fırsat bulduğum kitap aslında uzun süre beklemesine değmedi. Güzel yazılmış olsa da içinde yazımdan ya da çeviriden kaynaklı hatalar vardı. Historical bir kitapta Osmanlı İmparatorluğunun olduğu dönemden Türkiye diye bahsedilmesi bu tarihi hatalardan sadece biriydi. Maalesef diğerlerini not etmediğimden hatırlamıyorum. Maalesef konu tam akmadı ve duygu yoğunluğu ya da olay örgüsü akıcılıktan uzaktı. Sıkıcı bu kitap için söyleyebileceğim tek şey.

Baskı: Yeni Bir Düş - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #6)

Serinin son kitabı Yeni Bir Düş. Bu kitap benim ilk okuduğum Nora Roberts kitabı olması açısından farklı bir yere sahiptir. Natasha'nın ünlü bir balerin olan kızı Kate doğduğu kasaba döner ve marangoz Brody ve onun oğlu Jack ile tanışır. Kate inatçı ve hedefe doğru hızla yürüyen biri. Brody oğlunu çok düşünen bir baba. Jack "bizimle evlenir misin Kate?" diyerek okuyan herkesi gözyaşlarına boğan tatlı mı tatlı bir çocuk. Bir kitapla bir okur bir yazarı en sevdiğim listesine alır mı? Evet. O benim işte. Final kitabı son derece güzel, muhteşem.

Baskı: Nick'i Beklerken - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #5)

Serinin beşinci kitabı; Nick'i Beklerken. Freddie (Natasha ve Spence'in kızları), ve Nick (Zack'in üvey kardeşi). Freddie artık 24 yaşına gelmiştir ve New York'a Nick'i elde etmek için gider ve yerleşir. İyi bir söz yazarıdır ve Nick de besteci. 10 yıl Nick'e aşık bir şekilde yaşamıştır. Nick dışında herkes bunun farkındadır ve düğün çanlarının ne zaman çalacağını beklemektedir aile. Evet yine sıcacık aile ortamının, gürültülü yemeklerin, ateşli bir aşkın içinde bir kitap. Bu kitapta aile olmak adına kan bağı gerekli değildir teması da güzelce işlenmiş.

Baskı: Güvenim Sonsuz - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #4)

Serinin dördüncü kitabı Güvenim Sonsuz. Alex ile Bess. En eğlenceli olan kitap diyebilirim. Bess pembe dizi yazarı ve her gittiği yerde dizisi ile ilgili kullanabileceği olayları not alıyor. İnsanlarla hemen sohbete başlıyor. Alex klasik bir güzelliği olmayan rengarenk giyinen bu kadına mıknatıs gibi çekiliyor. Güvenemiyor çünkü Bess teklif eden herkesle nişanlanmış. Sebebi kırmak istememesi. Ama bir şekilde onlara başka insanlar bularak başından atmış. Güzeldi. Geleneksel yemekte artık çocuk sayısı karışmaya başladı. Hesabını tutamaz hale geldim.

Baskı: Duygu Fırtınası - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #3)

Serinin üçüncü kitabı Duygu Fırtınası. Zack Muldoon ve Rachel. Ve tabi ki Nick. Zack'in üvey kardeşi Nick suç işleyince kamu avukatı Rachel devreye giriyor. Nick'in kendisine olan ilgisini anlamazken Zack ile yakınlaşıyor. Buradaki Rachel'ı hep Gece Hikayeleri'ndeki Deborah'ı aklıma getirdi hep. O seriyi de ayrı severim zaten. Bu kitapta son derece güzeldi. Geleneksel yemekte ailenin iyice genişlediğini görüyor ve Freddie'nin Nick'e tutulduğu ana şahit oluyoruz. Nora Roberts sevenlerin okuması gereken bir seri. Yeni kitaplarından çok daha güzel.

Baskı: Kalbinin Sesini Dinle - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #2)

Serinin ikinci kitabı Kalbinin Sesini Dinle. Mikhail ve Sydney. Ünlü bir sanatçı Mikhail ve onunla ilk karşılaşmalarında bunu bilmeyerek onu marangoz olarak işe alan Sydney. Mikhail aşkından emin ama Sydney çekimser. Kitap su gibi akıp giderken, Natasha ve Spence'in bir oğlu olduğunu öğreniyoruz geleneksel yemekte. Sydney'in annesine de sinir oluyoruz bu arada. Kızının arkadaşına asılıyor bolca ve başkasına yönlendirmeye çalışıyor Sydney'i de. Serinin temposunu düşürmeyen bir kitap. Hayal kırıklığına uğratmıyor.

Baskı: Aşk Senfonisi - (The Stanislaskis: Those Wild Ukrainians, #1)

Serinin ilk kitabında Natasha ve Spence Kimball'ı görüyoruz. Natasha eski bir balerin, Spence klasik müzik bestecisi. Spence kötü bir evlilik geçirmiş, küçük bir de kızı var ki onu da ilerideki kitaplarda okuyacağımız Freddie. Natasha ise çok kötü bir ilişkiden çıkmış. Ve kendini küçük bir kasabaya hapsetmiş. Kaybettiği çocuğunu kalbinde taşıyarak oyuncak mağazası işletiyor. Spence ilk günden aşkından emin ve Natasha'yı da ikna ediyor. Son derece duygu yüklü, romantik bir kitap. Tabi bu kitapta Stanislaskis ailesiyle tanışıyoruz ve her kitapta geleneksel hale gelecek aile yemeğine katılıyoruz kahramanlarımızla birlikte. Nora Roberts'ın duygu yüklü kitaplarından birisi. Kesinlikle hayal kırıklığına uğratmıyor.

Güz Fırtınası
10/1023.06.2016

Baskı: Güz Fırtınası

Böyle bir kitaba yorum yapabilir miyim bilmiyorum. Çünkü o kadar güzel yazılmış ki, benim yazacağım birkaç satır yazı yanında çok sönük kalacaktır. Yine de kitap hakkında bir şeyler yazmaya çalışacağım. Öncelikle Rita Hunter'ın yazdığı her kitabı en az bir kere okumuşumdur. Bazılarını iki kere de okumuşluğum vardır. Yazarın, Kalbimi Çaldın kitabını okuduğum zaman çok beğenmiş ve aklımın bir köşesine yazmıştım. Daha sonra aslında bir Türk olduğunu öğrenmiş ve her çıkan kitabını okumaya başlamıştım. Çoğu yabancı yazarların kitabında alamadığım tadı bu kitaplarda buldum. Ateş Serisi favori kitaplarımın arasına girse bile (o muhteşem üçlü Davina, Sophie, İsabel), Güz Fırtınası'nı okuyana kadar en beğendiğim Siyah Kadife'ydi. Güz Fırtınası ile çıta yine yükselmiş. Her bir kitap bir öncekinden daha güzel olmuş. En sevdiğim kavramı kaybolmuş, hepsini çok sevmişim. Karakterlere gelince; Jane, ne tatlı bir kitap karakteridir öyle. Biri güldüğünde gülen, ağladığında ağlayan (azıcık empat), çokça konuşan, lafını sözünü esirgemeyen, susmak istediği zaman bile gereken yerde durmayı başaramayan, fantastik kitap yazan ve büyük ihtimalle yazdıklarının çoğuna inanan, şeker mi şeker bir karakter. Üstelik Jane'in annesiyle, kız kardeşiyle, küçük erkek kardeşiyle diyalogları harika. Alexander, durgun bir kişilik. Çevresindekileri düşünen, yardımsever, düklüğü kendisine bir yük olarak görüyor. Kendisi zaten zengin ama unvan gelince servetini bakımsız kalmış arazi ve evlere, ödenmeyen personel ücretlerine harcıyor. Ama onun da arkasından kendini takip eden bir dedikodu var. İnkar etmiyor ve kendini açıklamıyor. Jane onu gördüğü zaman bu dedikodunun doğru olmadığını hissediyor ama gerekli açıklamaları alamadığı için de zor durumda kalıyor. Baktığınız zaman böyle birbirinden aykırı iki tip nasıl oldu da aşık olabildiler diye düşünmeden duramıyor insan. Üstelik her karşılaşmaları garip, değişik ve olaylıyken. Hatta kız adamın yüzüne yüzüne tuz atıp, göz göre göre inkar etmişken (en sevdiğim hatta çok yüksek sesle güldüğüm yerlerden biri). Ama oluyor işte. Yazarımız çok usta, karakterlerimiz ayrı gayrı da olsa öyle doğal bir şekilde aşık oluyorlar ki fark etmeden siz de onların aşkının şahidi oluyorsunuz. Kitapta aklımda yer eden pek çok yer var. Tuz, kütüphane, kurtarma, başkasıyla dans, yağmur altında ve öncesi, Chris'le ölüm senaryoları, Chris'le süt-kurabiye, eve ağaç düşmesi ve ... okuyanlar anladı. Yani ben kitabın tümünü iyice sindirmişim. Aslına bakarsanız sanki uzun bir kitap gibi geliyor ama okuyunca doyamıyorsunuz. Ayrıca kitap görsel anlamda bir şölen olmuş. İç ve dış tasarımları görünce ilk gün sadece benimle kanepede durdu kitap. Okumaya başlamadan bir yarım gün yanyana oturduk. Ev sakinleşsin, okumaya başlayayım diye de can attım o ayrı konu. Ve kararım, yaz tatilinden dönüşte, hani yazarımız dinlenip yeni kitap yazana kadar tüm kitapları tekrar sil baştan okumak istiyorum. Sonuç; Çok beğendim, tekrar okuyasım var.

ÖncekiSayfa 1 / 8Sonraki