Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Hayır... Dar Zamanlar 3
Adalet Ağaoğlu'nun "Dar Zamanlar" serisinin nihayeti. "Son kitabı" da diyebilecekken "nihayet" dedim; şundan ötürü: "Bakarsın çok özlenmiş biri az sonra nihayet çıkagelir; telefon nihayet herkes için iyi olacak bir haberi taşıyarak çalabilir; bir ses nihayet "sürdürecek miyiz böyle?" diye sorabilir. Böyle? ya da diyebilir ki "işte artık kendimle yüzyüzeyim; Rahat değil, ama bunda insanı bağımsız kılan bir yan var; yeryüzünün tek benzersiz şiiri." Aysel'in nihayet uçtuğu çıplak gözle takip edilebiliyor. bildiğin, yerden yükseliyor kadın. "Hayır" diyerek yeryüzünün tek benzersiz şiirini yazıyor. Öyle bir "bilmek", öyle bir "görmek" ki akşamüstlerinin kimsesizliği kadar kesin. Ve elbette can yakıcı. "Bok vardı sanki" dedim ben ara ara okurken, "yeryüzünün tek benzersiz şiirini yazıyorsun."
Baskı: Doğu'nun Limanları
İsyanın, aşkın, aşkı isyan olan bir insanın hikâyesidir. Ağlatabilir. "Artık yoluma hiçbir engel çıkmayacağı duygusuna sahiptim. Engel yokmuşçasına yürümem yeterliydi. Düşüş işte böyle başlar."
Baskı: Pîrî
Kayıp denizler üzerine bir anımsamadır. Faruk Duman'ın masalsı, -hani fantastik deniyor ya, öyle- romanıdır. "Her biri bu adamların, tutup ellerinde birer dürbünle uzakları izler dururdu da, bilmezlerdi ki uzak insanı alaya alır. İnsanoğlu uzaklara bakmayagörsün, burnunun dibindekini artık, görmez olur da kalakalır öyle."
Baskı: Son İki Eylül
İçeriği ve kurgusuyla oldukça özgün bir romandır. Akıp giden bir roman değildir. Akıp gidemeyecek kadar derin ve bazen ağır sözler, cümleler, hayatlar içerir. "Ölegeldiğim bu odada az yazılmış defterlerden bir mezarlık var. Her birindeki küçük küçük ölümleri senin sesinde toparlayabilir miydim? Bilmiyorum. orada büyük- olumlu ve olumsuz anlamda büyük- bir hayatın harf yığınları var. kıpırdıyor. acıyla, aşkla kıpırdıyor."
Baskı: Suzan Defter
Taş-Kağıt-Makas'ın en iyi öyküsü olan Suzan Defter şimdilerde Can Yayınları tarafından ayrı bir kitap olarak basılmış. Daha çok insanın okumasını sağlayacağı için iyi bir şey belki bu. Fakat yine de böylesi yürek söken kitapların bir satış stratejisinin öğesi olmasına bozulmuyor değilim. Bir de şuna benzer bir şeyler yazmışlar arka kapağa ki Ayfer Tunç'un hatrına küfür etmedim: "Suzan Defter, Taş-Kağıt-Makas'tan kopup kendi başına bir eser olmayı çoktan hak etti." Taş-Kağıt-Makas'ın içinde yer alırken yetersiz kötü bir öyküyken özverili çalışmalarıyla terfi edip ayrı bir kitap olma hakkı mı kazandı, nedir? Neyse... Suzan Defter, hem biçimsel hem de içerik olarak son dönemde yazılan öykülerin zirvelerinden biridir gözümde. Şiddetle tavsiye edilir. ---alıntı--- "ayrılmak, gidenin, kalanın kucağında bir kucak kor bırakmasıdır, yanar durursunuz kül olana kadar" ---alıntı---
Baskı: Yere Düşen Dualar
"durmak gece vakti sınır boyları bozulmuş gölgenin değişken lekesini koruma çabasıdır. durmak anımsamaktır. anımsamayı durduramazsın." "insanlığın en bilindik düş kırıklığıydı yüzün" "kar fırtınasında donmaktan son anda kutulan birinin ısınınca kalbi büyür, bütün gövdesi sıvılaşırmış. bir gece sıcacık bir odada uyandığında, insan değil kalbinden başka bir yerini hissetmeyen akışkan bir şey olarak açtı gözünü. salt bir nabızdı; kıpırdadıkça çağlayan büyücek bir kalp."
Baskı: Yeşil Peri Gecesi
tokat gibi bir ayfer tunç romanı. su gibi tertemiz bir dille yazılmıştır ve insanın içini titreten hikayenin sahiciliği sarsıcıdır. son zamanlarda yazılmış en iyi türkçe roman demek istiyorum fakat bunu diyebilmek için o romanların hepsini okumuş olmam gerektiğini fark edip yutkunuyorum. yine de şiddetle tavsiye etmekten kendimi alamıyorum. -------alıntı------- bizde itiraf yoktur. bizde itiraf eden huzur bulmaz. bizde itiraf demek, suçumuzun her bir ayrıntısının hücrelerimize yapışması demektir. biz itiraf edersek unutamayız. biz oysa unutmak isteriz, olmamış gibi yapmak. biz mecbur kalırsak tövbe ederiz heen ardından unutmak için, suçumuzu da öyle fazla sayıp dökmeden üstelik. (allah biliyor nasıl olsa ayrıntılarla onu meşgul etmeye ne lüzum var?) bizim tarihimiz unutarak gömdüğümüz günahlarımızın tarihidir. kurcalayıp durmayın. eski defterleri açmanın ne faydası var canım? biz dolaylı insanlarız. bizde yalanlar ve gerçekler arabesk motifler gibi iç içe geçer. bizim milli ikilimiz suç ve ceza değildir. bizim milli ikilimiz suç ve nisyandır. -------alıntı-------
Baskı: Değil Efendi`nin Renk ve Korku Meselleri
"büyülü gerçeklik" gibi afili sözlerle ağır tanımlamalara girilebilir ama gerek yok. bunun yerine kitabı okumanızı tavsiye ediyorum sadece: “komünist şair iskender sof, “yarı resmi karanlık çevreler" tarafından takip edilmektedir. peşindeki iki mit ajanından kurtulmak için trende tanıştığı ihtiyar kalpazan sincap’ın önerisiyle ığdır’a gider. amacı, kışları buz tutan aras ırmağı üzerinden sovyet rusya’ya kaçmaktır. oysa ığdır’da onu bekleyen başka tehlikeler de vardır: bir vampir... onu öldürmek için peşine düşen mit osman... görür görmez kalbini çalacak bir güzel... ve korkunun ta kalbine yapacağı bir yolculuk...”
Baskı: Sevgili Milena
ciğeri lime lime kafka'nın ciğer delen mektupları... bizim terbiyesizce ama utanmadan ve keyifle okuduğumuz mektupların ilkinde şöyle der kafka: "yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız, böyle ise sevinmem gerekir." milena'yı gördüğü bir rüyasını yine milena'ya anlatırken şunu der: "...ertesi gün pazardı; pazar günleri bana vakit ayıramayacağını bir türlü anlamıyordum. sen de nasıl anlamam diye direniyor, şaşıyordun. sonunda "peki" demiş olacaksın ki, kırk dakika için kaçabileceğini söyledin.(konuşmamızın korkunç yanı sözcüklerinde değildi; davranışındaydı... direnişinde. susmakla şunları anlatmak istiyordun sanki: önemli olan gelmek istemeyişim, gelmişim ne kıymeti var?" susmak çeşit çeşit, kimisi ciğer deliyor. keşke biraz susmasak.