
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Erdem Yılı
Kitabın kapağı gibi toz pembe olsaydı keşke içinde anlatılanlar :) Biraz Damızlık Kızın Öyküsü biraz Sineklerin Tanrısı azıcık da Açlık Oyunlarını andıran bu kitabı tüm distopya sevenlere tavsiye ederim. Benim çok beğendiğim kitaplar arasına girdi bile. Küçük kasabamızda kızların sihirleri olduğuna yani erkekleri etkisi altına alabilecek bir tür güçleri olduğuna inanılıyor ve 16 yaşına giren kızların bu sihirlerinden kurtulmaları için kasaba dışında bir yere sürülüp burada 13 ay hayatta kalma mücadelesi vermeleri anlatılıyor. Genç kızlar çitlerle çevrili, etrafında kızları kaçırıp öldürmek için bekleyen kaçakçıların olduğu bir yerde yaşamaya mahkum ediliyor. Sevmediğim yönleri; keşke Erdem Yılı olayının motivasyonunu yani bu duruma nasıl geldiklerini bilseydik. Kasabada bir avuç erkek, kadınlara işkence eden bir düzen kurmuşlar ve dünyanın geri kalanı müdahale etmiyor mu? Dış dünyada birileri var evet ama pek bahsedilmiyor, onların bir yöneticisi yok mu? Bu duruma nasıl gelindiği biraz açıklansaydı daha çok ikna olabilirdik diye düşünüyorum. Onun dışında ilk sayfasından itibaren sürükleyici bir kitap, çok akıcı, merak uyandırıcı.
Baskı: Sırt Krallığı
Hem tarihi kurgu hem de fantastik bir kitap olan Sırt Krallığı Marie Lu'dan okuduğum ilk kitaptı. Bu kitabı sevip sevmediğime karar veremedim Orta halliydi benim için. Wolfgang Amadeus Mozart'ı bilmeyen yoktur ama ablası Marianna Nannerl'in ismini belki hiç birimiz duymamışızdır. Nannerl'in tek bir dileği vardı; unutulmamak. Müziğiyle hep hatırlanmak..çünkü o da en az kardeşi Mozart kadar yetenekliydi. Ama yaşadığı dönem bunu duyurmasına izin vermemiş ne yazık ki...Kadınların beste yapması yasak. Hep hatırlanmayı dilediğinde onun sesini Sırt Krallığının prensi Hyacinth duyuyor. Bu krallıkta her şey tersine...Kötüler iyi, iyiler kötü gözüküyor, ağaçların kökleri havada duruyor...Hyacinth, Nannerl ve küçük Mozartın hikayesi burda başlıyor. Yazar Nannerl karakterini çok güzel yazmış, dönem şartlarına göre ilham verici bir hikayeydi. İki kardeş arasındaki sevgi bağını okumak da çok hoştu. Akıcı bir kitaptı, mutlaka okuyun diyemesem de bu tarz fantastik kurguları seviyorsanız bi bakabilirsiniz :)
Baskı: Kral Kaybederse
Sade ve akıcı bir dille yazılmış, herkesin hayatından bir şeyler bulabileceği bir roman. Kenan Baran'ın yaklaşık 20 yıllık hikayesi anlatılıyor. Narsist, doyumsuz, yalnızlık korkusu yaşayan Kenan ve ona hayatlarını adayan 2 kadın; Fadi ve Handan. Kenan terk edildiğinde kafasındaki soruların cevabını doktoruyla beraber geçmişinden çıkarıp buldu, yüzleşmesi zor olsa da...Kitaptaki 3 ana karakterin de psikiyatriste gelip geçmişlerinin anlatılması çok güzeldi. Yazarın duygu aktarımı ve analizlerini çok beğeniyorum. Herkese tavsiye edebileceğim güzel bir kitaptı.
Baskı: Mahalleden Arkadaşlar
Bu kitabı okurken nasıl hissettim biliyor musunuz? Sanki bu çocuklar bizim mahallenin çocuklarıymış da ben de onları çekirdek çitleyerek balkonumdan seyrediyormuşum gibi... Yani o kadar sıcak ve bizdendi. Bol bol çocukluğumu hatırladım, çok özlediğimi fark ettim. Selçuk da Serkan da Mete de sanki çocukluk arkadaşım gibiydi. Gözümden yaş geldiği yerler oldu okurken cidden komikti. Zaten Düğün Dernek, Kardeş Payı vs. izlediyseniz Selçuk Aydemir'in mizahını az çok bilirsiniz. Tek eleştirebileceğim yer bazı uzatılan konular vardı onun dışında çok iyi vakit geçirebileceğiniz bir kitap, tavsiye ederim herkese
Baskı: Casus
Mata Hari'nin hayatının anlatıldığı biyografimsi kitabı sevdim, akıcı bir anlatımı vardı. Yani dörtte üçü Mata Hari'nin ağzından okuyoruz o bölümler çok akıcıydı son bölümlerde konu biraz ağırlaşıyor, o dönem hakkında bir kaç ön bilgiye sahip olmak gerekiyor. Çok çarpıcı bir giriş ile başlıyor: Mata Hari'nin kurşuna dizilme sahnesi ile... Sonrasında geriye dönüp onun renkli hayatına konuk oluyoruz. Bu kadın sadece özgür ve mutlu olmak isteyen, dünya umurunda olmayan bir dansçı. Casusluk yaptı mı yoksa adamları hep oyaladı mı bunun cevabını alamadım ama inanıyorum ki pisi pisine öldürülmüş bir kadın. Yazarın son sözünde yazdıklarını okuyunca içim bir tuhaf oldu : cesedinin başı kesilerek devletin temsilcilerine verilmiş ve yıllarca bir Anatomi Müzesinde tutulmuş. Daha sonrasında ise baş kaybolmuş ve hala bilinmiyormuş yeri. Güzel kitaptı tavsiye ederim herkese
Baskı: Yaşlı Adam ve Deniz (İhtiyar Balıkçı)
Yaşlı bir balıkçının açık denizde dev bir kılıç balığıyla olan heyecanlı mücadelesi anlatılıyor. Kitap kısacık 130 sayfa ve yalın, sade anlatımıyla sizi etkisi altına alıyor. Aslında yaşamımın güzel bir dönemine denk geldi bu kitap. Çünkü ben de kpss sürecinde çoğu zaman kendimi boşa kürek çekiyormuşum gibi hissediyorum ama bu kitapta mücadele ruhunu, direnmeyi, pes etmemeyi çok güzel anlatmış yazar. Ve tabii yalnızlığı da... Anlatım tarzı çok güzeldi. Balıklarla ve yalnızlıkla mücadele eden benmişim gibi hissettim okurken. Klasiklerden diye gözünüz korkmasın sade anlatımı var. Bir de kitapta balıkçının yanında çok tatlı küçük bir çocuk vardı insana resmen yaşama sevinci ve umut aşılayan. Keşke herkesin hayatında olsa böyle bir çocuk ya da o çocuk biz olsak.. Huzur ve umut verici bir kitaptı. Deniz aşığı biriyseniz kesinlikle okumalısınız. Zaten denizleri kim sevmez ki...
Baskı: Sultanı Öldürmek
Ahmet Ümit'ten okuduğum 3. kitaptı ve oldukça beğendim. Günümüzde işlenen bir cinayet aydınlatılmaya çalışılırken(tabii ki komiser Nevzat eşliğinde), tarihimizde olan sırlarla dolu ölümden de bahsediliyor. Kitabı tarih profesörümüz Müştak Serhazin'in ağzından okuyoruz. Bu karakteri öyle sevdim ki, o her üzüldüğünde gidip boynuna sarılmak istedim. Onu yıllar önce terk eden sevgilisi Nüzhet'in öldürülmesiyle başlıyor kitap. Müştak füg hastası olduğu için kriz anlarında hiç bir şeyi hatırlamaması, cinayet ile ilgili kendinden şüphelenmesi, iç hesaplaşmaları çok güzeldi. Tabi bunun yanı sıra İstanbul'un fethi ve o dönemle ilgili ayrıntılı bilgiler mevcut. Örneğin fetih yaklaşık 120 sayfa anlatılıyor, hikaye ile harmanlanmış bir şekilde. Tarih okumayı sevmiyorsanız kesinlikle okuyun diyemem ama ben çok sevdim, altını çize çize okudum çoğu yerini.
Baskı: Huzursuzluk
Keşke size bu kitap güzel bir distopya, Livaneli ne güzel kurgulamış diyebilseydim ama maalesef gerçek ve burnumuzun dibinde yaşanıyor aslında. Hikayenin kanatları Mezopotamya'dan Amerika'ya kadar uzanıyor. Kitap adı gibi gerçekten insanı huzursuz ediyor. Yazar, röportajında Huzursuzluk ismini özellikle mi seçtiniz? sorusuna ; "...hepimizin içinde derin bir tedirginlik ve huzursuzluk var. İçinde bulunduğumuz gemi fırtınaya yakalanmış oradan oraya savrulurken, hiç kimsenin 'ama benim kamaram iyi!'deme lüksü yok. Kaptandan miçoya kadar hepimizin başı dönüyor ve huzursuzuz. Cennet de biziz cehennem de." diye cevap veriyor. Kitabı yavaş yavaş hazmederek okudum, bazen durdum ağladım, kızdım...Keşke daha uzun olsaydı. Ben çok etkilendim, lütfen okuyun, tereddütsüz tavsiyem
Baskı: Yağmur Sonrası
Aşk, kıskançlık, arkadaşlık, savaş, cinayet...Sarah Jio hepsini bu kitapta güzel bir kurguyla toplamış. Ben pek pembe aşk romanı okumam hatta bu ilk diyebilirim ama oldukça beğendim. Okuma listeme ekleyebilirim bu tarz kitapları artık. Vıcık vıcık, yapmacık replikleri olan kitaplardan değildi. Kitap Anne Calloway'in hatıralarını torununa anlatması ile başlıyor ve geçmişe, yani 2. Dünya Savaşı yıllarına gidiyoruz. Hemşire Anne ve asker Westry'nin Bora Bora adasındaki aşkı anlatılıyor. Tabii bir de Anne'nin en yakın arkadaşı(!) Kitty var. Biraz geri planda kalmış olsa da aslında en çok Anne'nin nişanlısı Gerard'a üzüldüm ben..Anne bir türlü emin değildi Gerard'a duyduğu aşk mı yoksa zorunluluk mu..bunu da en iyi savaşta yani adada öğrendi..Anne'lerin hizmetçisi Maxine ve babasının olayı gereksizdi bence. Anne'nin elinden alınan resmen çalınan hayatı...Savaşın insanları nasıl değiştirdiği..Yıllar sonra ortaya çıkan gizemler..çok sürükleyiciydi hele son 200 sayfa elinizden bırakamayaksınız. Birkaç tesadüfü abartılı bulsam da yine de sevdim ve gözlerim dolu dolu okudum. Tavsiye ederim
Baskı: Atları Bağlayın Geceyi Burada Geçireceğiz
Kitapta 25 öykü var, birbirinden güzel. Hepsi 3-4 sayfa kadar. Okurken kendizi "ya evet ben de böyle hissediyorum ama senin kadar güzel anlatamamıştım Melisacım" derken bulacaksınız :) Genel olarak mutsuz aşkları, kaybedenleri, umutsuz yolculukları kadınların dilinden anlatıyor. O kadar naif bir dili var ki yer yer gülümsetiyor sizi. İçerisindeki bir çok cümle aforizma gibiydi, altı çizilecek yığınla cümle vardı. Melisa Kesmez okumak sanki hüzünlü bir akşam hiç tanımadığınız birinin siz içini dökmesi gibiydi...Bazen Bahar 'ı okumak için sabırsızlanıyorum
Baskı: Kitap Hırsızı
Bu kitabı okumayan bi tek ben kalmıştım , ben de bitirdim sonunda ve çok beğendim. Uzun zamandan sonra ağladığım ilk kitap oldu...Kitap 2. Dünya savaşı yıllarında geçiyor, baş karakter Liesel Meminger adlı küçük bir Alman kızı. Liesel kitaplara, kelimelere aşık bir kız. Kitap -savaş yıllarında işi başından aşkın olan- Azrail'in dilinden anlatılıyor. Anlatım dili farklıydı ve güzeldi. Yazar hem Yahudilerin çektiği acılara hem de Alman halkının çektiği acılara değinmiş, bu yönüyle de güzeldi. Karakterlerin hepsi birbirinden güzeldi. Max, Rudy, Liesel vb...Liesel ve yahudi Max arasındaki dostluk..Rudy ile aralarındaki tatlı ilişki, üvey babasının naifliği içinizi ısıtacak türden...Filmi de var en kısa zamanda izleyeceğim. Favorilerime girdi bu kitap. Kesinlikle tavsiye
Baskı: Süper İyi Günler
15 yaşındaki otizmli Christopher Boone'un kendi dünyasını nasıl algıladığını bize "kendi" yöntemleriyle anlatmasını okuyoruz. Yani aslında bu kitap onun günlüğü. Chris komşusunun köpeği öldürülünce bu cinayetin peşine düşüyor ve sonucunda ailesi hakkında birkaç sır öğreniyor. Bir çocuğun dilinden yazıldığı için oldukça kolay ve basit cümleler vardı. İçerisinde Chris'in çizdiği krokiler ve çizimler var. Bu yüzden birkaç günde bitirilebilecek bir kitap. Aralardaki bölümlerde konu dışı, genelde fizik veya matematik konularından bahsedilmişti, ilgimi çekmediği için atlayarak okudum o paragrafları. Beklediğimin altında bir kitap çıktı maalesef. Ama yine de okunabilir, tatlı bir kitap.
Baskı: Ayaşlı ile Kiracıları
Edebiyatımızdaki önemli "durum" öykücülerimizden M.Ş. Esendal bu romanda bir olaydan ziyade Ankara'da bir apartmanda oturan kiracıların hayatlarından kesitler sunmuş. O yılların insanlarını anlamak adına güzel bir kitap. Bu insanların hayatlarını bize, ismi hiç geçmeyen bir karakter kendi ağzından anlatıyor. Yazarın dili çok güzel, tertemiz bir Türkçe. Kolay okunuyor, bol diyalog içeren bir kitap. Durum öykülerini sevmeyenler için biraz sıkıcı gelebilir ama tavsiye ederim.
Baskı: Yabancı (Yabancı, #1)
Kitabı çok büyük beklentilerle aldım. Kesin çok severim demiştim ama olmadı. Kitabın içine bir türlü giremedim. Hatta çoğu yerde çok sıkıldım bırakmayı bile düşündüm ama kitapları yarım bırakmak hiç huyum değil o yüzden sabrettim. Kitabın çoğu yeri çok durgundu, sürekli Jamie ve Claire'in "balayı anıları"ndan gına gelmişti. Anlatım dili, tasvirler güzeldi ona diyecek lafım yok ama ben bu 838 sayfalık kitabı okurken çoğu yerde sıkıldım ve konuya adapte olamadım. Seriye devam eder miyim bilmiyorum ama sanırım şimdilik sadece dizisini izleyeceğim.
Baskı: Edebiyat Mutluluktur
Livaneli'nin bütün romanlarını çok severek okudum bir de denemelerine göz atayım diyerek başladım okumaya. Hiç yanıltmadı beni yine çok güzeldi. Hele edebiyat ile çok ilgili iseniz kesinlikle okumalısınız. Çok akıcı bir dili var, ilgi çekici ve güncel konular üzerinde durulmuş. Edebiyat sohbeti yaptığınız arkadaşlarınız varsa bu kitabı okumak onlarla sohbet etmek gibi.
Baskı: Define
Çok akıcıydı bir günde okudum. Sürekli polisiye macera okuyan biriyseniz bu kitap sizi sıkabilir çünkü ilk polisiye romanlarımızdan biri. Sonunda hep bir şaşırtmaca bekledim ama olmadı belki 2. kitap olan Kan Damlası'nda bir şeyler olur. Edebiyata meraklı kişiler için bu kitabı tavsiye ederim
Baskı: Devrimin Kızı (The Book of Ivy #2)
Tam bir distopya değildi tabii, distopyalarda daha kötü ve baskıcı bir yönetici olması lazım ama bu kitapta o kadar fazla hissedilmiyordu bu. Seriyi genel olarak beğendim, romantik yönler ağır basmıştı. Tempo bir yükseliyor bir alçalıyordu. Yine de çok akıcı bir dili var, reading slumpta iseniz bu kitap size göre :) Ayrıca iki kitap da buram buram feminizm kokuyordu bence. Ayrıca iki kitap da buram buram feminizm kokuyordu bence. Kitapta ,betimlemelerin az olmasından dolayı sanırım, kafamda canlandıramadığım bazı yerler oldu. Mesela metal çit meselesi.. Ivy karakteri bazen pollyannalığı ile sizi bezdirse de yine de onu seviyorsunuz.
Baskı: Yok Bana Sensiz Hayat (Dostluk için Bir Arggghhh! Kitabı)
Okurken biraz zorlandım bir paragrafı 3-4 sefer okuduğum oldu anlayabilmek adına. Güzel, edebi cümleler vardı. Konuyu kaçırdığım, anlayamadığım yerler oldu bazen ama kötü bir kitap değil tabii kesinlikle. İlginç ve hüzünlü bir konuydu. Ama hep kurgu ve kolay olay örgüsü olan kitaplar okuyorsanız Aslı Tohumcu sizi biraz zorlayabilir
Baskı: Eleanor & Park
Kapağına kanıp kütüphaneden aldım. İlk başlarda güzel başladı aslında ama sonlara doğru sıktı ve sonunu da beğenmedim bir çok kişi gibi...Muallakta kalan bir sondu. Tam bir teenager romanı bana pek hitap etmedi o yüzden.
Baskı: Bu Kitabı Çalın
Okuduğum ilk Murat Gülsoy kitabıydı. 12 öykünün bir iki tanesi hariç hepsini çok beğendim. İlginç fikirli yaratıcı öyküler vardı mesela Yazarın Belleği :) Yazarın diğer kitaplarını da merak ettim okumak istiyorum.
Baskı: Ve Dağlar Yankılandı
Çok yoğun bir dönemimde okumama rağmen karakter fazlalalığı beni o kadar da rahatsız etmedi. Her karakterin ayrı bir güzelliği vardı. Yazarın diğer kitapları gibi bu kitabını da çok sevdim.
Baskı: Uyumsuz Defne Kaman’ın Maceraları Toprak
Serinin 2. Kitabı. Su gibi Toprak da çok güzeldi. Araya serpiştirilmiş çok güzel bilgiler vardı. Olay örgüsünün içinde Türklerin kadim kamalık geleneği varken aynı zamanda günümüz olaylarına da değinilmiş. Okurken Çorum'da geziyor gibi oluyorsunuz, bu kitaptan sonra Çorum gitmek istediğim yerler arasına girdi bu farkındalık için yazara teşekkürler. 3. Kitabı merakla bekliyoruz :)
Baskı: Huysuz Kitapçı Fikry'nin İnanılmaz Hikayesi
Tatlı sevimli bir kitap. İnanılmaz bir hikaye ya da kurgu yok tabi ortada ama okunabilir bir kitap olmuş.
Baskı: Sorun Bende Değil, Sende
İster istemez pucca ile karşılaştırdım okurken. Pucca daha bizden daha normal. Pinkfreud çok elitist olmaya çalışmış. Bu kadar çok sevgili değiştirmek hiç bir mantığa sığmıyor o yüzden kitapta kendimden bir şeyler bulamadım. Kafa dağıtmak için okunur işte