
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: İki Hayat Arasında
O nasıl bir kitaptı! Saçımı başımı yolacağım şimdi... Keşke biraz daha uzun olsaydı... Sanki kitabı yarım bırakmış gibi hissediyorum. Ve her şeyden öte keşke Ethan'a biraz daha yer verilseydi. Evet olay tamamen Sabine odaklıydı, öyle de olması gerekiyordu ama birazcık daha Ethan göreydik ne olurdu. :( Değişik bir kitaptı. Okumayı düşünenler mutlaka okusunlar. :')
Baskı: Uyumsuz (Uyumsuz, #1)
http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2015/01/film-kitap-yorumu-uyumsuz-veronica-roth.html Şu yazıyı yazarken ciddi manada içim kan ağlıyor. Kitabı bitirir bitirmez filmi izlemek gibi bir hata yaptım ve üstüne bir de üçüncü kitaptan öyle bir spoiler yedim ki... Düşündükçe ağlayasım geliyor. Kitap bana göre sonu hariç mükemmeldi. Four... Tris... Okurken içimden sevinç nidaları attım. "İşte bu be! Sonunda kendime yeni bir Rose&Dimitri buldum!" Dövüşebilen, erkeklerin ağzını burnunu kırabilen kadın karakterlere resmen tapıyorum. Tris de bunlardan biriydi. Beatrice, beş topluluktan oluşan bir dünyada yaşıyor. Bunlar; Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Bilgelik ve Dostluk. Her birey, on altı yaşına geldiğinde kendisine uygun olanı, ait olduğunu düşündüğü topluluğu seçiyor ve hayatına kararı doğrultusunda devam ediyor. Seçimden önce karar vermelerine yardımcı olmak adına bir teste tabi tutuluyorlar. Beatrice bir Fedakar olarak doğuyor ama hiçbir zaman kendini yaşadığı topluluk için yeterli bulmuyor. Onlardan farklı olduğunu düşünerek, kişiliğine en yakın gördüğü topluluğu, yani Cesurları seçiyor. Bu noktadan sonra ona, Beatrice yerine Tris diyoruz. Yazarın betimlemeleri, o dünyayı anlatışı çok güzeldi. Kitap bitene kadar resmen gerçek dünyayla olan bağımı kopardım. Yatmadan önce öylesine bir başlarım, yarım saat okur ve uyurum diye düşünmüştüm. Sonra bir baktım, ben iki yüzüncü sayfadayım ve saat sabahın dördü olmuş. Dört demişken... Four... Allah'ım! Uzun zamandır hiçbir kitap karakterini bu kadar çok sevmemiştim. Tris'i kendince sahiplenip koruyuşu, hazırcevaplığı, zekası ve o kötü çocuk havalarıyla unutulmayacaklar listesine adını altın harflerle yazdırdı. :D Kitabın sonunu beğenmememin sebebi çok gerçekçi bulmamış olmam. Evet, Tris gerçekten güçlü bir karakter ama son yaşanılan ölümlerden sonra hiç duraklamadan, "ben devam etmeliyim"demesi pek inandırıcı değildi. Ama genelinin güzelliği düşünülünce sonu aklınıza bile gelmiyor. Benden beş yıldız aldı ve iki aydır elimin altında olmasına rağmen okumadığım için çok pişmanım. Serinin kilit olayını öğrendim ama araya birkaç değişik kitap sokup, okumaya devam edeceğim. Filme gelecek olursak... Bence son yıllarda yapılan en iyi kitap uyarlamalarından biriydi. Keşke kitabı okuduktan bir süre sonra izleseydim... Film ne kadar mükemmel olursa olsun kitabın tadını vermiyor ve ben daha kitabın etkisinden çıkamamışken filmi izledim. Haliyle biraz hayal kırıklığına uğradım. Ama aradan biraz zaman geçseydi, bayılarak izlemiş olacağıma eminim. Her şeyden önce bana göre kadrosu çok iyiydi. Shailene, Theo, Kate Winslet, Maggie Q... Hepsini bir kenara bıraksak bile Theo'nun sesi yeterdi. :D Özetle, hem okuyun hem izleyin arkadaşlar... Tabii, benim düştüğüm hatalara düşmeden. :D
Baskı: Yetenek (Yedi Krallık Üçlemesi, #1)
http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2014/12/kitap-yorumu-yetenek-kristin-cashore.html#more Büyük şaşkınlıkla bitirdiğim bir kitap oldu. Ben seri olduğunu bilmiyordum, tek kitap diye düşünerek başladım ve sonuna kadar da o şekilde bilerek okudum. Son birkaç sayfasında 'acaba' diye düşünmeye başladım ve az önce künyeyi yazarken öğrendim ki, üç kitaplık bir seriymiş. Hatta yine Pegasus tarafından çıkarılmış ciltli bir edisyonu daha varmış. Ciltli olanı daha önce görmüştüm ama yazarına dikkat etmediğim için farklı bir kitap olarak düşünmüştüm. :D Her neyse efenim, benim sazanlığımı bir kenara bırakarak kitabımıza dönelim... Yetenek, Middluns'lu Leydi Katsa'nın ve Lienid'li Prens Yeşeren'in yani diğer bir adıyla Po'nun hikayesini anlatıyor. Katsa ve Po kendilerine özgü yeteneklerle doğmuşlar. Katsa'nın yeteneği öldürmek ve her yetenekli insan gibi o da iki farklı renkte göze sahip: yeşil ve mavi. Po'nun yeteneği ise dövüşmek ve gözleri gümüş-altın renginde. Aslında yetenekleri tam olarak bunlarla sınırlı değil ve biz kitabın ilerleyen sayfalarında iç yüzlerini öğreniyoruz. Katsa'nın dayısı Randa, Middluns kralı ve Katsa'yı kendisine karşı gelen, borçlarını ödemeyen insanları cezalandırmak için kullanıyor. Yeğenini o insanlara gönderip, parmaklarını kırmasını, dövmesini ya da suçunun büyüklüğüne göre öldürmesini istiyor. Bir süre sonra Katsa, sadece katil olmak istemediğini düşünüyor ve güvenilir birkaç adamıyla birlikte yardıma ihtiyacı olan insanlar için bir konsey kuruyor. Konsey zamanla genişliyor ve kendilerine Yedi Krallık'tan bir sürü müttefik buluyorlar. Katsa, Lienid'li yaşlı bir adamı kurtarmak için gittiği bir görevde Po ile karşılaşıyor ve ne olduğunu bile anlamadan kendisini bir dizi olayın içinde buluyor. Katsa gibi güçlü karakterlere bayılıyorum. Kadın dediğin güçlü olacak, öyle pısırık pısırık, cııııks, olmuyor. Hele kitaplarda hiç çekilmiyor. Po ile aralarındaki kimyayı çok sevdim. Ama tabii ki her şeyden çok Po'yu sevdim. Taktığı o kadar küpe ve yüzüğü kafamda canlandırmak zor olsa da, ilginç biriydi. Bütün kitap boyunca kendisine sinir olduğum tek bir an bile olmadı. Çok sevgili yazarımız bizi kitabın sonunda Po ile ilgili öyle bir ters köşe yapıyor ki... Ne olduğumuzu şaşırıyoruz. Ben çok şaşırdım açıkçası ve olmasa da olurdu diye düşünüyorum. Biz böyle mutluyduk. :( Beni okurken rahatsız eden tek şey yapılan yolculukların bu kadar uzun uzadıya anlatılmasıydı. Belki okuyucunun, kitabı tam olarak anlayıp, karakterlerin yaşadıkları zorlukları gerçek manada anlayabilmeleri için gerekliydi ama bana biraz fazla geldi. Genel olarak güzel bir kitaptı. Çok aşırı bir beklentiyle okumazsanız eminim siz de beğenirsiniz. :')
Baskı: Umutsuz (Umutsuz, #1)
Bana bu kitabı üç kelimeyle tanımla deseler, "şaşırtıcı, mükemmel ve içimizden" şeklinde cevap verirdim. Hani böyle bittikten sonra sarılıp, bir süre o dünyadan çıkamadan aptal aptal sırıttığınız kitaplar vardır ya, Umutsuz da benim için onlardan biriydi. Kitabımız, ana karakterimiz olan Sky'ın, devlet okuluna kaydolmasıyla başlıyor. Sky, annesinin teknoloji karşıtlığı yüzünden her şeyden bihaber, evde eğitim alarak büyümüş bir kız... On yedi yaşında ve ilk defa okula gidiyor. Okulun ilk gününün ardından markette Dean Holder isimli bir gençle tanışıyor. İşte işler, tam olarak burada ilginçleşiyor. Sky'ın geçmişi, Holder'ın garip ve gizemli kişiliği... Siz daha ne olduğunu anlamadan bir bakıyorsunuz ki, kitabın ilk iki yüz sayfasını geride bırakmışsınız. Eminim bu paragraftan sonra "aaah, liseli aşık kitabı mıymış," diye düşünmüşsünüzdür. Ama okuyunca göreceksiniz ki, uzaktan yakından alakası yok. Sevgili yazarımız bizi öyle bir ters köşe yapıyor ki... Hem sinir oluyor, hem de bir an önce ne olacağını öğrenmek için sabırsızlanıyorsunuz. Benim en çok hoşuma giden şey, Holder'ın kolundaki "Umutsuz" dövmesinin gerçek anlamıydı. Sanırım asla düşünüp, bulamayacağım bir şey olduğu için beni bu kadar çok şaşırttı. Sky ve Holder'ın arasındaki ilişki ise bambaşkaydı. Aralarındaki bağ, birbirlerinden kaçtıkları zaman bile yine birbirlerine kenetlenmeleri öyle güzeldi ki. Çoğu yeri yüzümde garip bir gülümsemeyle okudum. Çok içeriğe girerek yorum yapmayı sevmiyorum, o yüzden daha fazla yazmayacağım. Herkesin okuduğu zaman kendinden bir şeyler bularak, durup düşüneceği bir kitap olduğuna inanıyorum. Ayrıca çeviride olsun ya da yazarın anlatımında olsun öyle rahatsız edici bir nokta yoktu. Dili de çok ağır değildi, zamanı olan herkesin rahatlıkla beş altı saatte bitirebileceği bir kitaptı. Yeni, değişik bir tat arıyorsanız bir bakın derim. :') http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2014/12/kitap-yorumu-umutsuz-colleen-hoover.html
Baskı: Evden Çok Uzakta
http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2014/12/kitap-yorumu-evden-cok-uzakta-kristin.html Bu kitap hakkında söylenecek o kadar çok şey var ki... İnanın hangisinden başlamalıyım bilmiyorum. Kristin benim için çok özel bir yazardır. Bu okuduğum dördüncü kitabı ve hiçbirinde beni hayal kırıklığına uğratmadı. Her kitabında, her karakterini ayrı ayrı sevdim ve bittikten sonra günlerce etkisinden çıkamadım. Evden Çok Uzakta'da adeti bozmayarak, yine aynı etkiyi yarattı. Kitabımız, Jolene ve Tami adındaki iki askeri pilotun Irak'a savaşa gönderiliş öncesini, savaş sırasında ve savaş sonrasında yaşadıklarını konu alıyor. Ailelerini geride bırakmak zorunda kalan bu iki kadın için hayat ciddi anlamda zorlaşıyor. Özellikle Jolene için her şey çok daha zor. Kocası Michael ile araları geri dönülemeyecek bir şekilde bozuk ve o çocuklarını aile içi sorumluluğu hakkında hiçbir şey bilmeyen kocasına emanet edip gitmek zorunda... Michael'ı başta hiç sevmemiş olsam da zamanla, asıl olması gereken insana dönüşmesinin ardından sevmeye başladım. Özellikle o mahkeme sahnesinde Jolene gibi benim de kalbimi çalmayı becerdi. Jolene ve Michael'ın ilişkilerinin gidişatını izlemek mutluluk vericiydi. Eğer aksi yönde devam etseydi, o kadar olayın arasında insan çıldırırdı. Ve Jolene... Kesinlikle çok güçlü bir kadın. İçten içe ne kadar kırık dökük olsa da her zaman bir şekilde hayata tutunmanın yolunu bulmuş. Ama son yaşadığı şeyler o kadar ağırdı ki... En dibe battığı anda bile sürekli 'ben olsam bu kadarını bile yapamazdım' dedim. O savaşın ortasında bile Tami ile olan dostlukları çok özeldi. Beraber geçen onca yıl, kurulan onca hayal... Kitabı okurken o kadar çok yerde gözlerim doldu ki... Yaşamadığımız için savaşın ciddi manada ne demek olduğunu, nelere mâl olduğunu hiçbirimiz bilmiyoruz. Bilsek, görsel bile ertesi gün unutuyoruz. Bu kitap her zaman ben de özel olacak çünkü en yakın arkadaşımın, en büyük hayali askeri pilot olmak. Her kelimesinde onu hatırladım. Eğer, aile ve dostlukla ilgili şeyler okumayı seviyorsanız kesinlikle bu kitaba bir şans vermelisiniz.
Baskı: Duman ve Kemiğin Kızı (Duman ve Kemiğin Kızı, #1)
http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2014/11/kitap-yorumu-duman-ve-kemigin-kz-laini_71.html Şu an bu kitabı nasıl yorumlarım, inanın bana hiçbir fikrim yok. Sadece gönül rahatlığıyla şunu söyleyebilirim ki, uzun zamandır okuduğum en güzel ve en değişik kitaplardan biriydi. İlk olarak, daha iyi kavrayabilmek açısından kitaptaki türleri tanıtmak istiyorum. Yazarımız, kitabında üç türü ele almış. İnsanlar, Kimeralar ve Melekler! Kimeralar, Yunan Mitolojisi'nde de geçen, tek bir vücutta çeşitli canlıların kimi uzuvlarına sahip varlıklar. Örneğin, normal bir insanın yüzüne sahipken, başının üzerinde boynuzları var ve bacaklarının alt tarafı ceylan bacakları şeklinde. Ya da kafası bir koça aitken, gövdesi bir ayının, ayak ve elleri ise tıpkı köpeklerin ki gibi. Kitapta baş karakterlerden biri olarak sayılabilecek olan, Brimstone da bir Kimera. Diş aldığı ve karşılığında dilekçikler verdiği bir dükkanı var. Dişlerin ne işe yaradığını, ne için kullanıldığını kitabın sonlarına doğru öğreneceğiz. Bana çok ilginç geldi doğrusu. Öğrendikten sonra, "Vay be, insanlar hayal ediyor." dedim. Çok mantıklı aslında ama ben kırk yıl düşünmüş olsam yine aklıma gelmezdi. Melekler, bu kitapta biraz daha farklı ele alınmış. "Tanrı" kavramı işin içinde yoktu. Kendi özgür iradelerine sahiptiler ve normal bir şekilde, bir kadın ve erkekten dünyaya gelmiştiler. Binlerce yıldır, doğmalarının tek amacı Kimera ırkı ile olan savaşta yer almak. Beş yaşlarında bir savaşçı olmak için eğitime başlıyorlar ve ömürlerinin sonuna kadar savaşıyorlar. Kitabımızdaki erkek karakterimiz bir Melek. Akiva. Akiva, savaşta yaralanıyor ve bir Kimera tarafından kurtarılıyor. Kızın güzelliği karşısında dünyası alt üst oluyor ve her şeye, yaşadıkları düzene daha farklı bir gözle bakmaya başlıyor. Ardından bir takım olaylar sonucu aşık olduğu kızı kaybediyor ve intikam almak üzere yemin ediyor. Kadın karakterimiz olan Karou, kendini bildi bileli Brimstone'un dükkanında yaşayan ve yaşı biraz büyüdüğünde onun ayak işlerine bakan, ilginç dövmelere sahip, mavi saçlı bir kız. Küçük yaşlardan beri, kendini koruyabilmek için Brimstone'un isteği ile çeşitli dövüş sanatlarında eğitim almış. Dünya'daki işlerini hallettikten sonra dükkana, bu dünyaya ait olmayan çeşitli kapılar sayesinde girip çıkıyor. Fakat bir gün bütün kapılar, el izi ile işaretleniyor ve yanmaya başlıyor. Dükkan'a giremeyen ve çaresiz kalan Karou yeniden Brimstone'a ulaşabilmek için her yolu denemeye başlıyor. Bu sırada düşman olarak gördüğü Akiva ile karşılaşıyor ve olaylar tam olarak başlamış oluyor... Bundan sonrası spoiler içerir. Akiva ve Karou'nun aşkını sevmiş olsam da, çok çabuk olduğunu düşünüyorum. Daha dün birbirlerini deşerken, ertesi gün aşkla bakmaya, dayanılmaz bir çekim hissetmeye başladılar. Karou'nın kimliği düşünülünce bu da çok anormal gelmiyor ama bunları okurken kızın gerçekte kim olduğunu bilmediğimiz için beni çok rahatsız etti. Spoiler bitti. Özetle, sonunu deli gibi merak ettiğim, bir an önce öğrenmek için sabırsızlandığım bir kitaptı. Bir serinin ilk kitabı olarak değerlendirdiğimizde de başarılı olduğunu düşünüyorum. Okumayı düşünen varsa gönül rahatlığıyla başlayabilir. Son olarak, seri hakkında kısa bir bilgilendirme yapayım. Serimiz, üç kitaptan oluşuyor. Sırasıyla, Duman ve Kemiğin Kızı, Days of Blood & Starlight, Dreams of Gods & Monsters. İkinci kitabı, Artemis bu aralar çıkarıyor diye biliyorum. Çıkarmış da olabilir. Çok fazla zamanım olmadığı için bakamadım. Bir de ek olarak, ikinci kitapla üçüncü kitap arasında çıkmış olan, Night of Cake & Puppets diye bir kitap var. Tam olarak devam kitabı olmasa da seriyle alakalı.
Baskı: Kayıp Kahraman (Olimpos Kahramanları #1)
Yan serimizin ilk kitabını okuma fırsatını sonunda bulabildim. ^^ Aslında kitap yaz başından beri elimde ama Percy Jakson ve Olimposlular bittikten sonra hemen yeni bir maceraya başlamak istemedim. Okuduktan sonra da daha önce okumadığıma pişman oldum. :D Piper, Leo, Jason... Hepsini ayrı ayrı sevdim. Kitabımız bir otobüste başlıyor. Jason uyanıyor ve bir de bakıyor ki ismi dahil hiçbir şeyi hatırlamıyor. Yanında da en yakın arkadaşı olduğunu iddia eden Leo ve sevgilisi olduğunu öğrendiği Piper duruyor. Fırtına ruhları tarafından saldırıya uğruyorlar ve ardından yolları Melez Kampı'na düşüyor. Kitabımız, tam olarak burada başlıyor... Kitap benim beklentilerimi fazlasıyla karşıladı. Riordan hangi hikayeyi nerede kullanacağını çok iyi biliyor. Ki kitaplarının bu kadar başarılı olmasının sebebi de bu bence. Çünkü Yunan ve Roma mitolojisinde o kadar çok efsane var ki... Kitapla ilgili beni mutlu eden en büyük şeylerden biri de başka Tanrı ve Tanrıça'ların daha yakından tanıtılmış olmasıydı. Aynı şeyler tekrar edilmemişti. Eminim ki, serinin diğer kitapları ilkinden çok daha güzel olacak. Gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. :') http://kralicekitap.blogspot.com.tr/2014/09/kitap-yorumu-kayp-kahraman-rick-riordan.html
Baskı: Tanrıça (Tanrıça, #1)
Bence kitabın konuya girişi hızlı ve mantıksızdı. Beni rahatsız eden hatta kitabı bir süre bırakmama sebep olan tek unsur ilk altmış ya da yetmiş sayfaydı. Asıl konuyu okumaya başladıktan sonra kitap hoşuma gitti ama eğer başı biraz daha özenle yazılmış olsaydı çok daha güzel olabilirdi. Bu ana karakteri Hades olarak yazılmış okuduğum üçüncü kitaptı. Diğerlerinden çok daha farklı olduğunu söyleyebilirim. Değişik bir bakış açısı yakalamış yazar. Devam kitaplarını hemen olmasa da almayı düşünüyorum.
Baskı: Bela (Bela, #1)
Nasıl bittiğini anlayamadığım bir kitap oldu... Anlatım dili çok yalın o yüzden insanı yormuyor. Zamanı olanın bir günde bile bitirebileceği bir kitap. Devamını merakla bekliyorum.
Baskı: Yaratıcı (Yaratıcı Dünya, #1)
Okuduğum ilginç kitapların arasına bir yenisi daha eklendi. :D Böyle ilginç konuları okumayı çok seviyorum. Yazar olsun, çevirmen olsun gayet iyi iş çıkarmışlardı. Bir başlangıç kitabına göre de gayet iyiydi. İkinci kitap bir an önce çıksa diye düşünürken bir de baktım ki DEX bu ay yeni kitabı çıkarmış. Mutluluk budur! :D
Baskı: Son Olimposlu (Percy Jackson ve Olimposlular #5)
Kesinlikle mükemmel bir finaldi... Her şey öyle güzel bir şekilde birbirine bağlandı ki... Percy, Annabeth, Luke, Rachel... Serinin en bomba kitabıydı.
Baskı: Tatlı Bela (Beautiful, #1)
Travis... Sonunda seninle tanışabildiğim için çok mutluyum. Bu tarz karakterleri okuduktan sonra insan kötü oluyor. Gerçek hayatta yok çünkü böyleleri. :D Ahh... Ah. Kesinlikle unutmayacaklarım arasında.
Baskı: Böğürtlen Kışı
Okuduğum ilk Sarah Jio kitabıydı. Öncelikle yazarı ve kalemini çok sevdiğimi belirtmek istiyorum. Kitabın başına, Türk okurlarına özel not yazması da beni ayrıca mutlu etti. Pek çok yazarın göstermediği bir incelik... Kitap için söyleyebileceğim tek kelime de, 'değişik' olur sanırım. Beklediğimden farklıydı ama güzeldi.
Baskı: Gece Yolu
Bir Kristin Hannah kitabını daha bitirmiş bulunmaktayım... Bir ara o kadar ağladım ki kitaba ara vermek zorunda kaldım. Bu kadının duyguları işleyişine bayılıyorum. Kesinlikle okunması gereken kitaplardan.
Baskı: Fırtına Kokusu
Genelde bu kadar kısa aralıklarda aynı yazarı okumam ama Nancy beni pişman etmedi... Fırtına Kokusu da en az Bakire kadar güzeldi. Hatta bu kitabı, Bakire'den daha çok sevdim. Anlatım tarzı olsun, karakterleri olsun mükemmeldi. Özellikle Collin... Böyle karakterlere zaafım var sanırım. :D
Baskı: Gölge
Öyle çok ahım şahım bir kitap değildi ama kısa olduğu için yine de sıkılmadan okudum. Bahsi geçen iblisin kim olduğu bu kadar bariz olmasa çok daha güzel olabilirdi. Üstelik sonu biraz yarım bitti. Seri mi değil mi, herhangi bir araştırma yapmadığım için bir şey diyemeyeceğim. Ama eğer seri değilse çok sinirime dokunur. :D Yarım kalan kitapları sevmiyorum.
Baskı: Bakire
Kurgu çok güzeldi bence... Beklemediğim bir sonu da vardı. Unutmayacaklarım arasına girdi. :)
Baskı: İlk Defa (Losing It, #1)
Çok tatlı, yarım gün içerisinde bitebilecek tadımlık bir kitaptı. Öyle ahım şahım, değişik bir konusu ya da yazarın ilginç bir anlatımı yoktu ama yine de güzeldi. Mini bir aşk hikayesi arıyorsanız, buyrun okuyun derim.
Baskı: Labirent Savaşı (Percy Jackson ve Olimposlular #4)
Seri gittikçe güzelleşiyor... İlk kitap ile bunun arasında dağlar kadar fark vardı. Ya da artık karakterlerimiz büyümeye başladığından okuması daha zevkli oluyor. Bilemiyorum. :)
Baskı: Sevgilimden Son Mektup
Okuduğum en değişik kitaplardan biriydi. Tesadüfler, yanlış anlamalar... Çalınan kırk yıl. Unutmayacaklarım arasına girdi.