
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Katiller Çetesi Kuğu ve Çakal #3
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/kugu-ve-cakal-in-company-of-killers-2.html Bu kitabın sonunda yaşadığım sonu seri boyunca ancak bir şekilde yaşayabilirim sanırım. Yazarcığım sen ne yaptın? Kalbim parçalara ayrıldı, hiç beklemediğim bir şok geçirdim, yazarın ön sözünden sonra olacak şeylere kendimi hazırlamış ve kabul etmiştim, tahmin ettiğim bir şey vardı Cassia hakkında, o bile tuttu ama o sona hazır değildim. Izabel'de geçmişine kısacık değinilen, o kısa yaşadığı şeyleri bir ömre bedel olan Fredrik, benim için Victor'u bile geçti. Karısına olan takıntılı bağı, aralarındaki kanlı, şiddetli, şehvetli ve ayrılamaz olan ilişkiyi okumak çok farklı oldu. Hani Izabel ve Victor'a tuhaf diyordum ama Fredrik ve Seraphina çığır aşmış onların yanında. Fredrik'in Seraphina'yı bulmak uğruna yaptığı şeyler, Cassia ile arasındaki ilişki, aralarındaki hiç açığa çıkmamış sırlar şok üstüne şok yaşattı bana. Tabi sadece bana değil, Fredrik'e de. Yazar karakter betimlemesi açısından en güzel işi bu kitapta ortaya koymuş. Duygu yoğunluğu her taraftan buram buram yayılıyordu. Tabi ben kendimi Fredrik'e kaptırdım ama kitap sadece onunla sınırlı değil. Serinin önceki kitabı Izabel'de Victor Birlik'ten ayrılmış ve kendine yeni bir ekip kurmuştu. Kahramanlarımız aranırken, bir yandan da Katiller Çetesi olmalarının hakkını verecek işler peşindeydiler ve tabi ki de aksiyon durulmadı. Fredrik'in işkenceye ve tutkuya olan bağımlılığı, Cassia'nın masumiyeti, Seraphina'nın öldürücü kişiliği bana inanılmaz bir kişilik ziyafeti yaşattı okurken. Serideki favori karakterim Fredrik oldu, kollarımı açayım gel yaralı Çakal'ım... Bu seriyi okuyun, okutun ama karakterlerin normal olmasını kesinlikle beklemeyin.
Baskı: Katiller Çetesi Izabel #2
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/izabel-in-company-of-killers-2-ja.html Katiller Çetesi tam gaz devam ediyordu aksiyona. İlk kitapta yaralı, hayatını seks kölesi olarak geçirmiş, çevresindeki bütün masumların ölümünü seyrettikten ve kendisinin suçunun olduğunu düşünen karakterimiz bu kitapta tam bir yeniden doğuş yaşadı. Aklında sadece tek bir şey vardı, intikamını almak. Tüm suçlulardan, hayatını yaşayamamasına sebep olanlar gibi kişilerden. Sarai, kitabın başlarında benim onu boğmak isteyeceğim çok şeyler yaptı ama sonuçta arkasında bir Victor Faust bırakmak zorunda kalmasından sonra normal olmasını da beklemiyordum. Victor bildiğiniz gibiydi, mükemmel, yine mükemmel, daha bir mükemmel. Aksiyonun hiç durmadığı bir kitaptı. Daha çok, işkence ve şiddettin dozunun yükselmesi de cabası. Yazarın üçüncü kitabının başında bir notu var. Bu seri aşk kitabı olarak değerlendirilmemeli tarzında. Kesinlikle katılıyorum. Aşk, tutku, şehvet var ama bu serinin adı Katiller Çetesi ve adının hakkını sonuna kadar verecek şekilde toz pembelikten de uzak. Sarai, benim okuduğum bütün kadın karakterler arasında neredeyse en farklı olanı, Victor ile aralarındaki ilişki ise oldukça değişik, birbirlerine ihtiyaçları var, birbirleri olmadan kendilerini bütün görmüyorlar, ama en önemlisi ilişkilerinin de hiç de normal olmaması ki zaten bunu ikinci kitaptaki olayları bilenler çok daha iyi anlarlar. Yazarın yazdığı olaylar zor olsa da okuması bir o kadar da akıcı. Bu seriye başlamak için geç değil okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Baskı: Sen
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/sen-selvi-atc-kitap-yorumu.html Okuduğum en güçlü kadınlardan birine ev sahipliği yapıyor bu kitap. Süheyla, namıdiğer Sü, namıdiğer Matruşka. Kardeşinin ölümünün bir intihar olduğuna inanmayarak olayların perde arkasını aralayabilmek için İzmir'den İstanbul'a giden, sorunlarını ve acısını bir kenara bırakıp gözü sadece intikamını gören bir kadın. Tabi bu yolda beklenmedik bir ipucu Demir Mızrak ile bağlantılı olunca, hiç istemese de bu yabancı, deli edici tavırları olan adamla beraber çalışmak zorunda kalır. Kayıp Şehir Serisi'nden Ali'nin sürekli serideki en komik karakter olduğunu söylerdim, bu konumu ise Demir Mızrak kesinlikle devraldı benim için. Süheyla'ya takıldığı, peşinden yavru kedi gibi dolandığı, aşık olduğu kadını elde edebilmek için her şeyi yapan biri olarak yaptığı ve Süheyla ile girdiği diyalogların çoğuna kahkahalarla güldüm. Tabi güldüm ama aynı zamanda ağlama noktasına da geldim çoğu zaman. Kitabın başlangıç sahnesi Umur'un dilindendi, Süheyla'nın ölen kardeşi. Boğazımın düğümlenmesine engel olamadım, öyle bir yazmış ki yazar, ardından Süheyla'nın bu ölüm sonrası yaşadığı duygu yoğunlukları nefesimi kesti okurken. Yazarın kalemine bir kez daha hayran kaldım. Karakterlerin hissettiklerini çok güzel aktarmış, özellikle diyaloglar bazı yerlerde o kadar eğlenceli ki, bu tarz bana her duyguyu yaşatan kitapları okumayı çok seviyorum. Kayıp Şehir serisini de çok beğenmiştim ama bu kitap sanki bir tık daha ileride bir güzelliğe sahipti yazım tarzı açısından özellikle. Tabi Sen'den sonra Mızrak kardeşlerin büyüğü, sorumluluk sahibi, odun, yalnız Çelik Mızrak ile tanışmak için sabırsızlanıyorum. Özellikle kitabın sonunda yaşanan bir sahne sonrası onun kitabını elime aldığımda keyiften dört köşe olacağım.
Baskı: Katiller Çetesi Sarai #1
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/sarai-katiller-cetesi-1-j-redmerski_23.html Bu seriye çok geç kavuşmuşum kesinlikle. Tek kelimeyle bayıldım! Alıntılarında bile kendini belli eden Victor'u okumak elbette kalp çarpıntısına neden oldu bende. Okumamı zorlaştıracak herhangi bir şey yoktu. Yazarın kalemi oldukça akıcıydı, hangi ara elime aldım, kitap hangi ara bitti, hangi ara ikinci kitabı elime aldım ve kendime sakin olmamı söyleyerek yavaşça, sakince aldığım yere bıraktım hatırlamıyorum. -fazla dayanamadı- Ana karakterimiz Sarai, 14 yaşından beri uyuşturucu baronu Javier'in elinde tutsaktır. Bir gün, kendisi gibi Amerika'lı olan bir tetikçi yaşadığı yere gelince, fırsatı hiç kaçırmaz ve kaçar. Aksiyon durmak bitmedi, durduğu yerde nefesimi başka şeyler kesti, okuduğum en güzel serilerden biri olmak konusunda hızlı bir yükselişe geçti Katiller Çetesi. Sarai duygusal açıdan çok gelgitli bir karakterdi. Tabi ben bunu yıllarca istemediği bir yerde tutsak kalması, kafayı yememek için oraya mecburen alışmasına veriyorum. Yine de o kafadan çatlak hareketlerine rağmen ondan hoşlandım. Victor'u ise anlatmaya kelimeler yetersiz kalır. Adamın olduğu bazı sahneler harflerden hayat bulmuş gibi oluyordu, kıvılcım bile çıksa şaşırmazdım o anlarda. Ve bir insanı öldürmek anca Victor Faust'a bu kadar yakışırdı. Tabi Victor'u sayıklayıp dururken işin içinde olan Frederik ve Niklas'ı da unutmamak lazım. İkisi de merak uyandırıcı karakterlerdi. Onlardan çok fena şeyler bekliyorum. Tabi işin içinde uyuşturucu kaçakçıları, kadın tacirleri, aradığınız bütün pislikler var. Serinin diğer kitaplarında ne olacak iple çekiyorum. Hepsinin elimde olmasıyla başlamam çok iyi olmuş yoksa meraktan gider spoiler yerdim bir yerlerden.
Baskı: Seni Severken
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/seni-severken-gunes-demirel-kitap-yorumu.html Güneş Demirel'in daha önce okuduğum Sensiz Asla! kitabında yer alan karakterleri okumak, o kitaptaki karakterlerin geçmişte neler yaptıklarını görmüş olmak ve bazı başlangıçları okumak oldukça keyifli oldu. Deniz, yıllarca karşılıksız bir aşka tutuştuğu Ateş karşısında günden güne kaybolurken yan çiftimiz ise Erkan ve Gülsu'ydu. Onların ayrı bir kitapları olacağını düşünüyordum ama iç içe gelişmiş olayları okumak daha iyi bir bakış açısı kazandırdı bana. Bir olay bir başkasına sebep, küçük bir tesadüf dağ gibi bir sonuca neden oldu. Deniz sevdiği adam evlendikten sonra ona olan aşkını unutmaya çalışsa da hayat karşısına bu sefer farklı bir şekilde çıkarır Ateş'i. Gülsu ise yıllar önce yaşadığı ihanet sonrası kaçan ve oğlunu tek başına büyüten bir kadındır. Hiç ummadığı olaylar sonrası geçmişi tekrar karşısına çıkar. Kitapta özellikle kadın karakterler sabırları ile takdirimi kazanırken erkekleri ise odunlukları karşısında onları bir güzel paylama isteği uyandırdılar içimde. Seni Severken oldukça akıydı. Bir çırpıda bitirdim, birçok karakterden söz edilmesi ve olayların hiç durulmaması güzel olmuş. Kitabı okurken özellikle güldüğüm, sinirlendiğim ve üzüldüğüm bir çok bölüm oldu ama bunlara heyecan kaçırmamak açısından değinmek istemiyorum.
Baskı: Emare (Sarmaşık #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/emare-sarmask-1-asl-arslan-kitap-yorumu.html Emare okuduğum en ilginç kitaplardan biriydi. On dokuz yaşındaki kahramanımız, psikolojik rahatsızlıkları bulunanlar için faaliyet sürdüren Merkez adlı bir yere gitmektedir. Geçmişi, bir sis perdesinin ardındadır. Sıradan görünen, ama sıradan olmayan yaşantısı bir gün Merkez'e Korel Erezli adında eski bir hastanın gelmesiyle değişir. Evet konu bu şekilde özetlenebilir, aslında basit gibi görünse de oldukça değişik bir kurguya sahipti. Ve söylemeden geçemeyeceğim yazdığım kısa özet kitap hakkında sadece minik bir ipucu. Hayal mi gerçek mi olduğunu anlayamadığımız kısımları, kahramanımız Minel'in geçmişinin tam olarak aydınlanmaması, üstelik Korel Erezli ile aralarında gelişen o ilginç ilişki ikinci kitap için meraktan delirmeme sebep oluyor. Aslında söylecek fazlaca düşüncem var, beni heyecanlandıran, korkutan ve ürperten bir çok şey bulunuyor sayfalarda. Bu yüzden okuyucuların yaşta biraz büyük olması daha iyi olabilir. Söylediğim bazı yerlerde taşan buram buram tutku için değil, anlatılan işkence ve sadizmden kaynaklı. Minel hayata bale ile tutunuyordu, onun dans edişinin anlatıldığı sayfalar tek kelimeyle mükemmeldi. Korel ise ilk gözüktüğü sayfa ile efsane oldu benim için. Yazar bazı yerlerde öyle bir betimleme yapmış ki kitabı okumakla kalmadım, yaşadım. Kalbim Minel ile çarptı, onun duyumsadığı kül kokusunu bende hissettim. Kitabın puntoları biraz küçük, sayfa sayısı da 615 olunca başlarken bayağı gözümü korkutmuştu ama yazarın akıcı bir anlatımı vardı bu yüzden fazla sorun olmadı. Özellikle değişik tarzlar arayanlara tavsiye ederim.
Baskı: Aşk Gibi Günah Gibi
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/ask-gibi-gunah-gibi-rothwell-4-madeline.html Serinin en güzel kitabı oldu benim için. Tabi bunda Easterbrook Marki'mizin de etkisi büyük oldu. Uzun zamandır onun kitabını okumak istiyordum ama yayınevi sağolsun seriyi sondan başa yayınlayınca ve baskısı bittikten sonra kitabı tekrar piyasaya sürmediği için uzun süre aramak zorunda kaldım. 3. Kitapta olduğu gibi bir çeviri felaketi yoktu bu sefer. Christian, kendisi kadar gizemli bir geçmişe de sahiptir. Bu gizemin bir parçası da Leona'dır. Çin'den bir ticari anlaşma için gelen o ve Christian'ın zamanında yaşanmış kısa ama güçlü bir ilişkileri olmuştur. Tabi kızımız o ilişkiden sonra oldukça değişmiştir. Artık babasının şirketi için yeni yollar arayan ve onun ölümüne sebep olan kişileri bulmaya çalışan kararlı biridir. Tabi başını bu sayede bir çok belaya sokacaktır. Diğer kitaplara nazaran bu kitap daha hareketli, Christian'a olan zaafım yüzünden erkek karakterini en sevdiğim parçası oldu. Aslında yazarın kalemini okumayı sevsem de yine de mükemmel bulmuyorum. Öncelikli olarak her ne kadar güzel, akıcı, heyecanlı bir hikaye okumuş olsam da bir şeyler eksikti bana göre. Ne bileyim karakter arasında bir tutku vardı, hem de ne tutku, ama bu beni tatmin etmedi. Belki Christian'ın kitabı olduğu için böyle düşünmüşümdür ama serinin diğer kitaplarında da bu 'tamamlanamamışlık' hissini duymuştum. Önceki kitaplarda yer alan karakterlerin hepsini gördük, seri sonu olarak güzeldi. Umarım yazarın daha fazla kitabı çevrilir ve bu söylediğim eksiklikler olmamış olur. Ki seri de olduğu gibi özellikle bu kitabın berbat, itici ve historical'dan yoksunluğuna değinmiyorum bile.
Baskı: Güneşin Kızları
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/gunesin-kzlar-corban-addison-kitap.html "Umut kaybolabilir, ama asla yok olmaz." Percy Bysshe Shelley Kadın, çocuk tacirliği... Burnumuzun dibinde de, dünyanın bir ucunda da böyle iğrenç olaylar varlığını hala sürdürüyor. Oldukça hassasım bu konuda, yorumu yazarken bile o insanları düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. İnsan olarak "insan" olmayı beceremediğimiz pek çok konu var. Bu da onlardan biri. İki kız kardeş, bir tsunami gelip bütün ailelerini yok ettiği zaman kalan tek çareleri olarak öğrenim gördükleri manastıra gitmeye çalışırlar. Bu yolculuk pek çok korku ve acıyla örülü olacaktır. Diğer yandan Amerika'lı bir avukat olan Tom'da kitabın anlatıcılarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Karakterlerin bir araya gelmelerine sebep olan olay örgülerini nefesimi tutarak okudum. Her satırla birlikte olayların gidişatının sonuncuna olan merakım daha da arttı. Ahalya ve Sita gibi olan binlerce küçük çocuk, kadın ve erkeğin yaşadığı bu iğrenç zorbalık uykularımı kaçırıyor. Ben bunları yazarken bile binlerce insan bu şiddete ve tecavüze maruz kalıyor. Kitabın dili oldukça akıcıydı. Hintçe terimlere çok aşina olmadığımdan kitapta geçen sözleri ayriyeten araştırdım. Okuması benim için gerçekten zor bir kitaptı duygusal açıdan. Bir o kadar da iyi ki okudum diyorum. Herkese tavsiye ederim.
Baskı: Çılgın (Mad, Bad, and Dangerous to Know Trilogy #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/clgn-mad-bad-and-dangerous-to-know.html Okuduğum en ilginç, en manyak, en kafadan çatlak karakterlerden ilk üçe girebilecek bir kişi başkahramandı kitapta. Alvie Knightly ile tanışın! Alvie, tam anlamıyla dibe batmış biridir. Davranışları da kendi gibi manyak ve tuhaftı. Hani kitabı onun gözünden okumasanız böyle bir karakterden nefret edebilirsiniz zaten kendi de nefret ediyor kendisinden ama iş Alvie'nin tarzına gelince en saçma olay bile onun gözünden okuması oldukça keyifli bir şeye dönüşüyordu. Alvie, mükemmel bir adamla evli, zengin, başarılı, etkileyici, yani onun tam tersi olan ikiz kardeşi tarafından yaşadığı Sicilya'daki malikaneye davet edilince-işten ve evinden atılmış olmasa kesinlikle kabul etmeyeceği bir teklif- oraya gitmeye karar verir ve macera başlar. Kız kardeşi Beth'in ufak bir isteğiyle kızımızın hayatı tam anlamıyla tepetaklak oluyor, artık ne kadar olabilirse. Daha fazla konudan bahsetmeyeceğim, her şey spoiler oluyor çünkü ya da buzdağının görünen kısmı diyebilirim. Beth'in bir işler karıştırdığı en başından belliydi benim için. Ama olayların bu kadar farklı boyuta ulaşacağını tahmin etmiyordum, hele ki onun o ilk olaydan sonra yaptığı ve düşündüklerini okuyunca şok üstüne şok yaşadım. Kesinlikle beklediğim şeyler yaşanmadı, Alvie'nin en değişik, bencil kadın karakterlerden biri olduğunu bir kez daha anladım. Yazarın hikayeyi anlatış tarzı oldukça güzeldi. Argo kelimeleri ve +18 ifadeleri çoğu zaman kullanmıştı bunu bilerek okuyun derim.
Baskı: Kalbim Sende Kalmış - (Kayıp Şehir, #4)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/kalbim-sende-kalms-kayp-sehir-4-selvi.html Benim kalbim bu seride kaldı. Kayıp Şehir Serisi sona erdi maalesef. Dördüncü kitap, Ali ve Arya'nın hikayesini anlatıyordu. Ali, kendini bildi bileli tek kadını sevmişti. Ömer ve Gazel çiftinin çocukları Arya. Yıllar boyu Arya'ya açılmak için doğru zamanı beklese de, o Amerika'dan nişanlısı ile dönünce planları tersine döner. Aslında kitabın içerisinde bu söylediğim ufak olay dışında o kadar çok şey yer alıyor ki. Aksiyon mu dersiniz, komedi mi, pişmanlıklar, aşk... Ali diğer kitaplarda yer aldığı kısımları şenlendiren bir karakterdi. Bu kitapta ise çoğunlukla sert adam hallerini okuduk ki adam nasıl şen şakrak olsun sevdiği, kendi gözünden sakındığı kadın nişanlanmış... O egosu, kendini beğenmişliği ancak onun üzerine bu kadar yakışırdı. Okuyanlar ne demek istediğimi anlamıştır. Arya hakkında çok fazla şey söylemek istemiyorum, onun duyguları hep spoiler...Ama kitapta Ali'yi aratmayacak şekildeki planları, aslında tek bir tanesi ile beni benden aldı. Kitabın komedi kısmının büyük çoğunluğunu Ali'nin babası Adem ve Ömer'e borçluyuz. Birbirleriyle laf yarıştırmaları, söyledikleri şeyler karnım ağrıyana kadar gülmeme neden oldu. Serinin diğer kitaplarında yer alan karakterleri de bol bol gördüm, doydum mu tabi ki hayır. Aslında kitabı okurken sayfa sayısını biraz garipsemiştim puntolar da çok da büyük olmayınca. Ama kitabı bitirince anladım ki iyi ki bu kadar uzunmuş, hala gözümde tütüyorlar. Selvi Atıcı'nın o kendine has anlatımı ve akıcılığı, yarattığı karakterleri ile hala tanışmamışsanız bu türü okumanıza rağmen, daha fazla geç kalmayın derim. Seri Sıralaması : Kimliksiz, Pinokyo'nun Rüyası, Gitme, Kalbim Sende Kalmış
Baskı: Karanlığın Kokusu (Karanlığın Vârisleri #1)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/karanlgn-kokusu-darkness-chosen-1.html Bu tarz kitapları oldukça seviyorum. Pegasus'un yayın haklarını aldığı seriler bayağı uzun oluyor ama bu seri dört kitaplık ve hepsi çıkmış yurt dışında. O açıdan fazla beklemeyiz diye umuyorum. Bu kitabı okuduktan ve Goodreads yorumlarına da baktıktan sonra dördüncü kitap için çıldırıyorum çünkü. Patronuna delicesine aşık olan Ann, bir gün onu baştan çıkarmak için hazırlık yapar ve adamın tenha bir yerde bulunan evine gider. Orada karşılaşmayı beklediği son şeyler ise silah sesleri, bir kurt sürüsü ve en önemlisi de kurttan insana dönüşen, aşık olduğu adamın ta kendisi Jasha Wilder'dır. Evet kitabı beğendim ama sevdiğim yönleri kadar sevmediğim tarafları da vardı. Öncelikli olarak lanet konusu bayağı hoş olmuş, hatta kitabın başında okurken bayağı ürktüm diyebilirim o kısımları. Kitap ise o lanetten bin yıl sonrası günümüz dünyasında geçiyor. Burada detaya girmeyeceğim çünkü ne kadar bilgi verirsem, o kadar çok daha vermeye devam edeceğim kendimi tutamayıp. Ann karakteri, oldukça sinir olduğum biri oldu ve ben kadın karakterlere kolay kolay sinir olan biri değilim. Özellikle sanki adamı baştan çıkarmaya giden kendisi değilmiş gibi, beraber oldukları kısımları anlatırken sürekli tecavüz kelimesini kullanmasından hiç hoşlanmadım. Belki çeviriden bilmiyorum ama o sahneleri okumasam adam kızla zorla birlikte oldu sanacağım. Evet ve bu cümleden anladığınız gibi kitapta yetişkin içerikli sahneler mevcut ama çoğu yetişkin-paranormal fantastik kitaplarına göre daha az buldum. Jasha ise aslında sevdiğim bir karakter oldu ama sanki Ann ile aralarındaki aşkı yazar anlatamamış. Adam onunla beraber oldu sonra hop kızı sahiplendi, sanki ilk karşılaştıkları andan itibaren bunu bekliyordu. Yıllarca aynı ofiste nasıl bir şey olmadan çalışmışlar anlamadım gitti. Tabi erkek karakterimizin sırları olur da Ann'in olmaz mı? Başlarda aman en fazla ne çıkar ki diye düşünsem de ortaya çıkan şey bayağı ilginçti. Bence yazar o sırrın diğer kitaplarda üzerine düşüyordur, yani öyle umuyorum basit bir şey değildi tam da açığa çıkmadı nelere sebep olabileceği ve yapabilecekleri. Jasha'nın ailesini de sevdim. Rurik ve kaçak kardeş Adrik ile Varinski soyundan yüzyıllar sonra doğan ilk kız çocuğu Firebird. Kitaplarını ve yaşayacaklarını öğrenmek için sabırsızlanıyorum. Olaylar nereye bağlanacak orası ayrı bir muamma. Çevirisi güzeldi. Kapak zaten mükemmel. Yani demem o ki en azından türü için bir şans verin, ben kadın karakteri hiç sevmesem de, bu kitabı beğenmediğim anlamına gelmiyor. Hele o son cümlesinden sonra... Meraktan çıldırıyorum.
Baskı: Ay Işığı Sokağı
Ay Işığı Sokağı, okuduğum ilk Zweig kitabıydı. Bazıları için yazarın daha iyi kitapları olduğundan hayal kırıklığına uğrayanlar olmuş ama ilk kitabım olduğundan oldukça beğendim, kalemi beklentilerimi karşıladı. Çevirisinin de büyük etkisiyle kitabın dili oldukça akıcıydı. Hatta günümüz çoğu yazarından daha iyi bir kalemi vardı. Aşırı abartılı ve betimlemeli cümlelerden ziyade sade bir anlatımı tercih etmişti. Kitabın içerisinde beş öykü bulunuyordu. Her biri birbirinden güzeldi ama en beğendiğim, kitabın açılışını yapan Ay Işığı Sokağı'ydı. Yazarın kalemi hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok. Karakterlerin içerisinde bulunduğu durumları ve yaşadıklarını heyecanla okudum. Benim gibi yazarı çok geç deneyimlemek yerine en kısa zamanda elinize bir Zweig kitabı geçirin derim.
Baskı: Gitme - (Kayıp Şehir, #3)
Bayıldım, bayıldım, daha çok bayıldım. Selvi Atıcı'nın kalemini gerçekten özlemişim. Bu sefer okuduğum kitabı Kayıp Şehir Serisi'nin üçüncüsü, Kimliksiz'in Deryal'inin oğlu Tunç Mirza'ya aitti. Hık demiş babasının burnundan düşmüş, hatta onu geçip üzerine tur bindirmiş bir karakterdi. Aşık olduğu adamı sadece tek bir gece de olsa beraber olabilecek kadar sevecek Hayat ile kendini hiç beklemediği bir durumda bulan Mirza, okuması en heyecanlı çiftlerden biriydi. Aralarında uzun bir süre romantizm adına hiçbir şey yoktu, Mirza ona bir çöp kadar değer vermiyordu, kıza yapmadığı kalmadı. Hayat gibisini bulmuş, bir de hor görüyordu. Kafasına sonra taş mı düştü kaya mı, kitabın ilk yarısında Mirza'ya ne kadar kızdıysam, ikinci yarısında kızgınlık ile karışık bir sevgi besledim. Cidden, benim böyle bir çifti ve kitabı okumaya ihtiyacım varmış. Hayat, peygamber sabrı olan biriydi. Naif, kesinlikle gördüğü davranışları, özellikle ailesinden olan, hak etmiyordu. Mirza'nın tam tersi anlayacağınız. Sayfa sayısı bana göre ne eksik ne fazlaydı. Bonus olarak daha önceki kitaplardaki karakterleri görmekte ayrı bir sürprizdi. Kimliksiz kitabındaki Adem ve Şirin çiftinin oğlu, Kayıp Şehir'in yeni yöneticisi Ali'ye değinmiyorum bile. Mirza ile yaptığı muhabbetlerde beni kahkahaya boğdu. Sıradaki kitap onun, bakalım aşık Mecnun'un başına neler gelecek.
Baskı: Bir Gecelik Günah
Serinin ikinci kitabı Tutku Dersleri başlarda beni oldukça sıksa da üçüncü kitap Bir Gecelik Günah, ilgi çekici başlangıcı ile bende böyle bir etki bırakmadı. Müşterilerini kandırıp onları dolandıran, sonra da kaçan kardeşi yüzünden kendini hiç tahmin etmediği bir oyunda bulan Roselyn'i okuyoruz bu sefer. Onun kitabını merakla bekliyordum ama konunun bu kadar ilginç olacağı benim için güzel bir sürpriz oldu. Sevdiğini sandığı adam tarafından kullanılıp bir açık arttırmada yemeğinde misafirlere sunulan Roselyn'i kurtaran, hiçbir ünvanı olmayan bir adamdır. Bunu sadece ona üzüldüğü için yapmıştır. Kadını alıp kuzeninin yanına götürdükten sonra onunla bir daha karşılaşmayacağını düşünse de o işler öyle olmuyor Kyle'cığım. Evet konu dediğim gibi benim için güzeldi, ama çevirisi için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kitapta adam ve kadın kelimeleri ne kadar tekrarlanabilir onun denemesini yapmışlar herhalde. Sürekli tekrarlanması bu kelimelerin okurken bir hayli yordu beni. Üstelik diyaloglarda böyle bir problem yoktu. Yazarın diğer kitaplarında da yoktu bu yüzden editör hiç mi bakmamış en azından diyorum. Tekrar tekrar bu kelimeler ile karşılaşmam ki bir sayfada en az on tane, gözümü yorduğu kadar aklımı da yordu. Normalde bayılarak okurdum, ama süründü elimde. Canım Easterbrook Markisi'nin el atmasıyla gelişen olaylar, Kyle'ın mükemmeliyeti, Roselyn'in özellikle ağabeyi konusundaki salaklığını saymazsak kitaptan en keyif aldığım şeylerdi. Adam o kadar iş becermiş sen hala ağabeyim ağabeyim. Kyle gibi biri de gider böyle kadınları bulur zaten. Biz yine yalnız... Seri aslında güzel, ama eksik olan şeyleri var yazarın, Epsilon da biliyorsunuz çevirileri! ile meşhur. Ama historical okuyucuları yine de bir şans vermeli. Bir sonraki aynı zamanda serinin sonuncu kitabı Easterbrook Markisi Christian'ın. Seriye onun için başlamıştım diyebilirim. İnşallah öyle değişik bir karakteri mahvetmemişlerdir kitapta.
Baskı: Tutku Dersleri
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/tutku-dersleri-rothwell-2-madeline.html Kadın karakterimiz Phaedra kendi deyimiyle, özgür, kendi başının çaresine bakabilen ve kendi kuralları dışında hiçbir kuralı tanımayan biriydi. O gün ki Londra sosyetesi ve toplum kurallarının tam aksini gerçek anlamda yaşayarak toplumun hem dışında hem içindeydi. Bu durumunda ise annesi Artemis Blair'in etkisi büyüktü. Phaedra, annesinin ölümünden sonra cevabını bilmediği bazı sorular için İtalya'ya gider. Phaedra gibi bir kadın, o dönem için oldukça onaylanamazdır bu yüzden başına türlü belalar açılır. Onu kurtaran ise, Elliot olur. Elliot'un ağabeyinin karısının en yakın arkadaşına yardım etmesi öylesine değildir. Aileleri hakkında skandal çıkaracak bir bilgiyi, Phaedra'nın babasının yayınlanacak anılarından çıkarmak için onunla konuşmak istemektedir. Tabi Phaedra böyle bir şeyi kabul etmez. Sonrasında ise seyahatlerini beraber yapmak zorunda kalırlar. Kitabın başlarında oldukça kopukluk yaşadım. Hatta okumaya uzun süre ara vermiştim. Serinin devamını okumak için başlamıştım sadece. Ama kitap ilk elli sayfasından sonrası okudukça açıldı. Phaedra, döneminin kadınlarından çok farklıydı. Yetiştirilme tarzı olsun, yaşama tarzı olsun... Bu açıdan hislerini uzun süre inkar etti. Bu tarz düşünceler kolay değişmediğinden, bazı yerlerde kadın karakterimizin inadından sıkılsam da, ona hak vermeden edemedim. Elliot ise Rothwell kardeşler arasında en anlayışlı, sabırlı ve ideal olanıydı sanırım. Phaedra'ya yaklaşım tarzı, onun davranışlarına karşılık yaptıkları ve özellikle kıskandığında verdiği tepkilerini okumaktan zevk aldım. Birçok tarihi aşk romanlarındakinin aksine bu kitap balo salonlarından ziyade çoğunlukla İtalya'nın sıcak topraklarında geçti. Karakterlerin başlarına bir çok olay geldi, özellikle Phaedra sayesinde, onun düşüncelerinin bazı anlarda çok yer kapladığını düşünüyorum. Karakterler neredeyse tüm kitapta beraber olmalarına rağmen, yazar Elliot'un gözünden oldukça az bölüm yazmış. Böyle bir karakterin hak etmeyeceği kadar arka planda kalmış. Kitabı başlarda olan tutukluğu haricinde sevdim.Kalemi biraz daha farklı yazarın daha ağır yazıyor. Ama yine de tarihi aşk okuyanlara Madeline Hunter ile tanışmalarını tavsiye ederim.
Baskı: İmkansız Aşk (Warenne Dynasty, #10)
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/imkansz-ask-warenne-dynasty-11-brenda.html De Warren ailesinin kronolojik olarak son kitabı olan İmkansız Aşk, oldukça akıcı bir kitaptı. Hiç bitsin istemedim, karakterler kadar, aile üyelerinin bir çoğunun yer aldığı sahneleri daha bir keyifle okudum. De Warrene ailesindeki daha önceki kitaplarda yer alan Rex'in, ki o favorilerimdendir, okuduysanız hatırlayacağınız gayrimeşru oğlu Stephen ve annesinin ölümü sonrası kardeşlerine, babasına ve evine bakmaya çalışan Amanda birbirlerine çok uyumlu olan bir çiftti. Tabi babasının genlerini alan Stephen sayesinde bu ilişki bayağı bir zorluk yaşadı. Amanda'nın o nefret ettiğim babasına rağmen ailesini bir arada tutmaya çalışması, Stephen'den aldığı darbeye rağmen ayakta kalmak için çabalamasını okurken, onun muhteşem bir karakter olduğunu düşündüm. Stephen, annesinin ona hamileyken evlendiği Clarewood Dükü'nün ünvanını devralmıştır. Zengin, yakışıklı, inatçı, sinir bozucu olmasına rağmen etkilenmekten kendinizi alamayacaksınız. Onun, özellikle Alexi ile olan diyaloglarını daha büyük bir keyif ile okudum. İkisi de ebeveynleri yüzünden çok genç yaşta sorumluluk almışlardır. Amanda sevdiği nişanlısından ayrılmış, Stephen'a ise yıllar boyu kabuslarından kurtulamadığı travma... Her bir olayı, diyaloğu pür dikkat okudum. Stephen'ın Amanda'ya yaptığı teklif ve sonrasında kadın karakterin yaşadığı zorlukları yazar öyle bir yazmış ki karakter ne hissederse sizde onu hissediyorsunuz. Önceki kitaplarda hoşlanmadığım biri bu kitabın yan karakterlerindendi. Onun adına sevindim diyebilirim. İkili hikaye de akıcılık açısından güzel olmuştu. Yemin kitabındaki olayların üzerinden bu kitapta yıllar geçtiğinden dolayı, kronolojisinden dolayı bu kitabı en son okumanızı öneririm. Brenda Joyce zaten favori yazarlarımdan bu serisi ile. Bitmesine hazır değilim. Keşke devam etse, özellikle Stephen'in kuzeni Jack ve Amanda'nın kız kardeşlerinden biriyle arasındaki ilişki hakkında verilen sinyaller sonrası merak etmemem elde değil.
Baskı: Bir Leydinin Sırları (Windham #5)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/bir-leydinin-srlar-dukes-daughters-2.html The Duke's Daughters serisinin ikinci kitabı Bir Leydinin Sırları, kesinlikle ilk kitabı Aşka Davet'ten daha güzeldi benim için. İki kitabın konusu da tarihi aşklar açısından değişik olsa da bu kitabı hem daha akıcıydı, hemde Maggie'nin en sevdiğim kadın karakterlerden biri olması dolayısıyla daha çok sevdim. Maggie, gayrimeşru olmalarına rağmen aileye kabul edilen iki üvey kardeşten biridir. Windham soy adını taşımasına ve ailesini çok sevmesi, aynı zamanda sevilmesine rağmen onlardan sakladığı bir sırrı vardır. Bu gizemin belgeleri çalınınca, Maggie ailelerine daha öncesinde bir konuda yardım eden Benjamin Hazlit'in kapısını çalar. Çiftimiz normalde birbirlerinden hoşlanmasalar da, eh ne demişler, büyük aşklar nefretle başlar. Benjamin, mükemmel bir erkek karakterdi. Maggie ile aralarında önce sahte, sonra da gerçeğe dönen elektrik öyle güzel yazılmıştı ki karakterlerin yerine kendimi koyabildim. E tabi bunda çevirinin de etkisi büyük. Erkek karakterimiz, sosyetede üyelerinin kirli sırlarını keşfeden, para karşılığı onlara istedikleri bilgileri ya da kişileri getiren biridir. Haliyle onu kullansalar da, fazla seveni yoktu. Maggie'nin ondan istediği normalde yapmayacağı bir şey olsa da, yine de kendisi gizeme ve tabi ki Maggie'ye karşı koyamaz. Maggie'nin favorilerimin arasına yerleşmesine sebep olan şey ise vefakarlığıydı. Uzun zaman içinde tuttukları ve yaşam tarzı, Benjamin'in hayatına girmesiyle tepe taklak oldu. Kitabın sonunda öğrendiğim şeyler ile ona olan sevgim daha da arttı. Windham ailesini de tarihi aşklarda aradığım aile tipindendi. Birbirlerine bağlı, her üyesinin ayrı merak uyandıracak kişiler olmaları... Bu kitaptan sonra ise Maggie'nin kız kardeşi Evie'nin hikayesinin yolunu büyük bir merakla gözlüyorum. Yukarıda bahsettiğim gibi kitap oldukça akıcıydı. Çevirisi çok güzeldi. Okumaya başladıktan sonra meraktan elimden bırakamadım. Karakterlerle cidden bütünleştim okurken. Hele romantik sahneleri daha bir pür dikkat okudum. Çok güzel yazılmışlardı. Martı Yayınları umarım bu serinin devamını ve ana seri Windham'ı yakın zamanda çıkarır. Özellikle tarihi aşk okuyucularına mutlaka tavsiye ederim.
Baskı: Hep Sonradan
http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/hep-sonradan-ezgi-durmus-kitap-yorumu.html Kitap bittiği zaman, ağlamamak için kendimi zor tutar bir haldeydim. Dersin ortasında oldukça garip olurdu. Boğazıma oturan koca yumru uzun süre geçmedi. Eylül, sahip olduğuna şükrettiği bir sevgilisi, editörlük gibi güzel bir işi olan başarılı bir kadındır. Onu terk eden babasına rağmen, annesiyle kendilerine güzel bir hayat kurmuşlardır. Ta ki annesinin kanseri yeniden nüksedene dek. Eylül'ün bu durumun öncesi ve sonrasında yaşadıkları oldukça zordu. Her ne kadar çevresi kalabalık olsa da, onun gerçekte annesinden başka kimsesi yoktu. Yazar kitapta bolca iç konuşmaya yer vermiş. Bu benim normalde sevmediğim bir şey çünkü yazarlar bu gibi durumlarda karakterleri yaşatmayı unutuyorlar bana göre. Ama bu kitapta öyle değildi. Eylül'ün iç sesini okumak sıkıcı ya da bunaltıcı değil, aksine onu gözümde daha gerçek yapacak kadar içtendi.Arka planda gelişen olayları daha önceden az çok tahmin etsem de okuması daha etkileyici oldu. Kitabın sonu ise beni darmaduman etti. Daha farklı bir son olsaydı olmazdı bence de ama o sondan sonra karakterlerin yaşadıkları hakkında ufak birkaç ipucu olsaydı belki bazı karakterlere karşı hırsımı alabilirdim. Cümleleri altı çizilesi, oldukça etkileyici bir kitaptı. Tavsiye ederim.
Baskı: Kış Nefesi
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/ks-nefesi-rita-hunter-kitap-yorumu.html Yabancı kitaplarının historicalleri için yaptığı kapak tasarımlarını ve cilt kalitelerini çok beğeniyorum. Rita Hunter gibi Türk yazarlarının bu tarz önemi görmesi güzel bir şey. Serinin ilk kitabı Güz Fırtınası'nı oldukça severek okumuştum. Bu kitap ise oradaki erkek karakterin kız kardeşi Beatrice'e aitti. Ağabeyinin en yakın arkadaşına sırılsıklam aşık olan kadın karakterimiz aldığı iki red cevabı sonrası tüm umudunu kesmiştir bu ilişkiye karşı. Bir de Carter'ın para kazanmak için yurt dışına gitmesi ile aralarına iyice mesafe girer. Yıllar sonra geri döndüğünde Carter'ın karşısında bıraktığı gün ki gibi toy, onun peşinden dolanan bir kız yerine, sosyetenin gözdesi olan, peşinde bir çok talibinin olduğu bir halde bulması ise tamamiyle onu zorlayan bir şey olmuştur. Sen git kızı reddet, çek git, yıllar sonra metresinle dön ülkene, sonra gel kızın taliplerine gezdiği erkeklere laf söyle. Carter beni odunlukları konusunda delirtse de, sonrasında aklının başına gelmesinin fazla uzun sürmemesi iyi oldu. Beatrice bu adama ne yapsa mübahtır. Takındığı tavırların aksine hiç de züppe olmaması, yardımseverliği ile gönlümü fethetti. Kış Nefesi sayfa sayısı itibariyle ilk kitabından daha kısaydı. Yazarın kaleminin akıcılığı sayesinde bir çırpıda okudum ve bitirdim. Özellikle kara hasret gönlüm o sahnelerde sanki oradaydı. Olaylar olduğu kadar, durağan sahnelerde vardı ama bunlar benim sevdiğim tarzdan olduğundan sıkılmadan okudum diyebilirim. Jane'in kardeşi Chris'in de olduğu sahneleri iple çekiyordum. Büyümüş, büyüyünce daha fena olmuş. Okurken çok eğlendim o sayfaları. Kitabının olmasını çok isterim ona ait.
Baskı: Yemin (Warenne Dynasty, #11)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/yemin-de-warenne-dynasty-13-brenda.html Korkunç bir olay sonrası Elysse, en yakın arkadaşı ve aşık olduğu Alexi De Warren ile evlenir. Tabi bu evliliğin şartları Alexi'nin gözünde önüne geçilemezdir bu yüzden karısını evlendikten sonra terk eder ve denize açılır. Altı yıl boyunca da yüz yüze gelmezler. Alexi ve Elysse çifti okuduğum, aralarında en çok gerilim olan tarihi aşk karakterlerindendiler. Elysse'e fazla vurdumduymaz olduğu anlarda kızsam da, o kendini geliştirse de Alexi aynı inatçılık, kıskançlık ile aldığı kararlar sonrası ikisinin arasının açılmasına büyük ölçüde fayda sağladı. Aslında iki karakterde kavga ettikleri sıralarda söylemedikleri ile ki özellikle Elysse, beni delirtti. Ne vardı düşündüğünüzü çatır çatır söyleseydiniz özellikle sen be kızım. Adam zaten hödük her şeyi yanlış anlıyor. Kitap tıpkı serinin diğer kitapları gibi bir çırpıda okunacak kadar akıcıydı. Çıkış olarak serinin en son kitabı olsa da, olayların kronolojik sıralaması için benim gibi İmkansız Aşk'tan önce okuyabilirsiniz bu kitabı. Evet karakterler yanlış anlamalarıyla beni delirttiler. Kitabın büyük çoğunluğu Elysse'in gözündendi. O kocasını bu kadar severken, Alexi'nin bu kadar inatçı ve kaba olması beni deli etti. Sonuçta kimse onu zorla evlendirmedi. Ben erkek karakterlerin yaptıkları hatalar sonrası süründükleri her bir sayfayı daha da keyifle okuyan biriyim. Bu yüzden Alexi'nin istediğim kadar, en azından Elysse kadar acı çekmemesi beni deli etti. Kitap bitti, serinin son kitabını da bitirdim ama hırsım bitmedi hala ona karşı. Tabi benim karakterlere kızmış olmam kötü olduğu anlamına gelmiyor kitabın. Aksine oldukça güzeldi. Bir çok tarihi aşk kitabından olaylar ve yazım tarzı sayesinde kendini ayıracak cinstendi. Tarihi aşk okumayı sevenlerin bu seriye başlamasını ve De Warren ailesi ile tanışmalarını, De Warren erkeklerinin sinir bozuculuklarına rağmen tavsiye ederim.
Baskı: Sensiz Asla
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/sensiz-asla-gunes-demirel-kitap-yorumu.html Gaye, işinde başarılı bir avukattır. Bir gün emniyette yolu komiser Can ile kesişir. Can, ailesinin zenginliği ve devralabileceği büyük bir şirketi boş vererek hayallerini gerçekleştirmiş ve polis olmuştur. Ama Gaye ile Can'ın yolu emniyetteki karşılaşmalarından çok önce, tatsız ve aynı zamanda komik bir şekilde de bir araya gelmiştir. Sensiz Asla, kolay okunabilir, akıcı bir kitaptı. Ana çiftimiz Gaye ve Can olsa da ne yalan söyleyeyim Kenan ve Zeynep çiftinden daha çok keyif aldım. Kenan, Gaye'nin üvey ağabeyi. Tabi birkaç ay fark ile. Onlarında ailelerinin geçmişte yaşanmış bir çok olayı vardı. Oldukça ilgi çekici cinstendi. Can'ın sinir olduğu Gaye'ye karşı hissetmeye başladığı çekimi severek okusam da sonrasında kıza az çektirmedi. Gaye Karadeniz kanı itibariyle oldukça inatçı ve deli edici bir yapıya sahip olsa da inadında sonuna kadar haklıydı bence. Kenan ise öğrendiği gerçek ve planları öğrendi, yetmedi bir de sürekli kavga çıkardı. Aşıkkende hiç çekilmiyormuşsun be Kenan. Yazarın kalemi sizi pek fazla yoracak cinsten değil. Hoş bir romantik kitap olmuş. Özellikle derslerin yoğunluğu sırasında çok iyi geldi bana. Yan karakterler ile zenginleştirilmiş. Bol bol güldüğüm, yeri geldiğinde erkek karakterleri yüzünden sinirlendiğim, bazı anlarda hüzünlendiğim güzel bir kitaptı.
Baskı: Cazibenin Efendisi (Brotherhood of the Sword/MacAllister #2)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/cazibenin-efendisi-brotherhood-of.html Serinin ilk kitabı Arzunun Efendisi'ni okumuş ve oldukça beğenmiştim. Benim için üzücü olan ilk kitap ile ikinci kitabın hiç alakası olmaması oldu seri olarak. Yani kötü değil aksine çok beğenerek okuduğum bir kitaptı ama galiba seri bu kitaptaki karakterlerden devam edecek. Onları görmek güzel olurdu. Braden MacAllister, klanına gittiğinde bütün kadınları bir kiliseye kapanmış halde bulur. Bunun nedeni ise kadınların klanlar arasındaki bitmek bilmeyen kan davasına bir son verilmesini istemeleridir. Bu eylemin mimarı Maggie'nin kendi ve diğer klanın erkeklerinin nefretini kazandığını söylememe gerek yoktur herhalde. Braden, ailenin ve tüm İskoçya'nın en çapkını ile yakışıklısı olarak Maggie'yi bu direnişten vazgeçirmeye çalışsa da karşısındaki kadın onun dış görünüşünü hiç önemsememektedir. Tabi bu sadece dışarıdan görünendir. Bu tarz tarihi aşkları okumayı çok seviyorum. Özellikle Maggie karakterine bayıldım, tarihi aşk kitaplarında yer alan en çılgın karakterlerden biri oluyor kendisi. Zeki, mantıklı, kök söktüren... Braden zaten herkesin ayaklarına kapanmasına alışık biri olduğundan aynı durumu yaşamayınca bayağı bir şaşırıyor doğal olarak. Bu şekilde Maggie dikkatini çekiyor. Kendisi yakışıklı olmasının yanı sıra ara bulucu biriydi ağabeyleri gibi ateşe körükle gitmiyordu. Braden'in kardeşlerine bayıldım. Serinin devam kitaplarında yer alıyor hepsi. Sin en beklediğim, biri daha var ama onu söylersem hepten spoiler olur o yüzden kapıyorum ağzımı. Çeviride gözüme takılan bir şey var mı hatırlamıyorum, benim için oldukça akıcıydı. Tabi ilk kitap daha bir yoğun gelmişti bu kitap daha çok hareketli ve karakterler sürekli bir yerde olduklarından bazen keşke daha çok vakit geçirseler değişik biçimde demedim değil.
Baskı: Ben Sana tutsak (Highlander #1)
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/ben-sana-tutsak-highlander-1-julianne.html Tarihi aşk romanları güzel oluyorda içinde İskoç'lar geçince ayrı bir iyileşiyor sanki. Bu dönemde geçen kitapları okuyorsanız, genelde işlenen konularda arka tema da İskoçya-İngiltere arasında gizli ya da meydan da olan bir egemenlik, bağımsızlık savaşı vardır. Bu kitapta ise savaş gizli. Nişanlısını katleden adamı öldüren komutanın kalesini basan İskoç Kasabı, aradığı adam yerine, onun nişanlı Leydi Amelia'yı bulur. Kadını kaleden kaçırır. Kırsalda, böyle ne bileyim ormanda yolculuk etmelerine bayılıyorum karakterlerin bu tarz kitaplarda. Onların yolculuklarını, aralarındaki diyalogları okumaya bayıldım. Tabi bu arada yolculukları hep yalnız geçmedi. Angus denen bir şahıs var, ilk kitapta ona bayağı sinir oldum, ikinci kitap ona ait. Umarım huylu huyundan vazgeçmiştir. Kızın bir ara sürekli nişanlısını savunmasına sinir olsam da o nerden bilsin sonuçta adamın ne olduğunu dedim ve fazla önemsemedim. Duncan'ın kim olduğu, gerçek anlamıyla elinde baltasıyla gezen, İskoçya'da adının geçmesi bile korku uyandıran bir savaşçı olmasıyla benim hiç de tahmin etmediğim biri çıkması da ayrı şaşırtıcıydı. Anlatım olarak sade ve fazla yormayan cinstendi. Bu tarzdaki çoğu kitap gibi yetişkin sahneleri de vardı elbette. Yazarın çıkan diğer serisindeki kitaplardan daha akıcı buldum Ben Sana Tutsak'ı. Bu seriyi ya seviyordu yorumlarını okuduklarım ya sevmiyorlardı. Eğer alacaksanız her iki tarafın yorumlarına dikkat edin derim ama tavsiyem kendinizin de denemesi yönünde çünkü bu kitabı uzun bir süre bekletmemin nedeni olumsuz eleştirilerdi. Ahım şahım değil ama güzel zaman geçirmelik. Ülkemizde şimdiye kadar üç kitabı çıktı. Umarım devamı kısa zamanda gelir.
Baskı: Zor Kadın
https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/zor-kadn-fatih-murat-arsal-kitap-yorumu.html "Gece eve geldiğinizde sizi karşılayacak biri olsa fena olmazdı ama?" "Beni karşılayan bir kadın var zaten!.." "Ah!Berna Hanım!.. Nasıl unuttum? Ama Berna Hanım soğuk gecelerde sizi sıcak tutabiliyor mu?" "Salep hazırlıyor!" dedi genç adam soğuk bir alayla. "Hastalandığınızda size gözü gibi bakıyor mu?" "Üç büyük şehirde hastanem var benim..." 🌸🌸🌸 Favori yazarlarımdan Fatih Murat Arsal'ın her kitabında olduğu gibi bu kitapta favorilerim arasına yerleşti. Zor Kadın'ı ilk çıktığı zamanlarda okumuştum, şimdi ise yeni baskısını aldım bende bulunmadığı için. Kitabın her bir detayı aklımda olsa da, okurken yine de ilk defa okuyormuş gibi hissettim. Ecrin, babasından kalan borçlar yüzünden işletmesi gereken bir kreş ve sorumluluklarının altında kalmıştır. Çevresindeki arsaları çoktan satın alan, tek kalan arazinin de kendisininki olması nedeniyle, işadamı Ateş Sancaktar arasında avukatlar aracılığıyla para pazarlığı başlar. Tabi bu pazarlığın koşulları ikisi bir araya gelince değişecektir. Ateş, kitapta ortaya çıktığı ilk andan itibaren sayfaları daha bir dikkatli okumama sebep olacak kadar etkileyici bir karakterdi. Diğer FMAarsal kitaplarında bulunmasa da, o kitaplarda bulunan karakterleri Zor Kadın'da görmek mümkün bu arada. Çevresine acımasızlığı ile nam salmış olsa da aslında hiç de göründüğü ya da göstermeye çalıştığı biri gibi değildir. Tam tersine, Ecrin'i ilk gördüğü andan itibaren ondan etkilenir, o kadar ki, hayatı boyunca asla dediği şeyler onunla bir bir gerçekleşir. Ecrin ise bana göre zorlukları gerçekten fırsata çevirmeyi bildi😂. Adamı parmağında oynattı resmen. Bu kızı gerçekten çok sevdim. Kitabın bir kısmından sonra e ne olacak şimdi denileceği zamanda öyle bir olay oluyor ki, hem heyecanlanıyorsunuz hem de merakla doluyorsunuz. Kitap, uzunluğunun tersine çabucak okunacak bir anlatıma sahip. Yazarın kalemini zaten çok seviyorum. Kendisini daha önce okuyan ve sevenler zaten bu kitabı kaçırmaz. Okumamış olanlara da tavsiye ederim.