Dilara Korkmaz
@Dilara Korkmaz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Karmakarışık (Tangled, #1)

Kahraman bakış açısının olduğu aşk romanlarını okumayı çok fazla tercih eden biri değilim. Genelde o tarz yazarlar oldukça gereksiz detayları anlatarak büyük hatalar yaparlar benim küçükken sabah kalktım elimi yüzümü yıkadım kahvaltımı yaptım diye günlüğüme yazdığım o sıkıcı şeyler gibi yapabiliyorlar kitap gözümde düşüyor bu yüzden. Ve genelde bu tarz bakış açısındaki karakterleri de pek fazla sevmiyorum, istisnalar kaideyi bozmaz bende. İstisnalar arasına bu kitap da girdi elbette. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/karmakarsk-tangled-1-emma-chase-kitap.html#more

Baskı: Serserinin Öpücüğü (Sons of Sin #2)

Serserinin Öpücüğü, Sons of Sins serisinin 2. kitabı. İlk kitap ülkemize Yedi Gece adıyla çevrildi. İlki okumasanız da kitabı anlarsınız tabi ama bence sıralamadan gitmek daha iyi olur. Richard, meşru babasının on altı ay süre boyunca St. Petersburg’da bulunduğu süre de dünyaya gelmiştir. Anlayacağınız gayri meşrudur ve toplumda bunu unutmasına asla izin vermez. Yıllar boyu aşağılamalara ve alaylara maruz kalır. Hepsine göğüs gerebilse de bir gün annesi ile bulunduğu baloda sarhoş bir genç varisin alayları üzerine, Harmsworth Mücevheri’ni bulmaya karar verir. Bu mücevher yıllar boyu gerçek Harmsworth varisleri tarafından meşruluğun simgesi olarak görülüyordur fakat uzun yıllar boyunca kayıptır. Ta ki, Richard’ın mücevherin halası tarafından Genevieve Barret’a bırakıldığını öğrendiği güne dek. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/serserinin-opucugu-sons-of-sin-anna.html

Mekanik Aşk
8/1027.05.2017

Baskı: Mekanik Aşk

Mekanik Aşk, Kuzey Masalı kitabında yer alan Julie ve Alex’in kitabıydı. Kuzey Masalı’ndan sonra kendilerini bayağı merak etmiştim. Aksiyon, gizem, teknolojinin doruk noktaları ve tabi ki de aşk yer alıyor kitapta. | Devamı İçin | http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/mekanik-ask-zeliha-eren-kitap-yorumu.html

Baskı: Tutku Çemberi (The Risande Family #1)

Tutku Çemberi The Risande Family adlı ortaçağ da geçen bir serinin ilk kitabı. İlk kitabın çıkışının üzerinden üç yıl geçmiş bu yüzden muhtemelen yazarın tek çevrilen kitabı olarak kalacak ki Paula Quinn’in bir sürü kitabı var dolayısıyla heba edilen yazarlardan galiba kendisi. Özellikle çeviride ve kitabın düzenlemesinde karşılaştığım hataları da eklersek. Ayrıntılı yorum için http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/tutku-cemberi-risande-family-1-paula.html

İhtiras Çiçeği
6/1021.05.2017

Baskı: İhtiras Çiçeği

Kathleen E. Woodiwiss benim çıkan kitaplarının fazlalığı ve kitapların yorumlarını pek fazla ortalıkta görmediğimden dolayı merak ettiğim bir yazardı. Okuduğum ilk kitabı İhtiras Çiçeği’nin dilini beğensem de oldukça eksik bulduğum noktaların olduğunu da söylemeden geçemeyeceğim. Heather, babasının ölümünden sonra tam anlamıyla cehennem gibi bir hayat yaşamıştır. Amcasının karısının psikolojik ve fiziksel baskısının eşliğinde günlerini oradan kurtulma hayaliyle geçirse de bunu gerçekleştiremeyecek kadar korkaktır. Ki Heather’in bu çekingenliği, konuşması gereken yerde konuşmaması beni kitabın ilerleyen kısımlarında oldukça rahatsız etti. Yengesinin kuzeni onu Londra’ya öğretmenlik vaadi ile götürünce sözlerinin yalan olduğunu fark eder. Niyeti Heather’e tecavüz edip onu bir geneleve satmaktır. O da bir boğuşma esnasında yanlışlıkla onu öldürdüğünü zanneder ve oradan uzaklaşırken uzun zamandır peşine takılmış adamlar tarafından bir gemiye götürülür. Onlar Heather’in bir fahişe olduğunu sanmıştır o da onların güvenlik güçleri. Onu alıkoyduran Kaptan Birmingham’la beraber olmak zorunda kaldıktan sonra ise adamın hiç de kendisini serbest bırakmaya niyeti olmadığını anlar. Devamı blogumda http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/ihtiras-cicegi-kathleen-e-woodiwiss.html

Baskı: İki Ateş Arasında (İskoç Muhafız Alayı, #1)

İskoç Muhafız Alayı serisi tam da tarihi aşk romanı benim gözümde. Aşk var, mükemmel bir anlatım var, e bir de yanında gerçek tarihi kişilikler de olunca tadından yenmiyor. İki Ateş Arasında, Robert Bruce’un bağımsızlık savaşını başlattığı zamanlarda, kurduğu özel bir birliğin hikayesini anlatan serinin ilk kitabı. Benim bu seride en çok sevdiğim şey kurgu karakterlerin gerçek olayların bir parçası gibi gösterilmesi. Zaten onlarda gerçek karakterler ile destekleniyorlar. Seri de ana karakterlerin aşkları kadar, bağımsızlık mücadelesinde gerçekleşen olayları okumaktan büyük keyif aldım. Tor Macleod, yıllar önce aldığı darbe sonucu toparlanmayı başaran klanının savaşta taraf olup yeterince zarar görmesini istememektedir. Bu yüzden Robert Bruce’un seçkin bir savaşçı birliğini eğitme ve Bruce yanlısı bir liderin kızıyla evlilik teklifini kabul etmeyerek onunla müttefik olmaz. Evine dönmeden önceki gece ise reddettiğini bilmediği kadınla beraber olur. Leydi Christina Fraser, İngiltere zindanlarında yıllar geçirmiş bir adamın kızı. Babası, takıntı derecesinde bu savaşın kazanılmasını istiyor ve bunun içinde yapmayacağı şey yok. Kızıyla evlenmeyi ve Bruce’un savaşında olmak istemeyen bir klan liderinin yatağına kendi öz kızını kandırarak sokacak kadar hem de. Devamı blogumda http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/iki-ates-arasnda-iskoc-muhafz-alay-1.html

Sözleşme
7/1014.05.2017

Baskı: Sözleşme

Sözleşme oldukça akıcı bir kitaptı. Kısa sürede bitirdim zaten sayfa sayısı da çok fazla değildi. Levent, annesinin hastalığından ötürü onun en büyük arzusunu gerçekleştirmek için sahte bir nişanlı arıyor kendine. Tabi bu kişi de Öykü, yetimhanede büyümüş, hayattan almadığı darbe kalmamış bir kadın. Kitabın başta dediğim gibi akıcı bir dili var. Ama olayların biraz hızlı anlatıldığını düşünüyorum. Benim bu tarz kitaplardaki beklentim karakterlerin iç dünyalarına daha rahat girebilmek ama kitapta çok fazla karakterlerle bütün olamadım. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/sozlesme-asl-ipekli-kitap-yorumu.html

Baskı: Aşka Adanmış Bir Gün (MacKinnon’s Rangers #3)

Bir üçlemenin daha sonuna geldim. Serinin ilk kitabı Teslimiyet'i yıllar önce okumuş fakat kalan kitapları da bulamayınca uzun süre ara vermek zorunda kalmıştım. Günahkar'ı sahaftan, bu kitabı ise tekrar satışa sunulduğunda aldım ve ikisini de kısa sürede bitirdim. Karakterler oldukça gerçekçi bir şekilde yazılmış yanılmıyorsam süren savaş ve cepheler, müttefikler vs de gerçekti ki bu benim tarihi aşk romanlarında en sevdiğim şeydir. Çoğunluğu kurgu olsa da o dönemi, savaşı, kayıpları, çaresizliği karakterler ile beraber bende hissettim. Serinin son kitabı en küçük kardeş Connor MacKinnon'un hikayesi. MacKinnon kardeşler yıllar önce William Wentworth'un komplosu yüzünden İngiliz Kolonileri'nde bir savaşçı birliğinde görev almak zorunda kalırlar. Ona karşı nefretleri hiç geçmez, özellikle Connor'un. Yıllar sonra kardeşlerinden biri emekli olup diğeri de ihraç edilince Komanda birliğinin başına Connor geçer. Aldığı yeni görevi ise nefret ettiği adamın yeğenini kurtarmaktır. Leydi Sarah, yaşadığı skandaldan sonra Londra'dan sürgün edilir. Kolonilerdeki dayısının tek çaresi olduğunu düşünerek onun yanına gideceği sırada Şavni kabilesi tarafından kaçırılır. Kurtarılması neredeyse imkansızdır. Tabi MacKinnon kardeşlerden biri söz konusu olunca imkansızlığın içinden zor da olsa sıyrılmayı başarırlar. Bu kitabı üçlemenin diğer kitapları kadar çok sevdim hepsi birbirlerinden harikalardı ve okurken biraz buruktum oldukça sevdiğim bir seri oldu tadında, güzel bir şekilde son buldu. Connor ve Sarah'ın sevgilerini iliklerime kadar hissettim.Kitap 528 sayfa olmasına rağmen her şey tadında ayarındaydı. Uzunluğu sizi yanıltmasın hiç de boş uzatmalar yer almıyor kitapta. Yan karakterler ve diğer kardeşler ile kitap çok güzel bir bütün olmuş. Lord William'ı çok sevmezdim ama bu kitapta bayağı üzüldüm ona keşke onun kitabını da okuma şansımız olsaydı. Yurt dışında bir novella da yer alıyormuş geleceği hakkında ipuçları tabi biz bunu okuyamayacağız.

Baskı: Günahkar (MacKinnon’s Rangers #2)

Günahkar, benim beklentimin az olduğu bir kitaptı. Serinin ilk kitabı ve kardeşlerin en büyüğü Ian'ın kitabı çok güzeldi. Günahkar'ın da bu kadar iyi olacağını düşünmüyordum ama yanılmışım ondan aşağı kalır yanı yoktu. İlk kitapta Ian'ın görevinden ayrılmasınının ardından Amerika Kolonileri'nde ki İngiliz birliklerinin özel savaşçı birliğinin başına geçen ortanca kardeş Morgan, başarısız bir kuşatma sonrası esir alınır. Ciddi yaralanmaları vardır fakat Fransız'lar için oldukça önemi vardır bu yüzden tedavisi dikkatle yapılır. Bir yıl önce aynı kaledeki kuşatma sırasında babasını kaybeden Amalie, savaş bitene kadar kaledeki kumandan olan koruyucusu tarafından korunur daha sonra yollar güvenli olur olmaz manastıra gönderilecektir fakat kaleye getirilen yaralı savaşçının bakımı ona teslim edilince, geleceği sonsuza kadar değişir. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/gunahkar-mackinnons-rangers-2-pamela.html

Caraval
8/1009.05.2017

Baskı: Caraval

Scarlett, küçük yaşlardan itibaren Caraval ustası Legend'e onu adasına davet eden mektuplar yazar. Tabi mektuplarına hiçbir şekilde cevap gelmez. Ta ki, nişanlandığı ve yakında evleneceği güne dek. Caraval ustası nişanlısını, kendisini ve Scarlett'in benim okurken bayağı bir gıcık kaptığım kız kardeşi Tella'yı özel olarak adasındaki gösterisine davet eder. Ana karakterimizin aslında bu gösteriye gitme niyeti yoktur her ne kadar bunu çok istese de. Ama kız kardeşi ve onu birlikte bastığı Julian'ın düşüncesi farklıdır. Kendini onların oyunları sonucunda Caraval Ustası'nın adasında bulan Scarlett Lengend'in yarışmasına katılmak zorunda kalır. Yoksa, kendisi için oldukça değerli birisini kaybedecektir. Devamı http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/05/kcbt-32-blog-turu-caraval-stephanie.html

Baskı: Yanlış Zaman Doğru İnsan

Grace St. John, nadide el yazmaları üzerinde çalışan bir akademisyendir. İşini severek yapar, çok sevdiği bir kocası ve kardeşi vardır. Dışarıdan bakınca mükemmel bir hayat gibi ki aslında gerçekten öyledir. Ama hayatı, çalıştığı el yazmaları yüzünden tepe taklak olduğunda Grace kendini bir kaçak olarak bulur. Hayatının neden altüst olduğunu, bir kaçak olarak yaşamak zorunda kaldığını, bulunduğu anda ise neden öldürüleceğini öğrenmek için yapması gereken şey kendi güvenliğini sağlamak ve el yazmalarının ne anlattığını çözmektir. Öncelikle arka kapaktaki konunun veriliş şekli oldukça yanıltıcı. Bende çok farklı bir beklenti doğurmuştu bu yüzden. Arka kapağı hiç okumadan kitabı almanız daha iyi olur derim. Üstte yer verdiğim kısım kitabın büyük bir bölümünü kapladığından genel itibariyle hatları bu. Bendeki beklentisi bir aşk romanı şeklindeydi, aşk var tabi ama bunun dışında kitapta en beğendiğim kısım Grace’in hayatta kalmaya çalışmasını okumak oldu. Bu kısımlar oldukça uzun bir süreyi kapsıyor ama kitabın akıcılığından bir şey kaybetmediğini söyleyebilirim. Sizde bana, arka kapağın beklentisinde değilseniz katılırsınız diye düşünüyorum. Kitabın beğendiğim bir diğer kısmı ise İskoçyalı Niall oldu. Yazar çoğu yerde gösterip devamını vermemiş. Bu sayede oldukça meraklanıyorsunuz onun hakkında. Ben kendisini çok sevdim şahsen, daha çok görmek isterdim. Tabi beğenmediğim bir nokta da yok değil. Grace ve Niall ikilisi bana değişik bir çift gibi geldi. Birbirlerini hangi ara sevdiler anlamadım. Hikaye gidişatının detaylı, güzel ve içine çekici olduğu kadar duygusal kısımlarında daha belirgin yazılmasını isterdim. http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/04/yanls-zaman-dogru-insan-linda-howard.html

Baskı: Buzda Aşk (Chinooks Hokey Takımı, #2)

Chinooks Hokey Takımı serisinin ikinci kitabında bu sefer takımın kalecisi Luc Martineau ve hokey hakkında hiçbir şey bilmeyen bir hokey spikeri olan Jane’in hikayesi yer alıyordu. Kitabı ilk kitaptan hemen sonra okuduğum için ki aslında tüm seriyi peş peşe okuyorum, kıyaslama yapmamak mümkün olmuyor benim için. İlk kitapta karakterleri bayağı sevmiştim bu kitapta diyalogları, canım Chinooks Hokey Takımı’nın batıl inançlarını ve komik hallerini sevdim. Konusundan bahsedecek olursam köşe yazarlığı yapan Jane, Chinooks Hokey Takımı’nın spikeri izne ayrılmak zorunda kalınca onun yerine geliyor. Hokey hakkında hiçbir şey bilmemesinden tutun, diğer oyuncuların batıl inançları yüzünden kadın spikerlerin ve onlarla yolculuk etmenin uğursuzluk getireceğini düşünürken işleri de bayağı zorlaşıyor haliyle. Luc ise tam anlamıyla Barbie bebek gibi kadınlardan hoşlanan bir hokey oyuncusu. Haliyle Jane gibi makyaj yapmayan, hep siyah giyinen ve kendi tabiriyle inek gözlükleri takan bir kadın ona pek de çekici gelmiyor. Öhöm, büyük konuşmamak lazım işte yukarıda Allah var. Kitapta takıldığım iki noktadan biri çeviriyi eksik bulmamdı. Diğeri ise Luc ile Jane’in ne oldu ne bitti demeden birlikte olmaya başlamalarıydı. O kısım nedense bana eksik geldi. Ki kitap üç yüz sayfa bile değil ama ben daha farklı bir şekilde bekliyordum süreçlerini. Çok da zararı yok ama fazla üzerine düşülecek bir şey değil. Sevdiğim şeylerden biri ise ki aslında çok şey var, Jane’in pes etmeyen yapısı oldu yani onca erkeğin için de tek kadın başarılı olmak için bayağı azimli olmak gerekiyor.

Baskı: Tutkulu Aşk (Chinooks Hokey Takımı, #1)

Tutkulu Aşk benim okumaya doyamadığım, bitince keşke biraz daha okuyabilseydim dediğim bir kitap oldu. Georgeanne, zengin bir iş adamı ile evlenmekten son anda vazgeçer ve düğünden kaçmasına gönülsüzde olsa yardım eden kişi, müstakbel kocasının sahibi olduğu buz hokeyi takımının oyuncularından John “Duvar” Kowalsky’dir. John’un onu götürdüğü evinde geçen gece sonrası onu umursamazca terminale götürmesinin ardından, Georgeanne, onun aldığı bileti kullanmaz ve şehirde kalarak yeni hayatına bir adım atar. İkili, yıllar sonra tekrar karşılaştığında ise her ikisi de oldukça değişmiş olacaklardır. Chinooks Hokey takımı serisinin ilk kitabı Tutkulu Aşk, eksik bulduğum çevirisine rağmen beni oldukça tatmin etti. Georgie, disleksi olan ve bunun üstesinden gelebilmek için çok çalışan bir kadın iken John ise sert, alkol bağımlısı hokey oyuncusu rolüne bürünmüştü. Arka planda bize göz kırpan Hugh ve Mae ilişkisinin detayları hakkında daha fazla umudum vardı fakat yazar onları ufak birkaç sahnede göstermeyi tercih etmiş. Romantik, dram, komedi gibi unsurlar bir aradaydı. Kısacası seriye, Georgie ve John çifti ile güzel bir giriş yapılmış.

Baskı: Erkekleri Tavlama Günlüğü

Erkekleri Tavlama Günlüğü benim zamanında Wattpad’den okurken sevdiğimi hatırladığım bir hikayeydi. Zaten çok fazla ilerlememişim bütün aksiyonu kitabı okuduğumda gördüm. Öncelikle kapağına değinmek istiyorum ki adını kitap satış sitesinde 4.90 kampanyasında görmeden önce beni çeken kapak olmuştu. Aslına bakarsanız sade, fakat oldukça güzel ve çekici. Yapanın eline sağlık. Konusundan bahsedecek olursam, kadın karakterimiz Kızıl, başvurduğu dergiye kabul edilmek için oldukça farklı ve yaratıcı bir yazı bulmak zorundadır. Bu çalışmanın ilhamı da kiralık evinde bulduğu bir kutu sayesinde şekillenir. Uzun zaman önce ölmüş olan Melek’in, sevdiği adama dair sözleri ve pişmanlıkları. Sonrasında o adamın kim olduğunu öğrenmesi ile ilhamlar havada uçuşur. Kızıl, bu imkansız adamı tavlayacaktır üstelik bir de bunu Erkekleri Tavlama Günlüğü adı ile oldukça ünlü Fame dergisinde yayınlatacaktır. Fikir, hemen kabul edilir tabi. Öncelikle şunu söylemeliyim ki kitaptaki dram içeren yerlerde gözlerimin dolduğunu itiraf ediyorum. Yazar o kısımları yazmakta çok başarılı olmuş, bence sırf dram üzerinde yazacağı bir kitap oldukça etkileyici olur. Bunun dışında Kızıl’ın Ateş ile karşılaşmaya çalışma stratejilerini okurken bir hayli eğlendim. Girdiği hallerde nasıl güldüğümü saymıyorum bile. Kitabın dilini oldukça akıcı buldum kısa sürede bitirdim. Ama kurgu konusunda eksiklikleri bulunduğunu düşünüyorum. Aslında kurgu da değil, daha çok kitapta dönen olayların çok fazla olması, neredeyse hepsinin birbirleriyle bağlantılı olması ve benim karakterlerde daha doğrusu özellikle Ateş’te eksik bulduğum kısımlar. Devamına blogumdan ulaşabilirsiniz : http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/04/erkekleri-tavlama-gunlugu-deniz-calskan.html

Baskı: Aşkın Son Yankısı (Friday Harbor, #2)

Lisa Kleypas benim ne yazsa okurum dediğim yazarlardan. Özellikle tarihi aşk romanları ile gönlüme taht kurdu kendisi. Aşkın Son Yankısı ise dört kitaplık Friday Harbor serisinin ikinci kitabı. Oldukça akıcı, kafa yormaktan ziyade kafa dağıtan ki işlerin bu kısmı Lucy’nin eski erkek arkadaşı Kevin ve kız kardeşi Alice’i okuduğunuzda değişebilir, çünkü kendilerine bayağı kinleniyorsunuz, benim kısa sürede severek bitirdiğim bir roman oldu. Lucy, erkek arkadaşı tarafından kız kardeşi için terk edildikten sonra, adanın üzüm yetiştiricisi Sam ile tanışır. Kadınlardan duygusal anlamda kendini uzak tutan Sam’in Lucy söz konusu olduğunda nasıl değiştiğini okumak bir hayli eğlenceliydi. Ki kendisini ciddi ilişkilerden uzak tutmak istemesinin de önemli sebebinin geçmişte ailesi yüzünden yaşadığı travma olduğunu da varsayarsak, teslim olmasını da hemen beklemiyordum zaten. Aslında baktığınız zaman oldukça klişe bir konu ama sonuçta ben klişeleri güzel yazıldığı müddetçe her daim okuyacak biri olduğumdan bu elbette benim için sorun değildi. Özellikle yan karakterlerden Alex’i oldukça merak ediyorum. Kendisi ailenin en bitik üyesi konumunda. Toparlanacak mı, toparlanamayacak mı serinin diğer kitabında öğreneceğiz bunları. Lucy, cam sanatçısı olduğundan bu meslek hakkında ve üzüm yetiştiriciliği hakkında fazlaca bilgi mevcut. Özellikle cam sanatçılığı konusunda pek bir şey anlamadığımdan o kısımlar benim için olmasaydı daha iyi olurdu. Kapağın ne kadar hoşuma gittiğini bir kenara bırakırsak çevirisinde de bir sıkıntı yaşamadım. Şöyle rahatlamak istediğiniz bir zamanda Friday Harbor tam da yardım edecek bir seri bana göre.

Balayı
10/1007.04.2017

Baskı: Balayı

Yazarın Taş Bebek kitabından sonra anlatım tarzını kavradım sanıyordum, tabi bu kitap beni ondan daha çok vurmadan önceydi. Kesinlikle, yer yer güleceğiniz yer yer ağlayacağınız, okurken tüm duyguları yaşayabileceğiniz bir kitap Balayı. Ve söylemeden geçmeyeyim. Kitabın adıyla uzaktan yakından ilgisi yok. Balayı nedir yahu, kitaba neden nasıl böyle bir ad verdiler anlamış değilim kesinlikle… Honey Jane Moon, daha küçük yaşlardan itibaren aile dediği kişileri ve büyüdüğü lunaparkı çekip çevirmeye başlar. Lunaparkın, dahası onu kabuslarından arındıran Kara Şimşek adlı hız treninin iflas etmesi, Honey’e tek bir seçenek sunar. O da, ailenin güzel ama bence aptal kızı Chantal’ı güzellik yarışmasına sokmak ve gelecek ödül ile birlikte Coogan Show’un seçmelerine katılmaya hak kazanmaktır. Tabi işler oldukça farklı boyutlara varır. Honey, kendini Amerika’nın en sevilen çocuk aktrislerinden biri olarak bulur. Ayrıca dizinin başrollerinden Eric Dillon’a aşık olmuştur, o ise ilgisine karşılık vermez hatta kıza böcek gibi davranır. Tabi yazarın burada yaptığı dolu dolu ters köşeler ile karakterlerimizin yolları ayrılıyor. Ya da Honey olgunlaşıyor da diyebiliriz. Bu kitabın iki ana karakteri var gibi ama ben kesinlikle üç olmasını tercih ediyorum. Honey, Dash ve Eric. Hepsi birbirlerini etkileyen olaylar zincirlerinin bir parçasılar. Kitapta o kadar fazla detay, o kadar fazla olay var ki kesinlikle bir yorum ile ifade edilemez. Bir çocuğun büyüyüp olgunlaşması, kendini keşfetmesini okumanın yanı sıra Eric’in de başına gelenler onun hakkındaki hislerinizi tamamıyla tersine çevirecek boyutta. Honey’in sevgiye aç oluşu, sevdiği için canını verebilecek olması… Eric’in çektiği vicdan azabı ve suçluluk duygusu…Spoiler veremeden bunları anlatamam size. Umarım, Pegasus Yayınları yayın hakkı kendisinde bulunan SEP’in bu romanını tekrardan okuyucu ile buluşturur çünkü Epsilon baskısını bulmak oldukça zor.

Cezayir Menekşesi
10/1007.04.2017

Baskı: Cezayir Menekşesi

Sanırım Burcu Büyükyıldız’ın ev sevdiğim romanı oldu Cezayir Menekşesi. Sayfalar arasındaki tutkuyu, aşkı, üzüntüyü, öfkeyi karakterlerle eş zamanlı olarak yaşadım. Merak ettiğimin, beklentimin çok daha ötesinde bir kitap okudum. Selin, en yakın arkadaşının davet ettiği bir yılbaşı partisinde, ev sahibi Kuzey Doğan’ı gördüğü ilk anda, ona beğenmenin de ötesinde hisler beslemeye başlar. Bu, uzun bir zaman o ve Kuzey’in bir araya nasıl geleceklerini planlamasına kadar devam eder ta ki arkadaşı Emine sayesinde onunla bir iş görüşmesi yapana kadar. Kuzey, kendini aşktan arındırmış, kadınlarda sadece tutku arayan bir adam. Aynı kuzenleri gibi. Ünlü ve başarılı bir avukat olmasının yanı sıra, okurken bolca iç çekmeme ya da sinirlenmeme neden olacak kadar sinirli, öfkeli, kesinlikle dediğim dedik. Öfkeli olmasının yanı sıra beğendiğim bazı şeylerden biri kitabın ilerleyen sayfalarında, öfkeyle hareket etmemesi oldu. Selin ise aşk istiyor, özellikle Kuzey’in aşkını. Ve bunu elde etmek için de elinden geleni yapacak kadar kararlı. Devamı için : http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/04/cezayir-meneksesi-burcu-buyukyldz-kitap.html

Sweeney
8/1005.04.2017

Baskı: Sweeney

Orada burada göz ucuyla gördüğüm yazar Linda Howard’ın okuduğum ilk kitabı Sweeney’i bir gün içerisinde bitiriverdim. Kendimden utanıyorum açıkçası, ben nasıl böyle muhteşem bir yazarı göz ardı ederim, kitaplarını araştırmam. Allah’tan sahaf denen bir şey var yoksa kim bilir ne zaman tanışacaktım kendisiyle. Paris Sweeney, bir ressam olmasının yanı sıra oldukça mütevazi, sakin, pek fazla sosyal olmayan bir insandır. Garip yeteneklerini saymazsak eğer, mesela hayaletleri görebilmesi ve o ne zaman yolda olsa ışıkların yeşile dönmesi gibi ki son özellik keşke ben de de olsa dedirtti. İstanbul trafiğinde ışıkları beklemediğimi bir düşündüm de ah ne güzel olurdu… Bütün bunlar ile beraber resimlerinin sergilendiği galerinin sahibi Richard Worth ile karşılaşması, hiç tatmayacağından emin olduğu duyguların uyanmasına sebep olur. Kitapta cinayet, aksiyon, aşk, paranormal olaylar ne ararsanız vardı. Çevirisi ve kitabın düzenlenmesinde birkaç kereden fazla önüme çıkan hataları saymazsak oldukça keyifle okuduğum bir roman oldu. Kitapta yer alan cinayeti işleyen kişi için neredeyse emin olduğum bir kişi vardı ki o çıkmadı. Burada ters köşe olduğumu itiraf ediyorum maalesef. Oldukça akıcı bir kitaptı özellikle kitabı elimden bırakıp geri almamın merakımdan dolayı beş dakika sürmediğini varsayarsak. Yazarın bir çok konuyu bir araya getiren bir tarzı vardı en azından bu kitapta. O yüzden tavsiye ettiğim bir kitaptır kendileri en azından farklı tat arayanlara.

Baskı: Bana Çiçek Gönderme

Bana Çiçek Gönderme, ülkemizde 1999 yılında yayınlanmış olan bir kitap. Sahafta bir köşede görür görmez dikkatimi çekti, özellikle dış baskısını çok beğendiğim bir kitap oldu. Keşke Epsilon bu tarz basımlarını günümüzde de sürdürseydi. Konusuna gelecek olursak, çocuklarıyla birlikte bir dağ evine tatile gelen Alicia, şiddetli bir fırtına yüzünden komşularının yardımını kabul etmek zorunda kalırlar ve o günlerini onun evinde geçirirler. Pierce, Alicia’yı ve çocuklarını uzun zamandır görmediği bir ilgi ile sarmalar. Neredeyse kocası öldüğünden beri rastlamadığı. Pierce ise kendisi hakkında uzun bir müddet hiçbir şey bilmediğimiz biri oldu. Alicia, önemli bir karar vermek için dağ evine gelmişti fakat Pierce’in düşüneceği, onu bu kadar aksileştiren şey neydi? Harlequin tarzını hatırlatan bir kitap oldu bana ki zaten yazarın beyaz dizi romanları da varmış. Oldukça akıcı bulduğum, birkaç saatte bitirdiğim bir roman oldu. Çevirisi oldukça güzel bir iki yer dışında çok fazla takıldığım nokta olmadı. Alicia’nın çocukları alışılagelmiş melek tarzının dışında bayağı asilerdi en azından büyük oğlu David, bu güzel bir ayrıntı olmuş. Daha fazla detaylandırılıp daha uzun bir zaman dilimine yayılsaydı şimdiki halinden çok daha iyi olabilirdi. Yine de artık piyasada bulunmadığından dolayı ucuza bulursanız alabileceğiniz kitaplardan biri kendisi bence.

Baskı: Hercai (Kayıp LordlarSerisi #4)

Kayıp Lordlar Serisinin ülkemizde yayınlanan son kitabı Hercai'yi aslında bayağı uzun zaman önce bitirdim ama nedense bu ara okuduğum kitaplara yorum yapamıyorum. O da bundan nasibini aldı. 10 yıl önce bozulan ateşkes anlaşması sırasında Fransa'da bulunan Lord Wyndham'dan o günden sonra kimse haber alamaz. Lord Kirkland arkadaşını aradığı yılların meyvesini ise bir önceki kitapta toplamaya başlar. İpuçlarını araştırması için göndereceği kişi ise, Onurlu Bir Aşk kitabında tanıştığımız Cassie Fox'tur. Cassie, Lord Kirkland'in en iyi ajanlarından olmasının yanı sıra, geçmişi de oldukça gizemli bir kadındır. Fransız İhtilali'nde kaybettikleri, onu Napolyon'un en ateşli düşmanlarından biri haline getirmiştir. Kitaba yapılan ağır eleştirileri okudum, bence bazıları gereksizdi. Evet eleştirilecek noktaları var yazarın olayları ele aldığı kısımlarda ama bütün olarak bakarsanız tarihi aşk romanları severlerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Casusluk olaylarının bayağı bir içindeyiz bu kitapta da. Yine yan karakterler kısa süreli de olsa gözüküyor. Olayların gidişatı bakımından son da olanı tahmin edilebilecek bir şey aslında. Beni pek şaşırttığını söyleyemem ama Cassie benim için tam bir sürpriz oldu onu ve Wyndham'ı tahmin edememiş olsam da kitabın adından da anlaşılacağı üzere o hercai adamın değişmiş olduğunu okumak güzeldi. İngilizler soğuk bir millet derler tabi bu insandan insana değişir orası ayrı mesele de karakterlerin Wyndham'ın dönüşüne verdiği tepkiler bana oldukça yetersiz geldi. Sonuç olarak kitabı oldukça akıcı buldum, bence şans verilmesi gereken yazarlardan.

Baskı: Umutsuz Aşkın Gözyaşları

Dengelerin herhangi bir zamanda aniden değişebildiği, Amerika'da kurulmaya başlayan kolonilerde geçen bir aşk romanını ilk defa okuyorum. Constance, sürgüne gönderilen amcası ile vedalaşmaya gittiği gemide alıkoyulur ve Virginia'da ki İngiliz kolonisinde tütün gelini olarak satılır. Burada onu satın alan toprak sahibi tarafından kumarda kaybedilir ve Drew O'Conner tarafından kazanılır. Drew'in himayesinde evlenebileceği iki kadın vardır, koloni konseyi buna itiraz ederler ve kadınlardan biriyle evlenmesini emreder. Drew ise aslında evli olan tütün gelini Mary yerine Constance ile evlenir. Aralarında bir anlaşma yaparlar. Evlilikleri kağıt üzerinde olacaktır ve lord olan babası onu buradan götürene kadar da karı koca olarak yaşamayacaklardır. Başlarda zorla evlendirilen bir çiftin hikayesini okuyacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Kitap verdikleri ile benim beklentimi oldukça aştı. Kolonilere ayak uydurmaya çalışırken Constance'in yaşadıkları, o zamanlar ve o yerler hakkında büyük ölçüde bilgilenmemi sağladı. Bir de Drew var tabi. Odun her yerde odun. Okuduğum bazı sahnelerden sonra kitabın içine girip kendinize gelin diye ikisini de sarsmak istesem de nafile bir çaba bu tabi ki. Constance'in sevdiği adam için çabalayışı, hiçbir fikri olmadığı yeni dünyasına ayak uydurmaya çalışmasını okurken kendim yaşıyormuş gibi hissettim. Bazı yerlerde beni oldukça sinir etti ama bu kendisini sevmeme engel değil. Kitapta cinsel içerik yok. Ve yeniden basılmayan kitaplar kervanından. Bu özelliği ile her yaşa hitap ettiğini düşünüyorum. O yüzden sahaflarda görürseniz en azından yazara bir şans verin dedim. Oldukça akıcı bir kitap. Dolu dolu olmasıyla beraber yan karakterleri de işe kattığımda yazarın gayet güzel bir kitap ortaya koyduğunu düşünüyorum. Kitapta özellikle kadın karakterimiz matematik tutkunu. Bu yüzden sayfaların arasında sıkça matematik problemleriyle karşılaşmanız mümkün. Birkaç kez denesem de bir şey anlamadım üstün matematik dehası olmam sağ olsun okumadan geçmedim desem yalan olur :)))

Baskı: Onurlu Bir Aşk (Kayıp Lordlar Serisi #3)

Leydi Kiri, Damian Mackenzie sayesinde kaçakçıların elinden kurtulmasının ardından, bu büyüleyici adamı daha yakından tanımak için gizlice evden kaçar. Niyeti, Mackenzie’nin sahip olduğu kumarhanede yapılan yılın son maskeli balosuna katılmaktır. Tabi balo ona umduğundan fazlasını verir. Kendini, kraliyeti hedef alan bir komplonun merkezinde bulmasının yanı sıra, konumundaki hiçbir leydinin yapmayacağı şeyi yaparak bizzat vatan hainlerini yakalamayı amaçlayan takıma katılır. Bu kişiler elbette önceki kitaplardan hatırladığımız Lord Kirkland, polis memuru Rob Carmichael, Damian Mackenzie ve seride ilk defa karşımıza çıkan Cassie Fox’tur. Diğer tarihi aşk romanlarından daha farklı bir kitaptı olaylar açısından. Özellikle bir şeyler karıştırdığını bildiğimiz ama tam da içine giremediğimiz karakterleri bu kitapta iş üzerindeyken okuyoruz. Cassie adlı karakter en fazla merakımı uyandıran kişi oldu. Geçmişi, neden ajan olduğu tam bir sır, e bunlarda artık bir sonraki kitapta açığa çıkacak. Mac, bir piç olarak sadece abisi tarafından değer gördüğü için, kendini Kiri’den aşağı gördüğü için ki aslında bakarsanız o zamanki sosyal şartlara göre aralarında bayağı uçurum var. Bu yüzden ondan uzak durmaya çalışsa da, Kiri’nin inatçı baştan çıkarmalarına dayanamıyor elbette. Kiri her ne kadar bunun sadece yüzeysel bir ilişki olduğunu söylese de, aslında kalbinden geçenler tam tersidir. İşte kitapta eksik bulduğum bir kısım vardı o da buydu. Kiri’nin duygularının daha fazla detaylandırılmasını isterdim. Kitapta yer alan, gerçekten de yaşamış olan Prenses Charlotte’yi okumak da güzeldi. Hem ana karakterlerin arasında geçenlerin seyrini okumak hem de komploculara adım adım yaklaşmak kitabı oldukça sürükleyici bulmama neden oldu. Yan karakterler hiç de sönük değillerdi bana göre yazarın ikisini ortaya çıkarıp diğerlerini ayrıntı olarak vermemesi hoş olmuş. Sıradaki kitap Kayıp Lord’lardan Lord Wyndham’ın. Kendisi uzun yıllardan beri Fransa’da tutsak. Dört kitaptır onun hakkında beklentilerim git gide arttı. Seriyi eksiklerini bulsanız da seveceğinizi düşünüyorum. http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/03/onurlu-bir-ask-kayp-lordlar-serisi-3.html

Baskı: Haz Şövalyesi (All The King's Man#2)

All the Kings Men serisinin ikinci kitabı kısa sürede bitirmeme neden olacak kadar akıcı, eğlenceli ve heyecanlı bir tarihi aşk romanıydı. Leydi Isabel Hume, elinde kalan en iyi seçenek olması sonucu siyasi bir evlilik yapmaya karar verir. Kral Henry'nin ona seçtiği Fransız bir asilzade ile evlenerek ülkesine ve kralına olan sadakatini kanıtlayacaktır. Yüzyıl Savaşları sürerken gittiği Normandiya da, kralın askerlerinden Sör Stephen Carleton ile karşılaşması ise işlerini duygusal açıdan oldukça zorlayacaktır. Stephen, ilk kitabın kahramanı William FitzAlan'ın kardeşi. Kendisi henüz bir çocukken seriye giriş yapmıştı. Yıllar sonra ise onu kralın en güvendiği adamlarından biri olarak buluyoruz. Bir hayli çapkın, yakışıklı ve evlilikten köşe bucak kaçar halde tabi ki. Ava giden avlanır mı dersiniz, yasak olan cezbedicidir mi bilmiyorum ama her iki sözden de bir parça bulabilirsiniz. Kitap geniş bir zaman diliminde ve mekanda geçiyor. Üstelik ilk kitapta yer alan müzisyen Robert, William ve Jamie'de bu kitapta yer alıyorlar. Onların olduğu sahneleri okumak bayağı keyifli oldu benim için. Savaş, vatan hainleri ve casusluğun bolca bulunduğu bir kitaptı. Kesinlikle ilkinden daha çok beğendim. Ortaçağ kitaplarını ayrı bir seviyorum. Hele bir de içinde gerçekten yaşamış karakterlerde varsa. Baştan söyleyeyim okurken bolca nefret kusacağınız karakterler mevcut. Yoksa zevki kalmazdı : )))

Baskı: Beni Öptüğün Gece (Smythe-Smith Quartet, #2)

Tarihi aşk romanı severler için özellikle Bridgerton serisi dahil olmak üzere Julia Quinn ile tanışmamışsanız çok şey kaçırıyorsunuz derim. Gerçi Epsilon sağolsun bu yazarın kitaplarının birçoğunun baskısını bulmakta sıkıntı çekebilirsiniz. Ama geç olsun güç olmasın yazarın Bridgerton serisi haricinde çıkarılan üç serisi daha var. Beni Öptüğün Gece bu serilerden Smythe-Smith Quartet 'in ikinci kitabı. İlkini almadan ve okumadan ikinciye başlamazdım normalde lakin Julia bu efendim, dayanamadım. Yıllar önce sarhoşken yaptığı bir düello da en yakın arkadaşlarından birini ölümle burun buruna getiren Daniel Smythe-Smith, arkadaşının babasının öfkeli tehditleri yüzünden ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Eve dönebileceğine dair bir mektup alana kadar Avrupa'da sürekli hareket halinde olmuş, bir yandan onu kovalayanlardan kaçarken, bir yandan da sarhoşken yaptığı hata yüzünden vicdan azabıyla boğuşmaktadır. Seneler sonra evine dönüşü, Bridgerton serisinde de bahsi geçen o müthiş müzikal gecelerden birine denk gelir. Fakat piyanonun başındaki güzel kadın gelenek olduğu üzere kesinlikle onun ailesinden biri değildir. Bu gizemli kişi Daniel'in kuzenlerinin mürebbiyesi Anne'dir. Oldukça gizemli geçmişi ve büyüleyici görüntüsü ile kaçan kovalanır misali başlayan ilişkileri kısa sürede şeklini değiştirecektir. En azından kalben. Bu yazarın kalemini özlemişim gerçekten. Kitap beni genel anlamda ters köşe yaptı. Konuyu okuduktan sonra daha dram ağırlıklı bir şey bekliyordum ama sayfaları çevirirken gülmeme engel olamadım. Oldukça eğlenceli ve sürükleyiciydi. Anne ve Daniel birbirlerine çok yakıştı özellikle yan karakterler Frances, Harriet ve Elizabeth'in geçtiği sahneler ayrı bir keyifliydi. Eksik bulduğum tek nokta, Daniel'in aile ilişkilerini neredeyse hiç okumamış olmam. Ki nasıl bir durumda olduğu düşünülürse ve kendisi ana karakterlerden biri olduğu için. Bunun dışında hiçbir sıkıntım yok bir Julia sever olarak oldukça eğlendiğim ve keyif aldığım bir roman oldu. Kapağı da zaten çok güzel, orjinal resmi kullanmışlar umarım da böyle devam ederler.

ÖncekiSayfa 7 / 13Sonraki