Dilara Korkmaz
@Dilara Korkmaz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Meleğin Düşüşü (Penryn & the End of Days, #1)

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/12/melegin-dususu-seri-yorumu-susan-ee.html Kıyamet sonrası senaryoları okumayı da izlemeyi de çok severim. Bu kitaplar ise bana tam da sevdiğim şeyi verdi. Dünya'mızın, melekler tarafından istila edildiği bir gelecekte geçiyor seri. Önce doğal afetler, sonrasında ise istila ile vurulan insanlık, serinin başladığı andan itibaren artık kaybetmiştir. Hayatta kalanlar ise saklanarak ya da meleklere hizmet ederek varlıklarını sürdürmeye çalışıyorlardır. Kahramanımız Penryn, bir grup melek tarafından kapana kıstırılan başka bir meleğe yardım ettiğinde, kız kardeşi saldıran grup tarafından kaçırılır. Kızımızın önünde tek bir seçenek vardır, o da ne olursa olsun kardeşini bulmak. Tabi eğer hala yaşıyorsa. Onu bulmak içinse kanatlarını kaybetmiş bir melek olan Raffe'den başka bir seçeneği yoktur. Penryn, oldukça güçlü bir karakterdi. Yazarın tarzı itibariyle de bazı serilerde olduğu gibi ergen saçmalıklarını okumak yerine gerçekten aksiyonu dibine kadar yaşadım diyebilirim. Tahmin edersiniz ki Raffe ile Penryn'in arasında bir takım şeyler oluyor. Yazar onlar hakkında fazla detaya girmedi seri boyunca. Daha çok Penryn ve olaylardan nasıl kurtulmaya çalıştığı, tabi aralarındaki kıvılcım o az yerlerde öyle bir verilmiş ki... Yaratılan dünya her bir sonraki kitap ile daha da detaylandı. Kitabın dili oldukça akıcı ve bir şey bitti derken yeni bir olayın patlak vermesi ile de elimden bırakamadım. Kitapları tek tek değil seri olarak yorumladım çünkü diğerleri hakkında konuştuğumda çenemi tutabileceğimi hiç sanmıyorum. Melek konularına farklı bir bakış açısı olmuş. Onlar diğer okuduğum birkaç serideki şekillerinden ziyade burada daha zayıflardı. Daha kolay yaralanıyorlar ve melekler arasında olan o kusursuz düzenin burada yer almıyordu. Benim gibi bu tarz serileri sevenlere tavsiye ederim.

Baskı: Bir Söze Mahkum (The Three Graces #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/bir-soze-mahkum-three-graces-2-jennifer.html Graydon'un üç güzeli lanetinin Isabel tarafından kırılmasından sonra serinin ikinci kitabında sıra ortanca kardeş Cate'indir. Kral Henry'nin verdiği av partisinde İskoçya'dan gelen klan üyesi Ross Dunbar tarafından kurtarılan Cate, onunla beraber bir gece ormanda mahsur kalır. Bu bahane ile Kral Ross ve Cate'in evliliğini ayarlar. Amacı sözde skandalı önlemek, aslı ise İskoça ve İngiltere arasındaki ipleri sağlamlaştırmaktır. En büyük kardeş Isabel'in aksine Cate tam anlamıyla lanete inanan bir kardeşti. Hatta aslında ona önem verdiği için evlenmek istemiyordu çünkü Graydon'un üç güzeli ile aşksız evlilik yapmaya kalkan her erkeğin sonu ölümdür. Ross her anlamıyla mükemmel bir erkek karakterdi tıpkı serinin ilk kitabındaki Braesford gibi. Cate ve onun aralarındaki konuşmaları ve duygusal yakınlaşmaları okumak çok zevkli oldu benim için. Özellikle zamanın İngiltere'de ortaya çıkan isyanlar sırasında olması, Cate'e olan saldırıdaki şüpheli durumlar, çiftimizin aralarındaki ilişkide nasıl gelişmeler olacak derken oldukça tempolu bir serüvenin içine çekildim. Yine Epsilon Yayınları sağolsun üçüncü kitabı okuyabilecek miyiz, okuyacaksa kim bilir kaç bin yıl sonra olacak sorularından kaçamadım. Üçüncü ve son kitap kız kardeşlerin en küçüğü Margauirite ve Braesford'un yaveri David'e ait. Aralarındaki etkileşimi okuduktan sonra meraktan ellerimi ovuşturmaktan kendimi alamıyorum. Tarihi aşk severler bu seriye bir göz atmalı mutlaka derim.

Yemezler Güzelim
9/1019.11.2017

Baskı: Yemezler Güzelim

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/yemezler-guzelim-bilisim-istihbarat-3.html Bilişim İstihbarat Serisi'nin daha önceki kitaplarında yer alan ajanlardan Zack ve bir öğrenci olan Mila'nın kitabını nihayet okuyabildim. Benim hiç sevmediğim bir huyum var o da bir kitabı okurken ana karakterlerden çok yan karakterleri merak etmem. Bu kitapta Mila'nın dört ağabeyi seriden bağımsız olsalarda oldukça merakımı uyandırdılar. Ve bir sonraki kitabın kahramanları Azra ve Mert'e değinmemek olmaz. Aralarındaki tutku sayfalara buram buram yayılmış. O devam kitaptan verilen kısacık bölüm bile bana serinin şimdiye kadar ki en iyi kitabını okuyacağız izlenimini verdi. Mila serinin diğer kadın karakterlerini aratmayacak, hatta bazen onlardan daha çatlak olabilme kapasitesine sahip olan biriydi. Zack ise...Bence BİS ajanlarını anlatmama gerek yok, onlar karşısında kelimeler kifayetsiz, sözler anlamsız... Ayılıp bayılmak da serbest. Daha önceki kitaplarda hiç bu kadar güldüm mü bilmiyorum. Özellikle Mila'nın ağabeyleri ile Zack'in diyaloglarını oldukça keyif alarak ve eğlenerek okudum. Zack ve Mila'nın ilişkisi bazı yerlerde eğlenceli, bazı yerlerde komik, bazı yerlerde dram dolu, içinde her şeyi barındıran bir şekilde ilerledi. Tam konu şimdi nereye bağlanacak ki derken çıkan gerçekler ise oldukça şaşırtıcı. Serinin her bir kitabında buz dağının o karanlık kısımlarını keşfediyoruz. Seri daha devam ediyor, bu yüzden kim bilir karşımıza ne gibi gizemler çıkacak daha.

Armada
8/1019.11.2017

Baskı: Armada

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/armada-ernest-cline.html Uzun zamandır bilimkurgu romanı okumuyordum ve bu yüzden bu kitabın yorumunu yazdıktan sonra kendimi bilimkurgu filmlerinin arasında kaybetmeyi düşünüyorum. Kahramanımız Zack, günlerini lise ve oyun arasında geçiren sıradan bir Amerika'lı öğrencidir. Tabi sıradanlığı hayat tarzı için geçerli. Bir gün, sınıfının camından baktığında bir uzay gemisi görür, sonrasında olan şeyler ise bildiği sandığı şeyleri sonsuza dek değiştirecektir. Evet her bilimkurgu filmi izlediğimde acaba bunlar gerçek olsaydı ne olurdu diye düşünürüm. Bir ara kendimi uzaylı yazılarının arasında kaybetmişliğim bile var ki şahsen ben onlara inanan biriyim. Acaba kahramanımız Zack gibi oynadığımız bilimkurgu oyunu bizi istilaya hazırlamak için yaratılmış bir simülatör olsaydı acaba ne yapardık? Kitabın ilk elli sayfasında Zack'in ölmüş olan babası Xavier'ım teorilerine ve birçok bilimkurgu filmine ve oyunlarına yer veriliyordu. Bu kısımları geçtikten sonra kitap ciddi anlamda açıldı ve bir gün içerisinde başından kalkmayarak okumama sebep oldu kendisini. Aslında birçoğumuzun buna bende dahil acaba diye düşündüğümüz bir senaryoyu önümüze koymuş yazar. Bu ve yazarın dilinin elli sayfadan sonra açılmasını da eklersek ben oldukça keyif alarak okudum diyebilirim kitabı. Sonu ise ayrı bir hikaye. Bir kapı kapı kapandı diğeri açıldı. Yazarın kitaba devam etmek gibi bir niyeti varsa ilkinden çok başka yerlerde olur geçenler bu yüzden çıkarsa asla kaçırmam. Ama tek kitap olarak da oldukça tatmin edici. Kapağındaki ince noktalara değinmiyorum bile. Bilimkurgu seviyorsanız bu kitabı kesinlikle kaçırmamınızı öneririm.

Baskı: Majestenin Emriyle (The Three Graces #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/majestenin-emriyle-three-graces-1.html "Yaşarsam," diye fısıldadı, "nedeni sensin. Ölürsem de nedeni sensin..." Bu dönemde geçen historicallerden okumayı özlemişim. Hatta o kadar özlemişim ki bu kitabı okuduktan ve serinin ikinci kitabına başladıktan hemen sonra bir gün içerisinde yine aynı dönemde geçen The White Princess dizisini bitirdim. Evet dönem Güller Savaşı'nın hemen sonrası. Henry Tudor tarafında savaşanların ödüllendirildiği bir dönem. Bu savaşta kralın tarafında yer alan Sör Rand Braesford, Leydi Isabel Milton ile evlenmek ister ve isteği kabul olur. Daha ilk andan beri evleneceği kadına karşı korumacı, şefkatli ve ilgili olmasından dolayı aslında onunla hiç evlenmek istemeyen Isabel'in aklına yavaş yavaş girmeye başlar. Tabi Isabel'in onunla evlenmek istememesinin nedenlerinden biri Graydon'un üç güzeli lanetidir. Bu lanete göre kız kardeşler ile aşksız bir şekilde nişanlanan her erkeğin sonu ölümdür. Tabi bu kız kardeşler ile nişanlanıp daha sonra çeşitli nedenler ile ölen bir sürü damat adayının da olduğunu belirtmeden geçmemek lazım. Ve tabi kitap ilerledikçe lanet ilk yüzünü göstermeye başlar ve Isabel'in bir seçim yapması gerekir. Kitabı beğendim diyebilirim. Aslına bu tarz dönemlerde geçen kitaplarda daha fazla tarihi detay ve betimleme isterdim, kitap bu açıdan biraz yüzeysel kalmış. Ve çeviride kullanılan kelimelerde günümüzde kullanılmayan ifadelere yer verilmiş. Bu hatalarını ikinci kitabın çevirisinde düzeltmişler ama kitabı okurken biri çıkıp berhudar olun dese şaşırmazdım. Rand'a bayıldım. Ne istediğini biliyordu, kadına da çektirmedi, aslında kadın ona çektirdi biraz. Ama ne bileyim, aslında çok fazla bir numarası olmasa da yazım tarzının akıcı olması ve konunun özlediğim bir zamanda geçmesi, e Rand gibi mükemmel bir erkek karaktere sahip olmasıyla benim gözümde okunabilir bir kitap oldu.

Bir Günah Gibi
8/1019.11.2017

Baskı: Bir Günah Gibi

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/bir-gunah-gibi-askn-renkleri-2-burcu.html Bir Günah Gibi, Burcu Büyükyıldız'ın kullanılan dil açısından en akıcı olan kitabı oldu benim için diyebilirim. Ya da uzun zamandır okumadığımdan olabilir kendisini, ama bu kitabı beğenmeme sebep olan şeylerden biri. Gerçi benim favorim hala Cezayir Menekşesi. Aşk Her Şeyi Affeder Mi? kitabının kahramanlarının oğlu ile Çilek Mevsimi'ndeki kadın karakterimiz Mira'nın ağabeyiydi Sarp Aras. Yazarı okuduğumdan beri onun hikayesini de merak ediyordum çünkü kitaplarda yer almasına rağmen aslında hakkında çok da fazla şey bilmiyorduk. Sarp'ın, hayatında maddi olmayan anlamda yeri doldurulamayacak bir eksikliğin olduğunu fark ettiği günlerde duyduğu bir ses, daha sonra o sesin söyledikleri ile aslında neyin eksik olduğunu fark eder. Ela, babası için onu köle gibi kullanan ağabeylerine katlanarak geçirdiği zamanlar ve yaşadıkları yetmezmiş gibi bir de istemediği bir şeye mecbur edildiğinde, karşısında Sarp'ı bulur. Kitabı okurken Sarp'ın çok fazla dik bir karakter olacağını düşünüyordum, aslında o da bayağı bir ısrarcı isteklerinde ama nasıl diyeyim, kızamıyorsunuz. Aynı şey Ela için de geçerli. Aslında kadın karakterimizin bir çok sahnede yaptığı şeylere sinir olsam da ona da hak vermeden edemedim okurken. Aralarındaki elektriklenme, Sarp'ın Ela için düşündükleri ve yaptıkları ile iç geçirmeden edemedim. Tabi Ela'da aslında ondan etkilense de Sarp'a karşı aldığı tavırlar normaldi bana göre. Hop diye adamın dibine girecek hali yoktu sonuçta. Ela'nın yavaş yavaş Sarp'a hissettiklerini anlaması ve adlandırması ile her şey bitecek diye bekliyoruz. Ama kızımızın ardında pek çok pislik var. Bunlardan birinin devreye girmesi kaçınılmaz oluyor. Kitapta birçok yan karakter mevcuttu.Özellikle Hazar ve Larin ile, Arhavili ve Hazel'in kitaplarını okumak için sabırsızlanıyorum. Aylar onları beklerken nasıl geçer bilmiyorum artık. Şafak sayıyorum resmen. Çıktıkları günü kendime bayram edeceğim

Baskı: Pinokyo'nun Rüyası - (Kayıp Şehir, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/pinokyonun-ruyas-kayp-sehir-2-selvi-atc.html Pinokyo'nun Rüyası ikinci okuduğum Selvi Atıcı kitabı oldu. Beni hayal kırıklığına uğratmadı diyebilirim. Özellikle kitabın konuya girişi, karakterler, okurken bir an olsun sıkılmamamın bunda etkisi büyük. Kitapta bahsedildiği şekilde Zibidi Gonzales doktor Ömer ve yüksek bir binadan tamda onun arabasının üzerine düşen bir kadının kitabıydı. Bir an ne oluyoruz diyebilirsiniz, bende öyle demiştim özellikle Gazel kim, neden ölümü seçti, kimlerden kaçıyor, ne saklıyor soruları beynimde dönüp dururken. Zibidi Gonzales ise hiç de beklediğim gibi çıkmadı. Açıkçası bu kitapta sıkılacağımı düşünüyordum ama ben nereden bileyim doktorumuzun afet-i devran olduğunu. Evet Ömer karakteri tam anlamıyla çapkının önde gideni bir doktor. Kimliksiz kitabında hakkında tam bir fikir edinememiştim ama bu kitapta bolca gözüm gönlüm şenlendi. Gazel'i kollaması, başarılı bir doktor olması, mükemmel bir adam olması ve o çikolatan çekmece de demesi yok mu? Çikolata sevmeyen beni bile benden aldı. Kurgu açısından çok girmek istemedim konuya. Sadece bazen durağan bazen dolu dolu sayfaların olduğunu bilin yeter derim. Tabi durağan olması o kısımların sıkıcı olduğu anlamına gelmiyor. Aralarında ki ilişkinin ve duyguların yavaş yavaş farkına varmaları, birbirlerinin hayatlarında yer etmeleri ve ayrılmaz bir bütün olmaya başlamaları... Ah Gazel sen ne şanslı kadınsın keşke herkes senin gibi dört ayak üstüne düşse böyle birine. Pinokyo'nun Rüyası Kayıp Şehir Serisi'nin ikinci kitabı, ayrı olarak da okunabilir ama benim gibi seri takıntınız varsa sıralamadan da gitmeyi tercih edin derim.

Baskı: Kusursuz (Second Opportunities, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/kusursuz-second-opportunities-2-judith.html Karakter geçmişi ve başlarına gelen olaylar bakımından oldukça değişik ve güzel bir kitaptı.Takıldığım ve gerçekleşmesi istemediğim bir iki olay haricinde benim için neredeyse Kusursuz'du diyebilirim. Hollywood'un en yetenekli oyuncularından biri olan Zach, yönetmenliğini yaptığı filmin setinde karısı öldürülünce cinayet suçundan hapse girer. Yıllar sonra, hapiste kalmak canına tak edince bir kaçma planı yapar ama işler ters gidince bir öğretmeni kaçırmak zorunda kalır. Öncelikle karakterlerin kendilerine ait geçmişlerine yer vermiş yazar, bunu yapmasını oldukça seviyorum. Her ikisinin nereden geldikleri, şimdiki durumlarına nasıl ulaştıkları derken karakterlerin bir araya gelmeleri biraz sürse de bu süreç kesinlikle sıkmadı beni. Ve karakterler nihayet aynı sayfada buluştuktan sonra nefesimi tutarak okudum sayfaları. Aralarında filizlenen tutku, arkadaşlık, aşk derken ve tabi ki Zack'in kaçak olmasından dolayı gelişecek olayları da sayalım, çifte hayran oldum. Hatta bazen Zack gerçekten bir katil mi yoksa değil mi ikilemine düşmedim değil. Sevmediğim iki noktadan biri yazarın aralarında yıllardır husumet olan karakterleri birden birbirleriyle barıştırması. İkinci olarak kitabın sonlarına doğru Zack'in yaptığı öküzlükler. Her ne kadar Julie'nin de hatası olsa da ki bence o ikilemde kalması gayet normaldi, Zack'in o olay sonrası yaptıkları hiç hoş değildi ve ilk dediğim şey bu çiftin olayı sonrasında da gerçekleşti. O saçmalıkları yapmasa benim gözümde var olan en mükemmel erkeklerden biri sıfatına erişecekti Zack. Bu iki sevmediğim noktayı geçersen bence özellikle romantik kitapları okumayı sevenlerin kaçırmaması gereken bir seri. Özellikle ilk kitap Cennet'de yer alan birkaç kişiyi burada da görmek oldukça güzel oldu.

Baskı: Cennet (Second Opportunities, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/11/cennet-second-opportunities-1-judith.html Cennet, McNaught'un neredeyse tarihi aşk romanlarının tadına varabileceğim bir kitap oldu. Kitap oldukça uzun bir zaman diliminde geçiyor. Bu açıdan başlarda beni oldukça sıksa da sonradan, özellikle kitabı bitirince anladım ki hiçbir kısmı gereksiz olmayan, anlattığı şeyler ve gösterdiği anılar ile karakterleri iyice sindirmeme sebep olacak şekilde yazılmıştı. Barcroft mağaza zincirlerinin varisi Meredith bir partide Matt adında bir işçi ile tanışır. Önü parlak, idealist, yakışıklı, karizmatik yani ne ararsanız vardır kendisinde tabi kızımız onu hiçbir şeyi yokken sever. Birbirlerine aşık olurlar, tabi asıl olay bununla bitmiyor. Araya giren on bir yıl, insanı deli eden bir babanın araya girip yaptığı fitne fesatlıklar derken kitabın asıl olaylarına bayağı bir sonra dahil oluyoruz. Ben bu yüzden geçmiş dönemlerinde bayağı bir sıkılmıştım ama okursanız siz benim yaptığım hatayı yapmayın. Bana göre kitapta verilen her ayrıntı ve olay dozundaydı. JM'nin sadece özellikle bir sonraki kitabı Kusursuz'da da yaptığı, kötü olayların ve yaşanmışlıkların hemen son iki bölüme sıkıştırılarak çözülmesiydi. Ve Matt ve Meredith'in o kadar uzun süren ayrılığından sonra ben birlikte oldukları son sahnelerin daha uzun sürmesini beklerdim daha doğrusu isterdim. Herkes hayatında bir defa Matt Farrell gibi bir karakteri okumalı derim ama maalesef Epsilon sağolsun kitabın baskısını bulmak bayağı zor ki bende uzun bir süre aramanın sonucunda kitabı elde etmiştim. Meredith'in evlerden ırak babası haricinde her şeyin mükemmel olduğu bir kitaptı. Yorumda fazla bir şeye değinmek istemedim aslında çoğu yorumda benim bahsetmediğim bir sürü şeyden bahsedilmiş tabi şahsen meraktan öğrenmiştim sonra pişman oldum. Demem o ki bu kitabı hiçbir olayı öğrenmeden bir şekilde okuyun. Ama ne yapın edin okuyun özellikle romantik kitapları seviyorsanız.

Baskı: İskoç Gelini (Highlanders #3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/iskoc-gelini-highlanders-3-lynsay-sands.html Yorumu yazarken anladım ki ben bu kitabı sevmemişim. Öncelikle tarihi kurgu olarak romanın geçtiği yıl belirtilmemiş. Ben yazarların bunu belirtmesini tercih ediyorum. İkinci olarak kitapta verilen tarihi kurgu detayları olmasa günümüzde geçen bir kitap okuyor olduğumu bile sanabilirdim. Çeviriden mi yazardan mı bilmiyorum ama konuşmalar ve düşünceler çok fazla günümüze ait tabirler taşıyordu. Ana karakterimiz Saidh dördüncü kocasınında ölmesi üzerine yas tutan kuzeni Fenella'nın yanına MacDonnell topraklarına gider. Orada, MacDonnel hanesinin yeni beyi Greer ile tanışır, birbirlerinden oldukça fazla ve hızlı bir şekilde etkilenirler. Evet bence olayların gelişimi çok çok fazla hızlıydı. Karakterlerimizin birbirlerinden etkilenmesini geçtim aynı hızla beraber olmaları bile. Olaylar birbiri ardına ve çok yüzeysel bir biçimde gelişti. Ayrıca kitapta çok fazla karakter vardı. Özellikle Saidh'in sahip olduğu yedi ağabeyin olaylara dahil olmasıyla bende kim kimdi sorunsalı başladı. Genelde böyle olmam. Ağabeylerden Auley ve Rory haricindekiler kitapta gereksiz figüran gibi durmuşlar. Yazar hepsini bir arada yürütmeyi başaramamış bence. Özellikle ana erkek karakterimiz Greer'i. Saidh'e çok ısınamadım ama yine de onun ailesiyle bağı, aşağı yukarı neler düşünebileceği ve yapabileceği hakkında bir fikrimiz oluyordu okurken. Nasıl biri olduğu yeterince işlenmişti. Aralarında söz edilen bir aşk var ama ben aralarında cinsel elektrik haricinde çok da bir şey göremedim. Tabi bu kitapta her şey çok kötü demek değil özellikle Saidh ve Greer ile Saidh'in ağabeyleri ile olan birkaç diyalogları çok eğlenceliydi. Kitapta akıcıydı tabi bence yer alan hataları saymazsak eğer. Bir de bu serinin üçüncü kitabıymış neden üçüncüden basmaya başlamışlar anlamadım. Bu kitapta en çok sevdiğim şey ise Saidh'in ağabeyi Auley'di. Onun hikayesini okumak için sabırsızlanıyorum. Seri olarak ele alınırsa okunması gerekip gerekmediğini devam kitabı çıkarsa göreceğiz. Bunun dışında alıp okumanıza gerek yok özellikle tarihi kurgu okumamış ya da az okumuş olanların bu kitabı okurlarsa baştan bırakabilme ihtimalleri var.

Baskı: Güzel ve Milyoner (Billionaire Boys Club, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/guzel-ve-milyoner-billionaire-boys-club.html Birinci kitap, yetişkin roman türlerinde ender rastlanan bir şekilde çok güzel bir açılış yapmıştı. Ada sahnelerini severek okumuştum. O kitapta gelişen olaylar ile bu kitap için de beklentim bir hayli yüksekti. Ama aynı şeyi ikinci kitap Güzel ve Milyoner için söyleyemeyeceğim. İlk kitapta Gretchen'i gören Hunter ona bakınca büyülenir ve kadının kendi evinde çalışması için birkaç entrika çevirir. Gretchen anonim bir yazardır, neredeyse iki yüz yıllık olan mektupların kitaplaştırılma sürecinde özel olarak istenince, parası da iyi olunca işi kabul eder. Tek bir şart vardır. Mektuplar, ait oldukları evden kesinlikle çıkarılmayacaktır, bu yüzden süreç bitene kadar Gretchen o evde de yaşamayı kabul etmelidir. Evet ben böyle anlatınca bazılarınıza normal bazılarınıza ilginç gelebilir konu. Bana ilginç gelmişti. Açıkçası çok fazla beklentim vardı. Milyoner kulübünün zengin, sessiz, yaralarla kaplı üyesinin hikayesini okumayı iple çekiyordum. Gretchen deli dolu, lafını asla esirgemeyen, cinsellik konusunda özgür bir karakterdi. Hunter ise insanlardan kaçan, yaraları yüzünden küçük yaşta özgüven eksikliğine sahipti. E insanlardan kaçtığı için doğal olarak da cinsellik konusunda sıfır bilgisi vardı. Anlayacağınız çoğu kitapta genel olarak rol alan özellikler bu kitapta yer değiştirmiş karakterler arasında. Buna da tamam dedim. Ama yok, yetişkinkin bir kitap olunca doğal olarak umduğunuzu çoğu zaman cinsel sahnelerin fazlalığı, karakter diyalogların azlığı yüzünden bulamayabiliyorsunuz. Ben özgüvensiz erkek karakter okumayı sevmiyormuşum onu anladım. Sürekli ben yaralıyım, ben tiksinçim, ben iğrencim tavırlarındaydı açıkçası Gretchen'ın hop diye üzerine atlamasına şaşırdım adamın. Özellikle sürekli neden gösterilen yaralarının yüzündekiler haricinde pek bir bahsi geçirilmemişti. Ha burada adam yaralı kadının etkilenmesi iğrenç demiyorum tam tersine etkilendi o zaman etkilendiği şeyler bir iki diyalogda neden kaldı onu anlamadım. Aslında bu türdeki kitaplarda çok fazla bir şey beklememek lazım. Seriye yine de devam edeceğim. Özellikle bir sonraki ve serinin en sonuncu kitabını büyük bir merakla bekliyorum. Siz de ilk kitabı beğendiyseniz bunu çok fazla takılmadan okuyun derim. Her serinin bir nazar boncuğu vardır diye inanıyorum. Bu kitapta nazar boncuğu olsun, özellikle son kitabın kadın karakteri uyuşturucu bağımlısı bir şarkıcı olunca beklenti bende tavan yapıyor.

Baskı: Bir Dükün Kalbini Titretecek On Bir Skandal (Love By Numbers, #3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/bir-dukun-kalbini-titretecek-on-bir.html Evet bu kitapta türün çoğu kitabından farklı olarak tam tamına bir İngiliz lordu okuduğumu hissettim. Mavi kandan olmayanları aşağılayan, kibirli, skandallarla işi olmayan, olana da tavrını ve mesafesini koyan biriydi. Ciddiyetini bir önceki kitabı okumuş olan varsa gayet iyi hatırlar. Julianna ise ilk kitapta babasının ölümü ve annesinin onu da terk etmesinden sonra üvey kardeşlerinin yanına İngiltere'ye gelen bir İtalya'ndır. Annesinin yıllar önce ailesini terk etmesinden sonra Julianna onun ahlaksızlarının varisi olarak görülüp sosyetede sürekli dışlanır. Ve evet bu kişilerin arasında bizim 'Kibir Dükü' de vardır. Julianna'nın Simon'un aklında yavaş yavaş geri döndürülemez bir biçimde yer etmesini okurken kinimden yerimde duramadım. Bu adamın Julianna'ya çektirdiklerinden ve söylediklerinden sonra yüz sayfa yerlerde sürünecek olsa okurdum keyifle. Tamam etkileyici, mükemmel, okurken ayılıp bayıldığım biriydi ama bu isteklerimin önüne geçemiyor. Şimdi bu yazdıklarımdan sonra kitap size iç karartıcı gibi gelebilir ama aslına bakarsanız oldukça eğlenceli sahnelere sahip olan bir kitaptı.Karakterlerimizin skandaldan skandala koşması, aralarındaki tutkunun ağları örmesi ve bir de kitabın dilinin çok akıcı olmasını da eklersek zaman su gibi akıp geçmişti okurken. Sarah Maclean benim favori tarihi aşk yazarlarımın arasına çoktan yerleşti. Bir de diğer dört kitaplık serisinde bu seride geçen merak ettiğim iki karakterin hikayeleri var. Kronolojik olarak ilk olan bu seri önce çıkmadığı için karıştıranlara söyleyeyim benim gibi, sonu havada kalan iki karakterinde hikayesi yazılmış.

Baskı: Bir Lordu Dize Getirmenin On Yolu (Love By Numbers, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/bir-lordu-dize-getirmenin-on-yolu-love.html Sarah Maclean'ın bu kitabını nasıl uzun süre okumamışım da kitaplığımda bekletmişim anlamadım. Aslında benim yaptığım hata bu kitabın, serinin ilk kitabından daha düşük seviyede olacağını düşünmemdi karakter açısından. Ama benim gibi düşünenlere söyleyeyim hiç de öyle değilmiş. Serinin üç baş erkek karakterinden en sevdiğim, bana göre en hödük olmayan kişiydi Nicholas St. John. Yardıma ihtiyacı olan kadınları çatısının altına toplayıp onlara yardım eden, okuması en keyifli leydilerden Isabel ile yıllarını casusuluk ve hükümet adına kaçakları yakalamakla geçirdikten sonra ülkesine dönen, Ralston markisinin ikiz kardeşi Nick mükemmel bir ikili olmuşlar bana göre. Ortada bulunması gereken biri olunca ikilinin yollarının kesişmesi kaçınılmaz oldu elbette. Ulusal harekatımız bayrakları asma işi bu kitapta da devreye girebilir çünkü kitapta yardımcı karakterlerden biri Türk'tü. Adı Dorukhan, namı diğer Rock olan iri kıyım karakterimizi şahsen daha çok görmek isterdim. Yazarın kalemi zaten çok iyi, bunun yanı sıra çeviri de iyi olunca kitap su gibi akıp gitti. Isabel ve Nick'in aralarındaki etkileşime değinmiyorum bile. Mükemmeldi... Isabel'in düştüğü ikilemler, sorumlulukları, sağolsun damat adayımız da pek bir dürüsttü amaçları hakkında. Minerva Evi'nin kızları ise bence ayrıca okunmayı hak ediyorlardı. Yazar çıkardı mı bilmiyorum ama bu tarz bir şey yazması bence çok iyi olurdu. Okurken güldüğüm, üzüldüğüm, aşık olduğum bu kitabı hatta seriyi tarihi aşk severlerin kaçırdığını düşünmüyorum. Türe yeni başlayanlar ya da başlayacaklar için ise güzel alternatiflerden.

Değirmen
9/1014.10.2017

Baskı: Değirmen

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/degirmen-sabahattin-ali-kitap-yorumu.html İşte adaşım, sana seven bir Çingene'nin hikayesi. Çiçeklerin açtığı mevsimde, senin kollarına yaslanan ve çiçekler kadar güzel kokan bir vücutla uzak su kenarlarında oturmak ve öpüşmek, yoruluncaya kadar öpüşmek hoş şeydir... Seni gördüğü zaman zalimce başını çeviren mağrur bir dilberin kapısı önünde ve ay ışığı altında sabaha kadar dolaşmak, bunu candan arkadaşlara ağlayarak anlatmak, söz aramızda, gene hoş şeydir. Fakat sevgili bir vücutta bulunmayan bir şeyi kendisinde taşımaya tahammül etmeyerek onu koparıp atabilmek, işte adaşım, yalnız bu sevmektir. ••• Sabahattin Ali'nin toplam on altı öyküsünden oluşan Değirmen'i elime alıp bitirmem bir oldu. Her biri kısalıkları ile tam tersi olarak ayrı bir maceraydılar benim için. Ve evet, aynı zamanda nihayet Sabahattin Ali'nin kalemi ile tanışabiliyorum. Düşündüğümden çok daha akıcı ve anlaşılabilirdi. Kişisel düşünceleri ve dönemin havası iç içe girmişti. Özellikle ilk sayfada karşılaştığım, kitaba adını veren Değirmen'i ayrı bir sevdim. Hayat hikayesinden ve yaşadıklarından anladığım kadarıyla kendisi dönem hükümetini, hükümet adamlarını pek sevmeyen birisi bunu da öykülerine yansıtmış. Yani romanda geçen sanırsam tüm, bir şekilde güç sahibi olanlar kötü, uçkurusundan başka bir şey düşünmeyen kişilerdi. Yazar ön sözünde bu eseri için çocukluk dönemim, amatörlüğüm ve buna benzer terimler kullanmış. Kendisinin demek istediği şekilde amatörce ya da fazla havada olan bu eserini bir çırpıda okuduysam kalan eserlerini nasıl hevesle okuyup bitireceğim benim için ayrı merak konusu. Kısa öykülerin her birinin sonuna geldiğinizde içinize bazen koca bir taş oturabilir, bazende vay be ben ne okudum diyebilirsiniz benim gibi muhtemelen. Kısacası benim gibi geç kalmayın, Sabahattin Ali ve diğer dönem yazarlarımıza en yakın fırsatı bulduğunuzda başlayın.

Baskı: Mükemmel (Flawed #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/mukemmel-flawed-2-cecelia-ahern-kitap.html Kusurlu serisini ikinci kitap Mükemmel ile noktalamış bulunmaktayım. İkinci kitap ilki kadar akıcıydı, bu kadar uzun sürede okumamın nedeni üniversite dolayısı ile şehir dışına gitmem, yoksa ilk kitaptan sonra on kere daha bitirmiştim kendilerini. Bilim kurgu, distopya serileri kesinlikle kendi içimde öne çıkardığım tür olarak yükselişte. Cecelia Ahern'in kalemini ilk kitapta olduğu gibi çok sevdim. Kitabın konusu genel itibariyle aslında biraz da felsefik göndermeli tabi ana karakterimizin gözünden okurken o kısımları gözden kaçırabilirsiniz. Kahramanımız Celestine'i bu kitapta bir kaçak olarak okuyoruz. Hükümet peşinde, Crevan peşinde, kızımızı ise kendini mi kurtarsın, yoksa sistemi mi çökertsin ara sıra bunun karmaşasına düşerken buluyoruz. Tahmin ettiğim kadar beni şaşırtan kısımları da vardı olayların gidişatında. Bir de aşka çok girmemiş yazar, ben en çok onu sevdim. Özellikle genç kurgu, distopya kitaplarında bu tarz hususları bayağı cıvıklaştıranlar oluyormuş türü çok okuyanlar benden daha iyi bilir. Kitapta aşk üçgeni olacak diye çok korkmuştum aslında var ama varımsı vıcık vıcık ele alınmamış bu konu da. Özellikle serinin iki kitapla sınırlı tutulması ideal olmuş. Ama bu serinin yan kitabı olsa genç kurgu yerine yöneticilerin gözünden anlatılan oldukça zevk alarak okurdum ben, yazarım yarattığı dünya kesinlikle çok daha fazlasına müsait bir ortama sahip. Kitabın dilini ve çevirisini oldukça beğendim, kapağı ise mükemmel olmuş diğeri gibi. Bu seriyi benim gibi distopya türüne yeni başlayanlara tavsiye ederim.

Baskı: Evli Barklı (Tangled, #4)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/evli-barkl-tangled-4-emma-chase-kitap.html Öncelikle Darmadağınık ve Sıkı Fıkı yorumlarımı okuyanlar Drew'den çok da haz almadığımı bilirler. Kendilerini bir kaşık suda boğmak istememin yanı sıra, suratına birkaç tane yumruk sallayasım gelmişti. Tabi böyle düşünen biri Drew'in anlatıcı olduğu bir kitaptan nasıl haz aldı diye düşünebilirsiniz, bende bilmiyorum bu sorunun cevabını. Bu kitapta beş çapkın erkek ve beş manyak kadının Kate ve Drew'in yaklaşan düğünü öncesi bekarlığa veda partisine gitmelerini okurken ne yapacaklar yine diye düşünmeden edemedim. Bu sefer olaysız, kazasız belasız okuduk çiftimizi, tabi başka bir çift için bu durumun geçerli olmadığını bilin diyeyim. Eğlendim, bol bol kahkaha attım-gece saat üç falandı- biraz da hüzünlendim. Dört kitap boyunca bize eşlik eden kahramanlarımız ile vedalaşmak üzücü oldu. Drew'den haz etmesem de anlatımını, bakış açısını-çoğu zaman- seviyordum, üstelik yazarın anlatımı da bu türdeki diğer kitaplar için olan çıtamı bir hayli yükseltti diyebilirim. Bu konu, hatta bu kitap başka bir yazarın elinden çıksaydı, hatta normalde sevdiğim birkaç yazardan bile çok rahat batırılırdı. Çevirisi ise ayrı bir güzeldi onu da söylemeden geçmek olmaz. Her ne kadar öküz olsa da şeytan tüyü bolca bulunan Drew, Kate, çocukları James ki onu çok daha fazla görmek isterdim, Matthew ve Dee çifti, Mackenzie ve çok daha fazlası ile romantik komedi severlere ve yetişkin içerikten rahatsız olmayanlara gönül rahatlığı ile tavsiye ederim seriyi.

Kusurlu
8/1014.10.2017

Baskı: Kusurlu

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/10/kusurlu-flawed-1-cecilia-ahern-kitap.html Asıl Kusurlular, kusursuzluğu arayanlar mı? Toplum, işine geldiği zaman gayet iki yüzlü olabiliyor. Bu kitapta kitabın karakterle yürüyen olay örgüsünden çok kitabın arka planında yer alan olaylara hayran kaldım diyebilirim. Distopik bir İskoçya'da, yöneticilerin ve liderlerin yaptıklarından bıkan halk, onları alaşağı eder ve yerlerine kusursuz, hata yapmayan, yanlış karar vermeyen, risk almayan kişileri geçirirler. Normal işleyen yasaların yanı sıra bir de toplumsal ahlak adı altında Divan denilen bir grup yargılamalar yapmaktadır tamamiyle yasal olarak ve halkın bir kesimini de yanlarına alarak uzun süre otoritelerini sürdürürler. Yalan söyleyen, hata yapan, eşini aldatan, akla gelebilecek tüm toplumsal kurallarla halk denetim altındadır. Yasalara uymayanlar damgalanır ve Kusurlu adı altında toplumdan dışlanırlar. Sayfalarda çoğu zaman onların yaşadığı insanlık dışı muameleleri görüyorsunuz alttan alta. Ve en önemlisi de insanların gerçekten ne kadar iki yüzlü olduğunu. Hem o kurgusal dünya da, hem de burada bizim hayatlarımızda. Kahramanımız Celestine ise bu düzenin destekleyicilerinden 17 yaşında bir kız. Sevgilisi Divan başkanının oğlu, ailesi toplumun gözünde tamamiyle Kusursuz, hayatı mükemmel... Ama nereye kadar? Celestine bu düzenin sürdürülmesi gerektiğine inanıyor tabi kendisi aynı zamanda bu işleyişin sonuçlarından sadece kendisine verilen, yandaş medyanın gösterdikleri sayesinde bir şeyler biliyor ya da bildiğini sanıyor diyebilirim. Sonra ne mi oluyor? Sorgulamaya başlıyor. Kitap başından sonuna kadar beni aldı götürdü diyebilirim. Bu tür da daha yeniyim, o yüzden belki çok daha kapsamlı kitaplar okuyanlar kitabı yeterli bulmaya bilir ama benim için oldukça tatmin ediciydi. Yazarın dilini oldukça sevdim. Özellikle Celestine karakterini anlatışına. Onun sorgulaması, yüzleşmesi, pes etmemesi, insan olması... Kendisi favori karakterlerimden biri oldu diyebilirim. Sistemi kendi çıkarlarına göre kullanan yöneticiler, toplumun iğrenç yanlarının bir kez daha gün yüzüne çıkarılması, devam kitaba bırakılmış olan gizemli kaybolmalar ve spoiler yememeniz için söylemediğim onca şey ile size tavsiyem bu kitabı okumanız, okumadan önce ise iki kitabı beraber almanız. Benim olmayan uyku düzenim çöktü sayelerinde. Bu arada kapaklara bayıldığımı söylemiş miydim?

Baskı: Sıkı Fıkı (Tangled, #3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/sk-fk-tangled-3-emma-chase-kitap-yorumu.html Emma Chase'in kalemini okumayı özlemişim. Her ne kadar serinin ikinci kitabı Darmadağınık'a karşı bir süre kindar hisler beslesem de Sıkı Fıkı'yı daha doğrusu Matthew ve Dee'yi büyük bir heyecanla okumayı bekliyordum. Malum Drew öküzünün aksine Matthew gayet ideal bir erkek karakter olmuştu. Ben onu daha çok sevdim diyebilirim. İlk olarak Drew kadar öküz değil, bayağı Dee'nin etrafında pervane oluyor kendisi hatta, ilişkilerinin bazı bölümlerinde olan şeyler yüzünden kadın karakterimize kızmadan önce onunda ilişki geçmişini düşünmek lazım önce bence. Karmakarışık kitabında karşımıza çıkan, sonrasında pek fazla beraber görünmeselerde sinyallerini veren karakterlerdi ikisi de. Her ne kadar okumak istesem de fazla bir beklenti de değildim. Sürükleyiciliği konusunda tereddütüm yoktu ama bu kadar akıcı olmasını da beklemiyordum. Konu olarak kesinlikle başka çoğu yazarın elinde çin işkencesine dönebilirdi bu kitap. Matthew'in gözünden okumak ise ilaç gibi geldi bana. Okurken çoğu yerde kahkahalarımı tutamadım. Bir kadın yazarı böyle bir karakter anlatımı yarattığı için ayakta alkışlamak lazım. Yan karakterlerin hepsine bayıldım. Zaman olarak Karmakarışık kitabıyla aynı ilerliyor ama Drew ve Kate çok gözükmediğinden fazla sahne tekrarı yaşamıyorsunuz, Drew'in alameti fabrikası öküzlüğü haricinde. Dee, parti kızı görünüşünün aksine bir bilim insanı oluyor. Erkeklere güvensiz, tek gecelik ilişkilerin ondan sorulduğu biri, ondan gayet hoşlandım hatta en sevdiğim özelliği ağzına geleni direk söylemesi oldu. Matthew'ciğim ise öküz arkadaşından sonra gerek jestleriyle, gerek davranışıyla, gerek bir yere kadar olan anlayışıyla kalbimi fethetti. Serilerdeki yan karakterleri okumak hep daha eğlenceli olur zaten. Okuyacakları önceden uyarayım kitap yetişkin içerikli. Yazarın bu serisi yayınlanmışken umarım Ephesus başka kitaplarına da el atar.

Buz Sıcağı
9/1011.09.2017

Baskı: Buz Sıcağı

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/buz-scag-fatih-murat-arsal-kitap-yorumu.html Başarılı bir cerrah olan Zafer, arkadaşının kızının düğününden dönerken yolda ayakları çıplak, üzerinde hiçbir eşyası olmadan yolda yürüyen bir kadına denk gelir ve ona yardım eder. Başına çok kötü şeyler gelmiş olduğu belli olan, üstelik amcasının evinden de reddilen Zeynep'i yanına alarak onun da okuduğu İstanbul'a götürür. Tabi sonrasında olan olaylara değinmeye gerek yok sürprizi kaçmasın. Öncelikle Zeynep karakteri şımarıktı ama seveceğiniz türden bir şımarıklık diyebilirim şen şakrak, alev gibi bir kadındı. Zafer ise benim okumaktan çok hoşlandığım biriydi, özellikle yaptıkları ile Tahir'den sonra ki favori FMArsal erkeği oldu gözümde. Yazarın yarattığı karakterler genelde birbirlerine benzerler ama burada Zeynep ve Zafer'in ilişkilerinin serpilmesine neden olan bir olay ve yaşanmışlık vardı. Açıkçası bunun ilk başta kızın yanlış anlaması olduğunu düşünmüştüm hatta yazarın daha önceki kitabında olan bir olay gibi olabileceğini. Bu olay ve sonrasında karakterlerin davranışlarını bu yazarın kaleminden okumak çok güzel oldu. Benim için en önemli artısıydı kitabın. Yan karakterlerden özellikle Cengiz karakterini çok sevdim onunla ilgili bir muhabbete kahkahalarımı tutamadım. Bir de Zeynep'in eski sevgilisi Furkan var. Ah elimde kürekle kazmayla kovalayasım geldi o adamı. Zerre hoşlanmadım. Kitap boyu hem güldüm, hem sinirlendim, hem üzüldüm. Ve tabiki de birkaç saat içerisinde okudum bitirdim. Yazarın dili ise her zamanki gibi çok güzeldi. Türk romantik yazarları arasında en sevdiğim olur kendisi anlatım tarzı pek çoğundan daha farklı. Sade, güzel detaylar veren ve karakterler ile bütünleşmenizi sağlayan türden. Ve son olarak Zafer diyorum başka bir şey demiyorum. Onun hakkında diyeceğim her şey az kalır gerçeğinin yanında. Zeynep'in ailesine bir sözü vardı, beni benden aldı diyebilirim. Yok vazgeçiyorum. Yeni favori FMArsal erkeğim sensin.

Yolcu
8/1009.09.2017

Baskı: Yolcu

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/yolcu-lisa-lutz-kitap-yorumu.html Gözlerimi kapattığımda bazen başka bir dünyanın içine giriyorum, alternatif evrenime. O gece hiç olmamış gibi. Ya da olmuşsa bile, biz hiç karışmamışız gibi. Yapacağımızı söylediğimiz her şeyi yapmışız. Hatta paylaştığımız ucuz tek odalı bir dairenin net bir resmi bile gözlerimin önünde canlanıyor. Asansörsüz bir binanın üçüncü katı. Sıcak yaz gecelerinde yangın merdiveninde oturuyor ve bira içip, yıldızlara bakıyoruz. Düşündüm de, şu an orada birlikte olabiliriz. Ama sonuçta bu gerçek değil. Genelde okuduğum gizem, gerilim kitapları beni pek sarmaz ve tatmin olmam. Ama Yolcu istediklerimi bulduğum bir kitaptı. Tanya Dubois kocasını ölü bulmasının ardından bütün okların ona yöneleceğini düşünerek bütün nakit parasını alıp kaçar. Adını ve hayatını kolaylıkla bırakmayan nasıl başarabildiğini sorabilirsiniz, ana karakterimiz bu işlerde oldukça beceri sahibi biri. Ben şahsen Tanya, Amelia, adı ve büründüğü kimlik ne olursa olsun karakterin kendisine hayran kaldım. Kitap boyunca onun geçmişini, kılık ve kimlik değiştirmede nasıl bu kadar başarılı olduğunu, en önemlisi bunu neden yapmak zorunda olduğunu merak edip durdum. Kitap saydığım nedenler sayesinde oldukça sürükledi beni. Dili oldukça akıcıydı, çevirinin etkisi de bunda büyük. Gizem, gerilim türünü sevenlere ve yeni bir tat arayanlara tavsiye ederim.

Baskı: Aldatıcı Öpücük (The Remnant Chronicles #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/kcbt-33-blog-turu-aldatc-opucuk-remnant.html Fantastik bir kurgu, farklı bir evren, büyüler, efsaneler, mitolojiler, akıcı bir dil... Remnant serisine hoşgeldiniz! Morrighan Hanesi'nin İlk Kız Çocuğu olan Prenses Lia onu bekleyen kaderi ve evliliğine başkaldırır ve düğün günü saraydan kaçar. Remnant dünyasında ilk kız çocuğu olmanız demek bir lütfu içinde taşımanız anlamına geliyor. Lia ise bunların ne olduğunu biraz zor yoldan ve uzun süre sonra öğreniyor diyebilirim. Lia'nın eski müstakbel kocası Dalberck Prensi ve Venda tarafından gönderilmiş bir katil ile yolunun kesişmesi kaçınılmaz oluyor. Çoğu kez söylediğim gibi ben 15-19 yaş arası ana karakterlerden pek hoşlanmam, beğendiğim kitaplar ise nadirdir bu şekilde olan, Aldatıcı Öpücük de onların arasına katıldı. Lia'ya ne olacağı, gerçek kimliklerin ne zaman açığa çıkacağı derken okurken zaman su gibi akıp geçti. Kitapta Venda Ezgisi ve Gaudrel'in Son Ahitleri denen o dünyaya ait mitlerden parçalara da yer veriyordu. Biraz süslü, ağdalı ve bizim eski mitlerimiz tarzında dolambaçlı yazılmışlardı. Ana hikaye kadar onları da okumak bir hayli keyifliydi diyebilirim benim için. Kitap biraz durağan ilerliyordu ama bir andan sonra olaylar hızla gelişti. Yığılma şeklinde değilde parça parçaydı yaşananlar. Özellikle hiç beklemediğim kötü bir olay meydana geliyor.Bunun ne olduğunu söylemeyeceğim gizemi daha fazla bozulmasın. Ama o olaydan sonra Lia'nın ne yapacağını çok merak ediyorum özellikle kitabın tamamı şeker gibiydi ama sonunda çocuğun elinden aldılar onu... Çeviri ile beraber kitabın dili sade ve akıcıydı.Kapağı ise ayrı bir beğendim özellikle iç tasarımda o dünyanın haritasının çizimi ayrı bir güzel olmuş. Rafe ve Kaden yani prens ve katil karakterlerini de çok sevdim. İlerleyen sayfalarda ve sona doğru ise bize, daha doğrusu Lia'ya dayatılan iyi kötü kavramını sorgulamamıza neden olacak birkaç olay yaşanıyor. Kaden'da bu sürecin bir parçası. Son olarak kitapta yer alan yan karakterlerden Lia'nın hizmetçisi Pauline'i olanlardan sonra hem sevdim hem üzüldüm. Lia kadar ona da ne olacağını okumak için sabırsızlanıyorum.

Tadımlık Aşk
8/1006.09.2017

Baskı: Tadımlık Aşk

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/tadmlk-ask-ilknur-birdal-kitap-yorumu.html Ufak sorunlar geçiştirildikçe büyür dağ olurlar. Bir zaman sonra en ufak şeyin bile gözünüze battığı anlar gelir karşınızdakine karşı. Özellikle evliliklerde bir taraf bile olsa konuşma yanlısı değilse ya da alttan alıyorsa bu problemler koca bir soruna dönüşürler zaman geçtikçe. Birbirlerine çok aşık olan, muhteşem zaman geçiren çiftlerimiz evlenirler ve mutlu son denir. Tabi bu kitaptaki ana karakterlerimiz Burçak ve Dinçer mutlu sonu sonsuza kadar sürdüremiyorlar. Yukarıda saydıklarım onlar için tek tek gerçekleşiyor. Çiftimiz arasında aşk ve tutku var ama birbirlerini anlama ve idare etme konusunda hiç iyi değiller. Kitabın büyük bir bölümünde evliliklerindeki sorunun Dinçer'den kaynaklandığını düşünsem de kitabı okudukça Burçak'ında öyle kolay bir insan olmadığını anladım. Çiftler birbirlerini ne kadar çok sevseler de bir hayatı, bir evi paylaşmak da bir o kadar zor. Emek ve sabır isteyen bir iş. Herkes altından kalkamıyor. Kimse mükemmel değildir. Mükemmel olmayan çiftimiz bir arada kalabilecek mi bu soruyu okursanız çözeceksiniz. Bu şekilde anlatmama bakmayın kitap romantik komedi türünde. Yazar böyle bir konuyu bize güzel ve eğlenceli, yeri geldiğinde sinirleneceğiniz ya da duygulanacağınız bir şekilde anlatmış. Yan karakterleri oldukça sevdim özellikle İnci ve Erdem çiftini okumak isterdim yazar onlara tadımlık yer vermiş. Kitapta hem çiftimizin evlilik sorunlarını hem de geçmişteki flört gibi dönemlerini okuyoruz. Ah siz neymişsiniz de ne olmuşsunuz dedim okurken. Sadece çiftler değil arkadaşlar, aileler de küçük problemleri bir şey olmaz deyip kenara atmamalı. Kısaca mutlu sondan sonraki en önemli zamanları yani evliliğin ilk yıllarını toz pembe şekilde anlatmayan, karakterlerin bir masalın kusursuz karakterleri değilde gerçek hayattan olduğu bu kitabı romantik sevenlere tavsiye ederim.

Baskı: Suya Yazılan Hayaller (Friday Harbor, #3)

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/09/suya-yazlan-hayaller-friday-harbor-3.html Lisa Kleypas tarihi aşk kitapları konusunda oldukça güvendiğim bir yazardır. Günümüz serisinde kalemini o türdeki seriler kadar iyi bulmasam da yine de bir çok seriden daha önde benim için. Friday Harbor serisi üç kardeşin hikayesini anlatıyor fakat bir dördüncü kitabı da var o da umarım yakın zamanda çevirilir. Bu kitabın kahramanı uzun zamandır merak ettiğim Alex Nolan'dı. Boşanmış, alkolik, dibe vurmuş olan bir adam olarak yeni bir sayfayla nasıl başa çıkacağını, daha doğrusu yeni bir sayfa isteyip istemediğini merak ettiğim bir karakterdi. Zoe ise talihsiz bir evlilik, nefretlik bir baba ve muhteşem büyükannesi ile kuzeniyle beraber okumayı oldukça sevdiğim biri oldu. Özellikle kuzeni Justine ile sonlara doğru olan muhabbetlerini okurken kahkahalarıma engel olamadım. Sanırım bir sonraki kitap onun, okumak için sabırsızlanıyorum. Bir önceki kitap Aşkın Son Yankısı'nda meydana gelen bazı olayların ve davranışların tuhaf olduğunu düşünmüştüm. Bu kitapta onların gizemi çözüme kavuşuyor ve bir de olay daha da fantastikleşiyor diyebilirim. Unutmadan, kitap boyunca bize eşlik eden bir hayalet var. Ve kendisi oldukça eğlenceli. Evet, bildiğimiz hayalet. Gizemli, aydınlatılması gereken bir geçmiş ve bunun yanında bu olayların Zoe ve Alex ile ne alakası olduğunu kitap boyu merak ettim. Hatta bu hayaletin gizemini bazı anlarda onlardan daha fazla merak ettim desem yalan olmaz. Biraz tahmin ettiğim gibi olsa da, kitabın benim için akıcı olmasında büyük etkisi var. Çeviri ve kapağını da oldukça beğendim. Hafif, zaman geçirmelik ama bunun yanında kaliteli bir şeyler okumak istiyorsanız seriyi tavsiye ederim.

Baskı: Ateşten Doğan (Dani O'Malley, #3)(Ateş, #8)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2017/08/atesten-dogan-dani-omalley-3ates-8.html Spoiler dolu bir yorum olmasın diye binbir takla attım diyebilirim önceki kitapları okumayanlar için. Ateş serisi, şüphesiz yetişkin fantastik okurlarının gözdesi olan bir seri. Ama maalesef ülkemizde yayıncılar tarafından üvey evlat muamelesi görüyor. Serinin ulaşılamayan bir türlü de yenisi basılmayan Epsilon'un çıkardığı ilk iki kitabı mı dersiniz, Artemis'in de basmadığı ilk iki kitap ile bu kitabı Haziran da çıkacak diye Ağustos'ta çıkarması mı dersiniz, bu süreçte kimselere cevap vermeye tenezzül etmemesi mi dersiniz... Bu seriye başlamak isteyen çok kişi var ama yukarıda saydığım faktörlerden dolayı başlayamıyorlar. Yine de maalesef size tavsiyem ilk üç kitabı pdf okumanız, ya da oldukça fahiş fiyata alabilirsiniz paragöz sahaflardan dolayı. Gerçi yine birkaç sahafta şans eseri 5-10 tl ye bulmanız mümkün olabiliyor. Gelelim Ateşten Doğan'ın yorumuna. Kitap tek kelime ile özetlenebilir. Mükemmeldi. Rüya Ateşi kitabında çevirmenin diline ve tabirlerine henüz alışamamıştım ama Ateşten Doğan'da anladım ki bu sefer dili iyi oturtmuşum çeviriyi çok beğendim. Alev'in şok edici sonundan sonra ne olacak ne bitti olay neydi diyerek yabancı yorumları okumayı çok düşündüm ama bir kere yandım bu konudan büyük bir spoiler yiyerek o yüzden kitap çıkana kadar bu kısım bende karanlık kalmıştı. Barrons, Mac, Ryodan, Dani-Jada- karakterlerinin sahnelerinden bahsetmek bile istemiyorum kendimi tutamayıp spoiler verebilirim çünkü. Ama kitabın tamamı gibi onları uzun zaman sonra tekrar okumak mükemmel bir histi. Özellikle Dani-Jada- bölümleri ile oldukça doyurucuydu. Bu kızı Buz kitabına kadar pek sevmiyordum ama fikrim onun gözünden bir kitap sonrasında değişmişti. Karakterler arasındaki tutkuyu ve inatlaşmalarını okumak beni kendime getirdi. Bu kitapta Fae evreni biraz daha arka plandaydı. Tabi aksiyon tam gaz devam ediyor. Ve şok edici sonlardan biri bu kitapta da yer alıyor. Meraktan ölmek sanırım tıp lügatına girebilir benim sayemde. Gidişat öyle gözüküyor. Kapağın şahaneliğinden bahsetmeme gerek yok sanırım?

ÖncekiSayfa 5 / 13Sonraki