Dilara Korkmaz
@Dilara Korkmaz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Kaçak Yolcu (Malory-Anderson Family #3)

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/kacak-yolcu-malory-family-3-johanna.html Öncelikli olarak bu seriyi okumak istiyorsanız sıralamadan gitmeniz daha doğru olur. İkinci kitap Hırçın Aşk'ta James ve Antony Roslynn'in kuzenini ararken İskoç olup şüphelerine uyan iki kişiyi ellerinden kaçırmışlardı. James son anda onlardan birinin kadın olduğunu öğrenmişti. Kim olduğunu da uzun süre delice merak etti tabi. İşte o kızımız, Amerika'dan kayıp nişanlısını bulmak için emektar çalışanıyla beraber İngiltere'ye gelen Georgina'ydı. Tabi soyulduktan ve eve dönmek için çalışmaktan başka çaresi olmayınca soluğu bir gemide alır. Gemi kimin tahmin edersiniz, Malory ailesinin son bekar kalesi, çok da eski olmayan bir zaman önce korsanlık yapmış James. Tabi ikisi de birbirlerini tanısalarda Georgina bu durumun farkına varmaz ve rol yapmaya başlar. Tabi James'in onu kendi kamarotu yapmasıyla ortaya nasıl işkence dolu ve eğlenceli bir şey çıkacak tahmin edebiliyorsunuz. İkinci kitapta James'i deli gibi merak etmiş ve kendimi tutamayarak çok fazla beklentiye girmiştim. Karşılığını aldım kesinlikle. James'in Georgi'i rol yaptığını itiraf etmesi için maruz bıraktığı şeyleri okurken çok eğlendim. Özellikle ikisinin de birbirlerine karşı arzuları zaten varken bir de üstüne James sayesinde düştükleri durumları okuyunca bunlar ne zaman patlayacaklar diye çok merak ettim. Roslynn'i ikinci kitapta nasıl sevmediysem Georgina'yı bir o kadar sevdim. James ile atışmaları, diyalogları, Georgi'nin bazı şeylere o kadar da kolay teslim olmaması ve kendi başının çaresine bakabilmeyi bilmesi de ayrı bir güzeldi. Tabi kızımız tam beş ağabey ile büyüdüğündendir bunlar. Yani Anderson ailesinin kalan fertleri. Malory ailesinin bekarları şu anlık bitmiş olabilir ama siz daha Anderson ailesi ile tanışmadınız. Mükemmellerdi. Birbirleriyle olan iletişimi, hepsinin arkasında yatan bir başka hikayeler, James ile girdikleri kanlı müzakereler çok fazla sevmemi sağladı onları. Ailenin odunu lakabını layıkıyla sırtlanan Warren'ın başı bir sonraki kitapta bağlanacak. Tabi diğer kardeşler de var seride ama epsilon sağolsun dörde kadar çıkarıp sonra sekizinci kitaba atlayınca onlardan mecburen umudumu kestim. Zaten bu kitaplarında baskısı yok artık. Kısacası çevirinin idare eder olması azcık keyfimi baltalasa da historical sevip de bu seriyi okumadığınızı duymamış olayım. Samanlıkta iğne aramaya değerler kesinlikle.

Baskı: Eva'nın Çığlığı

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/evann-cglg-jennifer-mcmahon-kitap-yorumu.html Yazarın kalemiyle tanışma fırsatı buldum nihayet. Olaylar oldukça akıcı bir biçimde kaleme alınmıştı. Yaşanan çok fazla şey vardı, özellikle bir süre sonra hangisi doğru hangisi yanlış ayırt edemediğim bir noktaya gelmesine rağmen yine de yazılanlardan ziyade olaylar kafa karıştırıcı bir şekilde ilerledi ki bu da kitabı elimden bırakamamamın en önemli sebebi. Edison'dan çalınan gizemli, ölülerle konuşulabilen bir icadın planlarının etrafında dönen, aslında onunla alakasız bir biçimde başlamış olan olaylar zinciriyle doluydu kitap. Bir aile acımasızca katledildi, bunun gizemi de uzun süre saklı kaldı. Kitap ilerlerken bir yandan da bir çok karakterde olaylara dahil oluyordu. Onların bakış açıları, hayatları ve birbirlerine bıraktıkları izler de okurken keyif aldığım detaylardı. Olaylar nereye bağlanacaktı hiçbir fikrim yoktu. İşin içine ölülerle konuşulabilen bir telefon dahil olunca zaten beklentilerim de uçsuz bucaksızdı. Kitap beni birçok açıdan şaşırttı, hiç beklemediğim bir insan ve beklemediğim bir neden bütün yaşananlara sebep olmuştu. Aşkta vardı, fantastik-paranormal kısımlarda, heyecandan ya da gerilmekten dolayı bir çok duygu değişimi yaşadım okurken. Bir kurgu ancak bu kadar şey barındırıp bir o kadar da sade bir nedenle sonlandırılabilirdi. Bu açıdan kesinlikle beğenimi kazandı. Olaylar farklı açılara çekilmedi, her şey dozunda yazılmıştı. Kitabın birden fazla ana karakteri var. Daha önce bahsettiğim gibi hepsinde bir parça eksikti, bir araya geldiklerinde ise birbirlerini tamamladılar. Yazara benim gibi yeni başlayacak olanlar varsa ilk bu kitabı okumalarını öneririm, diğer kitapları daha da iyiymiş çünkü. Sevenleri de zaten romanını kaçırmaz diye düşünüyorum.

Baskı: Hırçın Aşk (Malory-Anderson Family #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/hrcn-ask-malory-anderson-family-2.html Anderson Malory Family serisinin ikinci kitabı ile yazarın kalemiyle tanışmış oldum. Bu zamana kadar nasıl keşfedememişim anlamadım kendisini. Kalabalık bir seri, uzun bir süre ya da belki hiç çevrilmeyeceğini düşündüğüm aile üyelerinin kitapları içime ateş düşürse de uzak durulmaya çalışılan şeylerin daha tatlı geldiği de bilinen bir gerçek. Büyükbabasından kalan bir servet Roslynn Chadwick'i büyük bir mirasın varisi yapar. Tabi miras beraberinde tehlikeleri de getirir. Bunlardan en önemli ve dikkat edilmesi gerekeni de kuzenidir. Roslynn onunla evlenmeye zorlanmamak için Londra'ya kaçar ve kendine bir koca aramaya başlar. Bu tarz kalabalık ailelerin serilerine bayılıyorum kesinlikle. Ama ülkemizdeki yayıncılar sayesinde hevesim kursağım da kalıyor çoğu zaman. Diğer kitaplarda karşımıza çıkan ve kesinlikle bizi etkileyen ve kendilerini merak ettiren karakterleri okuyamamak ayrı bir üzüntü sebebi. Özellikle kendi kitaplarının başlangıç olayları okuduğum kitaplarda karşıma çıkınca. Antony ve Roslynn kesinlikle kolay bir ilişki yaşamadılar. Hatta bu kitapta çektiren kadın tarafının tam kendisiydi. En yakın arkadaşı sayesinde Antony gibi erkeklere karşı doldurulması bunda büyük etken. Tabi söz konusu arkadaş her ne kadar gerçekten iyi niyetli de olsa, ki Roslynn'in en büyük destekçisi, kötü biri değildi kesinlikle, yelkenleri bir yer de hemen suya indirmesi hoşlanmadığım bir şey oldu. Antony'i ve bir sonraki kitabın ana karakteri olan kardeşi James'i oldukça sevdim. Yazar erkek karakterleri çok iyi yazmış, Antony tam anlamıyla peygamber sabrı olan biriydi. Roslynn'in özellikle arkadaşı Frances'in o kadar dolduruşuna gelip adama anlamsızca işkence çektirmesi okurken beni oldukça sinirlendirdi, az normal davransa ölecekti sanki. İlk kitabın karakterlerine de yer verilmiş. Antony'nin yeğeni Regina ve kocası olayları daha da eğlenceli hale getirdiler. James'in de işe dahil olduğu diyaloglar oldukça komik ve okuması zevkliydi. Bulursanız seriye başlamanızı tavsiye ederim ama benim yaptığım gibi ikinciden başlamayın ilk kitabı okuduktan sonra Hırçın Aşk'a geçmek çok daha keyifli olurdu.

Baskı: Yan Benimle (Highlander #3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/yan-benimle-highlander-3-julianne.html Serinin en beğendiğim kitabıydı kesinlikle! Yeminimi Bozana Kadar'ın sonunda gerçekleşenlerden sonra bu romanı deli gibi merak etmemem imkansızdı. Lachlan, ikinci kitaptaki Angus'un kuzeni olarak karşımıza çıkmıştı. Yeni lordu sürgününden geri döndürüp yerini almasını sağlamıştı ama tabi Angus sürgündeyken, bir metresi vardı. Adalar'ın en korkulan kadını Ronaid sevgilisinin ondan koparılmasından hiç hoşlanmayarak Lachlan'ı lanetlemişti. Beraber olduğu her kadın acı çekerek ölecekti. Lachlan yıllar boyu onu aradıktan sonra buluyor. Tabi bulduğu kadın Ronaid olduğunu inkar ediyor, ki aslında yalan da söylemiyor çünkü geçmişini, kim olduğunu hatırlamıyor. Lachlan ona inanmasa da, adının Catherine olduğunu söyleyen kadının Ronaid gibi kindar, soğuk, kibirli ifadelerinin tam aksi olması da kafasını karıştırıyor bayağı. Konu oldukça ilginçti, çevirinin ya da yazarın kendi tarının bunu berbat etmemesinden dolayı çok mutluyum. Tam anlamıyla soluksuz okunan bir roman oldu benim için. Lachlan'ın nefreti, nefretine rağmen kendine hakim olabilmesi, Catherine'in hafızasını kaybetmesinden dolayı yaşadığı belirsizlik hali, en önemlisi de geçmişinden korkarken ki duyguları oldukça güzel bir şekilde aktarılmıştı. Lachlan'ı seride gözüktüğünden beridir bayağı bir seviyordum, e Angus gibi birinin yakın akrabası olup hiç de ona çekmemesinden, ikinci kitapta ki vurdumduymaz, eğlenceli, aynı zamanda savaşçı özelliklerinden dolayı da ondan etkilenmeyen olmaz sanırım. Bu kitapta da yine aynı şekilde devam ediyordu, Catherine'in hayatını mahvettiğinden emin olsa da ona zarar vermemesi, aksine kendisine engel olamayarak onu koruması da gözümde yükselmesine sebep oldu. Catherine gerçekten Ronaid'mi yoksa işin içinde başka bir şey mi var şüpheleri de kitap boyu benimle beraberdi. Olay örgüsü de hafiften o zamanın tarihi olayları ve kişileri ile bağlantılıydı. Tarihi atmosfer bu kitapta da oldukça güzel bir şekilde hakimdi.

Baskı: Yeminimi Bozana Kadar (Highlander #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/yeminimi-bozana-kadar-highlander-2.html Yazarın bu serisini seviyorum. Epsilon'un şu anlık güncel tuttuğu historical serilerinden birine ait kitap. Umarım devamı da kısa süre de gelir. Seri de en çok sevdiğim şey, 18. Yüzyıl da geçen bir roman olmasına rağmen, atmosferin, kahramanların da İskoçya'da olmasının etkisiyle kitapta tam da bir orta çağ havası esiyor olması oldu. Angus, iki yıllık sürgününün ardından evine geri döner ve babasının ölümünden sonra orayı yönetmeye başlayan MacEwen hanesine savaş açarak kaleyi ele geçirir. Zaferini pekiştirmek için de klanın ölmüş liderinin kızı Gwendolen ile evlenir. Tabi Gwen yelkenleri o kadar kolay suya indirmedi. Angus, ilk kitaptaki kadar sinir bozucu olduğundan kadının ona karşı cephe alması da kaçınılmazdı zaten. Tabi sonrasında birbirlerini tanımaya başladıkça bir de üstüne kıvılcımlar hava da uçuşunca olaylar gelişti. Yazarın kalemini seviyorum, bu kitapta da aşırı detaya kaçmayan güzel bir anlatım tarzı hakimdi. İlk kitapta Angus'a sinirlenenler, bu kitapta da ona oldukça kızacaklar. Tavırları hiç değişmese de Gwen'i tanıdıkça yumuşamaya başladığından o kısımları okumak keyifli oldu, özellikle kendi dediklerini bir bir yuttuğunu fark etmediği için. Gwen ise ilk baştaki düşüncelerinde bana göre sonuna kadar haklıydı, sonra da aşkının peşinden gitti, tam bir historical kadın karakteri. Gereksiz bir inatçılığı yoktu, bir romana iki bu tarz karakter fazla boğucu olurdu. Seride ağırdan ziyade daha yumuşak bir hava hakim. Sizi fazla zorlayacak türden değil, tarihi aşk okuduğunuzu hissetsem de aynı şekilde bir peri masalını okuyormuş gibiydim. Kitaplar birbirleri ile bağlantılı karakterleri anlattığından dolayı seri sıralamasına uymanız daha iyi olur.

Baskı: Senden Önce Senden Sonra (Scoundrels, #3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/senden-once-senden-sonra-scoundrels-3.html Kapağından anlamayacağınız üzere bir historical romance yazarını daha tanımış oldum. Epsilon sağ olsun, kitabın baskısını yapmadığı için bulması bir hayli zor, ben de arkadaşım sayesinde buldum. Siz de bu türü seviyorsanız eğer bulursanız almanızı öneriyorum. Kitabın basımındaki hataları saymazsak içeriği oldukça kusursuzdu. Böyle burnu havada hovardaladın sağlam duvara toslamalarını ve kadın karakterlere delicesine tutulmalarına bayılıyorum. Jessica, kardeşi Bertie'nin idolü, günah ve bol keseden para harcadığı eğlenceleriyle ünlü Lord Dain'i onu bu yaptığından vazgeçirmek ve kardeşini de rahat bırakmasını sağlamak üzere Paris'e gider. Tabi ki ilk görüşte birbirlerinden etkilenirler ama ikisi de bunu oldukça farklı bir şekilde gösterirler. Aralarındaki kıvılcım, elektrik buram buram sayfalardan sızıyordu. Nefesimin kesildiği o kadar çok sahne vardı ki. Hele ki Jessica tamamen tahmin edilemez hareketler yaptığında ağzım açık bir halde gülsem mi dehşete mi düşsem karar veremedim. Efsane bir kadın karakterdi. Lord Dain, yani Sebastian ise farkında olmasa da kendini Jessica'ya çoktan teslim etmişti. Onun o bocalayışını, teslimiyetini, çaresiz çocukluğunun yol açtığı her bir kısmını okudukça daha da çok sevdim Dain'i. Bazı kelimeler oldukça kaba bir şekilde kullanılmıştı. Bunun çeviriden dolayı olduğunu düşünüyorum açıkçası pek karakterlerin tarzında şeyler değildi. Ek olarak bazı yazım yanlışlarını saymazsak oldukça akıcı bir şekilde okunabilecek bir kitaptı. Bu seriyi de sırasıyla okumak isterdim. Scoundrels serisinin üçüncü kitabı oluyor kendisi fakat yayınevi sadece bunu basmış, yazarın diğer kitapları da yine farklı serilerde ve farklı sıralamalara aitler. İçimde iyi bir romanı okumuş olmanın sevinci, yeterince değer görmediğini bilmenin de hüznü var. Tavsiye ederim.

Kaşıbeyaz
8/1014.02.2018

Baskı: Kaşıbeyaz

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/kasbeyaz-seda-ozerbay-kitap-yorumu.html Yazarın kalemi için için güzel bir izlenim oluştu kafamda. Keza seçilen konu da oldukla hoşuma gitti. Ana karakterimiz babasının borçlarını ödemek için kumar oynamayı öğrenmiştir. Hem de en ince hilelerine kadar. Tabi bu marifetlerini sergilediği mekanın sahibi Akın'ın gözünden hiçbir şey kaçmaz, Hazal'da parayı geri iade etmemek için kendini ona şaşırtıcı bir teklif yaparken bulur. Erkek karakterinde hiçbir kusur olmayan bir romandı. Yani genelde aşırı kıskanç olup her şeyi batırırlar ya da kızı dinlemez hemen sağda solda saçma sapan hareketler yaparlar çoğu. "Gerçi biz onları da öyle seviyoruz."Ama Akın, namı diğer Kaşıbeyaz okuduğum en oturaklı, söz dinleyen, anlayışlı karakterlerden biri oldu. Hazal oldukça saftı çoğu konuda. Özellikle babasının davranışlarına rağmen ona yüz çevirmemesi, yardım etmeye çalışması, katlandığı şeyler birçok defa sinirlenmeme neden oldu. Bu kitapta babası bir, Elif adlı bir başka karakter ikinci, Hakan pisliği üçüncülük ile pişkinlikleri ve iğrençlikleriyle sabrınızı zorlayacak karakterler. Hazal, sevilecek bir biri. Aslında çok iyi davranışları, göze aldığı şeyler ve fedakarlıkta bulunması ama kıymetini bilmediler kızın. Kaşıbeyaz'ımızın kumarhanesi oldukça güzel betimlenmişti, orada geçen sahnelerde sanki bir casinonun içinde gibiydim. Hazal'ın orada yaptığı, hileleri saymıyorum başka bir hareketi, kızım sen yürek mi yedin diye düşünmeme sebep oldu. Okuması keyifli, sıcak bir kitaptı. Türü sevenlere tavsiye ederim.

Baskı: Katiller Çetesi Victor #6

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/victor-in-company-of-killer-6-ja.html "Yıldızlar bizden önce ölür Izabel...Yıldızlar benim sana olan aşkımdan önce ölür." Nefes almadan okudum desem yeridir. Kitap nefes almaya pek bir fırsat vermiyor da zaten. Kara Kurt'ta Izabel ve Victor tatile çıkmaya karar vermişlerdi. Tatil... Izabel ve Victor? Elbette bu iş bir terslik olmadan gerçekleşmeyecekti. Nora'nın yaptığı akıl oyunları sonrası pek çok kişinin kirli sırlarını öğrensek de Victor hakkında fazla bir bilgi edinememiştik. Şimdi diyorum ki keşke öyle kalsaymış. Yerin dibine giresin Victor! Aslında kızamıyorum da, sonuçta geçmişinde Birlik'in en azılı tetikçisi olarak yapması gerekenleri yapmış. Ve diğer karakterler sayesinde de onun neler yapabileceğini biliyorduk Izabel inanmak istemese de. Yine de insan tüm bu olanları duyunca bir kötü hissediyor kendini. Ona oldukça sinirlensem de hala seviyorum da. Gerçekten seviyor Izabel'i ama çok değişik bir tarzda, hatta içindeki duyguları da yine çok farklı bir şekilde yönlendiriyor insanlara. Düşüncelerini ne kadar çok okusak da yapacaklarını tahmin etmek bir o kadar imkansız bence. Izabel için eh işte diye düşünürdüm ama bu kitapta ona olan duygularım sert bir kayanın üzerine oturdu. İlerideki kitaplarda saçma sapan şeyler yapmazsa nihayet ona olan sevgim de tam anlamıyla sabit bir şekilde kalacak yerinde. Victor'un sırları açığa çıkıyor çıkmasına ama daha bir çok şey de oluyor. Birlik, Izabel ve Victor'un başına bela olan Stone ailesi, geçmişten çıkıp gelmiş bir karakter ve daha bir dolu şey gerçekleşince ister istemez elimden bırakamadım. Diğer karakterler bu sefer biraz daha arka plandaydı ama onları bekleyen şeyleri düşününce ileride bol bol tanık olacağız yaptıklarına. Biraz geçiş kitabı tarzında olmuş zaten sonlara doğru o kadar fazla şey oldu ki serinin devamında bizi pek çok çözümlenecek, en azından çözümlenmesini umduğum olaylar bekliyor. Aslında kitabı okumak istemiyordum başıma gelecekleri biliyorum çünkü. Şu an tek istediğim serinin 7.'sini okumak ama o yurt dışında bile çıkmadı daha. Hasretinle yandı gönlüm diye köşeye kıvrılasım geliyor.

Baskı: Ruhumdaki Canavar (Monster in His Eyes, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/ruhumdaki-canavar-monster-in-his-eyes-2.html İlk kitap tamamıyla Karissa'nın dilindenken bu kitap merakla içinde kopan fırtınalarını öğrenmek istediğim Ignazio Vitale'in bakış açısıyla yazılmıştı. Aslında ilk kitapta yer alan bazı sahneleri Naz'ın bakış açısıyla okumak isterdim bu kitapta da Karissa'nın içindekileri öğrenmek istediğim bir çok bölüm vardı. Şimdi gelelim Ignazio Vitale'in ne kadar mükemmel bir karakter olduğuna. Seriyi bitirdikten sonra yokluk çekiyorum, özellikle bu kitabı hatırladıkça. Vitale'in anlatım şekli okuduğum çoğu karakter bakış açısından daha sert, daha karışık, bir o kadar da daha anlaşılabilirdi. Karissa'ya aşık olmasına rağmen kendinden vermediği tavizler ile birçok erkek karaktere fark atarak zirveye yaklaştı benim gözümde kendisi. Karissa'nın ondan nefret ettiğini bilmesine rağmen onu bırakmaması, ilk kitaptaki sözlerini hatırlattı bana. Aşkın bencillik olduğuna dair. Sevdiği kadın için kendini değiştirmese de bazı şeylerin farkına varması ve bunun sonucunda yaptıkları gayet yerindeydi. Karısının en yakın arkadaşı tarafından öldürülmesi, gerçek ailesinin ona sırt çevirmesi, sahte ailesinin ise onu kullanması, korktuğu karanlığın içinde bu sefer kendisinin karanlığın bir parçası haline gelmesi... Kendinin bile farkında olmadığı çelişkilerini bizim onun düşüncelerini okurken anlamamız kadar hissettiren bir kitap. Aslında diyeceğim fazla bir şey yok. Bir o kadar da sohbet edebilirim karakterler hakkında. Ignazio Vitale'in dünyasına girdiğimizden ve bir önceki kitapta ki yarım kalmış olayların ardından beni dolu dolu olan bir kitabın beklediğini zaten biliyordum. Yanılmadığıma çok seviniyorum. Baştan sona akıcıydı, yazarın betimlemeleri ise bir önceki kitaptakinden daha ilgi çekiciydi.

Baskı: Sahte Romeo (Starcrossed, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/sahte-romeo-starcrossed-1-leisa-rayven.html Kitabı hem sevdim hem sevmedim. Aslında değişik ve benim ilgimi çeken bir konusu var. Tiyatro okulunda tanışan çiftimizin Romeo ve Juliet oyununda başrolü kapıyorlar. O dönem sevgili oluyorlar, daha sonra ise oldukça kötü bir biçimde ayrılıyorlar. Yıllar sonra ise yine aynı oyunda yer alıyorlar, tabi ayrılık sonrası ikisi de birbirini unutamış ama Cassie kalbi kırık olduğu için Ethan'ı kendinden uzak tutmaya çalışıyor. Şimdi kitabın çoğu kısmında kadın karakterimiz ne zaman erkek karakterimiz olan Ethan'dan bahsetse ergenliğinin zirvelerinde, hormonları tavan bir şekilde sürekli fantezileri hakkında şeyler ile karşımıza çıkıyor. Cinsellikten rahatsız olan biri değilim okurken ama karakterlerin arasında sürekli, çoğu zaman gereksiz bulduğum bir cinsel gerilim vardı. Belki bunun kızımızın sürekli erkek karakterin üzerine atlamak istemesinden dolayı olduğunu düşünüyorum. Yazar da ilgi noktalarını sürekli bu kısımlara çekmişti. Tabi bu olumsuz düşüncelerim geçmişin anlatıldığı kısımlar için. Kitapta hem altı yıl öncesinde Ethan ve Cassie'nin ilişkilerinin süreci hem de günümüzde geçen sahneler yer alıyordu. Bu açıdan sevdim sürükleyiciliği arttırmış. Aslında karakterler hakkında ne düşüneceğimi fazla bilmiyorum. Ethan dengesiz tavırlarıyla beni sinirlendirse de yine de güvensizliklerini bir nebze olsun anlayabildim. Cassie de coşmasa iyi bir karakter aslında. Özellikle günümüz kısımlarında her ne kadar Ethan'a kızgın olsa da ona karşı koyamamasının anlatılış şeklini çok sevdim. İkinci kitap daha çok beğenilmiş, bu kitapta beğenmediğim kısımları orada bulmayacağıma inanıyorum. Özellikle Ethan'ın kızımızı nasıl terk ettiği hala açığa çıkmadı. En çok öğrenmek istediğim şey o.

Baskı: Gözlerindeki Canavar (Monster in His Eyes, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/gozlerindeki-canavar-monster-in-his.html Bu seri türündeki efsaneler arasında yer alıyor kesinlikle. Bir kere aşkını bulduktan sonra değişen bir adamı okumuyoruz. Ignazio Vitale, değişimin uğrayacağı en son insan. Kitabı ikinci defa okuyorum. Buna rağmen ne sıkıldım, ne heyecanım kaçtı, ne de olumsuz başka bir şey oldu. Karissa, hayatı boyunca paranoyak olan bir anne ve oda arkadaşı dışında çevresinde hiç kimse olmayan yalnız biridir. Bu yüzden Ignazio Vitale gibi güçlü, çekici, karşı konulamaz cazibesi olan bir adama karşı koyamadan kendini onun kollarına bilerek ve isteyerek bırakıyor. Ignazio, Karissa haricinde kimseye izin vermediği hitapla Naz, elbette ki peri masalının başkahramanı gibi görünse de aslında işler hiç de öyle değil. Öncelikli olarak karakterler arasında yaklaşık yirmi yaş bir fark var. Bu normalde beni rahatsız ederdi ama bu kitapta yazar aradaki farkı belirtmese hissedilmeyecek bir tarzdaydı. Ignazio karakteri kesinlikle liginde en önde olanlardan. Yaydığı tehlikeyi buram buram hissediyorsunuz. İçinde her şeyi barındıran bir karakterdi. Nefreti de aşkı da tam anlamıyla yaşıyordu. Karissa'nın içindeki duygu fırtınasını çok iyi anlatmış yazar. Onu hem seviyor hem de nefret ediyor. Ve Naz'ın tam tersine iki duygu yüzünden de acı çekiyor ve işin içinden de nasıl çıkacağını bilmiyor. Bu nefretin sebebi ise, yaşananların bir peri masalı değil de korku hikayesi olduğunun ortaya çıkması ardından gelenler İlk okuduğumda Karissa'nın arkadaşı Melody karakterini pek sevmemiştim ama fikrim değişti. Eğlenceliydi onun olduğu kısımlar özellikle diğer kitaplarda. Tabi hala fazla uçuk biri olduğunu düşünüyorum. Sürükleyiciliğini bir an olsun kaybetmeyen, akıcı ve sizi kendine zincirlerle bağlayacak tarzda bir kitap Gözlerindeki Canavar. Serinin devamı da aynı şekilde. En iyisi siz hepsini birden alın ilki bittikten sonra ikincisine uçarak geçmek istiyorsunuz çünkü. Parmağı kez daha omurgamı takip ederek belime kadar indikten sonra yön değiştirdi. Sıcak tenimde şekiller çizip motifler oluşturarak bütün sırtımı keşfetmeye başladı. Sanki ben canlı bir tuvaldim, o ise bir ressamdı. Kendimle mücadele ediyor olmama rağmen merakım galip geldi; ne çizdiğini öğrenmek istiyordum. Rastgele yapılan anlamsız çizimler gibi geliyordu ama bu adamı tanıyordum. Yaptığı her şeyin bir nedeni vardı. Her çılgınlığının haklı bir gerekçesi, ağzından çıkan her kelimenin bir anlamı, her davranışının bir amacı vardı. Ve bu genellikle iyi bir şey olmuyordu. Gözlerimi sımsıkı kapatarak sırtımda dans edercesine dolanan parmağının hareketlerinden bir anlam çıkarmaya çalıştım. Bir zamanlar vaat ettiği muhteşem hayatın resmini çizerek yalanlarını derimin altına mı sızdırmaya çalışıyordu? Her şeyin daha iyi olacağına yemin ettiği bir aşk mektubumu yazıyordu? Belki de fidye mektubu yazıyordu. Keşke etimden söküp alabileceğim bir ip çiziyor olsaydı da onu asmak için kullanabilseydim. Bunu hak ettiğinden emindim. Daireler ve kavisler yaparak parmağını kaldırmadan çizdiği izlere dikkat edip nihayet şeklin ne olduğunu anladım. Parmaklarının hareketlerini gözümün önünde canlandırdığımda, el yazısıyla tek bir kelime yazıyor olduğunu fark ettim. Vitale. Kısa bir süre önce ona Naz diye hitap etmem konusunda ısrarcı davranmış olsa da adı Ignazio Vitale idi. Ve aklımı başımdan alan, beni elde eden ve eriten kişi Naz'dı. Gerçek Ignazio'yu tanımam uzun sürmemişti ve Vitale ile karşılaştığımda ise kaçıp gitmek için artık çok geçti. Sanki daha önce kaçabilecekmişim gibi...

Baskı: Katiller Çetesi Kara Kurt #5

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/kara-kurt-in-company-of-killers-5-ja.html Sanırım bu kitabı okuduktan sonra Niklas'ı sevmeme olasılığım yok gibi bir şeydi. Ekibin bir kısmı bu sefer CIA ile uğraşırken diğer bir tarafı, Nora ve Izabel'in, İtalya'daki görevlerini tamamlamaları gerekmektedir. Tabi bu iş için Niklas'a da ihtiyaçları olacaktır ama önceki kitapta olanlardan sonra kendisinin bu işe yanaşmaya pek niyeti yoktur. Kitaba soluksuz başladım, aynı hızla bitirdim. Seriden çok ayrı kaldığımdan mıdır bilmiyorum ama Kara Kurt, karakterlerin bize lanse edilişi açısından bir tık daha üstte olmuş gibi geldi bana. Niklas'ı çok iyi tarif etmiş yazar. Onun duygu yoğunluğunu, kendine itiraf edemediği hislerini...O bocalarken siz de bocalıyorsunuz. Acın acımızdır Niklas. Izabel ise gerçekten bir şeyleri başarmış gibiydi içinde. Bu sefer biraz arka plandaydı, ama onun olgunlaşmasını fark edebiliyorsunuz başka karakterlerin gözünden okurken de. Nora ise serideki en favori üçüncü kişim oldu. İlk ikiyi tahmin ediyorsunuzdur. Kadının soğuk kanlılığı, umursamazlığı, alaycılığı, içinde gömülü bir şeyler olduğunu bilsem de okumaktan aşırı derece de zevk alıyorum. Görevleri için büründükleri rol Niklas'ın efendi, Nora'nın köle, Izabel'in de gözde olmasıydı. Onların daha önceki yaşadıkları şeyleri ve karakterlerini de bildiğinizden eyvah kesin kendilerini bir yerde açık ederler diye düşünebilirsiniz, ben düşündüm, özellikle Izabel'ın bu işin altından kalkıp kalkamayacağını merak ediyordum. Ve son olarak Victor'unda Victor olduğunu kanıtladığı bir sahne elbette ki bu kitapta da vardı. Son bölümde bize verilen bir bilgi sonrası bu haberi alan karakterin ne yapacağını çok merak ediyorum. Öğrendiği anda kafasından aşağı inen soğuk suyu bende hissettim sanki. Kitap, diğerlerine nazaran sanki fırtına öncesi sessizlikte gibiydi geldi bana. Nedense Victor'un bu kadar sakin kalması garip geliyor. Bombayı yakın zamanda, artık önümüzdeki kitapta mı yoksa diğerinde mi patlatır bilmiyorum ama içimde bir his var bakalım.

Penceredeki Kadın
9/1004.02.2018

Baskı: Penceredeki Kadın

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/penceredeki-kadn-aj-finn-kitap-yorumu.html Şüphesiz okuduğum en heyecan verici ve insanı en geren kitaptı benim için. Çok fazla gerilim okumuyordum ama bu türü oldukça sevmeye başladım diyebilirim. Ana karakterimizin agorafobik olduğu bir kitaptı. Yaşadığı bir travma sonrası evinin güvenli sınırlarından çıkamayan, alkol içmek, gerilim filmleri izlemek ve komşularını röntgenlemekten başka bir uğraşı olmayan Anna, bir gün görmemesi gereken bir şey görür. Tabi olayın ardından kimsenin ona öyle bir şey yaşanmadığını söylemesi de işi iyice çıkılmaz yapar. Kitabın ilk bölümleri karakterin yaşamına bir perdeydi. Onun rutini ve düşünce tarzına alıştırıyordu bizi yazar. Daha sonrasında bazı yerlerde acaba Anna gerçekten hayal mi görüyordu diye düşünüyorsunuz. Karakter bile bir ara kendisine inanmıyordu. Olayın aslı ne, bazen o olay gerçekten yaşandı mı, işlerin sonu nereye varacak merakından kitabı elimden düşüremedim. Travmasının asıl sebebi hiç tahmin etmediğim bir şey çıktı. Gerçi okurken çok fazla tahmin etmeye vakit ayıramadım sayfaları çevirmekten. Yazarın dili oldukça akıcı. Yaşananları kolaylıkla zihnimde canlandırabildim. Olayları bağladığı yerler gerçekten heyecan vericiydi. Güzel bir gerilim romanı arayanlara tavsiye ederim.

İsim
7/1002.02.2018

Baskı: İsim

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/02/isim-julia-halpern-kitap-yorumu.html "Biri sana gerçek aşkı kimde bulacağını söyleseydi, hala başkasını sevmeyi dener miydin?" Konu olarak oldukça değişikti diyebilirim. Ana kahramanımız Agatha, beş yıl önce ruh eşlerinin aniden göğsün üzerinde adlarının belirdiği bir zamanda yaşıyor. Bilim insanları bunun ne olduğunu çözebilmiş değil, insanların büyük bir kısmı var olan düzenlerini yıkıp isimlerinin peşinden giderken küçük bir kısmı ise bu durumu umursamadan hayatlarına devam ediyorlar. Agatha, 18. Yaş gününde göğsünde beliren isimi umursamayıp, özgür iradesi ile seçimini yapmak istiyor. Bunun içinse en iyi şey, anı yaşamak, hem de oldukça çekici bulduğu Luke ile. Karşısına bir fırsat çıkar çıkmaz, hemen bunu değerlendiriyor. Kitap distopik bir kısma sahip olsa da o şekilde değerlendirmek yerine karaktere odaklanılması gerekenlerden.Yani bu bir kahramanın çıktığı distopik gelecek değil, insanların kimsenin ne olduğunu bilmediği bir durumla yaşamlarına yön vermelerini anlatıyordu daha çok. Bu açıdan sevdim. Yani tam tanımı "distopya serpiştirilmiş gençlik romanı" olabilir. Agatha mükemmel olmayan, kendinin de mükemmel olduğunu iddia etmeyen, hayallere sahip ve kendisine dayatılan şeyleri kabul etmeyen, eğlenceli bir karakterdi. Bir kere kız Sims 3 hastası. Tabi ki de onu sevmemem imkansız. Agatha gibi bende bu sistemi sevmesem de yine de onun gibi göğüsünde beliren ismi bayağı bir merak ettim. Sanırım kim olsa merak ederdi zaten. Kendi ile cebelleşmesi, kadere baş kaldırmaya çalışması, tercihlerini yapması, yolunun sonu nereye varacak merakla okudum. Kitap oldukça akıcı bir anlatıma sahip. Yazar değişik bir konuya eğlenceli bir bakış açısıyla değinmiş. Bence zaman geçirmelik hoş bir kitaptı.

Baskı: Bazıları Hırçın Sever (Kincaid Hihgland #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/bazlar-hrcn-sever-kincaid-highlander-2.html Muhteşem bir kitabı bitirmenin hüznü ve dayanılmaz hafifliği var üzerimde. Yazarın ülkemizde çıkan tüm kitaplarını okudum. Kincaid serisi sona kalmıştı, iyi ki de kalmış, bence en iyi kitaplarıydılar çünkü. Seri iki kitaptan oluşuyor. Yıllar önce aileleri katledildikten sonra ayrı düşmek zorunda kalan Catriona ve Connor odaklı. İlk kitap kız kardeşe aitti. Bu kitapsa ilk romanın son cümlesinden sonra deli gibi başına gelenleri merak ettiğim ağabeyinin. Connor, amacının artık bir sonuca vardırılamayacağını kabullenip, ormanların haydutu rolüne bürünmüştür. Tabi bir gün soyduğu arabalardan birinde karşısına çıkan güzel kadın ona bir Dük'ün kayıp oğlu rolünü oynamasını önerdiğinde, yapabilecekleri de cazip geldiğinde teklifini kabul eder. Pamela ve Connor'un ilk karşılaşmalarından itibaren aralarında müthiş bir kıvılcım ve tutku vardı. Daha azını beklemiyordum zaten. Olaylar oldukça güzel ve akıcı bir şekilde planlanmıştı. Gerçi ben romanın daha uzun olmasını, Dük ve Pamela'nın kardeşi Sophie hakkında daha fazla şey okumak isterdim ama o haliyle de gayet mükemmel. Yan karakterleri de bir hayli sevdim. Özellikle Crispin'i. Onda çok fazla sürpriz var. Tabi en büyük sürpriz bu hikayede ki kilit bir şahısa ait ama onu da açıklamayacağım. Connor ve Pamela'nın birbirleriyle olan diyalogları kimi zaman tutku dolu, kimi zamanda oldukça eğlenceliydi. Şimdi diyeceksiniz sen bunları seviyorsun ama yaptıkları şey hiç de doğru değil. Tabi ben Dük'ün zamanında yaptıklarından hiç hoşlanmasam da çiftimizin bu yalanı söylemesindeki amaç çok çok farklı. Olayların gittiği yönde bayağı farklı oldu zaten. Bu serinin kısa olması beni üzdü, diğer karakterleri de okumak isterdim. Bir de seriye veda açısından epilog bölümü az daha fazla olsaydı çok mutlu olurdum, gerçi kitap kadar epilog bile bu çifte doymama yetmez kesinlikle.

Baskı: Beni Yakma (Bana Dokunma, #3)

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/beni-yakma-shatter-me-3-tahereh-mafi.html Bu seriye bayıldım kesinlikle. Sanırım en olaylı kitap buydu. Özellikle sona doğru aksiyon durmak bilmedi. İsyan hareketi oldukça boyut değiştirmiş durumdaydı. Neredeyse hiç kimse yokken yanlarında, onları bekleyen büyük zorluğa nasıl karşı koyacaklardı merak içinde bekledim. Süreç içerisinde aslında Yeniden Doğuş'un yarattığı sistemin nasıl çürük olduğunu, insanların sadece bir kıvılcımı beklediğini de görüyorsunuz. Kitapları yorumlarken çoğu zaman Kenji karakterinden çok bahsetmemiştim. Kendisinin görünmezlik gücü var, ayrıca serideki en komik ve okuması eğlenceli kişi. Karakterlerin yaşadıkları acılara rağmen onların toparlanmalarını büyük ölçüde katkı sağlayan biri. Adam beni gerçekten hayal kırıklığına uğrattı. İyi ki ondan çok fazla hoşlanmamışım yoksa bayağı üzülürdüm. Distopyaların öküzü, su katılmamış odunu tacını aldı benden... Gerçi yine de ona üzülüyorum, sonuçta Warner ile birbirlerinden nefret ediyorlar, Adam'ın ise yaşadığı şeylerden sonra psikolojinin bozulması kaçınılmaz. Yine de davranmaması gerekecek kadar sert ve can yakıcıydı. Warner ise canım, ilk kitapta kötü karakterimizdi ama onu oldukça sevmiştim. Şimdi ise o sevgi oldu platonik aşk. Warner gibi başka birileri var mıdır ki acaba böyle güzel seven merak ediyorum. Juliette onu reddettiği zamanlarda bile kızımızı incitmemek için elinden geleni yapan, aşkına zarar gelmemesi için her şeyi göze alan biri. Juliette'nin de nihayet bazı şeylerin farkına varması sevindirdi beni. Özellikle Warner ve Adam konusunda. Beni Yakma'da, olayların distopik yoğunluğundan ziyade daha fazla duyguya yer verilmişti, bunu doğru buluyorum çünkü öne çıkarılması gereken bir çok şey yaşandı. Geçiştirilseydi üzülürdüm. Dördüncü kitapta neler yaşanacak merak içerisinde bekliyorum.

Baskı: Beni Bırakma (Bana Dokunma, #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/beni-brakma-shatter-me-2-tahereh-mafi.html O nasıl bir sondu öyle! Seri tüm hızıyla devam ediyor. Karakterlerin başlarına neler geleceğini ve güçleri hakkında yeni şeyler öğrenirken, bu sefer Yeniden Doğuş'a karşı eğitiliyor kızımız. Tabi kendisinin kafası karışık, bayağı karışık hem de. İlk olarak savaşmaktan emin değildi, ikinci olarak da tam depresyonda gibi davranıyordu. Tabi onun durumunda ben hemen yapması gerekenleri gerçekleştirmesini beklerdim, o biraz da dünyasının ne hale geldiğini tam olarak tecrübe etmediğinden de olacak ki diğer karakterlere göre şımarık davranışlar sergiliyordu. Aslında Juliette de bunun farkında ve gerçekler onun yüzüne vurulunca oldukça tatmin olduğumu söyleyebilirim. Bu kitapta Adam'a biraz soğudum, Warner'cığım ise zirvelere çıktı kalbimde. Şimdi Adam'dan hoşlanmamak için bir sebebim olmasa da yine de Warner'ın Juliette'ye karşı tavırları, sözleri, bakışları, kısacası her şeyi bana buram buram tutku ve sevgiyi hissettiriyor. Adam ise, sadece Adam, Juliette'nin ona olan hisleri ile aralarında bir sevgi ilişkisi olduğunu anlıyorum. Warner'da kızımız onu sevmeyeceğini, sevemeyeceğini sürekli kendine tekrarlatıyor ama yine de ona çekilirken buluyor kendini. Belki bu aralarında meydana gelen gerilimden dolayı bana daha da çekici geliyor ilişkileri. Normalde aşk üçgenlerini hiç mi hiç sevmem. Ama bu sefer işin nereye gideceğini oldukça merak ediyorum. Karakterlerin bazı olaylar karşısında yaptıkları şeyler onları bambaşka yerler ve duygulara götürebilecek güçte çünkü. Aksiyon dozunu arttırmaya devam etti kitap boyunca. Son bölümde ise hiç tahmin etmediğim şeyler oldu. Özellikle son kelimelerden sonra üçüncü kitapta bizi ne tür aksiyonlar bekliyor kestiremiyorum. Juliette, kılıfından sıyrılıp nihayet kendinin farkına varırken diğer karakterler ile alakalı hiç beklemediğim gelişmeler yaşandı. İpucu vermemek adına kimler olduklarını söylemiyorum, bu öğrendiğim şeyin sonunun nereye varacağını ise oldukça merak ediyorum.

Baskı: Bana Dokunma (Bana Dokunma, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/bana-dokunma-shatter-me-1-tahereh-mafi.html Bana Dokunma, genç kurgu ve distopya ile harmanlanmış güzel bir serinin muhteşem başlangıç kitabı. Normalde genç kurgu sevmem derdim ama sanırım doğru genç kurgular şimdi karşıma çıkmaya başlıyor. Kitap, gelecekte ama belirtilmemiş bir zamanda geçiyor. Günümüze çok uzak olmayan, hayvanların, tarlaların, ekosistemin neredeyse yok olduğu bir zaman. Dünya oldukça değişmiş bir halde anlayacağınız, nüfusun büyük çoğunluğu yok olmuş, güç ise Yeniden Kuruluş adı altında küresel bir toplumun elinde. Kahramanımız ise bütün bu olaylardan uzak, kitap başladığı sırada üç yılını bir akıl hastanesinde geçirmiş bir haldedir. Sebebi ise, birini yanlışlıkla, tam anlamıyla sadece teması ile öldürmüş olması. Tabi kızımızın bu özelliği Yeniden Kuruluş'un dikkatini çekiyor mu? Elbette, özellikle isyancılar ortada dolaşırken. Yazarın çok değişik bir yazım tarzı vardı. Hoşuma gitmedi diyemem özellikle bazı yerlerde verilen duyguların hissiyatını daha da arttırıyordu bence. Juliette'in yaşadıkları ve verdiği tepkileri oldukça dozunda yazılmıştı. Kitabın kötü olarak lanse edilen karakteri Warner'ı bile sevdim. Adam Kent, her ne kadar ana erkek karakter olsa da, ki kesinlikle onun olduğu sahnelerde heyecanlanmamak mümkün değil, insanın gönlü yasak tarafa kaymadan olmuyor. Bazı olayları okurken garipsemiştim. Ama o garipliğin sebebi sonradan ortaya çıktı ve kitabın seyrini değişik yerlere götürdü. Juliette'nin yeteneklerinin sebebinin bir şeyden kaynaklandığını düşünüyorum. İleriki kitaplarda zaten cevapları bulmuş olacağım. Kitap oldukça hızlı okunabiliyor, akıcı. Dex'te orijinal kapakları ile basmış yeni baskıları. Muhteşem gözüküyorlar bence. Özellikle genç kurgu severlere tavsiye ederim. Sevmeyenlerine de ederim, genç kurguda sevmediğim şeyler bu kitapta yoktu.

Ben O Değilim
7/1030.01.2018

Baskı: Ben O Değilim

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/ben-o-degilim-fatma-erdek-kitap-yorumu.html Fatma Erdek'in kaleminden çıkan neredeyse bütün kitaplar dram ağırlıklı. En azından benim okuduklarım. Bu sefer türü dram olmayan, romantik, içinde bolca gülümseten sahnelerin olduğu bir roman kaleme almış kendisi. Kahramanımız Arın'ın hayatında vakit geçirmekten hoşlandığı sevgilisi, iyi bir aile işinin başında düzenli bir hayatı vardır. Sorumluluk sahibi, düzenli, karmaşa bulundurmayan bir karakter kendisi. Ve olayların başlamasına sebep olan tam tersi bir ikiz kardeşi vardır, Meriç. Kardeşini kıramayarak üç hafta süre için onun yerine geçmeyi kabul eder. Tabi bu zamanda karşısına çıkan en büyük zorluk ondan"Meriç'ten" nefret eden Tuna'dır. Gerçi Arın, Tuna'ya bir sorun değil, hayatının tek anlamı gibi davranıyor orası ayrı mesele. Daha önce okuduğum başka bir seri dışında ikinci olarak erkek bir karakterin gözünden okuyorum romanı. Güzeldi, eğlenceliydi, Arın kesinlikle her evde olması gereken erkek özelliklerinin tümünü barındırıyordu içinde. Tuna ile tanıştıkları ilk andan itibaren ona yalan söylemeye mecbur olsa da kadına olan sevgisi gerçekten de özeldi. Çok güzel sevdi, okurken bayağı bir özendim açıkçası. Tuna'nın ona karşı verdiği tepkilere ise fazla abartı diyemiyorum. Sonuçta Arın zorunda olsa da kendisi kandırılmış bir kadın oldu. Arın'ın kardeşi Meriç'ten ise pek hoşlandım diyemem, uçarı, fazlaca gevşek bir karakterdi bence, adamın başını beladan belaya soktu. Gerçi bir Lidya'sının peşine takılınca kendine geldi de, yok seni sevemedim ben be Meriç. Yazarın kalemi her zaman ki gibiydi, akıcı, karakterleri güzel bir şekilde yansıtan cinsten. Bu tarz kitapları okumaktan hoşlananlara tavsiye ederim.

Baskı: Kara Kış Beyaz Düş

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/kara-ks-beyaz-dus-fatma-erdek-kitap.html Fatma Erdek yine bu romanını okuması kolay, akıcı bir dil ile yazmış. Okuması kolaydı ama aynı zamanda bir o kadar zordu. Yazar bu kitabında aşkı işlese de daha çok genç bir kadının yaşadığı travmadan sonra her şeyi geride bırakmaya çalışmasını konu almıştı. Zeynep, gerçekten güçlü bir karakterdi. Yıllar boyu susmak zorunda kalması, susmasıyla her şeyin daha kötü hale gelmesi...En sonunda ise son yıkıcı bir darbeyle parçalanmasına rağmen yine de ayakta durmaya çalışıyordu. Ayakta durmakla kalmayıp, o toprakların acımasız yüzünün kurbanlarından Akgül'e yardım etmesi, onda kendini görmesi... Tabi bir hakim olan Zeynep'in görev için geldiği Narman'da Akgül ile sınırlı değil her şey. Yörenin yüzbaşısı Güven ile karşılaşmaları, birbirlerine olan davranışları da bir o kadar güzeldi. Zeynep'in onun karşısında geçmişi yüzünden bocalayışı, ilişkilerinde onu karanlık bıraktığı taraflar yüzünden yaşadıkları sıkıntıları da yer vermiş yazar. Öyle her şey hemen düzelmedi, bu açıdan sevdim, yoksa inandırıcılığı kalmazdı hiçbir şeyin. Zeynep'in annesi, zayıflığı ile beni oldukça sinirlendirdi. Bir erkeğe kul köle olması, onu herkesten, kendi kızından bile gizli gizli kıskanması, yaşadığı şeylere rağmen onu normal görmemi sağlayamadı hiçbir şey. Normal de değildi zaten. Zeynep, gerçekten güçlü bir karakterdi. Her satırda, yaşadıklarında, yüzleşebildikleri ve yüzleşemedikleriyle boğazımda zor geçen bir yumru bıraktı bende. Kitapta hem Zeynep'in neden o hale geldiğini okuyorduk geçmişte, hem de bir yandan Narman'a gelişiyle yaşadıklarını. Bu açıdan daha akıcı bir hale gelmiş bölümler bir bütün olarak. Fatma Erdek kalemini severler zaten bu kitabı kaçırmaz, yeni okuyucular içinse önerdiğim bir yazar.

Baskı: Katiller Çetesi Kötülük Tohumları #4

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/kotuluk-tohumlar-katiller-cetesi-4-j.html Serinin dördüncü kitabı diğerleri gibi bir çırpıda bitti. Yazar yine, kendimi her ne kadar bu serinin acımasız bir tarzı olduğunu söylesem de yazdığı şeylerden dolayı tüylerimi diken diken etti. Aksiyon, sır, gizem ve şiddet dolu geçmişler kaldığı yerden devam ediyor. Bu defa Katiller Çetesi, Nora adında sevdiklerini kaçırıp onları tehdit eden bir psikopatla uğraşıyordu. Kadının rehineler karşısında tek istediği şey ise, en gizli sırları. Katiller Çetesi üyelerini bu cevaplar ile biraz daha tanırken, Nora'yla da tanışmış oldum. Bu kadını ayrı bir sevdim. Manyak, psikopat, acayip derecede entrika çevirebilen biriydi. Yaptığı şeylerin nedenini az çok tahmin etmiştim, sonunda yürü be kızım dedim. Izabel ve Victor'un ilişkisi de tam gaz devam ediyor. Bu kitapta onların arasındaki sevgi ve tutku kadar, Izabel'in güvensizliklerinin nedenini de okumuş oldum. Haksız da değildi ama sonuçta bu Victor, hiç değişmemiş ve umarım da değişmez. Niklas'ı fazla sevmiyordum ama öğrendiğim şeyler fikrimi oldukça değiştirdi. Onu fazla tanımıyordum, sadece Izabel'in ona olan nefreti ve Victor'un kardeşi olmasından dolayı çok fazla bir fikrim de yoktu ama bu kitapta bütün karakterlerden bir parça vardı ve bu sayede hepsi için aşağı yukarı bir hissim oluştu. Dorian yine gizemlerle doluydu en şaşırdığım karakter o oldu. Fredrik ise bildiğiniz gibiydi, yaralı Çakal'ımız... Namı diğer seride en sevdiğim kişi. Bu serinin olabildiğince uzun olmasını istiyorum. Karakterlerden ayrılmaya hiç hazır değilim. Ayrıca işlerin sonu nereye varacak acayip derecede merak ediyorum. Yazarın sağı solu belli olmuyor. Victor gider Izabel'i ya da Izabel gidip Victor'u falan öldürürse hiç de şaşırmam.

Baskı: Katiller Çetesi Kuğu ve Çakal #3

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/kugu-ve-cakal-in-company-of-killers-2.html Bu kitabın sonunda yaşadığım sonu seri boyunca ancak bir şekilde yaşayabilirim sanırım. Yazarcığım sen ne yaptın? Kalbim parçalara ayrıldı, hiç beklemediğim bir şok geçirdim, yazarın ön sözünden sonra olacak şeylere kendimi hazırlamış ve kabul etmiştim, tahmin ettiğim bir şey vardı Cassia hakkında, o bile tuttu ama o sona hazır değildim. Izabel'de geçmişine kısacık değinilen, o kısa yaşadığı şeyleri bir ömre bedel olan Fredrik, benim için Victor'u bile geçti. Karısına olan takıntılı bağı, aralarındaki kanlı, şiddetli, şehvetli ve ayrılamaz olan ilişkiyi okumak çok farklı oldu. Hani Izabel ve Victor'a tuhaf diyordum ama Fredrik ve Seraphina çığır aşmış onların yanında. Fredrik'in Seraphina'yı bulmak uğruna yaptığı şeyler, Cassia ile arasındaki ilişki, aralarındaki hiç açığa çıkmamış sırlar şok üstüne şok yaşattı bana. Tabi sadece bana değil, Fredrik'e de. Yazar karakter betimlemesi açısından en güzel işi bu kitapta ortaya koymuş. Duygu yoğunluğu her taraftan buram buram yayılıyordu. Tabi ben kendimi Fredrik'e kaptırdım ama kitap sadece onunla sınırlı değil. Serinin önceki kitabı Izabel'de Victor Birlik'ten ayrılmış ve kendine yeni bir ekip kurmuştu. Kahramanlarımız aranırken, bir yandan da Katiller Çetesi olmalarının hakkını verecek işler peşindeydiler ve tabi ki de aksiyon durulmadı. Fredrik'in işkenceye ve tutkuya olan bağımlılığı, Cassia'nın masumiyeti, Seraphina'nın öldürücü kişiliği bana inanılmaz bir kişilik ziyafeti yaşattı okurken. Serideki favori karakterim Fredrik oldu, kollarımı açayım gel yaralı Çakal'ım... Bu seriyi okuyun, okutun ama karakterlerin normal olmasını kesinlikle beklemeyin.

Baskı: Katiller Çetesi Izabel #2

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/izabel-in-company-of-killers-2-ja.html Katiller Çetesi tam gaz devam ediyordu aksiyona. İlk kitapta yaralı, hayatını seks kölesi olarak geçirmiş, çevresindeki bütün masumların ölümünü seyrettikten ve kendisinin suçunun olduğunu düşünen karakterimiz bu kitapta tam bir yeniden doğuş yaşadı. Aklında sadece tek bir şey vardı, intikamını almak. Tüm suçlulardan, hayatını yaşayamamasına sebep olanlar gibi kişilerden. Sarai, kitabın başlarında benim onu boğmak isteyeceğim çok şeyler yaptı ama sonuçta arkasında bir Victor Faust bırakmak zorunda kalmasından sonra normal olmasını da beklemiyordum. Victor bildiğiniz gibiydi, mükemmel, yine mükemmel, daha bir mükemmel. Aksiyonun hiç durmadığı bir kitaptı. Daha çok, işkence ve şiddettin dozunun yükselmesi de cabası. Yazarın üçüncü kitabının başında bir notu var. Bu seri aşk kitabı olarak değerlendirilmemeli tarzında. Kesinlikle katılıyorum. Aşk, tutku, şehvet var ama bu serinin adı Katiller Çetesi ve adının hakkını sonuna kadar verecek şekilde toz pembelikten de uzak. Sarai, benim okuduğum bütün kadın karakterler arasında neredeyse en farklı olanı, Victor ile aralarındaki ilişki ise oldukça değişik, birbirlerine ihtiyaçları var, birbirleri olmadan kendilerini bütün görmüyorlar, ama en önemlisi ilişkilerinin de hiç de normal olmaması ki zaten bunu ikinci kitaptaki olayları bilenler çok daha iyi anlarlar. Yazarın yazdığı olaylar zor olsa da okuması bir o kadar da akıcı. Bu seriye başlamak için geç değil okumanızı şiddetle tavsiye ederim.

Sen
9/1025.01.2018

Baskı: Sen

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/01/sen-selvi-atc-kitap-yorumu.html Okuduğum en güçlü kadınlardan birine ev sahipliği yapıyor bu kitap. Süheyla, namıdiğer Sü, namıdiğer Matruşka. Kardeşinin ölümünün bir intihar olduğuna inanmayarak olayların perde arkasını aralayabilmek için İzmir'den İstanbul'a giden, sorunlarını ve acısını bir kenara bırakıp gözü sadece intikamını gören bir kadın. Tabi bu yolda beklenmedik bir ipucu Demir Mızrak ile bağlantılı olunca, hiç istemese de bu yabancı, deli edici tavırları olan adamla beraber çalışmak zorunda kalır. Kayıp Şehir Serisi'nden Ali'nin sürekli serideki en komik karakter olduğunu söylerdim, bu konumu ise Demir Mızrak kesinlikle devraldı benim için. Süheyla'ya takıldığı, peşinden yavru kedi gibi dolandığı, aşık olduğu kadını elde edebilmek için her şeyi yapan biri olarak yaptığı ve Süheyla ile girdiği diyalogların çoğuna kahkahalarla güldüm. Tabi güldüm ama aynı zamanda ağlama noktasına da geldim çoğu zaman. Kitabın başlangıç sahnesi Umur'un dilindendi, Süheyla'nın ölen kardeşi. Boğazımın düğümlenmesine engel olamadım, öyle bir yazmış ki yazar, ardından Süheyla'nın bu ölüm sonrası yaşadığı duygu yoğunlukları nefesimi kesti okurken. Yazarın kalemine bir kez daha hayran kaldım. Karakterlerin hissettiklerini çok güzel aktarmış, özellikle diyaloglar bazı yerlerde o kadar eğlenceli ki, bu tarz bana her duyguyu yaşatan kitapları okumayı çok seviyorum. Kayıp Şehir serisini de çok beğenmiştim ama bu kitap sanki bir tık daha ileride bir güzelliğe sahipti yazım tarzı açısından özellikle. Tabi Sen'den sonra Mızrak kardeşlerin büyüğü, sorumluluk sahibi, odun, yalnız Çelik Mızrak ile tanışmak için sabırsızlanıyorum. Özellikle kitabın sonunda yaşanan bir sahne sonrası onun kitabını elime aldığımda keyiften dört köşe olacağım.

ÖncekiSayfa 3 / 13Sonraki