Dilara Korkmaz
@Dilara Korkmaz

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Cadıların Keşfi (Ruhlar Üçlemesi, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/05/cadlarn-kesfi-all-souls-trilogy-1.html "Cadı kanının bir müziği olduğunu biliyor muydun? Denizcileri kayalara çeken sirenin şarkısı gibi, kanın senin ve benim sonumu getirebilir." 🌙 "Bildiğim kadarıyla dünyanın dönmesini sağlayan iki duygu var." Duraksadı, sonra devam etti. "Biri korku, diğeri de arzu. Bunun hakkında yazdım." Sevginin verdiği karşılıkta yer almadığını fark etmiştim. İki denk ama birbirine karşıt güç arasındaki mücadelenin olduğu, zalim bir tabloydu. "Dünyayı sevgi döndürür," gibi güzel bir sözün sahip olduğundan daha fazla gerçeklik payı barındırıyordu. Bu kadar muhteşem bir seriyi bu zamana kadar okumadığım için kendimi çok şanssız sayıyorum. Serinin geçtiği dünya mı dersiniz, yazarın anlatım şekli mi, karakterleri yaratış şekli mi... Adından da anlayacağınız üzere fantastik bir üçlemenin ilk kitabı Cadıların Keşfi. Bir tarih profesörü, aynı zamanda da cadı olan Diana Bishop, Bodleian kütüphanesinde yüzyıllardır kayıp olan el yazmasını bulduğunda bütün doğaüstü varlıklar ayaklanır. El yazması kendini kütüphaneye geri gizler, tabi kimse başlarda buna inanmaz. Bu sırada devreye etkileyici, mükemmel, vampir profesörümüz Matthew de Clermont giriyor. Bir çiftin kimyası bu kadar mı birbirine uyar arkadaş. Ama hepsinden önce ilk olarak yazarın tarzı hakkında birkaç şey söylemek istiyorum. Kitap fantastik bir evrende geçiyor, ek olarak bolca fantastik öge görmemize rağmen en önemli nokta yazarın doğaüstü şeylere bilimsel anlamda açıklık getirmeye çalıştığı kısımlardı. Matthew bir genetik profesörü olduğundan tabi işin içine direk karakterler ile giriyoruz. Bence serinin kendi alanında diğer fantastik serilerden ayrıldığı en önemli kısımlardan biri buydu. Bir başka nokta daha var ama o ikinci kitabın yorumuna kalıyor. Açıkça söylemek gerekirse bu seri herkesin hoşlanacağı tarzda değil. Ağır bir havası yok ama seri birkaç kısımda yavaş bir tempoda geçiyor, öyle hemen bir çırpıda değil anlamak için sindirilip okunması gerekiyor. Tabi siz bu dediğim ile yargılamayın, kitapta birçok heyecanlı ve nefesini kesecek noktalar çoğunlukta. Çok güzel bir seri kesinlikle ama yüzeysel bir anlatımı olmadığından her şey şıp diye bağlanmıyor. Özellikle bu havasını daha çok sevdim. Olaylar oldu bitti diye basit nedenlere değil üç kitap boyunca yavaşça işlenen bir olay örgüsü ile anlatılıyor. İşin aşk kısmına gelirsek eğer, istediğinizi alacaksınız. Yazar bir erkek karakter yaratmış ki ne siz sorun ne ben anlatayım. Zaten bu adam ancak okunarak anlaşılacak cinsten. Valla Diana'yı çok fena kıskanıyorum da neyse. Matthew'ın Diana'ya karşı olan bir sözü olsun, bir dokunuşu şöyle bir durup durup iç geçirtti bana sürekli. Kendisi 1500 küsür yaşında bir vampir olduğundan tam bir eski çağ adamı, güçlü bir lider, yaşını kendini geliştirerek avantaja çevirmiş ve en önemlisi de mükemmel bir aşk adamı. Kusuru yok resmen. Diana ile aralarında yaratılmış ve hissettiren kimyaları bana işte ruh eşi budur diye düşündürdü. Cidden bu seri hakkında saatlerce konuşabilirim ama bahsettikçe spoiler verme ihtimalimde bir o kadar arttığından yorumumu kısa keseyim. Gerçi şu yazdıklarım gözümde o kadar yetersiz kalıyor ki anlatamam. En iyisi mi siz seriyi okuyun ve ne hissettiğimi anlayın.

Baskı: Ateş Şarkısı (Ateş, #9)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/ates-sarks-fever-9-karen-marie-moning.html Bu serinin kalbimdeki yerini nasıl tarif edebilirim bilmiyorum gerçekten.Bayılıyorum, aşığım, okurken içim içime sığmıyor. Serinin sıkı takipçisi olsanız da olmasanız da kitabın konusundan bahsetmek yine spoiler olur. Neredeyse her bölümde farklı bir gelişme yaşanıyor ve insanı şoka sokacak birçok şey gerçekleşiyordu. Mac, Barrons, Dani-Jada-, Ryodan, Christian ve daha bir çok karakter en son bıraktığımız gibi dünyayı kurtarmaya çalışmaktaydılar. Başarılı oldular mı olmadılar mı onu okurken öğreneceksiniz. Her iki sonuçta yazarın evreninde çok farklı şeylere sebep olacağından iki ihtimale de hiç olmaz demeseniz iyi olur. Mac ve Barrons en azından artık dinginleşmiş, okurken bana gözlerimden kalp fışkırması kaldı. Bu ikilinin olduğu bölümler, kelimeler, cümleler gerçekten çok farklı bir şey hissettiriyor. Dani ve Ryodan arasındaki gelişmeler beni hem sinirlendirdi, hem heyecanlandırdı, işler istediğim gibi gitmedi, karakterlerin kalın kafalarını çok kez birbirlerine tokuşturmak istedim. İkisi de birbirlerinden inatçı, birbirlerinden fazla dediğim dedik. Serinin devamında main karakter olarak Dani yer alacakmış Buz'da olduğu gibi. Onu Buz'un öncesine kadar çok sevmiyordum ama o kitabı okuduktan sonra High Voltage için çok heyecanlanıyorum. Birkaç karakter hakkında farklı, ihtimal vermediğim şeyler oldu. Yazar takır takır bir güzel harcamış çoğunu öyle söyleyeyim. Bir de şu Cruce konusunda arada kalan sadece ben miyim? Onu bir seviyorum bir sevmiyorum ama yer aldığı kısımların oldukça heyecanlı geçtiği de bir gerçek. Aslında bahsetmek istediğim çok şey var. Ama spoiler işte arkadaş. Yoksa ben size neler neler derdim de diyemiyorum. Birçok karakterin olayları yarım kaldı e malum yok olmakta olan bir dünya varken zahmet olmazsa. Zaten daha iki kitap var bizde çıkacak olan galiba. Oralarda da sonuçlanmaz da açık uçlu olarak kalırlarsa kafayı yerim aklımda senaryo oluşturmaktan. Orijinal kapağı da ayrı beğendim.Seri muhteşem kapakları hak ediyor.

Safir
8/1026.04.2018

Baskı: Safir

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/safir-lemariz-mujde-albayrak-kitap.html Bizden bu tarz historical kitaplar çıkınca gerçekten çok mutlu oluyorum. Uzun zamandır türü okumayınca elbette bu kitaba daha da çok bağlandım. Altın Vadi olarak bilinen toprakların mirasçısı Evalangeline, başına buyruk hareket edememesi için İskoçya'nın en korkulan savaşçısı kafa koparan olarak bilinen Brian ile evlendirilir. Krala bağlılığı adına ilk karısını idam etmiş birisi kendisi, yani kralın kesinlikle en güvendiği kişilerden biri. Kitapta erkek karakterden gerçekten sert ve çok güçlü biri olarak bahsediliyor. Çoğu savaş sahnesi, diyalog hatta gayet normal kısımlarda bile onun ne kadar güçlü biri olduğunu hissedebiliyorsunuz. Zor başlayan bir hayata sahip olduğundan bir daha asla zayıf düşmemek adına elinden geleni yapan, yalnız bir adam. Eva gibi biri ile evlenince de doğal olarak bocalıyor ama en önemlisi de onun yanında bazı şeylerin farkına varıyor. Bu detaylardan çok hoşlandım okurken. Eva ise sevdiğim bir karakter oldu. Brian'ın hödüklüğünden nasibini aldı birkaç kere. O da yalnız bir karakterdi yine doğum şartları yüzünden. Brian'la evlenene kadar saraydaki odasından bile zor çıkabilmiş öyle söyleyeyim size. Yan karakterlerle olay örgüsü destekleniyordu. Özellikle ikinci kitabın sinyalleri verilmiş bir çift için. Eğer seri olarak devam ederse okumaktan çok zevk alırım. Kitapta okurken yaşadığım tek problem dizgiyle alakalıydı. Belli bir yere kadar ı harfi birçok diyalog ve cümle içerisinde yer aldığından, sanırım noktalama işareti yerineydi birçoğu, akıcılığı biraz bozulmuştu. Ama bu olumsuzluğa rağmen güzeldi. Ek olarak kitapta yetişkin sahneler de yer alıyor rahatsız olanlar adına bir uyarı olsun. Historical sevenlere önerebileceğim bir kitap. Sevmiyorsanız da artık sevin yahu.

Baskı: 4. Maymun (4MK Thriller, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/4-maymun-4mk-thriller-1-jd-barker-kitap.html Son zamanlarda okuduğum en iyi polisiye romanlardan olduğunu söyleyebilirim bu kitabın rahatlıkla. Genel olarak polisiyelerde bazı şeyleri, karakterlerin kanıtları birleştirmeleri ya da bir kanıttan yola çıkarak buldukları sonuçlar uçuk gelirken aslında bu kitabı okurken her şeyi mantık çerçevesine oturtabildim. Neredeyse hepimiz üç maymunu biliyoruz. Görmedim, duymadım, bilmiyorum. Katilimiz ise pek fazla bilinmeyen dördüncü maymun olan kötülük yapmadımı ilham alıyor kendine. Suçlu olduğunu bildiği insanların en yakın kadın akrabalarını hedef alarak onları kendince cezalandırıyor. Yedinci kurbanını kaçırdığında, Dedektif Porter ve ekibi onu bulmak için yıllardır uğraştığından bir kez daha işe koyulurlar tabi işler bu kez farklı yürüyecektir. Asıl olaylara ek olarak yazar katilin çocukluk günlüğüne de yer vermiş iki üç bölümde bir. Açıkçası kitabı okurken en çok keyif aldığım yerler o kısımlardı. Şimdi polisiye romanda niye onu merak ediyorsun diyeceksiniz, katilimiz nasıl bu şekil bir psikolojiye girmiş ilerleyen yaşlarında, en önemli etken yetişme şekli onlara tanık oluyorsunuz. Olaylar çözüldükçe tahmin ettiğim kısımlar olsa da şaşırdığım, şoka girdiğim çok yer oldu. Yazar akıcı bir üslup kullandığından olanları rahat bir şekilde kavrayabildim. Ayrıca birkaç kısımda kurbanların oldukça kötü bir hale geldiklerini söylemem lazım, beni pek etkilemedi okurken ama midesi hassas olanların gözünde canlanacak şeyler onlara kendilerini pek iyi hissettirmeyebilir. Katilimiz bayağı zeki beri, okurken onu sevmedim desem yalan olur. Tabi yanlış anlaşılmasın katilliğini değil karakteri sevdim amacı ve aklının farklı işleyişi güzel bir biçimde yansıtılmıştı. Zaten günlükleri sayesinde kitaptaki karakterlerden en çok onu tanıdım. Sonu ise tam devam kitabı merak ettirecek türden. Bazı kitaplarda hiçbir şey çözülmüyor deli oluyorum ama bu kitap devamı için de başka bir potansiyel taşır nitelikteydi. Yani olaylar başka bir boyuta geçecek gibi. Annem ve babam elleri birbirine kenetli, gözlerinde aşkla, yaşlı bir ağacın gölgesinden beni seyrederlerken, ben diğer çocuklarla oynardım. Bir top ya da frizbinin peşinden koştururken annemle babamın şakalaşıp gülüştüklerini duyardım. "Bana bakın! Bana bakın!" Diye seslenirdim. Bakarlardı. Ailelerin çocuklarını seyrettikleri gibi beni seyrederlerdi. Beni gururla izlerlerdi. Oğulları, neşeleri...Geriye dönüp o yaşlarımı düşünüyorum da...O ağacın altında ikisi de gülümserken onlara bakardım.Boğazlarının bir kulaktan diğerine kadar kesik olduğunu hayal ederdim, açık yaradan kan fışkırıyor ve fışkıran kan önlerindeki çimenlerin arasında birikiyordu. Gülerdim, kalbim güm güm atardı, çok gülerdim. Tabi bu yıllar önceydi, ancak elbette ki bunun başladığı yıllar, o yıllardı. 🙈🙉🙊❓

Baskı: Yok Oluş (Southern Reach Üçlemesi #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/yok-olus-southern-reach-1-jeff.html Her şey duygu doluydu, hatta taşıyordu ve ben artık bir biyolog değildim, gittikçe yükselen ama bir şekilde asla kıyıya vurmayan dev bir dalganın tepesiydim. Kitaptaki karakterlerin bir adı yok, yani artık yok. Görevlerinin başlamasından itibaren amaçları tek önemli olan şey. Gizemli bir şekilde varolan boyuta geçtikten sonra kendilerini başka bir dünyada bulan, hükümet tarafından görevlendirilmiş araştırma ekibinin tek amacı, gittikleri farklı boyut hakkında bulabilecekleri her bilgiyi elde etmek. X Bölgesi'ne giden on birinci keşif ekibi dört kişiden oluşmaktaydı. Bir psikolog, dil bilimci, haritacı ve biyolog. Anlatıcımız ise biyolog. Gerçek bir bilim insanından beklenecek şekilde şüpheci biriydi kendisi. Oradan bakınca normal bir bilimkurgu gibi görünse de aslında içinde birçok şey barındırıyordu. Öncelikle ekibe aslında görevleri hakkında hiçbir şeyin açıklanmamış olması, takım lideri psikologun garip davranışları, ekibin sadece kadınlardan oluşması ve X bölgesindeki yapıyı tanıdıkça asıl amacının ne olduğunu öğrenme isteği merak duygumu sürekli kampçıladı. Biyolog, bir bilim insanı olsa da bana fazla duygusuz biri gibi geldi. Tam bir analitik düşünce tarzında hareket ediyordu. Aslında bu tarz karakterleri okumayı pek sevmem ama onun öğrenme isteği ve bu amaçla hareket etmesi oldukça işime geldi. Kitapta pek fazla diyalog yer almıyor, belki sıkıcı bulabilecek olan vardır ama akıcı geldiğinden bir sorun teşkil etmedi bana. Son sayfaya geldiğimde keşke devamı da elimde olsaydı dedim. Öğrenmek istediklerimden sadece bir tanesini öğrenebildim o da dişimin kavuğuna yetmedi.

Baskı: Sonbahar Kokusu (Whiskey Creek Serisi,#1 )

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/sonbahar-kokusu-whiskey-creek-1-brenda.html Ünlü film yıldızı, günümüzün James Dean'i Simon O'Neal alkol problemi ile uğraşmaktadır. Bunun yanı sıra karısından yeni boşanmıştır, uzaklaştırma kararı nedeniyle oğlunu da görememektedir. İstediği tek şey onun yanında olabilmek olduğundan eski halk ilişkiler yöneticisi Gail ile bir anlaşma yaparlar. İki yıl sürecek sahte evliliklerinde Simon hakimin onu haklı bulması için gereken imajı yakalayacak, Gail ise Simon ve onun menajeri sayesinde batmakta olan şirketini kurtarabilecektir. İlk başta Simon hakkında bayağı kötü düşüncelere sahiptim. Gail'in ona karşı haklı öfkesi, karısı ile boşanmalarında dile getirilen şeylerde suskunluğunu koruması ile pek de iyi izlenim oluşturmamıştı. Ama ne zaman onun düşüncelerinden bölümler okumaya başladım, işte o zaman sen ne çekmişsin be Simon dedim. Şimdi bilirsiniz şöhret her zaman iyi bir şey değil. En güzel örneklerinden biri erkek karakterimiz. Dava sırasında oğlunu görememesi ise onu yıkıyor. Başlarda karısını normal ya da haklı olarak düşünmüştüm ama kadının saçını başını yolmak gerek. O kadar nefret ettim ki okurken, Simon ne yapmışsa yeridir gerçekten ve adam çok da bir şey yapmamış zaten okudukça görüyoruz. Susmasının ise sebebi mantıklıydı. Whiskey Creek kasabasından, Hollywood dünyası sektörüne atılan kadın karakterimiz ise en son çareyi kasabasına kocası ile dönmekte bulur onun iyiliği için. Gail ne kadar çok inkar etse de Simon'un çevresinde ününden dolayı oluşan baskı olmayınca anlar ki gayet etkilenilesi, aşık olunası bir adammış sahte kocası. Simon'un yaşadıklarından sonra Gail ile beraber huzuru bulmasını zevkle okudum. Adam o kadar çok şey yaşamış ki gerçekten çevresindeki neredeyse herkesten nefret edeceksiniz bunlara neden olan. Gail'in arkadaş çevresine başta bir ısınamasam da zamanla kendilerini sevdireceklerdir diyorum. İki karakterin arasında kitap boyunca muhteşem bir elektrik vardı. Ne olacak diye merakla okumamdaki en büyük etkendi. Bunun dışında yazarın anlatım tarzını da tahmin ettiğimden daha çok beğendim. Kitabı okumak için neden beklemişim aldıktan sonra hiç bilmiyorum.

Sen Yokken
10/1009.04.2018

Baskı: Sen Yokken

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/04/sen-yokken-gunes-demirel-kitap-yorumu.html Sen Yokken uzun zaman önce okuduğum bir kitaptı. Ephesus baskısı ile yeniden okuyabilmek ayrı güzel oldu. Bu romanın sonunda bol bol ağladım elbette. Konusu oldukça ilginç, karakterlerin verdiği tepkiler ve davranış biçimleri açısından bayağı dikkatimi çekmişti ilk seferinde zaten. Arkadaştan öte kardeş olmuş olan Çiçek ve İpek, Çiçek'in hastalığı sonrasında birbirlerinden ayrılırlar. İpek'in acısıyla başa çıkmasının en büyük yardımı onun kızı Duygu sayesinde olur. Tabi işin içine Duygu'nun babası girince bana da merakla ne olacak diye beklemek düştü. Çiçek karakteri olayların çok başlarında aramızdan ayrılsa da karakterlere olan etkileri kitabın sonuna kadar sürdü. Aslında kızdığım davranışları olsa da ona üzülmeden edemedim. En büyük şansı herhalde İpek gibi bir arkadaşa sahip olmasıydı. Gerçekten okurken bu nasıl bir kadın diyorsunuz. Hem Duygu'yu sahiplenme şekli, arkadaşına olan derin bağı hem de Cemal ile arasındaki ilişki de yaşadığı şeyler ile kitabın en sevdiğim karakteri oldu. Cemal demişken, kendisi dizleri kanayana kadar sürünmesi gereken erkek karakterler listemde yerini bulmaya hak kazandı. Yaptığı hödüklükler unutulacak cinsten değil, hele ki söylediği bir şey var, eminim o sahnede herkes benimle aynı düşünceyi paylaşıyordur kendisi hakkında. Yazarın kalemini gerçekten çok seviyorum. Konu bakımından hareketli bir kitap değildi. Zaten sadece aşk romanı da değildi, olayların yavaş yavaş ilerletilmesinin seçilmesi doğru bir tercih olmuş. Şu aralar fazla kitap okuyamıyorum, buna rağmen Sen Yokken'i bitirmem birkaç saatimi aldı. Kalemi oldukça akıcı yazarın. Tavsiye ederim.

Baskı: İlk Öpücüğün Büyüsü (Marriage to a Billionaire, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/ilk-opucugun-buyusu-marriage-to.html Bu roman tarzında kafa dinlendirici, bir şey düşündürmeyen ve rahatlamamı sağlayan kitapları okumayı çok seviyorum. Yazarla tanışmam geç oldu ama bu serisini severek okuyacağım kesin. Marriage to a Billionarie serisinin ilki tam benlikti. Bir zamanların ayrılmayan çocukluk arkadaşlarının büyümeleriyle - daha doğrusu Nick sebebiyle- aralarının açılması, yıllar sonra her ikisinin de çıkarları için birbirleriyle evlenmek zorunda olmalarını konu alıyordu. Bir yıl sürecek sahte evliliklerin de, çift arasında geçmişte yaşadıkları şeyler ve sözleşmedeki bazı maddeler sayesinde sürekli tırmanan bir elektrik vardı. Konusu orijinal değil hatta klişe ama ben klişeleri hoşuma gittiği sürece her türlü okurum. Nick beni hem sinirlendirdi hem kendini sevdirdi. Duygularına zincir vurmaya çalışan erkeklere karşı en büyük silah kıskançlıktır mottosu ile hareket eden yazarımız ortaya çok eğlenceli bir iş koymuş. Kadın karakterimiz Alexa'nın ise normalde takındığı tavırlarına sinirlenmem gerekirken bu davranışlar ham odun Nick'e karşı olunca içimden pek çok kez oh olsun diye geçirdim. Kitabın başında ikisi de birbirlerinden habersiz evlenecekleri kişiden ne beklediklerini yazdıkları bir liste oluştururken, maddelerin zıt olması ve bu zıtlıkların her defasında birbirlerinin sınırlarını zorlamasını çok keyif alarak okudum. En eğlencelisi bir çok adet yaramaz köpekleri içerir. Nick'in kız kardeşi Maggie ve Kont Michael arasında geçecek şeyleri elbette oldukça merak ediyorum. Karakterler birbirleriyle oldukça bağlantılı bu yüzden seriyi okumak isteyenler sırasıyla okursa daha iyi olur. Yazarın kullandığı dili oldukça sevdim. Yormayan, sade ve neşelendiren bir ifade biçimi var. Bu tarz kitapları okumayı sevenlere tavsiye ederim.

Baskı: Otostopçunun Galaksi Rehberi (Otostopçunun Galaksi Rehberi #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/otostopcunun-galaksi-rehberi.html Bilim kurgu okumayı en keyif aldığım türlerden biri. Bu kitap ise o türün kült eserleri arasında yer alıyor. Bir radyo programının kitap uyarlamasıymış, yazar ön sözde bununla ilgili güzel bir açıklamaya yer vermiş. Arthur Dent evinin yıkılmaması için buldozerlerin önünde yatarken, kendini uzaydan gelmiş olan arkadaşıyla birlikte Vagon uzay gemisinde bulur. Şimdi Vagon da ne diyeceksiniz. Kendileri kestirme güzergah için dünyayı ortadan kaldıran ırk oluyorlar. Evet bildiğimiz dünyamız yok oluyor ama hepimiz kendimizi çok önemli sansak da, evren de işleyiş aynı hızla devam ettiğinden kahramanlarımız için bir son olmuyor bu elbette. Kullanılan dil, yapılan çoğu yerinde, ince göndermeler ve beni kahkahalara boğan sahneleri ile kitap favori bilim kurgularım arasına yerleşti. Kendine özgü bir sürü terimlere yer veren bir seriydi, melankolik robot Marvin'den, uzay boşluğunda süzülen ispermeçet balinasına kadar imkansızlığa her türlü şekilde yer verilmiş. Serinin ilham olduğu şeyler gözümde değerinin daha da artmasına neden oldu. Kahramanları okumaktan çok zevk aldım. Söylemek istediğim çok şey var ama olay gidişatı hakkında bilgi vermek istemediğimden değinmiyorum o kısımlara. Bence bilim kurguya önem veren kişilerin mutlaka okuması gerekiyor. Beşibiryerde olanını da en kısa zamanda okumak isterim. Kitaba doyulmuyor.

Baskı: Pelikan Çıkmazı (Cedar Cove Serisi 3)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/pelikan-ckmaz-cedar-cove-serisi-3.html Debbie Macomber uzun zamandır okumak istediğim, kendisi hakkında övgüden başka bir şey duymadığım bir yazar. Küçük Mucizeler Dükkanı çıktığı zaman bayağı popüler olmuştu diye hatırlıyorum. Onun sayesinde olmasa da Cedar Cove serisi ile tanıştım kendisiyle. Tabi üçüncü kitapla. Seride Washington'un sakin bir kasabasında yaşayan insanlara odaklanılmış. Anladığım kadarıyla çoğu karakter ortak iken aynı zamanda her kitapta başka yan karakterlere yer veriliyor. Olaylar ilk kitapta başlasa da okurken yazarın geçmişi bazı yerlerde okumayanlar için hatırlatacak diyalog ve düşüncelere yer vermesinden dolayı fazla zorluk yaşamadım. Boşanmış olsalar da yargıcın verdiği ilginç kararla birbirlerinden kopamayan Rosie ve Zack, yargıcımız Olivia, onun en yakın arkadaşı Grace, Grace'in kızı Maryellen ve daha bir çok karakterin yaşantısına konuk oluyoruz. Rosie ve Zack haricinde diğerleri ilk kitaptan olaylarını yaşamaya başlamışlardı. Yazarın dilini çok beğendim. Karakter fazlalığı başlarda beni yorsa da sonra her birinin anlatılmasını merakla beklemeye başladım. Hoşuma gitmeyen daha doğrusu alışkın olmadığım tek şey karakterlerin yaş ortalamasının normalde okuduğum aşk romanlarından daha yüksek olmasıydı. Orta yaş ve üzeri çoğunluktaydı. Kitapta sevmediğim tek karakter Grace oldu, kalanlarına ılımlı ve sevmek arasında duygular besliyorum. Hepsi günlük hayatta yapılabilecek davranışlar sergilediler ama yok Grace'i hala sevmiyorum. Kafa dinlendirici, stressizdi. Yazarın diğer eserlerini de merak etmeme sebep oldu.

Baskı: İskoç Sürgünü (Campbell Trilogy #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/iskoc-surgunu-campbell-trilogy-2-monica.html Yazar bir önceki okuduğum serilerinde ne kadar odun vari erkek karakter yazdıysa bu serisinde tam tersine aşık, mantıklı, sizi sinir krizinin eşiğine getirmeyecek, daha da aşık olacağınız karakterler yazmış. Tabi ben o diğer serilerdekileri de seviyorum orası ayrı mesele. Kralın yok etmeye yemin ettiği McGregor soyundan Patrick ve onları bizzat yakalamakla görevli Campbell ailesinden leydi Elizabeth'in aşk hikayesini okudum. Her olayın bir diğer bakış açısı vardır. Bir önceki kitapta McGregor'lar ne kadar adi insanlarmış gibi algılanlasalar da aslında bir çoğu öyle değildi. Tam tersine Patrick, ailesi haksız yere katledilirken bizzat orada olsa da, sağ duyusundan ödün vermeyen ve sadece evini geri almak için savaşan biriydi. Ve o kadar olay yaşamışken bile zor durumda olan bir leydiye yardım etmek için planlarını altüst etti. O kişi kim tahmin edersiniz, Elizabeth. İkisinin karşılaşmaları ilkinde ne kadar plansız olsa da ikincisi hiç de öyle değildi. İlk kitapta bizzat Patrick'i ilgilendiren olaylar yaşanmıştı. Okurken sürekli hop oturup hop kalktım ne zaman gelecek konu oralara diye. Kalenin leydisi ve oradaki bir asker arasındaki uçurum ve tüm bunlara rağmen yine de birbirlerine çekilmelerini okumak çok güzeldi. Elizabeth bazı yerlerde çok tereddüt etti ama onun nedenlerini anlayabildim. Ayrıca onun MacLeod serisindeki Rory ile nişanlı olduğunu unutmuştum. Güzel bir ayrıntı olmuş. Muhteşem biri olmasına rağmen üç nişanı da hüsranla sonuçlandığından sadece sevdiği biriyle evlenmek istemekte kendisi. Tabi bu arada yoluna kendisini kurtaran, etkileyici, onu kesinlikle önemseyen Patrick çıkınca bütün duyguları karman çorman oluyor leydimizin. Patrick'in yaptığı şey başta beni çok tereddüte soktu. Ama bu olayın kitabı çorba etmemesine sevindim. Hatta güzel sahnelere de vesile oldu. Yaşadıklarına çok üzüldüm, yaptığı şeyleri bu yüzden hemen kabullendim ve o kadar olaya rağmen yine de Elizabeth'e verdiği değer, bunu gösterme biçimi ona daha da hayran olmama sebep oldu. Elizabeth'in uğursuz ağabeyi Colin daha da sinir bozucuydu. Bakalım üçüncü kitapta nasıl delirtecek beni. Yazar yine kullandığı tarihi detaylar sayesinde sanki bu aşk gerçekten de yaşanmış hissi verdi. Ayrıca konunun bağlanma şeklini çok sevdim. Üçüncü kitap hakkında verilen bir detay ise bir an önce okumak istememe sebep olacak türden kendisini.

Arkana Bakmadan
8/1001.04.2018

Baskı: Arkana Bakmadan

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/arkana-bakmadan-carolyn-jewel-kitap.html Carolyn Jewel'in okuduğum ikinci kitabı ve ilki kadar çok sevdiğimi söyleyebilirim. Benim için en güzel sürprizlerden biri ise şüphesiz kitabın büyük bir kısmının Osmanlı İmparatorluğu'nda geçmesi. Sabine, döneminde parlak bir zekaya sahip olsa da kadın olduğu için arka planda kalmak zorunda olan bir hanımefendidir. Hakkında çıkan asılsız bir dedikodu sebebiyle İngiltere'den ayrılmak zorunda kalır ve tarihi yerler hakkında bir kitap yazan amcasıyla beraber yıllarını çeşitli yerlere seyahat ederek geçirir. Foye Markisi Edward ise bu dedikoduyu çıkaran kişiyle bir zamanlar yakın arkadaştır. Kalbini kıran bir olay sonrası İstanbul'a gider ve bir seyahat planı yapar. Bu sırada Sabine ile tanışır. İlk gördüğü andan itibaren ondan etkilenir, zaten dedikoduların ne kadar haksız olduğunu biliyordur ve skandal hakkında ki düşünceleri onları birbirlerine yakınlaştırır. Ana karakterlerden birine sinirlenmeden geçen kitap tadından yenmiyor kesinlikle. Foye ve Sabine arasında geçen tutkuya, aşka, dostluğa ve sadakate kitap boyunca inanmamak imkansız. Sabine amcasıyla beraber Kilis'e gitmek zorunda kalınca, Foye'da onu beklemeye dayanamayarak peşinden gidiyor. İşte ne olduysa o zaman oluyor. Gerçekten çok beğenerek okuduğum bir kitap oldu Arkana Bakmadan. Klasik historical romance kitaplarında yer almayan bir atmosferi konu alması, karakterlerin başından geçen şeyler ile farkını ortaya koydu. Yazarın kalemi de oldukça akıcı, özellikle erkek karakter bakış açısına bu kitapta da fazlaca üzerine düştüğünden okuması daha da keyifli oldu. Karakterlerin bitmek tükenmek bilmeyen dramlarından bu romanda eser olmadığı için kendimi olayların akışına daha rahat kaptırdım. Tabi bazı yerlerde beni deli ettiler ama çok hafif. Kitabın sonunda beni tatmin etmeyen bir olay oldu. Karakterlerin tepkilerinin o şekilde olmasını istemezdim. Nazar boncuğu olarak kabul ediyorum o kısmı. Çifti okuması gerçekten çok zevkliydi, aşkın yanında bolca heyecanlanmanıza sebep olacak şeyler vardı. Historical sevenler yazarı kesinlikle kaçırmamalı.

Baskı: Karanlık Sırlar (Scandal & Scoundrel, #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/karanlk-srlar-scandal-scoundrel-1-sarah.html Beni tarihi aşk romanları arasına gömün. Bayılıyorum bu türe. Sen nasıl güzel bir kitaptın, bitme diye kendimi nasıl tuttum okurken. Nasıl bir anlatım tarzıdır, nasıl bir karakter mükemmelliğidir arkadaş bu. Historicallerin en çılgın kadınlarından biri olan Sophie, eniştesi Haven Dükü'nü rezil etmesinin ardından balodan kaçar ve oradan uzaklaşmak içinde Eversley Markisi'nden yardım ister. Ama reddedilir. İş bununla biter mi? Tabi ki de hayır. Karakterlerimiz o han senin, şu yarış benim dolaşırlar bütün İngiltere'yi neredeyse. Kitabın çoğunluğu Londra'da değil, İngiltere'nin kırsal kesimlerinde, hanlarda ve yollarda geçiyor. Bu özelliğini bayağı sevdim. Arada bir o süslü salonlardan uzaklaşmak iyi geliyor Sophie gibi bana da. Tabi kendisi benim aksime Londra'dan hiç hazzetmeyen ve doğduğu toprakları özleyen biri. Babasının basit maden işletmeciliğinden yükselişi ile ailesi ve kız kardeşleri kendilerini soylular arasında bulurken bundan tek hoşlanmayan kişi o oluyor. Sosyetenin kirli S kız kardeşleri kitapta az görünseler de onların ne kadar eğlenceli olduklarını anlayabiliyorsunuz. Kızlar arasından sadece Sophie ve Seraphina'nın kitabı var. Ki Sera'yı ilk kitabın ilk bölümünden itibaren okumak için deli gibi çıldıracaksınız. Yukarıda bahsettiğim Haven Dükü'nün düşesi olur kendileri. Başından kötü bir olay geçtikten sonra kendini yarışlara ve evinden uzak her yere sürükleyen King, bakın adamın adı bile kral anlamına geliyor ben size daha ne diyeyim, Sophie gibi uçarı, skandallarla dolu bir aileden gelen leydi ile elbet başını sokmak istemiyor belaya. Ama o işler öyle olmuyor King efendi. Bir bakmışsın kaçan değil kovalayan olursun. İkilinin diyalogları, aralarında yavaşça gelişen güven duygusu çok güzel anlatılmıştı ve tabi ki Sarah söz konusuyken bazı yerlerde kahkahalarla güleceğiniz, bazı yerlerde de hüzünlenip sinirleneceğiniz birçok yer var. Beğenmediğim hiçbir kısım yok. Tamam belki sonu bin sayfa falan olsun diye isteyebilirim, doyamadım arkadaş!

Baskı: Cellat'ın Kalbi (Kırmızı Başlıklı Kız #2)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/cellatn-kalbi-krmz-baslkl-kz-2-busra.html "Artık beni seviyor musun?" Dedi Ada fısıltıdan biraz daha yüksek bir sesle. "Bunun olması gerektiği için değil, aynı zamanda hissediyor musun?" Dawson başını eğip alnını Ada'nın alnına yasladı. "Seni seviyorum. Üstelik sadece hissettiğimden değil, böyle olması gerektiğini bildiğim için." Dawson hala şaşkın olan Ada'nın dudaklarına dokundu. "Mühür büyük ölçüde etkisizleşip seni sevmeye başladığımda daha büyük bir acı çektim. Kalbim yavaşlıyor, ama duygularım kontrolsüzce artıyordu. Amona bunun mühürle bir ilgisi olmadığını söyledi. Sadece özlemmiş." O son... Yazar bize o sonu vererek okuyucuyu öldürmek, meraktan çatlamasını zevkle izlemek mi istemektedir? İlk kitabı çok beğenmiştim ama Cellat'ın Kalbi solda sıfır bırakmış onu. Diğer kitapta yine bir çok olay yaşanıyordu, o kadar fazlalığa rağmen yazar aralarındaki ahengi tutturmayı başarmıştı ustalıkta. Bu kitapta ise o performansın kat ve kat fazlasını göstermiş. O kadar doluydu ki, bir ucundan tutsam diğer ucu spoilera kaçtığından konuya pek fazla değinmek istemiyorum. Bir şey bitti derken başka bir şey meydana geldi, bazılarında şaşırdığım, bazılarını da tahmin ettiğim şeyler açığa kavuşurken yeni gizemler ve olasılıklar ortaya çıktı. Üçüncü kitap bomba gibi olacak. Karakterlerin amaçladıkları şeylerin aslında meydana gelecek olmasını bilmeme rağmen yine de farklı bir duygu ile okudum. Özellikle Peretha bu kitabın bahtsız bedevisi olabilir. Yaptıklarıyla bazı karakterleri sinirlendirse de yine de onda haklılık payı görüyorum. Çoğu karakter bildiğiniz gibiydi, aksiyonları, dramları, sakladıkları sırları hiç eksilmedi ama bir kaç karakter hakkında öyle tahmin etmeyeceğim gelişmeler yaşandı ki! Özellikle Creon ve Stone'un başlarına ne işler açılacak merakla bekliyorum.Anlatırken bile içimde ukde kalıyor okumak istiyorum. Ada ve Dawson'un aşkı da yine ilmek ilmek işlenmişti kitabın kalanıyla beraber. Genelde bilirsiniz bu kadar fazla olay barındıran kitaplar yazarın elinde patlar, özellikle sonlara doğru çorba olmalarına sık rastlanıyor. Ama kitapta her bir detay birbirini tamamladı, karakterler tutarsız değildi, ortaya çıkan bir şey de bu ne alaka şimdi dedirtmedi. Bazı adı lazım değil A ile isimleri başlayan karakterler var ki onları bir kaşık suda boğmak isteyeceksiniz. Özellikle son kısımlarda oh be demişken yine olanlar olmuş, beni meraktan çatlatan en önemli sebep meydana geldi. Ekstra olarak verilen bazı sahneleri okumaktan çok zevk aldım, kim ve ne ile alakalı olduğunu söylemeyeceğim sürpriz bozulmasın. Aslında söylemek istediğim çok şey var ama buraya ne kadar şey yazsam az kalacak. Yazar ülkemizdeki en iyi fantastik kalemlerden biri bence, türe ilginiz varsa bu serisini kesinlikle denemelisiniz.

Baskı: İskoç Savaşçı (Campbell Trilogy #1)

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/iskoc-savasc-campbell-trilogy-1-monica.html Yazarın merak ettiğim ve basılmasını umduğum Campbell üçlemesinin ilk kitabını nihayet okuyabildim. Kesinlikle beklentilerime değen, historical açlığımı doyurmak bir yana daha da ateşlenmesine sebep olan bir roman oldu. İskoçlar dendiğinde aklıma gelen ilk şey klanlar arasındaki düşmanlıklar. Bu kitapta da o düşmanlıkların sonuçlarını bol bol gördüm. Yazarın tarihle neredeyse örtüşecek şekilde detaylara önem vermesi ve hayali karakterleri yerleştirdiği şekliyle onların sanki geçmişte yaşamış gibi düşünülmesine sebep olacak bir tarzı var. O kadar detaylandırmaya rağmen akıcılık bir an olsun bozulmamış aksine daha da zevkli olmuş. Caitrina, Jamie'nin de dediği gibi babası ve abilerinin ona inşa ettiği gerçeklerden uzak kalesinde yaşarken tabi ki İskoçya'daki huzursuzluktan kaçamaz. Kalelerindeki şenliğe katılan, Lamont ailesinin en büyük düşmanlarından İskoç Fedaisi Jamie Campbell'ın oradaki amacı ise göründüğünden çok daha farklıdır. Caitrina beni okurken pek çok kez çıldırttı. Sürekli Jamie'ye çıkıştı, sinirden delirtti, ondan etkilenmesinin öfkesini yine adamdan çıkardı. Tam biraz akıllanmıştır belki dediğimde yine yapacağını yaptı. Sen zaten dışarısı hakkında bir şey bilmiyorsun, her şeyi bir siyah beyaz görmeler, 17. Yüzyıldasın be kendine gel Cat... Jamie'de cidden peygamber sabrı vardı. Mükemmelliyetine bir artı daha. İşte tam aradığım, okumayı sevdiğim historical erkek karakteri bu kitaptaydı. Tarifi kalıplara sığmayan, okuması muhteşem olan. Herkesin düşündüğünün aksi olan biriydi ama gel sen bunu Cat'e anlat.Kız ona o kadar çektirdi, yine de Jamie onun için yapabileceği her şeyi yaptı ya daha da bir şey diyemiyorum. Bu adamla tanışın. Normalde erkek karakterlerin öküzlüklerinden şikayetçi olurum ama bu kitapta bayrağı Caitrina zevke devralmış. Üçlemede anlatılan kardeşler aslında dört tane ama içlerinden birisi sizin nefret sınırlarızı zorlamaktan fazlasını yaptığı ve yapmaya da devam ettiği için ona yer verilmemiş. Umarım yazarın başka kitapları da çıkar. Şimdilerde yeni historicaller görmek mümkün değil özellikle Monica gibi iyi yazarlara ait olan.

Hep Böyle Kal
8/1019.03.2018

Baskı: Hep Böyle Kal

http://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/hep-boyle-kal-kristina-mcmorris-kitap.html Aşk da savaş kadar karmaşıktı. İkinci Dünya Savaşı konulu kitaplar favorilerim arasına yerleşmeye devam ediyor. Kitabı boğazımda koca bir yumru ve bazı karakterler hakkındaki belirsizlik nedeniyle meraklı ve düşünceli bir halde bitirdim. Üç ev arkadaşı, askerler için cepheye gitmelerinden hemen önce düzenlenen bir partiye katılarak gelecekleri için farklı tohumlar bıraktılar kendilerine. Betty başlarda pek hoşlanmasamda kitabı bitirince hem üzüldüğüm hem de gücüne hayran kaldığım bir karakter oldu. Aslında kitabın üç kadın karakteri de güçlülerdi. Bu benim için bir artı oldu. O uçarı kızdan asıl istediği şeyi elde etmeye çalışırken geçirdiği dönüşümü büyüleyiciydi. Ek olarak onun sonunun belirsizliğine tutunabileceğim bir dal arasam da yine de o haliyle de güzel. Julia ise sevdiği adam için gereken fedakarlığı çekinmeden yaparak kalbimi kazandı. Ne olursa olsun kararından pişman olmaması, o sırada kurulan cümleler, ayrı bir hüzne sebep oldu bende. Liz, geleceğini başkalarının memnuniyetine göre şekillendirirken, bazı anlarda sessiz kalmasıyla beni sinirlendirse de sonrasında yaşadıklarıyla kalbimi geri kazandı. O ve Morgan arasındaki bağ büyüleyiciydi. Masal gibiydi ama savaşın ve kayıpların gölgesinde ne kadar masal olarak kalabilirse. Yazarın kullandığı dili çok beğendim. Sade ve akıcıydı, duygu yoğunluklarını insanı en çok etkileyecek anda kullanmış. Oluşturduğu karakterler ise gerçek hayattan alınmış gibilerdi, zaten yazarın notunda da belirttiği gibi kitabın bazı kısımları gerçek olaylardan esinlenerek yazılmış. Olaylar dört anlatıcının bakış açısıyla yazıldığı için tempo bir an olsun düşmedi. Her bölüm farklı bir karakteri anlattığından ve hepsini de merak ettiğimden benim için oldukça akıcı ve hızlı bitirilen bir kitap oldu. Türü sevenlere tavsiye ederim.

Av Dönencesi
9/1009.03.2018

Baskı: Av Dönencesi

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/av-donencesi-krmz-baslkl-kz-1-busra.html Bu kitabın benim yıllar önce okuyup devamını getiremediğim hikaye olduğunu anladığım an ki sevincimi anlatamam size. O zamankinden daha ilgi çekici olmuş kesinlikle. Bir kere yazarın dili çok gelişmiş, zaten güzeldi ama kendine zamanla bir şeyleri kattığı belli. Ailesi Uludağ'da bir saldırıda katledilen Ada, teyzesinin yanına Kanada'ya gider. Ailesinin, nişanlısının ve arkadaşlarının ölümüne dair hafızasında olan boşluklar ve ölümlerindeki garipliklerden sonra nişanlısının kardeşi Ali ile bu olayı araştırmaya başlar. Katliamlar dünyanın her yerinde gerçekleşmektedir çünkü. Kitapta çok fazla olay yaşanırken aynı zamanda uzun sayılacak bir zaman dilimi ile bunlar sindire sindire anlatılmıştı. Kapaktan anlayacağınız üzere işin içinde fantastik şeyler var. Kurtlar. Onlar hakkında okuduğum bir kaç seri haricinde çok fazla beklentim olmasa da bu seride gönlümde yer ettiler tabi ki. Ada'nın olaylar karşısındaki tepkisi, bazen tepkisizliğini ve bir şeyleri çabuk kavrayıp olaylara ayak uydurmasını sevdim. Diğer karakterler de okuması çok eğlenceli ve keyifli tiplerdi. Aralarında geçen diyaloglardan bazıları efsaneydi. Ama bir Dawson vardı ki şimdi anlatmaya kelimeler yetmez. Ada ve onun arasındaki ilişki tam dozundaydı. Ne cıvık cıvıktı ne de birden olan bir şeydi. Kitabın sonuna doğru gelişen olayları nefesim kesilerek okudum. İyi ki ikincisi elimde var, o sondan sonra nasıl bekleyebilirdim bilmiyorum. Olaylar oldukça ilginç yerlere doğru yöneldi, Dawson, Ada ve diğer karakterler hakkında tahmin etmeyeceğim ilginç şeyler öğrendim. Kitabın iç ve kapak tasarımına diyecek bir şeyim yok. Türk ve özellikle fantastik yazarlara böyle kapaklar yakışır.

Leyla Fırtınası
9/1009.03.2018

Baskı: Leyla Fırtınası

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/leyla-frtnas-asl-karabulut-kitap-yorumu.html "Seni herkesten soyutlayacak kadar eşsiz bir kelime var mı, bilmiyorum." Bakışları Leyla'nın dudaklarına kaydı. "Bildiğim tek şey, dünyadaki en şanslı erkek olduğum." Onun da hafifçe gülümsediğini ve gözlerinin parladığını görünce devam etti. "Ve sen de evrendeki en değerli mücevhersin." Genelde en sevdiğim ya da merak ettiğim karakterlerin kitapları serilerin en sonlarında yer aldığından ömrüm onları beklemekten hasretle geçiyor. Bu yüzden ikinci kitabın Menderes'i anlattığına çok sevinmiştim. Uras'ı çok daha az merak ediyordum ama tabi bu kitaptan sonra beklentilerim onun için de had safhada. Hazır beklentilerden bahsetmişken, gönül rahatlığı ile söyleyebilirim ki beklediğime değmiş. Çok beğendim, bitsin istemedim, Menderes'i daha da çok sevdim. Leyla, babasının ölümünden sonra başının belaya girmesiyle Menderes'e sığınmak zorunda kalıyor. Tabi ilk başlarda beyefendi bu konuda bayağı isteksiz ama sonuçta o Menderes Vardar, işe elbette parmağını atacak. Gerçekle hayali birbirine karıştırmamak lazım ama insan okuyunca Menderes'in Leyla'ya söylediği sözleri, çok özeniyor be arkadaş. Yazar o kadar güzel cümleler kurmuştu ki, her bölümde ayrı iç geçirdim. Leyla, namı diğer "Gecemin karası," çok sevdiğim bir karakter oldu. Davranışları tutarlıydı, saçma sapan uzatmalara girmeyerek bana sinir krizleri geçirtmedi. Aşkına, özellikle Menderes'in bazen beni çok sinirlendiren o odun tavırlarına rağmen yine de dört elle sarıldı. Ben aha buradan bir ayrılık çıkar dediğim yerlerde onun kararlılığıyla karşılaştım. Menderes'in ilk kitapta gizemli bir takım davranışları vardı hatırlarsanız. İşte o sırrına şaşırdım ama üçüncü kitapta o sırrın beni daha da şaşırtacağına eminim. Kendilerini ilk kitapta nasıl beğendiysem, bu kitapta duygularım arşa çıktı. Seriyi de geçtim artık bu türü sevipte onunla tanışmayan çok şey kaçırıyor. Hem romantik, hem odun, bazen öyle şeyler söylüyor ki Leyla gibi bende öyle kalakalıyorum. Menderes'in Uras ve Poyraz ikilisiyle işlerini yürüttükleri Elmas tasarım şirketleri var hatırlarsanız. Görselde buram buram o zenginliği hatırlattı bana, asaletini çok sevdim. Yazarın tarzı ise işin içine bir de Menderes girince daha da okunası olmuş. "Durduğun yerdeyim. Aldığın havada, baktığın resimde, nefesinde...Senin karanlığının tam ortasındayım. Korkmuyorum. Çünkü oradaki ışığın yolumuzu her daim aydınlattığını biliyorum."

Skandal
9/1009.03.2018

Baskı: Skandal

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/skandal-carolyn-jewel-kitap-yorumu.html Yine kitabının baskısı biten, uzun zamandır merak ettiğim Epsilon historical yazarlarından birini okudum. Erkek karakterin en anlaşılabildiği kitaplardan biri olmuş Skandal. Yazar Banalt'ı çok güzel bir şekilde anlatmıştı, başlarda özellikle olanlar onun gözünden okunuyor. Kocasının beraber alemlere daldığı, tıpkı onun gibi hatta ondan da beter olan Banalt, ana karakterimiz Sophie'e ona aşık olduğunu söyleyip evlenmek istediğinde kızımız tabi ki inanmaz ve kabul etmez bunu. Okuduğum en güzel historical kitaplardan biriydi. Kitabın seri olmamasına seviniyorum yoksa gözüm arkada kalırdı o karakterleri okumayacak olmaktan dolayı. Banalt, Sophie ile ilk karşılaştıklarında ikisi de evliydi. Kocası ona ne hissettiriyorsa, Banalt'ın karısının da aynı şeyi hissettiğine emindi. Kitapta onun hakkında şeyler çok fazla aydınlatılmamıştı. Ona daha fazla değinilmesini isterdim. İkisi yıllar sonra karşılaştıklarında duldurlar. Sophie Banalt'ın dostluğunu unutamasa da yine de başına geleceklerini tahmin ettiğinden kendisini ondan uzak tutar. Bir tarafa mantığı bir tarafta kalbi. Tabi uzun süre mantığından yana olur. Aslında uzunca bir süre onun inadını okudum. Bu başka bir kitapta belki beni sinirlendirirdi, ama kızımız Banalt'a ne çektirdiyse hepsini hak ediyor beyefendi. Erkek karakteri çok sevdim, tabi geçmişte her bir haltı yemiş ama Sophie'e olan tavırlarından sonra kalbim ona karşı bayağı yumuşadı. En iyi ifade edilebilen ana erkek karakterlerden biri olmuş. Yazarın dilini o ve olayları anlatış tarzı açısından çok sevdim. Sophie'nin tereddütlerini de sıkmadan ve aslında uzatsa da haklılığını da her fırsatta bize hatırlatan bir şekilde yer vermiş. Olaylar çoğunlukla günümüz de geçse de geçmişte ki bazı kısımlara da yer verilmiş. Sophie ve Banalt'ın nasıl tanıştığı, aralarında geçen dostluk ve sonrasındaki anlaşmazlık. O kısımlar da fazla uzatılmamıştı, özellikle ilk geçmişte geçen bölümle karşılaştığımda kitabın yarısının o tarz olacağını düşünüp korksam da öyle olmadı.

Baskı: Kaderin İki Kıyısı (Malory-Anderson Family, #4)

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/kaderin-iki-kys-malory-anderson-family.html Bu kitap ile birlikte seriye olan sevgim daha da arttı diyebilirim. Anderson-Malory ailesi oldukça kalabalık, bu romanda ise serinin daha önceki kitaplarındaki karakterler bol bol yer bulmuştu. Özellikle Antony ve James. Onların ve Warren'ın arasında geçen diyaloglar bana uzun zamandır tatmadığım bir zevk verdi. Böyle eğlenceli kardeşlerin diyalogları kolay bulunan şeyler değil. Antony ve James'in bir diğer yeğeni Amy, sosyeteye yeni tanıtılsa da diğer herkes gibi koca avında değildir. Çünkü zaten göz koyduğu biri vardır. Bu kişi dayılarının en nefret ettiği kişi, onlardan birini neredeyse idam ettirecek olan Warren Anderson'dur. Kendisi hatırlayacağınız üzere James'in karısı Georgina'nın ortanca ağabeyi ve ortamlarda pek de sevecenliğiyle bilindiği söylenemez. Tabi Warren aslında hep böyle biri olmamıştır. Geçmişinde aldığı bir darbe onu şimdi olduğu adam haline getirmiştir. Aslında onun bu duygularını sonuna kadar inkar eden tavırlarına çok sinir olsam da yaşadığı şeyi düşününce fazla da kızamadım. Amy'nin Warren'ı kazanmak konusundaki kararlılığı ve bu yolunda kendine her şeyi mübah görmesi, onu elde etmek için yaptığı planları heyecanla okudum. Başkalarına ve özellikle Warren'a kararlılığını gösterirken ona hayran oldum. Kitabın büyük bir kısmı Warren'ın inkarlarıyla kaplı olsa da Amy'nin ondan vazgeçmemesinin en büyük sebebi ise adamın ona karşı olan arzusu ve kıskançlığıydı tabi. Okurken bence siz de hak vereceksiniz kadın karaktere. Özellikle bu inadı yüzünden aldığı tepkilere verdiği cevaplarda bir o kadar da muhteşemdi. Cüretkarlığı beni, en çok da Warren'i şaşırttı ki o duygu öküzünün şaşkın hallerini okumak bayağı bir eğlenceliydi. Kitabın giriş kısmında James ve Georgina'ya büyük ölçüde yer verilmişti. Bu da benim için bir artıydı çünkü eski karakterleri bir sonraki kitaplarda okumaya ciddi anlamda bayılıyorum. Çevirisi çok iyi değildi, gerçi kitabın yayımlanmasına dua etmek gerekiyor herhalde. Nitekim bu dördüncü yani bu kitaptan sonra yayınevi direk sekizinci kitaba geçmiş. En merak ettiğim karakter Jeremy yedinci kitaptaydı. Hayallerim bir kez daha suya düştü.

Puuung'un Aşkı
9/1009.03.2018

Baskı: Puuung'un Aşkı

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/puuungun-ask-demi-park-kitap-yorumu.html Aslında tam anlamıyla bir kitap değildi. Yazar daha çok anılara güzel çizimler ve yanlarında sımsıcak cümlelere yer vermişti. Zaten içindeki çizimleri sürekli görüyordum, Puuun'un Aşkı'ndan alınmış olmaları hoş bir sürpriz oldu. Bazı kısımlara, özellikle yan görseldeki üçüncü ve dördüncü çizimlere bayağı düş kurarak baktım. O tarz bir ortamda yaşamak oldukça güzel olurdu. Çiftin huzuru ve mutluluğu resimlerden taşmıştı. Kitabı daha çok başucu tarzında okudum. Baştan sona göz atmaktansa ara ara özellikle tam da kafamı dinlendirmeye ihtiyacım olduğu zamanlarda bakmak daha akılda kalıcı oldu benim için.

Yakıcı Sır
9/1009.03.2018

Baskı: Yakıcı Sır

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/yakc-sr-stefan-zweig-kitap-yorumu.html Genel olarak kısa roman olan Yakıcı Sır sanırım Zweig'in tarzıyla tam anlamıyla tanışmama vesile oldu. Yazarı uzun süre okumak için kendime fırsat yaratmadığımdan dolayı çok mutsuzum. Okuma grubuna katılmam bu açıdan çok iyi oldu yoksa kim bilir ne zaman okurdum. Yazarın kısa öykülerini barındıran Ay Işığı Sokağı kitabını üstünkörü okumuştum, zaten onu bir tekrardan okuyacağım o yüzden Yakıcı Sır'ı yazarla tam anlamıyla tanışma kitabım olarak düşünebilirim. Avusturya Alplerinde tatilini geçiren Baron lakaplı kişi burada gözüne yalnız bir kadını kestirir. Küçük tatilini renkli bir kaçamağa dönüştürmek adına kadına yaklaşmak için ise onun ilgiye aç olduğu her anlamda belli olan oğlunu kullanır. Kitabın girişinde Baron'un anlatımına yer verilse de daha sonra Edgar, yani küçük çocuğun anlatımından devam ediliyor olaylara. Yetişkinlerin dünyasından ne kadar uzak olsa da bir o kadar da çocukların aslında bizleri ne kadar da anlayabileceğini göstermiş bir açıdan yazar bize. Edgar annesi ve Baron arasında anlamadığı olaylar geliştikçe, onlar birbirlerine sanki bir sırra ortakmış gibi gizemli davranışlarda bulununca ve çocuğa ilgilerini hiç göstermeyince Edgar da doğal olarak buna sinirleniyor ve onları takip etmeye, kendisine gösterdikleri ilginin sona ermesinin intikamını almaya ama en önemlisi de annesini korumaya çalışıyor. Baron tam anlamıyla kendini düşenen ve amacı karşısında her yolu mübah gören biriydi. Arada çocuğun kalbini kırdığını düşünsene de bunu kolayca kafasından atıyordu. Edgar'ın annesi ise kocasından göremediği arzunun ve ilginin kolayca etkisinde kaldı. Yani karakterler bana göre tam anlamıyla insandı. Edgar'ın yeşeren ümidi, ardından onun nasıl param parça olduğunu ve daha bir çok şeyi çok başarılı bir şekilde anlattığını düşünüyorum yazarın.

Gece ile Şafak
8/1009.03.2018

Baskı: Gece ile Şafak

https://dilarabook.blogspot.com.tr/2018/03/gece-ile-safak-fatma-erdek-kitap-yorumu.html Okuduğum en iyi Fatma Erdek romanı olduğunu söyleyebilirim Gece ile Şafak'ın. Kitaplarında kullandığı dili, olayları anlatış şeklini çok seviyorum kendisinin. Kelimeler böyle nasıl desem, adeta hayat buluyor karakterler ile çok farklı bir şekilde empati kurabiliyorsunuz. Kalemi bile bu sefer ayrı bir şekilde etkiledi beni. Bu kitapta karakterler iyisi de kötüsü de bir çok acıya sahiplerdi. Hele ki nefret etmek istediğim ama edemediğim, ona çok kızmama rağmen yine de üzüldüğüm Tuncay, gizemli kişiliği ve gözlerinin ardında koca bir sır perdesi taşıyan Şafak, meyhaneden başka her yere ait olması gerekiyor gibi görünen, sesiyle ve güzelliğiyle erkekleri kendine hayran bırakan, herkes gibi büyük bir sırrı içinde barındıran Gece... Şüphesiz bu kişiler kadar, romanda en acı darbeleri alan Mahnur ve Ceylan ise kalbimi çok burktu okurken. Marika ve Devran'ın yarım kalan hikayesi, Leyla ve Hikmet'in evlat acısı, ah ah ne siz sorun ne ben söyleyeyim taşan buram buram acı duyguları. Kitapta aşk ve tutku yine yazarın kendine özgü tarzıyla yansıtılmıştı. Dram ise had safhadaydı, karakterler yine gelecekelerini önemli ölçüde şekillendirmiş acı yaşantılara sahiptiler. Gece muhteşem sesiyle yer altında önemli ölçüde etkisi olan Çakır'ın mekanında şarkı söylemeye başlıyor. Şafak ise oranın müdürü, daha sonra Çakır, Şafak'ı Gece'yi koruması için görevlendiriyor. Tabi ilk görüşte birbirlerinden pek fazla haz etmeseler de bu durum sonradan hızlıca aşılıyor. Birbirlerinin hayatlarında önemli ölçüde yer kaplamaya başlıyorlar. Tabi biz sadece bu olayları değil aynı zamanda geçmişten kesitleri de okuyoruz. Sonradan ise işe, yer altının en önemli ağa babası Demirhanlı Tuncay dahil oluyor. Karakterlerin geçmişleri ilmek gibi işlenmişti birbirlerine. Bence kendi kategorisinde çok önemli bir yere sahip Fatma Erdek. Romanlarını okumanızı gerçekten tavsiye ederim. Hem aşk ve dramın iç içe geçmiş halinin en güzel versiyonlarından hem de bu duygulardan çok daha fazlasını kitaplarında barındıran bir yazar.

ÖncekiSayfa 2 / 13Sonraki