Ilginn
@Ilginn

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Kavgam / Cilt 1
5/1022.06.2015

Baskı: Kavgam / Cilt 1

Yazarın, ilk bölümde çocukluk ve ilk gençlik yıllarını anlattığı, ikinci bölümde kaosun ve ölüm temasının hakim olduğu vasat(ortalama) bir otobiyografik anlatı. Yazarın sanat ve modern edebiyat ile ilgili teorilerini anlatıya dahil etmesi, kitabı vasatın üstü bir seviyeye taşımaya yetmiyor. Anlatıda, belki de her okurun kitabı okurken bekleyeceği bir climax(zirve noktası) yok. Velhasıl kelam, üzerinde oturup detaylı bir alt metin analizi yapılabilecek bir anlatı da değil. Edebiyat ile çok haşır neşir olmayan 'averaj' okuyucuya bol bol satmak için 'Tanrısal paragraflar(?!)', 'edebiyat fenomeni' vs. gibi abartılı tanımlamalar ile süslenmiş, tipik bir 'best-seller'.

Burton on Burton
8/1014.06.2015

Baskı: Burton on Burton

Çok seviyorum bu adamı ... Elinden ne çıksa okur ve izlerim. Kitap, özellikle Burton hayranları için mutlaka okunması gerekenlerden ... Çocukluğunda yaşadığı o bunaltıcı, adeta bir hapishane gibi gördüğü Burbank, izlediği korku filmlerinin çizimlerindeki etkisinden başlayarak ilk ilham kaynaklarını, Disney'de çalışırken yaşadıklarını, 'Ölü Gelin' e kadar olan eserlerinin incelemesini Burton'ın kendi anlatımından okuyorsunuz. Birçok röportajını izlemiş olduğum Burton'ın adeta sesini duyar gibiydim her sayfada. Jack Nicholson hakkındaki düşüncelerini okurken hele müthiş keyif aldım: "Altı kere aynı sahneyi çekiyorduk Jack'le ve bu altı farklı çekimi de filme koymak istiyordum, beni en çok heyecanlandıran aktör" demiş üstad. Kitabın Türkçe çevirisi yok şuan, benim seve seve Türkçe'ye çevirebileceğim bir eser olurdu şüphesiz ...

Baskı: Edebiyat Üzerine Düşünceler

"Şiir duyguların başı boş kalması değil, fakat şahsiyetten kaçıştır. Bunun ne kadar zor olduğunu ancak kaçacak bir şahsiyete ve duygulara sahip olanlar bilirler."

Kaygı Kavramı
7/1020.05.2015

Baskı: Kaygı Kavramı

Felsefe (özellikle Hegel), Hristiyanlık (İncil; Eski/Yeni Ahit) ve paganizm ile ilgili yeterli derecede ön bilgi gerektiren bir eser esasında. Numaralandırılmış açıklayıcı notlar bu anlamda çok yararlı oldu okumam boyunca. Kierkegaard, eserde, kaygıyı günah kavramı ile bütünleştirerek, dini boyutta ele almış. Son bölümde ise psikolojik tespitlere yer verilen eserde, okura muhakkak yararlı olacak birçok öğretiye yer verilmiş : " Kişi hiçbir zaman insanlara, sonlu olan şeylere ilişkin kaygı duymamalıdır."(sayfa 157) , "En sıradan hayat bile kuşkusuz kafi miktarda tecrübeyle doludur, ama sorun kişinin kendine karşı dürüst olup olmadığıdır." (sayfa 158) Türker Armaner, kusursuz bir çeviri yapmış, bu yönüyle de okunmaya değer bir eser ...

Nova Ekspresi
3/1011.05.2015

Baskı: Nova Ekspresi

'Cut-up' tekniğini deneyimlemek açısından okumak istedim, çok uğraştım fakat 37.sayfada pes ediyorum üzülerek ... Burroughs bir dahi olabilir fakat bu eser *bana göre* 'okunması mümkün olmayan' sınıfında ... İçerdeki Kedi ile Burroughs'a tekrar dönmek istiyorum fakat Nova üçlemesinden herhangi bir eser bana çok uzak...

Baskı: Songs of Innocence and Songs of Experience

Romantik dönemin en güzel eserlerinden biridir. Dönemin önde gelen yeni platoncu (neo-platonic) edebi akımına paralel olarak, insanın bu dünyaya doğuşundan itibaren muhteşem özünden, doğadan uzaklaşmasını ve 'deneyim' (experience) ile mutlak bir yozlaşmaya ve çürümeye doğru 'düşüşünü' konu alır. Eseri orjinal dilinde okuyup layıkıyla yorumlayabilmek, doktora ve/veya üstü ünvana sahip bir akademisyenin rehberliği olmadan, imkansızdır diyebilirim.

Şikeste
7/1027.04.2015

Baskı: Şikeste

Hayatın içinden, sade, hoş öyküler. Ses rengi güzel olan bir şarkıcının gereksiz nağmelerden/tizlerden kaçınarak şarkı söylemesi gibi (arada dinginliğe ihtiyaç duyuyorum)... En beğendiklerim 'Ha Camgöz Ha Köpekbalığı' ve 'Şikeste' adlı öyküler oldu. Övgüyü hak ediyor.

Acaba Nasıl?
9/1015.04.2015

Baskı: Acaba Nasıl?

Tanıtım yazısında belirtildiği gibi, noktalama işaretinin hiç kullanılmadığı, içerik olarak da okunması zor bir metin. Genelde okumalarımda çok hafif enstrümental müzik dinlememe rağmen bu eseri mutlak bir sessizlik içinde okudum! İnsan varoluşunun özünü, Tanrı'yı, ölümü sorgulayan eser , Pim'den önce, Pim ile birlikte ve Pim'den sonra olmak üzere üç bölüme ayrılmış. Pim'i,anlatıcı olmasına rağmen, adeta kendi varoluşuna yabancılaşıp ('alienation' terimini kullanmak yerinde olur sanıyorum) olan biteni dışarıdan izleyen bir göz olarak algıladım okurken. Yer yer mizahi bir dilin kullanıldığı, düz yazıdan çok bir şiir tarzına sahip eser... Beckett'in devamlı olarak kullandığı 'çamur' metaforu hayatı (Pim'e göre hiçliği) tanımlıyor: "...yüz çamurun içinde ağız açık çamur ağza doluyor susuzluk kayboluyor insanlığa dönülüyor yeniden"... Samuel Beckett'in edebi dehasına bir kez daha hayran olmadan edemiyor insan... "sonra elveda demeden gideceksin temelli bu devir devirler kapanacak böylece ya da tükenen sen olacaksın yanlızca..."

Bir Elin Sesi Var
7/1003.04.2015

Baskı: Bir Elin Sesi Var

Burgess, televizyonda yayınlanan "Sil Baştan" adlı yarışma programı üzerinden yozlaşmış tüketim toplumunu eleştirmiş. Kitapdaki baş karakterlerden Janet, stereotip bir düşünce tarzına sahip, "bu dünya böyle gelmiş böyle gider" diyen, içinde yaşadığı toplumun sorunlarını kafasına pek takmayan bir kadın. Kocası Howard ise oldukça hassas ve eskiye özlem duyan, beyninin sahip olduğu üstün özellik nedeniyle de çok ciddi psikolojik sorunları olan bir adam. Hikaye çok kolay okunabilir nitelikte ve insanı şaşırtan bir süpriz sona sahip. Keyif aldığım bir okuma oldu genel olarak...

Baskı: The Melancholy Death of Oyster Boy & Other Stories

Tim Burton'ın gotik masal alemlerine, siyah-beyaz renklerine, hafiften kaçık, depresif, hüzünlü karakterlerine aşığım...

Baskı: Michael Jackson - Gerçek Hikâye

Biyografi okumayı seven ve türe ilgi duyan bir okur olarak; içerisindeki yazım hataları ve vasatın altında kalan dili ile beni hiç tatmin etmeyen bir kitap...

Çürümenin Kitabı
9/1017.03.2015

Baskı: Çürümenin Kitabı

"Birkaç eksiksiz melankoli örneği ve birkaç benzersiz intihar dışında, insanlar, tarihi ve tarihin yüz buruşturmalarını doğurmak için tıka basa alyuvarlarla doldurulmuş kuklalardır." İBLİS/ Oradadır, kandaki kor yığınında, her hücrenin burukluğunda, sinirlerin ürpertisinde, nefret yayan o hırçın dualarda; dehşeti kendi rahatlığına dönüştürdüğü her yerde...

Baskı: Gözyaşının Kimyası

Peter Carey'i uzun zamandır okumak istiyordum fakat Gözyaşının Kimyası'nı ilk 50 sayfayı okuduktan sonra üzülerek yarım bıraktım. Baş karakter Catherine, her ne kadar yaptığı iş oldukça ilginç ve sıradışı olsa da, çok çekici gelmedi bana ... Bir önemli etken de şu ki; kitabı okurken İngilizce'den bir çeviri okuduğumu çok fazla hissettirdi bana çevirmenin dili. 'Çeviri kokan' metinler ile bağ kuramıyorum.

Deli Kadın Hikayeleri
10/1011.03.2015

Baskı: Deli Kadın Hikayeleri

"Şehri avucumun içine alsam, elimde bir bez, her yanını ovalayıp parlatsam...şehir tehditten arınır mı?...binbir çeşit kadınlık hali yepyeni bir kadere kavuşur mu? Bu şehir yüzyıllardır erkektir ve kadınları sevmeyi bilmez. İşte bu yüzden, bu şehirde ben her gün kendimi defalarca öldürürüm. Bomba olur patlarım; kulesinden, köprüsünden aşağı atlarım. Elimde bir bıçak her yerime saplarım. Tavandaki bütün ipler kendimi asmam için sallanır. Arabalar önlerine atlamam için yol alır. Denizinde, lağımında, çöpünde kimliksiz cesedim. Kimsesizler mezarlığında daracık çukurlara sığar dev cesaretim." MİNE SÖĞÜT... NE MUHTEŞEM BİR KADINSIN SEN!

Tol
9/1001.03.2015

Baskı: Tol

Öfkenin, isyanın sesinin yükseldiği bir devrim romanı... Metaforlarla zenginleşmiş, cüretkar ve müstehcen bir dili var yazarın, yer yer Henry Miller'ı çağrıştırdı bana fakat Murat Uyurkulak'ın dilinden çok daha fazla etkilendiğimi itiraf etmeliyim ... Çok farklı, çok güzel bir lezzet bıraktı dimağımda...

Baskı: Yaşamın Ucuna Yolculuk

"Sınırları tanıyan, benimseyen, bu sınırlara uyum gösteren hiçbir insan, karşı çıkmanın sonundaki bireysel bağımsızlığa erişemeyecek. Hem karşı çıkıp, hem de sınırlarda yaşayan insan, yaşamı boyunca çıkmazından sıyrılamayacak. Huzursuzluk duyacak ve ne yaşamdan hoşnut olacak, ne de rahatlıkla ölebilecek! Yaşlandıkça ölüm korkusu büyüyecek. Başkalarının yanında kendini güçlü göstermeye yeltense de, yanlız kaldığında, hiç değilse kendi kendine yalan söylediğinin bilincine varacak. Bu bilince varsa, o bile bir adım. Birçoğu yalanı gerçek gibi algılayacak kadar sıyrılmış kişisel özgürlükten. Oysa insan, hem yaşamı, bize sunulan bu en yüce olguyu, hem de yaşam sonunda sonsuzluğa varmayı hak etmek zorunda. Yaşam, bu gelişmeye tüm kapılarını açan bir olgu. Gelişigüzel geçip gidilecek bir varoluş değil insan varoluşu. Biçimlendirilecek, değiştirilecek, sınırsızlaştırılacak bir HER ŞEY. Kalıplardan kaçmak için gidiyorum. Gitmekten yılmayacağım. Kentlere gitmek, kocalara gitmek, geri dönmek, ülkelere gitmek, tımarhaneye gitmek, gene gitmek, gene gelmek, hiçbir şey yıldırmayacak beni. Yaşamı, GİTMEK olarak algılıyorum."

Tutunamayanlar
10/1027.01.2015

Baskı: Tutunamayanlar

Güldüren... Düşündüren... Sınırlı kelimelerle tarifi güç, okunması/yaşanılması gereken bir şaheser ... Bat dünya bat! Susuyorum ... Oğuzcuğum Atay konuşsun... "Cahilliğine aldanmayacaksın, hemen atılıp anlatmaya kalkmayacaksın. Öyle bir anlamıştır ki küçük ve önemsiz bir yanlışını yakalayıverir senin. Bilgisizliğini yüzüne vurur. Küçümser seni: çileden çıkarmaya çalışır. Bu kadar okumuş, tahsil görmüş; daha bir dilekçenin nasıl yazıldığını bilmiyor, der bakışlarıyla. Masanın gözünden talimatnameler, nizamnameler, kanunlar çıkarır: maddeler denizinde boğar seni. Bir işin nasıl yapılacağından çok nasıl yapılmayacağını gayet iyi bilir. Gerçek olumsuzluğun sultanıdır. Canım benim!" "İnsanlar, yanlız kitaplarda şaşırırlar. Romancılar şaşırtır onları. Ölü denizdeki su zerrecikleri gibi birbirlerine tutunurlar: dalgalanırlar, bir yere gitmezler aslında. Aslında, kimse, kafasındaki hayallerle kimseyi bi yere götüremez kardeşim Selim!" "Ne gördün bütün kapıların birer birer kapandığı bu dünyada? Hangi kusurunu düzeltmene fırsat verdiler? Son durağa gelmeden yolculuğun bitmek üzere olduğunu haber verdiler mi sana? Birdenbire, 'Buraya kadar!' dediler. Oysa, bilseydin nasıl dikkatle bakardın istasyonlara; pencereden görünen hiç bir ağacı, hiç bir gökyüzü parçasını kaçırmazdın. Bütün sularda gölgeni seyrederdin." "Şarap lekesi de çıkmıyor biliyorsunuz. Ama zamanla soluklaşıyor, silinir gibi oluyor: hafıza gibi. Yıkandıkça çıkıyor. Ben şöyle yapıyorum: her lekenin üstüne bir tuzluk, bir biberlik, bir hardal şişesi, bir ketçap şişesi, bir mayonez kasesi, bir limon suyu kadehi, bir ekşi krema tabağı koyuyorum. Hiç bir şey belli olmuyor. Peki, ya bunlardan birini aldıkları zaman? Yenisini koyuyorum kimse farketmeden. Yedek tuzluklar, biberlikler bulunduruyorum. Eskiye ait hiç bir leke, masa örtüsünün üstünde kalmıyor, Bir de çamaşır suyunu deneyin." "Kitapları, işimde kullanılacak bir mal gibi göremiyorum: kapılıyorum onlara. Belki kitaplar da bu kadar bağlanmamı istemiyorlar kendilerine. Kitaplar da onlara karşı gösterdiğim aşırı ciddiyetimle alay ediyordur. Biliyorum, kitaplar da beni adamdan saymıyorlar. Fahişelerin, onlara barlarda para yediren tüccarları küçümsemesi gibi hor görüyorlar beni."

Baskı: Kusursuz Cinayet Yoktur

DNA analizleri, cinayet soruşturmalarında yapılan hatalar ve kriminoloji tarihinden gerçek olayları, yılların tecrübesi ile, çok güzel anlatmış Sevil Atasoy... Arşivlenmesi gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; David Carradine 'nin nasıl öldüğünü okurken ufak çaplı bir şok geçirdim.

Baskı: Kemal - Hadi Gel, Bi Kahve İçelim…

Bir Kemal Sunal hayranı olarak çok keyif alarak okudum . Zaman zaman hüzünlendim zaman zaman kocaman bir gülümseme yerleşti yüzüme! O'nu yine çok özledim ...

Baskı: Çatı (Dollanganger Serisi, #1)

Saçlarını mütemadiyen parlayıncaya kadar fırçalayan genç kız, ensest ilişkiler, hain kötü kalpli nine... Ortaokul yıllarımda elden ele dolaşırdı bu kitap ve serisi... Hey allahım

Anayurt Oteli
9/1019.12.2014

Baskı: Anayurt Oteli

Bir anti- kahramanı , onun bilinç akışını, dış dünya algısını ve iç çatışmalarını, varoluşcu felsefeye de dokundurarak kusursuz anlatmış ... Mekanlara, karakterlere ait en ince detayları dahi müthiş aktarmış ... Benzersiz bir yazar , iyi ki kalemi kağıda değdirmiş ve iyi ki okuyabiliyorum eserlerini dediğim sayılı Türk yazarlardan...

Godot'yu Beklerken
10/1010.12.2014

Baskı: Waiting for Godot

Varoluşcu felsefeye dair yazılmış en iyi oyundur. Hem eğlenceli,hem düşündürücü...10/10

Vadideki Zambak
4/1003.12.2014

Baskı: Vadideki Zambak

Cemal Süreyya'nın çevirisi çok ağdalı ve şiirsel ama maalesef bu durum anlamı kaybettirecek seviyeye çıkmış burada... Keşke bu eseri orjinal dilinden okuyabilecek kadar Fransızca bilseydim diye hayıflandım okurken ...

Olasılıksız
10/1003.12.2014

Baskı: Olasılıksız

Insanı bir labirentin içine sokan ve okurken dış dünya ile bağlantının kesildiği muhteşem bir kitap... Empati de aynı lezzettedir. 10/10

ÖncekiSayfa 2 / 3Sonraki