
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Gözüyle Kartal Avlayan Yazar Yaşar Kemal
Yaşar Kemal’in ne kadar büyük bir yazar olduğu inkar edilemez elbette. Ama bu kitap ona övgüler düzmek için kaleme alınmış adeta. Zülfü Livaneli, yakın dost olduğu yazarı anlatırken objektif davranamamış. (Böyle bir kaygısı oldu mu bilemiyorum tabi.) Sonuç olarak şunu söylemek isterim bu kitabı okuduğunuzda Yaşar Kemal’i tanımış değil, Livaneli’nin bakış açısıyla Y.Kemal hakkında bilgi sahibi olmuş oluyorsunuz. Sürekli kendini tekrar eden, diliyle zihninizi yormayacak, bir çırpıda okunacak bir kitap. Okunmasa kaybedilecek bir şey yok. Zira Yaşar Kemal hakkında pek çok bilgiye başka kaynaklardan pekala ulaşabilirsiniz. Ancak Livaneli severler tarafından ilgiyle okunacaktır.
Baskı: Benim Adım Kırmızı
Tarihi romanları pek sevmediğimden olsa gerek kitabı uzun sürede ve çok zor okudum. Minyatür sanatı, sanatçılardaki Doğu-Batı ikilemi, üslup kaygısından bahsedilen tasvirler fazlasıyla uzun. Kitabın tarihi-polisiye yapısı bana Umberto Eco’nun Gülün Adı romanını anımsattı. Kitabın sonunda yazarın o kitabı yazma serüvenini okumayı severim ancak burada Orhan Pamuk’un mağrur tavrını sezdim, bana yazarın onca araştırmayı heba etmemek adına kitapta hepsine zoraki yer verme kaygısı olduğunu düşündürdü. Okuduğum diğer kitaplarında da olduğu gibi Orhan Pamuk bu kitapta da kendi hayatından izlere romanda yer vermiş. Yani romanda bahsedildiği gibi “kusuru imzası olmuş”.
Baskı: Heba
Kurgusuyla Gölgesizler’e benzeyen ancak Gölgesizler’i okuyan biri olarak bana aynı hazzı yaşatmayan kitap. Hasan Ali Toptaş’ın enfes üslubu için okunmaya değer.
Baskı: Ah mine'l - Aşk
Divan edebiyatı meraklılarının ilgisini çekecek bir kitap. Yazar, kitapta divan edebiyatının "halktan kopuk" iddialarının tersini söylese de ne yazık ki ben buna katılmıyorum. Divan şiirinde günlük hayattan izlerin bulunduğu beyitlere yer verilmiş ancak bunların yine soyut ve mecazi bir aşka, sevgiliye bağlanıyor oluşu düşüncemi destekliyor. Demem o ki; divan edebiyatı -ya da sadece edebiyat diyelim- hakkında bilgisi ve ilgisi olmayanların yalnızca kitabın ismine aldanıp alacaklarını, yeterince anlamayacaklarını düşünüyorum. Kitap, günümüz insanına Osmanlı dönemi kültürel ve edebi görünümlerini sunması açısından güzel. Sonlara doğru yer alan platonik, beşeri, tasavvufi aşkın sıralaması "beşeri, platonik, tasavvufi" şeklinde olsaymış daha güzel olurmuş.
Baskı: Tutsak Güneş
okuduğum (yarım bıraktım) en kötü distopya.anlatım çok sıradan.sanki yalnızca bestseller okuyucularına ithafen yazılmış. sistem eleştirisi böyle olmamalı düşünsel yönü çok zayıf
Baskı: Babaya Mektup
Franz Kafka'nın diğer kitaplarını bu kitaptan önce okumakla hata etmişim. Yazarı daha yakından tanıyabilmem açısından benim için önemli bir kitaptı. Yazarın babasına dair tespitleri ve kendi ruh halinin tasviri mükemmel. Dönüşüm'ün nasıl bir psikoloji içinde yazıldığının anlaşılması bakımından özellikle ondan önce okunması gerektiğini düşünüyorum.
Baskı: Aşkın Gözyaşları 5 Yunus Emre
Çok zor okudum. -kitap hediye olduğu için- yarım bırakmamak için direndim. Yunus Emre'yle ilgili bir kitap okumak istiyorsanız bunun yerine İskender Pala, Od'u tavsiye ederim. Yunus Emre'nin hayatı daha iyi kurgulanmış, okuması daha keyifli..
Baskı: Oblomov
Oblomovluk bulaşıcı! Bu kitabı okurken tembelleşen tek ben değilimdir umarım :) keyifle okumama rağmen çok yavaş okudum, geç bitirdim. İlya İlyiç, Olga'yı sevmeye başladığında "eyvah kitap çizgisinin dışına çıktı, mutlu sonla bitecek" derken yazar düşündüğümü yapmadı Oblomovluk sona ermedi. Olga'nın olduğu bölümdeki betimlemeler fazla uzatılmış olsa da kitap genel olarak sürükleyici ve etkileyici diyebilirim.
Baskı: Bir Bilim Adamının Romanı
Bunca zaman erteleyip Oğuz Atay yazdı diye okumaya başladığım, bilim adamı olamayacağımı bilsem de öğretmenlik, düşünme uğraşı, yardımseverlik, çok yönlülük, öze bağlılık, prensip sahibi olmak gibi konularda bana çok şey katan kitap. Her eğitimcinin (özellikle akademisyenlerin) okuması yararlı olacaktır.
Baskı: Nar Ağacı
okudum ama nasıl okudum... bu kitaba nasıl bu kadar yüksek puanlar verilmiş anlamıyorum.teknik açıdan zayıf bir kitap.yazar hakim bakış açısıyla yazmama konusunda diretmiş, fotoğrafların içine giriyor -üstelik bunu gözümüze soka soka yapıyor, okuyucuya hiç düşünme fırsatı vermeden- kitabı okumaya başlamadan önce konuyu Zehra ve Setterhan'ın aşkı sanırken okuyunca anladım ki yazar gezip gördüğü yerleri de bize anlatmak istemiş.anlatsın iyi hoş da betimlemeyi ve edebi ifadeleri bu kadar abartmasaymış keşke.ustalığını göstermek için mi yoksa kitabı 500 sayfaya tamamlamak için mi bunu yapmış bilemiyorum.kitabın sonuna kadar hadi artık kahramanlar tanışsın diye okudum.Zehra ve Setterhan'ın önceki aşk hikayeleri ile Setterhan'ın bir gün içinde Piruz'la kurduğu dostluk zorlama olmuş olmasa da olurmuş..yazar zerdüştlük hakkında bilgi vermeyi de başka bir kitaba bırakabilirmiş. sonuç olarak gereksiz uzatılmış olay örgüsü, sanatsal ifadeler ve betimlemelerle kitabı sıkıcı hale getirmiş...
Baskı: Körlük
Bir çırpıda bitirdiğim, uzun süre etkisinden kurtulamayacağıma inandığım kitap... Yalnızca körlük değil, kitapta anlatılan diğer olgular (pislik, korku, çaresizlik, açlık...) da öylesine başarılı tasvir edilmiş ki okurda kolaylıkla yaşanmışlık duygusu uyandırıyor. Bunun dışında kitap yazardan beklemediğim kadar sürükleyiciydi.Jose Saramago'nun okuduğum ilk kitabı Umut Tarlaları ne kadar tekdüzeyse bu kitap aksine merak uyandırıcı, sürükleyici. Sonunun daha yaratıcı olabileceğini düşünsem de kitap boyunca doktorun karısının kör olmama sebebinin açıklanmayıp, okura bırakılmış olması ve kitabın sonlarına doğru anlatılan kilise beni hayli etkileyen bölümler. Kısaca Açlık, Veba, 1984, Fahrenheit 451 vb. gibi okunması, okutulması gereken; filminin de olmasını dilediğim güzel kitap.
Baskı: Bozkırkurdu
"insanların büyük çoğunluğu yüzmeyi öğrenmeden yüzmek istemez. ne anlamlı bir söz değil mi?..." diye meşrulaşmış bir alıntıyla tavsiyeye gerek yok.özellikle kitabın sonunda yer alan "sihirli tiyatro"daki metaforlar harikaydı.hayvan terbiyecisinin anlatıldığı bölüm bana göre en iyisiydi
Baskı: Masumiyet Müzesi
hani evde yapacak bir şey bulamazsın, tv açıp kanalları dolaşmaya başlarsın bir Türk filmi görürsün biraz alışkanlıktan biraz nostalji olmasını istediğinden biraz da günümüz Türk filmlerinin basitliğinden bu film sana izlenebilir gelir..zamanını boşa harcadığını hissedersin ama filmi bırakıp kalkamazsın da..bu kitap işte böyle bir şey -tam bir Türk filmi- Orhan Pamuk'un okuduğum ilk romanı keşke ilk olmasaydı...
Baskı: Aylak Adam
Başlangıçta karakterler ve olay örgüsü Yabancı'yı hatırlattı. C.'nin hayata bakışı onun topluma yabancılığını gösteriyor. Bir arayış içinde olması, bunun kimi zaman bir kadın olması Türk filmlerine benzemiş yani yeterince yabancılaşamamış. Zaman zaman kendisi de bu benzerliklerin farkında. Roman fazlaca kurgulanmış C.'nin hayat hikayesini bilmesek de olurdu. Her şeye rağmen bize B.'yi tanıtmadığı ve kitabın sonunda bunları karşılaştırmadığı için Yusuf Atılgan'a teşekkürler...