
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kuzey Masalı
Kuzey Masalı, okumak istediğim kitaplar arasında değildi. Sanırım ilgimi çekmeye başlaması yapılan olumlu yorumlar ve alıntıların bazılarının hoşuma gitmesiyle gerçekleşti. Hazır serinin yeni kitabının çıkmasına da az kalmışken elime alıp okumaya başladım. Bana göre yapılan yorumların hakkını veren bir kitaptı. Nadir olarak beğendiğim Wattpad kitaplarından biri oldu. Yer alan bütün karakterleri sevmeme rağmen favorilerim Zack ve Jane oldu. Zack, diğer BİS ajanlarına göre daha neşeli ve sakin mizaçlıydı. Jane ise düşündüğümden daha çılgın bir yapıya sahipti. Kitap gayet akıcıydı. Komedi-aksiyon güzel harmanlanmıştı. Özellikle kız isteme sahnesi ilk üçümde :D Bundan sonrası hafif spoilerlı ve yorumlar bazı maddelerin hem olumlu hem olumsuz yönlerini alacaktır. Bence Jane-Alex arasında olacaklar 2. kitaba saklanmalıydı. Şöyle söyleyim, 2. kitap için bir temel atılmış ama biraz fazladan bilgi verilmiş geldi bana. Mesela Jane ve Alex'in aslında 14 sene önce tanıştıklarını 2. kitapta öğrenmek isterdim. Bildiğimiz Alex'in gözü Jane'i bir yerden ısırması. Bu bize 2. kitapta Alex'in bir anda kafasına dank etmesiyle gösterilip bizleri şaşırtabilirdi. Eğer Masal ile aynı yıl doğsaymışız, ben ondan 1 gün büyük olurmuşum. Bilmiyorum, doğum günü bana fazla yakın olan karakterlerde hafif bir heyecan yapıyorum :D Kitabın sonuna doğru şaşırdığım kısım Claire-Jamie çiftinin ortaya çıkması oldu. Ben Yabancı serisini okumadım ve izlemedim fakat baş karakterleri biliyorum. Sonda Jamie denince "Nasıl yani?" oldum. Sanırım yazar bir şekil karakterleri kullanmak için anlaşmıştır diye düşünüyorum. Yazarın kitabı dikkatlice hazırladığı çok belli. Olayları birbirine bağlama çabasını başarılı buldum. Yalnız bağlantıların biraz fazla ailevi bağlar içerdiğini düşünmeden de edemiyorum. Çalıştıkları yer ajanlık şirketi değil de aile holdingi gibi geldi bana :D Bildiğim seri 3 kitap olacak ama uzatılabilirmiş gibi de geldi. Bir kere Mert-Azra arasında sadece başlangıç olarak denilebilecek bir gelişme yaşandı. İnşallah yazar bu çifti 2. veya 3. kitabın arasına sığdırmamıştır. Benim bir aşk kitabında aynı anda 2 çift okumayı sevmeme gibi bir özelliğim var :D Ayrıca ilk kitapta çok çok az gördüğümüz, grupta bulunan Japon ve Rus ajanlarımız hakkında kitapları da görmeyi çok isterim. Yani nereye kadar Türk, İngiliz ve Amerikan değil mi? Değişiklik her zaman iyidir böyle kitaplarda. Ayrıca ben yazarın Japonlar ve Ruslar hakkında güzel araştırmalar yapacağına da inanıyorum. Bir şansını denemeli bence. Pekala, ben de Kuzey-Masal çiftini çok sevdim. İkili gayet eğlenceli ve romantikti. Ve okuyucuyu fazla süründürmeden kitabın ortalarına doğru aşklarını itiraf etmeleri benden artı puan aldı. Gelgelelim klişe Türk aşk romanı çifti olmaktan da kurtulamadılar. Kuzey, Masal'ı o kadar arzulasın, tam sevişme moduna girsinler, demez mi Kuzey, "Seni sevdiğim için evlendikten sonra tamamen benim yapacağım, o zamana kadar sadece öpmek ve dokunmakla yetineceğim" diye? O anda tepkim şöyle oldu: Yapma! İşte bunu yapma! Ayrıca Kuzey''in o kadar baştan çıkarıcı konuşması ve Masal ile sürekli öpüşmeleri, birbirlerine dokunmaları sayfalarca anlatılsın, yatak sahnesine gelince 2 paragrafla bitir işi? Yok, ben anlamıyorum Türk yazarları. Konu yatağa gelince hemen kendilerini bir geri çekiyorlar. Diğer bir klişe "Kıskanç erkekler" Elbette ki bu kitap da bundan payını alıyor fakat abartı bir biçimde. Şimdilik Zack ve Mert'te bunu görmedik fakat kitapları bir çıksın, onlarla alakası olmayan bu durum nasıl da eklenecek kitaba. Kitap Kuzey ile Masal'ın aşk itirafına kadar gayet güzel gidiyordu. Sonra bunlar ilan-ı aşk yapınca başka bir Türk yazar klişesi olan bolca mıç mıç sahneler başlamasın mı? Tamam, birine aşık olan herkeste bir yumuşama, sevgi pıtırcıklığı oluşur. Ama Türk yazarları işin cıvığını çıkarıyorlar. O kadar sert, amansız erkekler bir anda sevgi göstermede kadın karakterden beter durumlara düşüyorlar. Sebep, okuyucu erkek karaktere bağlansın, aşkına imrensin. Bir kez daha: Yapma! İşte bunu yapma! Sonra Masal'ın kaçırılmasıyla yeniden düzelse de hikaye düğünden sonra bozdu demeyim de ilerleyen kitaplarda görmek daha güzel olurdu. Kitabın sonlarında Kuzey ve Masal'ın evliliklerinin durumunu zaman atlamalarıyla öğreniyoruz. Sanırım yaklaşık 5 sene vardır. Peki, okuduğuma pişman mıyım? Kesinlikle hayır. Klişelerine rağmen güzel bir romantik ve birazcık maceralı bir kitaptı. Zaten kitabı okumamdaki etken o maceralı kısımlardı. 2. kitabı okur muyum? Elbette. İnşallah 2. kitapta romantizm daha seviyeli bir hale gelmiştir. :) http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/08/kuzey-masal-yorum.html
Baskı: Mezardan Uyanan (Gece Avcısı, #7)
Bitti! Mezarla Uyanan ile güzel bir seriyi sonlandırmış bulunuyorum. Açık ara serinin en sevdiğim kitabı oldu. Her şey vardı: aksiyon, duygusallık, romantizm ve güzel bir sürpriz. Açıkçası Madigan'ın daha acılı bir şekilde gebermesini dilerdim. Bundan sonra baya spoiler vereceğim. Don, sürekli beni şaşırtıyorsun. Bir yandan seni sevesim geliyor, bir bakıyorum gizli saklı işlerin ortaya çıkıyor. Senin için ne desem cidden bilemiyorum :( Kitabı okumadan önce Katie isimli biri seriye girecek diye okumuştum yorumlarda. Kim olduğu hakkındaki tahminim doğru çıktı. Beklediğim Cat ve Bones'un evlatlık kızı olmasıydı, bir baktım ki Cat'in öz kızıymış. Şaşırdım diyemem, kitabın yarısında anlaşılıyor zaten kim olduğu. Yalnız babası kim baya meraktayım. Tate, çoğu okuyucu gibi benim de nefret ettiğim bir karakter en azından karakterdi. Katie sağ olsun, ona artık eskisi gibi nefret duymuyorum, sadece gıcığım o kadar. Katie'ye karşı duyduğu sevgiden ve hassasiyetten çok etkilendim. Oldu ki bu kızın babasının kimliği bir şekilde açıklandı ve baba Tate değil başkası çıktı, atıyorum Juan. O zaman ne olur acaba? Fakat yazar öyle aşırı drama giren biri değil, büyük ihtimal babası Tate'dir. Katie'nin Cat üzerindeki etkisini de unuttum sanmayın. Cat, bilirsin seni severim fakat Katie'ye karşı sevgin ve korumacılığın... Cat, bundan sonra sana tapıyorum! Kitapta daha çok Katie'yi bulma kısmı ağırlıkta olduğundan aralarındaki ilişkiye yer verilemese de Cat'in o anlardaki kızına karşı olan hisleri çok güzel aktarılmıştı. Cat'in harika bir anne olacağına eminim, aralarında harika bir ilişki olacağından hiç şüphem yok ;) Yalnızzz... Bones, beni her sayfada irrite ettin arkadaş! Zaten seni ilk kitaptan beri sevmezdim fakat Katie'ye karşı takındığın acayip soğuk duruş ve küçümsemeyle gözümde bittin. Bir de bu salak baba olacak? Hadi, Katie alışık olmadığı türde biri olduğu için bu tavırları normal diyeceğim ama bu arkadaş Cat ile daha yarı vampir-insan olduğu zamandan beri görüşmüyor mu? Üzgünüm okuyucular, Bones ona sadece Cat'in hatırı için katlanacak, tıpkı Justine ve Don'da olduğu gibi, asla onu sevmeyecek. Bir de son bölümde Cat'e aile olmakla ilgili demez mi "Ben hazırdım aşkım. Her zamanki gibi, bir şeye en son sen ısınıyorsun." diye? Yav he he! Diyemiyor "Bundan ölesiye ödüm patlıyor. Artık önceliğin ben değil, Katie olacak, kızın Tate'i her zaman benden çok sevecek. Ben de dış kapının dış mandalı olacağım." diye. Bir de bu olanlardan önce bu kemik kafalı ölüyor gibi bir şey oluyordu ya. Çoğu kişinin aksine "Ah, hadi inşallah! Ne olur gerçekte ölmüş olsun bu kamil." diye baya dualar ettim. Tabi benimki sadece hayalden öteye gitmeyecek bir şey, bunun da farkındayım. Sırada Ian pisliği var. Serinin en iğrenç karakteriydi. Bu vampirin pis yüzünü gören sadece ben miyim acaba? Aklı sadece sapıklığa çalışan birine nasıl hayran olunabiliyor? Aklıma Tate'in, Ian'a Katie'i sorduğu sahne geldi. Ian:"Tutsaklık sana yaramamış, ha, sapık." Midem kalktı yeminle o sahnede. Herkes senin gibi tek tarafıyla düşünmüyor, tiksindirici! Tate, attığın yumruk için eline sağlık yiğidim! Gıcıksın, ama adam olduğunu anlamış oldum. Yine de şöyle bir süründür isterdim o "sapık" Ian'ı. Hah, şimdi de Bones'un bu harekete karşı Ian'ı savunup Tate'e nefretli söylemi aklıma geldi. Neymiş, Ian usta vampirmiş, Tate anca Bones izin verdiğinde ona veya bir ustaya saldırabilirmiş. Üffff, zaten bu kemik kafa ve sapık aynı aileden geliyordu, niye şaşırıyorsam? Ve ona özel bir kitap mı? Ay, Allah korusun! Bir de Katie ile ilişkisi olsun diyenler var. Affedersiniz ama "OHA!" Adam saten sapık, bir de tescilleyelim mi bunu! Tamam vampir hikayelerinde fazla yaş farkı doğal oluyor ama sapık Ian ve Cat'in biriciği Katie? Yapmayın Allah aşkına, aklıma geldikçe midem bulanıyor. Jeaniene, onun için kitap yazsa da ben asla gerçekten aşık olduğuna inanmayacağım. Çünkü Ian aşk adamı değil, aklı sadece sekse çalışan tamamıyla boş bir adam. Son olarak Denise'in kendini geliştirmesini çok sevdim. Arkadaş gibi arkadaş. Ben de sana "En İyi Arkadaş" ödülünü veriyorum. Yalnız şu Mencheres'i de bir alın gözünüzü seveyim. Yine sıkıcı, yine çok şey biliyor gibi görünse de hiçbir şey bilmeyen biri. Kira da sonraları süs biblosu gibi kaldı kitaplarda. Elimizde fıstık gibi bir kadın var, yok ille de o muşmula suratlı Mencheres'i okuyacağız -_- Kitapta görünme bakımından az görünen Vlad, Mencheres'in yerine geçebilirdi. Mencheres'i hiç görmesem de olur. Karakterlerin çoğuna sövsem de yine de kitap cillop gibiydi. Seriyi okuduğuma asla pişman değilim. Benim gibi paranormal kitaplara pek ısınamayanlar için birebir bir seri. Kadın karakterlerini özleyeceğim. Erkeklerden sadece Tate hariç Cat'in ekibi, Vlad, Rodney ve medyum Tyler özleyeceklerim arasında. En kısa sürede Ian'ın, Bones'un, Mencheres'in ölmesini diliyorum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/09/mezardan-uyanan-yorum.html
Baskı: Harika Sürtük
Açık ara serinin en kötü çiftinin Chole-Bennett olduğunu bu kitap sayesinde anlamış oldum. İkili arasında ne tür bir ilişki olduğunu hiçbir zaman anlayamayacağım. Aşk desen yok, şehvet desen daha tuhaf. Kitap Harika Piç'ten sonra yayımlanmıştı, yani yazarın hala acemi olduğu zamanlara denk gelen bir kitap. Sonraki kitaplarda acemilik atılsa da bu çift hala olduğu gibi kaldı. Beğenmedim.
Baskı: Kan Kırmızı
Yok arkadaş, biz sırf romantizm üzerine kurulu kitaplar yazmamalıyız. Mutlaka anlamsız şeylerle dolduruyorlar çünkü.Bu kitap da benim için bir istisna değildi. Ben yazarın kitabı aşırı gereksiz uzattığına inanıyorum. Uzunluğundaki en büyük etmen 2 çiftimizin de yaşadığı +18 sahne bolluğudur. Kitapta Balım ve Emir ana çift olarak gösterilmişse de bana göre bu ikili fazlasıyla yan çift olarak kalmış. Kitabın asıl çifti Elizabeth-Erdem'dir, çünkü ikilinin olduğu kısımlar daha fazla. Balım ve Erdem'in anneleri de ayrı uyuz etti beni. Maşallah her şeye bir cevabı var. Onun olduğu sahnelerde "Bir sus be kadın!" dedim durdum. En büyük klişeyi de unutmamak lazım. Çiftin arasını bozmaya yemin etmiş eski kız arkadaş -_- Bir de bu kızları inadına gıcık bir tip olarak yazıyorlar ya, bende kayışlar iyice kopuyor. Bu yüzden bizim yazarların böyle kitaplarında her zaman gıcık olan kız benim için sevilesidir, ana karakter nefretlik. Kitabın saçma olacağını bildiğim halde niye okudum ben bunu? Pekala, biraz cezbetmedi desem yalan olur, hatta ilk 100 sayfa kadar da klişesine rağmen kötü değildi benim için. Aslında Erdem'in Balım hakkındaki gerçeği öğrendikten sonrası da fena değildi. Bir kez daha keşke yazar kısa tutsaymış dediğim bir hikaye okumuş oldum.
Baskı: Kışkırtıcı Cazibe (Georgian #4)
Simon, hikayede göründüğü andan beri sevdiğim bir karakterdi. Kendi hikayesinde tam kendine göre bir kız buldu. Yazarın diğer kitaplarına oranla daha az erotik bölümler içeriyordu. Aynı zamanda daha az romantizm kısımları vardı ki Simon serideki en romantik erkek olmasına rağmen -ve kendi kitabında da aynı şekildeydi- niye bu kadar az sahne yazmış yazar anlamadım. Çoğunluk Simon'un son görevine odaklı bir kitaptı. Ve serideki tüm karakterlerin bir araya gelmesini bekliyordum. Biraz düşününce "Gelmedikleri daha iyi oldu, birbirlerine fazla yakın değillerdi." dedim.
Baskı: Avuntu (Salvation #3)
Avuntu, öncelikle konusu sonrasında Goodreads puanı ile okumak istediğim bir kitap oldu. Pdf şekli çıkar çıkmaz hemen okumaya başladım. İlk önce Kanes Yayınları'nı tebrik ederim. Günümüzde anlaşılması kolay bir İngilizce ile yazılan kitaplar bile özensiz çevirilere kurban gidiyorken, Kanes, dediğim kitaplardan birini mükemmel bir çeviriyle bizlere sunmuş. Okuduğum en güzel çeviriye sahip olan kitaplardan biriydi. Hikaye Natalie'nin kocasının ölümünden itibaren olan 1 yılı ve kocasının en yakın arkadaşı olan Liam ile aralarında filizlenen aşkı anlatıyor. Liam okuyacağınız harika erkeklerden biri. Natalie'nin eski neşesine kavuşması için elinden geleni yapan ama hemen düzelsin diye zorlamayan, bir an bile olsun zayıflığından yararlanmayan, onu sadece kendini hazır hissettiği zaman isteyen düşünceli bir SEAL askeri. Normalde bu tarz kitaplarda kadın, eski eşini çabuk unutur, pek hatırlamaz. Anca ana karakter ile yattıktan sonra "Yaptığım yanlış." düşüncesine kapılır ve kitap saçma bir yere gider. Natalie en başından beri ne yaptığının farkında olan biriydi. Kocasıyla araları bazen limoni olsa da onu gerçekten seviyordu ve kitap boyunca onun ölümünü zor kabullenmesi, kabullendikten sonra Liam ile tatlı bir ilişkilerinin olması çok güzel aktarılmıştı. Kitabın sonu tahmin ettiğim gibi bitti yine de ufak bir heyecan yaratmadı değil. Umarım sıradaki kitap çabuk çıkar. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/avuntu-yorum.html
Baskı: Sonsuza Dek Kollarında
Kathleen E. Woodwiss, sevdiğim tarihi aşk romanı yazarlarından biri olmasına rağmen "Ne yazarsa okurum." dediğim yazarlardan biri değildir. Ülkemizde şu ana kadar 6 kitabı çıktı, ben 5'ini okudum. Okumadığım kitabı Rüzgarda Savrulan Güller idi ve konusu beni cezbetmediği için hala da okumayı düşünmüyorum. Bu kitabı da aynı sebepten okumayı düşünmüyordum fakat güzel kapağı ve yazarı okumayalı uzun zaman olduğu için fikrimi değiştirdim. Sonsuza Dek Kollarında kitabı bizde çıkalı 8 ay olmuş. Kapaktan da anlaşıldığı gibi tam kış mevsiminde okunmalık bir kitap olarak göze çarpıyor. Aslında sayfa sayısına göre fiyatı uygun olsa da biraz daha ucuza alayım diye CNR Kitap Fuarı'nı bekleyip öyle almıştım. Bu yazarla ilgili en sevdiğim şey, ülkemizde yayınlanmış olan kapaklarıdır. Şu an için en sevdiğim kapak bu kitabınki oldu. Özellikle oradaki 2 beyaz köpeğe bayılıyorum. Okuyanlar bilir ki yazarın dili ağırdır. Çok fazla betimleme ve iç ses ile yazmayı seviyor. Bu kitap da aynı şekildeydi yalnız ilk kez Woodwiss'in bir kitabı elimde süründü. Daldan dala atlama durumu yaşanmasa da sanki yazar aklına ne gelirse yazmış gibiydi. Zaten yaz sıcağı sorunu var, bir de bu kitabın aşırı durağan olması beni iyice gerdi. Bir de çevirmenin özensiz çevirisini de eklemem lazım. Çevirmen bile sıkılmış olacak ki bir süre sonra ne demek istenildiği anlaşılmayan cümleler gördü bu gözler. Bir seri olmadığı sürece kitapta yan karakterlere fazla değinilmemesi normaldir,bunda da aynı şey geçerli olmasına rağmen ilk kez ana karakterlere fazla değinilmeyen bir kitapla karşılaştım. Ya da şöyle söyleyeyim. Baş karakter Synnovea'nın başından geçenler ağırlıkta anlatılıyor ama Synnovea'nın iyi biri olması haricinde ne gibi özellikleri var anlamadım. Onu diğer karakterlerden ayıran hiçbir şey göremedim. Yazarın diğer bir özelliği ise baş erkek karakterlerine, baş kadınları kadar fazla yer vermemesidir. Albay Tyrone ise tipik Woodwiss erkeğiydi. Tek fark Synnovea ile aralarında aşk olmasa ona bile yan karakter derdim. Ayrıca Tyrone'da da belirgin karakteristik özellikler göremedim. Synnovea ve Tyrone sevebileceğim bir ikiliydi fakat belirgin bir özellik göremeyince boş hissettirdi bana. Ve bu ikilinin bir araya geldiği sahneler çok fazla değildi, ortanın biraz altı diyebilirim. Bir de yazarın kadın karakterlerini her açıdan aşırı övmesi var. Bunları gören her erkek mutlaka kadın karaktere hayran, kişisel hizmetçisi hariç olan kadınların hepsi hasetinden çatlar. Bunların vücutlar bir harika. Yüzleri çok bebeksi. Tavırlar kusursuzluk örneği. Size de bıkkınlık geldi değil mi? Umarım çevrilen sonraki kitap öncekiler kadar güzel bir konuyla anlatımla gelir. Sayfa sayısı da az olsun diyeceğim fakat yazarın az sayfalı bir kitabını bulmak çok zor. Çoğu 500'den aşağı değil :( http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/sonsuza-dek-kollarnda-yorum.html
Baskı: Sineklerin Tanrısı
Sineklerin Tanrısı ile birlikte Sweet Summer Challenge etkinliğinin yarısını tamamlamış oluyorum. Son kitabımın yorumuna geçmeden önce kitapta bir şey ilgimi çekti. Bence bu benim kadar diğer kitapseverleri de baya üzecek gibi görünüyor. Bu kitabı alan babamdı ve İş Bankası'nın bastığı ilk baskıyı almış. Kitabın arka kapağına baktığımda fiyat beni şaşırttı. 15 yıl önceki baskının 6 tl, şu anda ise 16 tl olması sinir bozacak derecede. Fiyattan da anlaşılacağı üzere o zamanlar bir kitaba ulaşmak gerçekten kolaymış. 260 sayfalık kitap 6 tl. Ben hala inanamıyorum 0_0 Kitapta en çok Domuzcuk ve Simon'u sevdim. Kitapta Domuzcuk'un ipleri ele almasını çok bekledim, tabi ki böyle bir şey olmadı, olsa şaşarım zaten -_- Bana göre 1940-1960 arası kitapların dili fazla sıkıcı geliyor. Ağır bir dil yok ama çok fazla gereksiz cümle kullandıklarını düşünmemden dolayı olsa gerek, o kitapları okurken bana bir sıkılma geliyor. Bilmiyorum, siz ne düşünüyorsunuz? Sineklerin Tanrısı da bu konuda bir istisna değildi gözümde. Akıcı değildi, okurken bazı sayfaları atlamak zorunda kaldım :( Yine de yazarın duygu aktarımı konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Yazar insan şiddetinin gelebileceği noktaları çok ustaca işlemiş. Ayrıca iktidara geçme isteği,çaresizlik, giderek artan umutsuzluğun insanı getirdiği noktalar da güzelce aktarılmış. SPOİLER!!!! Kitabın ilerleyişi Simon'un ölümüne kadar baydı beni. Simon'un ölümü ve sonrasında yaşananlar hiçbir psikolojik gerilim kitabının yapamadığını yaptı: Beni gerim gerim gerdi. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/sineklerin-tanrs-yorum.html
Baskı: Esir Yürek
Benim için sırf romantizm üzerine kurulu kitaplarda Rita Hunter 1, Jennifer Royce 2'dir. Bu tarz kitapları sıklıkla takip edenler, yazarı Gözlerinin Esareti isimli ilk kitabından hatırlarlar. Biraz daha geriye gidersek Jennifer da aslında Wattpad sayesinde keşfedilmiştir. Ben azıcık yazarla tanışmamdan bahsetmek istiyorum. Yazarın ismini ilk kez bundan 2 sene önce ağustos gibi duymuştum. O zamanlar Jenny, Ephesus Yayınları ile anlaşmıştı. Biraz araştırma sonucu önüme gelen alıntıları gayet beğenmiştim ve Wattpad isimli bir sitede yazdığını öğrenmiştim. Tabi o dönemde de ben tarihi aşk romanı açısından baya sıkıntı içindeydim çünkü doğru düzgün çıkan bir kitap yok. Siteye üye olduktan sonra Kalbimin Efendisi isimli hikayesinin konusunu beğenip okumaya başladım. Çoğu tarihi aşk romanı okuyucusu gibi benim de bu türde yazdığını bildiğim tek Türk Rita Hunter idi. Jenny'den bir Rita beklemiyordum tabi ama lütfen güzel yazmış olsun diye de içimden geçiyordu sıkça. Neyse, Kalbimin Efendisi bitti, "Evet, bu kadında iş var fakat sonraki hikayeler hayal kırıklığı olabilir, ne olur olmaz kesin karar verme." dedim kendime. Böylece 1-2 hikaye sonra "Bu hatun bir harika! Gelsin sıradaki hikaye!" diyerek kalbimi kazandı. Aynı zamanda kendisi sayesinde tarihi aşk yazmanın ne kadar zor olduğunu görmüş oldum. Kısacası Jennifer sayesinde Wattpad ile tanıştım ve kadının müptelası oldum. Şu anda da orada yazmaya devam etmektedir, tabi ben siteye çok nadir girdiğim için son yazdığı hikayeye başlayamadım bir türlü. Kısa sürede kısmet olur inşallah. Yeter bu kadar çalçene, gelelim kitabımıza. Öncelikle yazar bizi bu kadar beklettiği için çok ama çok kırgınım. Sonraki kitapla önceki kitap arasında 1.5 senelik fark var. Yazar neden Ephesus'la anlaşmasını feshetti bilmiyorum ama Ephesus büyük bir kayıpta bence. Ayrıca bu hikayenin büyük kısmı Wattpad'de yayınlanmıştı fakat yazar yazdığını fazla beğenmediği için bazı değişikliklere gitti. Bu iki durum sonucu çok bekledik, sonunda da kavuştuk. Umarım bundan sonra bir daha bu kadar beklemeyeceğiz. Kitap 3 kısımdan oluşuyor. 1)Ayrin'in küçüklüğü ve kaçırılması, 2)Çiftimizin İngiltere'de geçen zamanı ve Ayrin'in zoraki evliliğine mani olmak, 3)Fahid'in ailesinin katilini bulması. Kitap beklentimi hem karşıladı hem karşılamadı. Karşılayamadığı kısımları yazmak daha kolay olacağından girişi yapıyorum. İlk kez Jenny'nin bir kitabında fazla kopukluklar gördüm. Örneğin Ayrin'in tutsaklık zamanlarının biraz daha ağırlıkta olmasını isterdim. Hele 3. kısım fazla oldu bittiye getirilmişti. Ayrıca Ayrin'in babasıyla arası sonda ne oldu? Herhalde aralarındaki soğukluk devam ediyor diye düşüneceğim. Bir de yazarın bütün erkek karakterleri nedense dük olarak karşımıza çıkıyor. Dük olsun da herkes olmasa daha mı iyi olur acaba? :D Wattpad versiyonunda Ayrin'in kardeşleri Derek ve Will'in aşk başlangıçlarına kısa geçiş yapılmıştı. Kitapta bundan bir kez bile söz edilmedi. Aslında edilmemesi daha iyi oldu çünkü 2. 3. çiftler geldiği zaman kitaplar aşırı gereksiz uzuyor. (Bizde bunun temsilcisi Asude'dir.) Yalnız yazar bu iki karakter için kitap veya kitaplar yazacak mı? Kısa 2 novella şeklinde olursa güzel olur bence. Kitaptaki bazı kopuluklara rağmen genel olarak güzel bir kitap okudum. Sagirah -yani Ayrin - ile Fahid birbirlerine karşı en korumacı çiftti. Bazı yerlerde Ayrin'in saflığı sizde bir gülümseme oluşturuyor. Fahid yazarın şu ana kadar okumuş olduğum en iyi erkek karakteriydi. Ben daha çok yazarın kadın karakterlerini seviyorum. Erkeklerden Kayran ve Fahid sevdiklerim şu anda. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/06/esir-yurek-yorum.html
Baskı: Fobi
Herkese hayırlı bayramlar, umarım her şey yolundadır. Benim açımdan hayat gayet iyi gitse de sözde şu yaz ayında bolca kitap yorumu girecektim. Kitap okumak için şükür ki zaman buluyorum ve baya da okudum fakat sıcaklar olsun, son günlerde bayram koşuşturmacası olsun blogu boşluyorum yine. Umarım bir ara şu yorumları girebileceğim. Şu an dün okuyup bitirdiğim, aynı zamanda katıldığım mim için listeme eklediğim Fobi hakkında kısa bir yorum gireyim dedim. Yazarla tanışmam yaklaşık 3 ay öncesine dayanıyor. Okuduğum ilk kitabı Hain Yüreğim'di ve o kitabı hiç beğenmemiştim. İncelemek isterseniz tık tık. Şimdi ise 2 şansı Fobi'ye verdim ve yine hayal kırıklığına uğradım. Bunun en önemli nedeni yazarın kalemi. Akıcı bir kalem olmasına rağmen bir psikolojik gerilim yazarının bu kadar basit bir kalemi olmamalı. Yazımı sanki çocuk kitabı yazıyormuş gibi. Diğer sevmediğim yön ise yazdıklarını çok karıştırması oldu. Şöyle ki Sarah'ın başından bir şey geçiyor, 2 paragraf sonra geçmişteki bir anısı aklına geliyor. Sonra o geçmiş anıdan da bir anı hatırlayıp bizlere anlatıyor. Ve bu durum 2-3 kez yaşanmıyor. Artık kitabı bıraktırma derecesine getiriyor. Hain Yüreğim'e göre biraz daha iyi olsa da yine de ahım şahım bir şey yok. Bir daha bu yazarı okumayacağımı görmüş oldum. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/07/fobi-yorum.html