
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Her Şeye Rağmen
4 sene sonra okuduğum ilk Susan kitabıydı. Mandy'nin evlatlık almak istediği kız için verdiği çaba ve ona duyduğu sevgi iç ısıtan cinstendi.
Baskı: Hiç Hesapta Yokken
Serinin ilk kitabından biraz daha iyiydi. Suzy birçok yerde takdirimi topladı. Ne zaman harekete geçilecek, ne zaman durulacak bu ayarı çok güzel ayarlanmış. Kitapta Suzy'nin küçükken annesi için yapmış olduğu hediyeye karşı almış olduğu tepki çok acımasızcaydı. Gidip o anne olacak cadının saçını başını yolmak istedim. Gray'in sahipleniciliği ve koruyuculuğu hoştu. Favori yazarlarımdan biri olmasa da büyük ihtimal bu seriye devam edeceğim.
Baskı: Haremdeki Kadın
Yaklaşık 4 sene önce Susan'ın Zor Kadın isimli kitabını okuyup çok beğenmiştim. Şimdilerde bu yazara biraz ağırlık vermek istedim. Daha kısa oldukları için bulduğum 2 Harlequin kitabından başladım. İlki fena olmasa da ikinci okuduğumu yani Haremdeki Kadın'ı hiç beğenmedim. Tek olumlu yönü bazı diyalogların hoşuma gitmesidir. Bu yüzden 1 verecekken son anda 2 puan aldı benden. Kötü özelliklere gelince, karakterlerden başlayalım: İlk 30-40 sayfa Victoria iyiydi sonrasında resmen kezbanlıkta master yaptı.Babasını kurtarmak için kendini feda eden kendisi olmasına rağmen adama "Beni sen esir aldın, beni metresin yapmaya zorladın." tarzı cümlelerden başladı ergen tavırları. Sonrasında Kateb'in işlerine sürekli burnunu soktu. Örneğin Sahid ismindeki çocuğa yardımcı olmak için Kateb'i sıkıştırdı durdu. Sorun çözüldükten sonra onu bile beğenmeyip daha fazlasını istedi "Sahid okula gidecek mi, onun gibi çocuklar varsa onlara da yardımcı ol" tarzı cümleler. Yani kızımız yapılan iyiliklere bile bir kulp bulup daha başka sorunlar çıkardı ve çözümler istedi. Oldu olacak yönetici sen olsaydın be kızım! Bana göre yaptığı insanlara yardım değil, kendi egosunu şişirmekti. Kateb ise sert görünümüne rağmen insanlar tarafından özellikle Victoria denen kezban tarafından yönlendirilen biriydi. Anlamadığım diğer bir olaysa kitabın geçtiği yer Arap ülkelerinden biri. Sanırım yazarın oradaki gelişmelerden fazla haberi olmamalı ki çevredeki herkes Victoria ne derse "Tabi, hemen yapalım, senin fikirlerin çok dahice." dedi. Yani çok kolay ikna edildiler. Benim bildiğim Victoria'nın herhangi bir fikirde en iyi ihtimal hapse atılması gerektiği düşüncesiydi oradaki şartlara bakarak. Ayrıca imla kurallarına hiç dikkat edilmemiş. Normalde olsa bir daha bu tarz yazan herhangi bir yazarı okumam ama Zor Kadın hatırına ve diğer okuduklarım Harlequin kitapları olduğu için ve Harlequinler'in geneli saçma olduğu için yazara devam edeceğim.
Baskı: Düşler ve Hayaller (Pregnancy & Passion #3)
Evet, bir Maya kitabı daha okunup bitti. Gerçi ben seriye en sondan başladım, e-kitap olarak hangisi çıkıyorsa öyle gideceğim sanırım. Serinin ilk 2 hikayesini bilmiyorum, serinin tamamını okuyanlar en son kitap güzel demişlerdi, diğerleri biraz sönük kalıyormuş. Açıkçası ben 3.'yü 4.'den daha çok beğendim. Belki ana karakterlere daha ısındığım için olabilir. Ayrıca kurgusu da diğerine oranla daha hoşuma gitti.
Baskı: Serserinin Öpücüğü (Sons of Sin #2)
Epsilon Anna konusunda beni şaşırttı. Ben yeni kitabını 1.5-2 sene arası beklerim diye düşünürken 14 ay gibi bir sürede bize sunulması buna da şükür dedirtiyor. Aslında bundan 1 ay önce Anna'nın bizde çevrilmemiş 2 kitabını almıştım onlar da seriyle alakası olmayan kitaplardı neyse ki. Biri bitti, ötekinin yarısı hala duruyor. Gelelim şimdiki kitabımıza. Serserinin Öpücüğü Sons of Sins serisinin 2. kitabı. Baş karakter de Yedi Gece kitabında beni meraka sürükleyen Richard'dır. Sebebi de kitap çıkmadan aylar önce konuyu okuduğumda ve Yedi Gece kitabından anladığım kadarıyla Richard'ın, Anna'nın yazmış olduğu diğer karakterlere göre daha az acı çeken bir karakter olmasıydı. Kitabı da acaba gerçekten öyle mi sorusuyla başlayarak okudum. Arka kapaktaki konudan bir şey anlamadıysanız size kısaca bahsedeyim. Harmsworth Düşesi yıllar önce kocasından başka biriyle ilişkiye girerek Richard'a hamile kalmıştır ama kocası Richard'ı oğlu olarak kabullenmiştir. Yine de herkes Richard'a yıllardır piç demektedir. Bir gün bir baloya katılan Richard,annesiyle karşılaşmak zorunda kalmıştır. Normalde Richard, annesine geçmişi yüzünden dargındır. Orada bulunan misafirlerden biri Richard hakkında ileri geri konuşunca Richard kendini kanıtlamak için Harmsworth Mücevherini bulmayı kararlaştırır. Araştırmaları sonucu mücevherin Genevieve Barrett isimli bir papaz kızında olduğunu öğrenir. Genevieve, Cam'in yani Sedgemoor Dükü'nün topraklarında yaşamaktadır. Aynı zamanda babasının başarısının asıl sebebi odur. Çünkü babasını başarıya ulaştıran makaleleri bizzat kendisi yazmaktadır. Ancak babasının kendisine değer vermemesinden bıkan Genevieve, tarih dünyasında çığır açacak bir şey keşfetmiştir ve bunu gizli bir çalışmayla sürdürerek kendi adıyla yayımlayacaktır. Cam, Richard'ın mücevheri kolayca alması için bütün halka bir akşam yemeği düzenler. Ancak yemeğe Genevieve gitmemiştir. Böylece Richard ve Genevieve ilk kez Genevieve'nin çalışma odasında karşılaşırlar. Mücevheri alamayan Richard, kılık değiştirip sözde rahip Barrett'in öğrencisi olarak eve yerleşir. Ve böylece asıl olaylar başlar. Şimdi gelelim yoruma: Öncelikle kitaptan öyle aman aman olaylar beklemeyin. Konu ilgi çekici olsa da kitapta bir historicalda olacak birçok klişe durum mevcut. Ama yazarın kalemi öyle güzel ki o klişelerin hiçbir önemi kalmıyor. Ayrıca bu kitap, Anna'nın yazmış olduğu en rahat kitap diyebilirim. İlk kez hem kadın hem erkek karakterimizin yaraları çok ağır değil. Hepimizin başına gelebilecek şeyler var karakterlerimizin geçmişinde. Ayrıca kitabın birçok kısmı eğlenceliydi. Hatta sizi güldürecek birçok sahne mevcut. Erotizm ise diğer kitaplara oranla az kullanılmış ve fazla da detaylandırılmamış. Richard-Genevieve çiftine bayıldım. Yazarın diğer çiftlerine göre aşkları daha masumdu, daha romantikti. Genevieve zekası ve güçlü karakteriyle sizi mest edecek; Richard ise neşeli tavırları, kendinden emin duruşu ve içinde yaşadığı üzüntüyle sizi kendine aşık edecek. Yine de Richard'ın diğer erkeklere oranla daha az acı çekmesi benim çok hoşuma gitti. Bir de kitapta Cam var ki sormayın. Fedakar arkadaş sıfatı tam da bu adam için yazılmış. Ve diğer Anna erkeklerine göre aşka inanan ve bir gün onu bulmasını isteyeni bir karakter. Ahhh hadi Epsilon çok geçmeden Cam'in de kitabını çıkar!!! Sevdiğim diğer özellikse çevirisiydi. 2014'te Epsilon neydi ya? O çeviri faciasından Anna'nın Yedi Gece'si de etkilenmişti. Ama bu kitabın çevirisi çok güzeldi. Tek kötü yan kapak diyebiliriz sanırım. Evet, gerçekte o kapak kitaba uymamış. Seri 4 kitap+2 novelladan oluşuyor ama novellalları okuyamayacağız çevrilmiş haliyle çünkü e-book halinde satılıyormuş :( Umarım Epsilon artık biraz çeviri işine hız verir de yeni kitabı 1 sene içinde okuyabiliriz.
Baskı: Acıtan Güzellik 2 Adanmış Güzellik (Beauty, #2)
Seriyi okuyan birçok kişinin aksine 2.'yi ilkinden daha çok sevdim. Öyle aman aman bir şey yoktu ama çiftin ilişki gelişimlerini okumak güzeldi.
Baskı: Acıtan Güzellik (Beauty, #1)
Akıcı bir anlatım vardı ama serinin ilk kitabını hiç beğenmedim, çok sıkıldım okurken.
Baskı: Siyah Damar
Tarryn, Aspendos Yayınlarının en sevilen üç yazarından biridir. Okuyanlar kendisinden çok memnundur. Bana da okumamı söyleyen birçok kişi vardı. Ben de seri olan kitapları yerine bundan başlamak istedim, beni daha çok cezbetmişti, üstelik tek kitaptı. Öncelikle yazarın gerçekçi anlatımını sevdim. Ki zaten ben kitaplarda mutlaka gerçekçi bir bakış açısı yakalamak isterim. Gelelim neden 5 verdim. Ben empati yapmayı seven biriyimdir ama Senna için herhangi bir empati kuramadım maalesef. Bana biraz itici geldi Senna. Ama Isaac'a bayıldım. Karakter ne istediğini bilen ve genel anlamda iyiliksever biriydi. Ama yazar Müziksever Isaac'ı göstermeyi başaramamış. Orayı hangi kısımda gösterdi hiçbir fikrim yok. Ben hep Doktor Isaac'i gördüm kitap boyunca. Yukarıda da belirttiğim gibi yazarın gerçekçiliği ele alması güzel ama kalemini beğenmedim. Giysimi giydim. Yemeğimi yedim gibi anlatmasan daha iyi olur eylemlerini sıklıkla kullanması ve kısa cümleleri sıklıkla kullanması hoşuma gitmedi. Bu kitabın aşk kitabı olmadığını biliyordum. Kitap psikolojik gerilim kitabıydı ben de bu türde çok az okuduğum için alışık olduğum bir tarz değildi. Yine de yazara bir şans daha vereceğim.
Baskı: Senin için (Blackstone, #2)
Serinin ilk kitabını çok beğenmemiştim ama bu kitabı daha çekilir buldum.Erkeğin bakış açısıyla anlatılan kitapları ayrı seviyorum. Evet çok fazla olay yoktu, daha çok çiftimizin çiftimizin ilişkilerini gelişimini anlatıyordu yine de beğendim kitabı, 3. okutturma isteği uyandırdı bende.
Baskı: Bataklık Meleği
Yaklaşık 10 ay kadar sonra Aspendos, Laura isimli bir yazarları olduğunu hatırlayıp Intimate serisini bitirdi çok şükür. Serinin 2. kitabı, ilk kitaptaki Grace-Vincent çiftini birleştiren genelev patroniçesi Hannah'ı anlatıyor. Ki beni uzun zamandır merakta bırakan bir karakterdi Hannah. Ben 2. kitap için Hannah'ın babasının kitapta önemli bir yer kaplamasını bekliyordum ama yazar babayı öldürmeyi tercih etmiş. Yaşasaydı kitap daha mı iyi olurdu yoksa tersi mi emin değilim. Ama böyle olması da iyi olmuş, en azından sinir olacağımız bir karakterden kurtulmuş olduk. Gelelim çiftimizin tanışma şekline. Çok fazla historical okudum ama sanırım en normal, en olaysız tanışma bunlar arasında gerçekleşti. Değişik ama hoşuma gitti. Yazarımız gerçekten güçlü kadın karakterler yaratıyor. Hannah daha ilk kitapta gözüme girmişti, burada ise gözümde yüceldi. Genç kız ve erkekleri kurtarmak için girdiği mücadele okunmaya değerdi. Bir de şunu fark ettim. İster historical, ister günümüz olsun yazarların büyük çoğunluğu piç adam diye tabir ettiğimiz karakterler yazıyorlar. Laura ise tam tersini yapıyor; yani efendi adam üzerinde yoğunlaşıyor. Rafe sen ne tatlı bir şeydin öyle kuzum. Sevdiceğin için elinden geleni ardına koymadın, yerim seni :P Ayrıca çiftimiz birbirlerine aşık olduğunu inkar etmediler, çok çabuk kabullendiler. Ama Hannah, Rafe'i korumak için uzun bir süre vazgeçmek zorunda kaldı ve kimse kızıma kızmasın, yapılacak en doğru şeyi yaptı kitap boyunca. Amaaaa gelelim en kötü özelliğine. Kitap güzel ama çeviri hak getire. Aspendos, sen ne yapıyorsun gülüm? Siz bu işi 2 senedir yapıyorsunuz hala mı çevirmen sorununu çözemediniz? Güzelim kitap battıkça batmış durumda. Ayrıca sen gitmişsin gerçekten kaliteli bir yazar bulmuşsun, ülkemizde sevenleri de çok bu yazarın. Sen gidip niye 10 ay sonra çıkarıyorsun bu kitabı? Niye fazla okunmayan yazarlarının kitaplarını 5 ay arayla yeni kitaplarını çıkarıp Laura'yı bir kenara itekliyorsun? R.K. Lilley'e verdiğin ağırlığı şu yazara da bir versen biz historicalcıları çok sevindireceksin. Bana göre Masum Yalan'dan güzeldi. Yine de bir Sessiz İntikam değil tabi ki.
Baskı: Çırılçıplak (Blackstone, #1)
Okuduğum diğer erotik romanlardan farklı olarak anlatılan ilişki BDSM tarzında değil sadece normal cinsel ilişki tarzında bir kitaptı bu yönden hoşuma gitti. Yalnız karakterler arasındaki aşkı fazla hissedemedim çok havada kaldı. Bence bunun sebebi baş karakterleri tek başına ele aldığımızda da kendileri hakkındaki özelliklerinin, duygularının, düşüncelerinin de havada kalmasından kaynaklanıyor. Aradığımı pek bulamadım.
Baskı: Günaha Davet (Historical #1)
Hayatım boyunca okumakta en zorlandığım kitap bu oldu. Çeviriyi hiç beğenmedim. Bazı sahneler çok karıştırılmış. Örneğin oturan biri 2 paragraf sonra ayakta duruyor, sonraki paragraf yine oturmuş bir vaziyette 😕 Ben Hester-Michael ilişkisini hiç beğenmedim. Jessica-Alister çok daha iyiydi onlara göre. Çok başım ağrıdı, cümleleri anlamakta çok zorlandım. Kısacası beğenmedim bu kitabı.
Baskı: Bay Harika (Up in the Air #4)
Sonunda bir seriyi daha bitirmiş bulunmaktayım. Serinin ilk kitabını beğenmiş, sonraki ikisinde olay diyebileceğim bir şey olmadığı ve BDSM konusunda aşırılıklara kaçtığı için hayal kırıklığına uğramıştım. Serinin son kitabı da 2. ve 3. kitaplara benziyordu ama ilk kitap kadar zevk verdi bana. Bunda da en büyük etken Stephan'dır. Onun bölümlerini okumaktan gerçekten büyük bir zevk aldım. James ise bildiğimiz James'ti. Kitapta yine durumların hızlı bir şekilde geçiştirildiğini görüyoruz ama bu seferki geçişler beni pek rahatsız etmedi hatta kısa tutulmasını daha sevdim. Kitapta en çok son söz bölümünü sevdim.
Baskı: Siyah Kadife
Eveeeet, geldik bir kitabın daha sonuna. Rita bir kez daha döktürmüş yazdıklarıyla. Kitap yorumumdan önce bu kitapla ilgili bir iki anımı anlatmak istiyorum. Kitap daha yeni çıkmış ve sanırsam İzmir'deki Tüyap Fuarı'nda kitap satılmıştı, İstanbul'da satılmasına da az kalmıştı. Neyse 2-3 gün geçti, benim de okulun bitmesine 1 haftadan az süre vardı. O süre boyunca her gün D&R, Remzi gibi kitapçılara uğradım. Ama çıkmış olarak görünen kitap kitapçılarda yok. Sebebi ise kitabın barkod kodunun Epsilon'un başka bir kitabıyla aynı kodu taşımasıymış. Bunda Epsilon mu yoksa D&R mı suçlu bilemeyeceğim ama yaptıkları tam bir dikkatsizlik ve sorumsuzluktu. Kitap 1,5-2 hafta sonra raflarda yer alsa da bu yanlışları yüzünden kitabı anca 2 ay kadar sonra alabildim. Başka bir şeyse kitapla ilgili ilginç bir kısımdı. O zamanlar kitap yazılma aşamasında, okuyuculardan biri Rita'ya konuyu sormuştu. Rita da hatırladığım kadarıyşa şöyle bir şey demişti, tabi yanlış hatırlamıyorsam: Emily aslında siyahi bir köle, gemiyle İngiltere'ye getiriliyor ve bir şekilde Marcus ile yolları kesişiyor. Bunu okuduğumda şaka yapmış olabileceğini düşünmüştüm ama şaka bile olsa konu muhteşemdi. Daha önce hiç ana karakterin siyahi bir kadın karakter - ki siyahi bir erkek karakter de dahil - olduğu bir tarihi aşk romanı okumadım ve zaten yabancı yazarlarda da bunu görmedim. Zaten sonrasında Rita bunun şaka olduğunu hemen yazmıştı. Ben Face ve Twitter kullanmıyorum ama söylemeden geçemeyeceğim; Rita, eğer Vikitap yorumlarını da okuyorsan LÜTFEN BU FİKRİ TEKRARDAN GÖZDEN GEÇİR! İnan bana bebeğim böyle bir karakterle bir İLK YAPARAK ÇIĞIR AÇARSIN! Eminim ki senin kalemini sevenler de bana hak verecektir çünkü sen bu konuyu ustalıkla halledersin 😉 . Biliyorum biraz uzun oldu ama paylaşmazsam rahat edemezdim. Bu anılardan sonra gelelim kitap yorumuma. Öncelikle Kalbin Ateşi'nde olduğu gibi bu kitap için yapılan yorumları da okumadım, sürpriz olarak kalsın istedim. Tek bildiğim yazarın paylaştığı alıntılar ve Epsilon'un sitesinden okuduğum romanın ilk bölümüydü. Kitabı aldığım gibi okumaya başladım ve ilk günden yarısı bitmişti bile. Bayram olmasaydı en geç 3 güne biterdi. Herkesin dediği gibi bu kitaptan neşeli sahneler beklemeyin. Kitap diğerlerine oranla daha duygusal ve toplumsal sorunlara ağırlık verilmiş bir hikayeydi. Özellikle benim gözümde ilk üçte olan kadın hakları ve kadına şiddet üzerinde çokça durulan bir hikayeydi. Karakterler, hikaye ve konunun işlenişi bakımından kitap çoğu yerde bana Laura Kinsale'yi hatırlattı. Rita'nın Laura'yı okuyup okumadığını bilmiyorum ama bende çok hoş duygular uyandırdı. Çünkü Laura benim en sevdiğim yazarlardan biridir ve Epsilon sağ olsun yeni kitaplarından birini yayınlamadığı için -belki okuyanı fazla olmadığı için bir daha yayınlamayacaklar- ona olan hasretimi Rita büyük oranda dindirmiş oldu. Amaaaa Rita'nın romanı kesinlikle olduğu gibi Laura değil, Rita'nın orijinal fikri olduğu çok belli, esinlenme bile olduğunu sanmam. Bu kitabın farklı bir yönü de yazarın diğer kitaplarına göre bu romanın konusunun tek bir yöne doğru hareket etmemesi diyebilirim. Onu da kitabı okuyunca anlarsınız. Karakterler gerçekten başarılı. Kitapta baskılar altında yaşayan korkak bir genç kadının yani Emily'nin, Marcus sayesinde o kabuktan çıkıp biraz daha cesurlaştığına şahit oluyoruz. Sizi bilmem ama benim en sevdiğim karakter Sophia idi. Emily'e başta kırıcı davransa da o anda bile kendisine kanım ısınmıştı, biliyordum ki yazar bu kızı sonsuza kadar Emily'e işkence çektirmeyecekti. Tam tersi olsaydı elbette ki sevmezdim. Biliyorum kitabı okuyanlar beni bir güzel dövecek ama ben William'dan nefret etmedim, çünkü Marcus ve Sophia'ya bir zamanlar çok yardımcı olmuş. Ama böyle bir adamın sonrasında dönüştüğü kişilik ne yazık ki sevmemi engelledi. Yani adama karşı nötr durumdayım. Marcus ise hmmm... Aslında ona da karşı da nötr durumdayım. Kitabın çoğu yerinde bana Brendan'ı hatırlattı ki ben Brendan'ı hiç sevmem, acayip uyuzum ona. Marcus'u kurtaran şey sonlara doğru Emily'e göstermiş olduğu hassasiyet oldu. Yine çok fazla uzun bir yorum oldu ama çok sevdiğim kitaplara uzun yorumlar yapmayı gerçekten seviyorum. Yine de benim favori kitabım Kalbin Ateşi, çünkü o kitap kesinlikle ustalık eseri bir kitap. Siyah Kadife ise ondan çok hafif aşağıda kalsa da gözümde o da ustalık eseri bir kitaptır.
Baskı: Kor (Nefes Nefese Üçlemesi, #3)
Çok sevdiğim yazarlardan biri olan Maya Banks'in bir serisi daha sonlandı. Seri hakkında en genel söyleyebileceğim şey duygu yönünden yeri geldi çok eksik kaldı, yeri geldi bazı sahneler aşırı duyguya boğulmuş ama o duygular da fazla derine inilmemiş olacaktır. Serinin ilk kitabı zaten fazla duygusuzdu. İkincisi duygu bakımından biraz daha iyiydi. Son kitapsa ikisi arasıydı bence. Ash seride en merak ettiğim karakterdi ve hikayesinin biraz daha iyi olacağından emindim. Ama hikaye düşündüğümden sıradan bir şey çıktı. Cinsel yönden diğer arkadaşlarından farklı zevklere sahipti ama bir sahnede "Öh bu kadar da ağır bir şey olamaz." dedim. Kıza resmen işkence çektirdi ama kız sonuna kadar dayandı, daha ne diyim bilemedim. Ash'in başından geçebilecek bir sürü olay vardı ama hepsi kısa kesilmişti. Josie ise ben sevdim aslında. Belki biraz fazla uysaldı ama tatlıydı bence.
Baskı: Tutkulu Notalar (Sinners on Tour #1)
Sonunda bu seriyi bitirmiş oldum. Önceliği buna vermem gerekse de zamanında elimde bulunmadığından anca okuyabildim. Ve bu kitaba bayıldım, bayıldım, bayıldım! Her şeyiyle çok güzeldi. Aslında Brian-Myrna çiftinden fazla bir beklentim yoktu. Çünkü Eric hariç diğerleri istediğim romantizmi veya güzelliği fazla verememişlerdi. Ayrıca nedense diğer kitaplarda Brian ve Myrna'yı soğuk buluyordum. Bu kitap tahminimin çok ötesindeydi. Eric-Rebecca'dan sonra en sevdiğim ikili bunlar oldu. Bazı sahneler cidden gülme krizine soktu beni. Hele de grup üyelerinin sürekli Eric'e sataşması, Eric'in bazen kafasını yerden yere vurması cidden çok komikti. Romantizm ve erotik sahneler çok iyi kurgulanmıştı. Ama son bölümün az daha uzun olmasını isterdim. Çünkü aşklarını itiraf ettikleri kısım biraz oldu bittiye gelmiş gibiydi. Aslında 10 vermek isterdim ama Eric'in hikayesini ve kendisini daha sevdiğimden ve ona kıyamadığımdan 9 verdim.
Baskı: Seninle (Falling, #1)
İlgimi çeken kitaplardan biri olan Seninle okumdu, bitti. Kitap sürekli övgüyle söz ediliyordu ama benim için fazla acıklı ve bazen de sıkıcıydı. Bana göre Nell, Kyle'nın ölümüne kadar iyi bir karakterdi. Sonrasında kız yeri geldi psikopata bağladı. En saçma olan kısım ise Nell'in ailesi kızlarını çok seviyor(!) ama böyle bir durumda kıllarını bile kıpırdatmıyorlar. Nell'in onlara asıl ihtiyacı olduğu zaman kızın düzelmesi için hiçbir şey yapmadılar, sürekli kendi halinde bırakıp durmuşlar.Neyse ki Colt vardı. Hikayede bana göre sürekli acıklı duygular sokulup durulmuş ama hiçbirinde fazla bir derinlik yoktu. Tam olarak öylesine yazıp bırakayım durumu yoktu ama yine de bir şeyler eksikti bence.
Baskı: En Güzel Rüya (The Rules of Scoundrels, #4)
Son kitap için bildiğiniz tüm nefretimi kusacaktım ama bu kitap "İşte yazar sonunda başarabilmiş." dedirtti bana. Yorumlarımı okuyan bilir ki ben bu seriyi hiç sevmedim. İlk kitap aşırı sinir bozucu, 2. ve 3. kitaplar ise konu ve karakterler güzel olsa da bir türlü işlenememişler. Ama ilk kitaptan beri Chase'i merak eder dururum. Onun her şeyi bilmesi ve herkesi bir şekilde tanıması, kendinden emin tavrı ve otoritesi beni kendine hep hayran bırakmıştır. Gelgelelim işin kötü kısmına. Ben bu karakteri o kadar büyük bir aşkla bekle, yazar "Erkek sandınız onu değil mi, nasıl da kandırdım sizi ehü ehü ehü" diyerek okuyucu bildiğiniz salak yerine koysun. Yanlış duymadınız, ŞAŞIRTMAK demedim SALAK yerine koymak dedim. Benim hissettiğim şey bildiğiniz bu. O kadar hayran olduğum Chase, Georgina ismininde bir KADIN çıktı. Ben de dedim. "Tamam, yazar zaten saçmalıyordu, şimdi bu tercihle bildiğin s...tı." dedim. Neyse efendim başladık kitaba. Giriş kısmı ve ilk 2 bölüm gerçekten sıkıcı ve berbattı. Gelgelelim ne olduysa yazar bir anda usta yazar seviyesine geçiş yaptı. Hatırlarsanız kitabın başından beri Duncan isimli bir gazeteci arkadaşımız vardı. Yazar 5. hikaye yazarsa onun üstünden gider diyordum çünkü merak ettiğim bir karakterdi. Ancak yazar öyle yapacağıma bizim Chase ile bir ilişkisi olsun demiş ve iyi demiş. Gerçekten de birbirlerine çok yakıştılar. Ama bu seride en sevdiğim karakter Chase'in kızı Caroline oldu. Yalnız 9 yaşındaki bir çocuk için fazla farkındaydı her şeyin ve yaşına göre çok olgundu. 13-15 arası olsa daha iyi olurdu bence. Hikaye de sonradan öyle bir açıldı ki kendimi resmen kaptırdım okumaya. Gerçekten tam aradığım historical kurgularından biri oldu. Sonuç olarak berbat olan bu seri güzel bir kitapla son buldu. Böylece benim için de bu yazar bitti. Sonraki kitaplarını okumayacağım.
Baskı: Aşkın Günahı (Penwich Erdemli Kızlar Okulu #1)
Her ne kadar bu yazarı okumayı düşünmüyorum desem de ülkem sağ olsun historical kitapları ayda 1-2 tane çıkarıp veya hiç çıkarmadıkları için eh'lik yazarlara dönmek zorunda kaldım. Ben pek çok erkek için İblis lakabını duydum ve bunun hakkını şu ana kadar 2 kişi verdi benim gözümde. Biri Brenda'nın Gönülçelen kitabındaki Rolfe - hiçbir erkek onun yerini dolduramaz, her zaman zirvede olacak benim gözümde- diğeri de bu kitabımızdaki erkek karakter Dominic'tir. Adam çapkın kelimesini resmen yaşattı. Bu özelliği ona baya değişiklik katmış. Fallon da az dişli çıkmadı. Dominic'e her yerde kafa tutmasını iyi bildi. Onun haricinde kitap bildiğim Sophie tarzıydı. İstediğim duygu yoğunluğunu fazla alamadım. Ve de ben karakter konuşmalarının fazla olduğu kitapları severim; konuşma yerine durum anlatma olayını ise 1-2 yazar hariç hoşuma gitmez. Sophie de hoşuma gitmeyenlerden biri. Genelde sıkıyor beni.
Baskı: Senin İçin (Kowalski Family, #2)
Aşırı çerezlik bir romandı. Çok fazla karakter vardı, yan karakterlerden kimin kim olduğu sonradan çok karıştı kafamda. Beth'in kendi ayakları üzerinde durmaya çalışması güzeldi ama çocuk doğduktan sonra işi biraz abarttı. Yazarı bir daha okur muyum, anca okuyacak kitap kalmamışsa olabilecek bir durum. Yani pek tavsiye edebileceğim biri değil.
Baskı: Skandal Aşıklar (The Penwich School for Virtuous Girls #2)
Seninle Bir Gece romanından sonra bu kitabını çok beğendim. Ancak çeviride cidden bir sorun vardı. Bazı cümleleri anlamak için birkaç kere okumuşluğum vardır. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Pegasus Yayınları nedense Sophie Jordan'ın kitap çevirilerine hiç dikkat etmiyor. Şu ana kadar 4 kitabını okudum ve 4'ü de fscia idi çeviri konusunda. Konusunu ve karakterleri beğensem de biraz daha derine girebilirmiş. Örneğin orada Evelyn'in oğlu daha sık kullanılabilirdi. Aile ilişkisi daha güzel bir biçimde ele alınmış olurdu. Baş karakterleri ne kadar sevsem de biraz fazla ciddilerdi. Kötü bir kitap değildi ama yazar yine tam istediğim şeyi vermedi.
Baskı: Kiralık Sevgili (For Hire, #2)
Yazarın okumuş olduğum 3 kitap içerisinde en zevk aldığım kitabı oldu. Sarabeth'in sevimliliği, bazen de komik tavırları çok şirindi. Ama büyük annesi ile büyük babasına çok sövdüm kızın. Gavin'e hayran kaldım. Genelde çok tatlıydı. Bu da çıtır çerezlik bir romandı ama yazarı takip etmeye devam edeceğim.
Baskı: Tek Ayağı Mezarda (Gece Avcısı, #2)
Kitabımız ilk kitabın 3 yıl sonrasından devam ediyor. Cat, mecbur kaldığı için Bones'ten ayrılmış, FBI'ın özel bir biriminde liderlik yapıyordur. Bu kitapta Cat'i tam olarak istediğim yaşta görüyorum. Ayrıca ilk kitaptaki kendince usta kız gitmiş, yerine daha ağırbaşlı, biraz daha ne yapmasını gereken biri gelmiş. 3 yıl sonraki Bones'la ilk karşılaşması gayet eğlenceliydi. Ve neyse ki aralarındaki sorun hiç uzamadan çözülüyor. Ayrıca kitapta komedi tam gaz devam ediyor. Aksiyon ise daha heyecanlı bir hale geliyor. Kitapta tek sevmediğim şey Tate denen uyuz. Yok başta Cat'i düşman görmüş ama içten içe sevmiş. Sonrasında Bones ile çıktığı için ucube olmuş da. Ama beyfendi sırf kız nasıl hissediyor diye Bones'un eski kırığı olan vampirle yatıyor. Sanırım o sahneden sonra adama duyduğum nefret tescillendi. Bir an önce ölmesini diliyorum ben şahsen. 2. kitapla yazar artık favorilerime girdi. Oh be bana böyle şeylerle gelin işte. Ne çiftimiz ergence davranışlara giriyor ne de sıkıcı bir kitap okuyorum.
Baskı: Mezarla Randevu (Gece Avcısı, #1)
Ülkemizde paranormal tarzı seven çok insan var. Ben de en popüler olan 1-2 yazardan 1 kitap okudum ama istediğim şeyi bir türlü veremediler. Jeaniene Frost da bu tarzda çok sevilen yazarlardan biri. Seri hakkında az çok bilgiye sahiptim. İlk kitabı okuduktan sonra şunu söyledim. "Aman tanrım ben bunun 2.'sini mutlaka okumalıyım." Kitapta sevdiğim çok fazla şey oldu. 1. Yazar gerçekten işini biliyor. Karakterlerin dizaynı çok başarılı. Cat ve Bones harika bir ikili. Ama tek başlarına da harikalar. 2. Yazar olayları çok ustaca kurgulamış. Bazı yerlerde gerçekten şaşırdım. 3. Aksiyon tam da olması gereken yerlerdeydi. 4. Hiç tahmin etmezdim ama kitap bunların yanında acayip komik. Ben kitaplarda o kadar çok gülmem. Şu ana kadar beni Julia Quinn, Teresa Medireos ve Olivia Cunning güldürmeyi başaran yazarlardır. Şimdi bu kategoriye Jenaiene de girdi. Esprilerin çoğu zekice. Hatta bazen esprilerden çok yaşananlara bile gülebiliyorsunuz. 5. Cat'in yaşı. Sanırım 22 yaşındaydı kitapta ve gayet doğal bir yaş bence. Bu türde kadın karakterlerin çoğu 18'den küçüktür. Şunu söylemeden geçemeyeceğim. Bence Pabucumun Ajanı'ndaki Deniz bu kitaptaki Cat'ten esinlenilmiş biraz. Hazırcevap ve ukalalık olarak tabi ki, onun haricinde Cat, Deniz'e kazık saplar. Deniz tam bir özürlüydü. Cat aşık olsa da kendini ezdirmedi, her zaman cesur ve ne istediğini bilen biriydi. Eğer siz de benim gibi paranormalden hoşlanmasanız da bir şans vereyim diyorsanız Jeaniene' yi tavsiye ederim. Ben aradığımı hatta daha fazlasını buldum.