
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Şeytani Arzular (Maiden Lane, #1)
Elizabeth Hoyt en sevdiğim 5 yazar arasındadır. Çok şükür ki Pegasus Yayınları Hoyt severleri fazla bekletmeden yeni kitabını satışa sundular. Ve çıktığı gün alabildiğim için öyl mutluyum ki... Seri hakkında bilgi vermek gerekirse: Hoyt şu ana kadar 3 seri yayınlamış bulunmaktadır. "Princes Trilogy" ve "Legend of the Four Soldiers" serileri hem yurt dışında hem de ülkemizde tamamlanmıştır. Şimdiki serimizin ismi de "Maiden Lane"dir. Maiden Lane serisinden şu ana kadar 6 kitap çıkmıştır. 7.kitap yurt dışında 1 aydan az süre sonra çıkacaktır ancak kitap çıktıktan sonra seri devam edecektir. Araştırdığım kadarıyla seneye 2 kitap daha yazarak seri 9 kitaba ulaşacak ancak yazar bu seriyi devam ettirebilir size söyleyeyim. En başta da belirttiğim gibi Hoyt'u çok severim. Akıcı bir kalemi var, güzel konular bulur, karakterler arasındaki aşk vıcık vıcık değildir, ayrıca araya biraz heyecan ve gizem katar. Şimdi serinin ilk kitabına göz atalım. Temperance Dews, abisi Winter Makepeace, yardımcısı Nell ve sütanne Polly ile birlikte St. Giles'te bulunan bir binada kimsesiz çocuklara bakmaktadırlar. Ancak fazla paraları olmadığı için bina sahibi bizimkileri yurttan atmak ister. Bunun üzerine bizimkiler ne yapacaklarını düşünmeye başlarlar. Bir gün Nell ile birlikte kimsesiz bir çocuğu alıp yurda götürürlerken bir olaya şahit olurlar. Bir adam birini öldürmektedir. Nell,Temperance'ye adamı öldürenin Lord Carie olduğunu ve ondan uzak durmasını söyler çünkü Lord cinsel haza olan düşkünlüğüyle ünlüdür. Bunlar Lorda görünmeden yurda ulaşırlar. Temperance kendine çay hazırladıktan sonra oturma odasına gider ancak odada biri daha vardır, bu kişi Lazarus Huntington namı diğer Lord Carie'dir. Lord Carie'nin metresi 2 ay önce korkunç bir cinayete kurban gitmiştir. Araştırma için St. Giles sokaklarına gider burada Temperance'nin St. Giles'i avucunun içi gibi bildiğini öğrenir ve gizlice yurda girerek Temperance'ye araştırmasında yardımcı olmasını istediğini söyler. Temperance de karşılık olarak yurt için bir bağışçı istediğini söyler ve anlaşmaya varırlar. Elizabeth'i çok sevmeme rağmen kitaplarında eksik olan bazı şeyler vardı bu kitapta ise bu eksiklikler tamamen kapatılmış bir şekilde karşımıza çıkıyor. Örneğin baş karakterlerin yan karakterlerle -yani sonraki kitabın baş rolü olacak kişilerle- olan ilişkisi nedense biraz havada kalırdı ama burada bu sorunu görmedim ben. Hoyt'un kitaplarında aşkı hissedersiniz ancak bu kitaptaki aşkı ayrı hissettim. Sanırım bunun sebebi baş karakterlerin analizinin tam anlamıyla yapılmış olmasından kaynaklanıyor. Temperance ve Lazaruz, onları nasıl anlatsam ki... Anlatmaya kalksam hem kelimelerim yetmez hem de baya spoiler veririm. Ama şunu söyleyebilirim yazarımız karakterlerimize çok ilginç isimler bulmuş. En iyisi siz okuyun ona göre karakter analizini yapın. Lazaruz karakterinin dış görüntüsü baya baya ilginç geldi. İlk kez saçları beyaz olan bir karakter okudum ve karakterimiz albino değil sadece saçları öyle. Aynı zamanda ilk kez beyaz tenli bir baş erkek karakter okudum. Bu iki değişik özelliğe bayıldım. Cidden gına geldi artık esmer tenli erkeklerden sanki dünyadaki bütün erkekler yanık tenli. Ayrıca bazı karakterler birazcık tanıtılarak sonraki kitaplarının gelmesi için can atacak duruma gelebilirsiniz ki ben şu an o durumdayım. Yalnız tek isteğim şu. Kabul ediyorum, birçok yayın evine göre Pegasus işini ciddiye alan, gelen mesajlara anında cevap veren, ellerinde olan yazarların kitaplarını en erken ulaştırmaya çalışan ve çevirileri de iyi olan, okurlarını memnun eden bir yayın evi. Ancak bakıyorum da Pegasus günümüz romantik ve ne yazık ki distopya, doğaüstü varlıkları ve onların aşklarını konu alan ve bu konularda olan kitapların büyük çoğunluğundaki baş kahramanlarının 18'den küçük olması yani daha çok "genç yetişkin" türlerine ağırlık vermiş durumdalar. Bir de Kristin Hannah var ki sormayın. Seveni çoktur, kitapları güzeldir ona sözüm yok zaten ben de bir kitabını alıp okumayı çok istiyorum ama 2 ayda bir kitap mı çıkar arkadaş? Ona ve yukarıda yazdığım türlere ağırlık vereceğinize biraz tarihi aşk romanlarına ağırlık verseler keşke. Zaten biz tarihi roman severler bu yıl fazla tarihi roman çıkmamasından, çıkanlarınsa ya acemi yazar olması ya da fazlasıyla roman yazsa bile zevk vermeyen, ne dediği anlaşılmayan, anlaşılsa da aynı şeyi tekrarlayan yazarları görmekten mutsuzsuz ve isyan edecek hale gelmiş bulunmaktayız. Umarım Elizabeth'in bu serisi en geç 3 ayda bir çıkar çünkü uzun bir aradan sonra çıkarsa bazı şeyler unutulabilecekmiş gibi bir hava yarattı bu seri bende. Eğer Elizabeth hiç okumamışsanız bu kitaptan başlamayın önceki kitaplarına göz atın inanın ki o kitaplar da çok güzel ama ben asıl aradığım şeyleri bu kitapta buldum. Şaheserini burada yaratmış diyeceğim ama 2. kitaptan sonra serinin diğer kitapları Goodreads'ta 5 üzerinden 4 almış olarak görünüyor, sanırım diğer kitaplarda kendini daha da geliştirmiş yazar umarım dedikleri boşa çıkmaz. Şimdilik ustalık eseri bu kitap diyorum.
Baskı: Katiller Çetesi Kuğu ve Çakal #3
Açıkçası bu seriye başlama niyetim yoktu. Ama okuyucular o kadar övdü ki en sevilen kitapla başlayayım dedim. Bitirdiğimde düşündüğüm şey şu oldu: Gerçekten mi? O kadar övülen kitap bu muymuş? Kitap Fredrik hariç tamamen tahminim doğrultusunda çıktı. Arka kapak resmen saklanan sırrı ve olacakları haykırıyor. Fredrik'e gelirsem: Okuduğum en saçma karakterlerden biriydi. Okuyucu yorumlarına baktığımda katil olsa da oldukça yumuşak kalpli olduğu söyleniyordu. Evet bir katil ama mızmız bir katildi. Sürekli mıy mıy demekten öteye gidemedi benim için. Ayrıca aşırı duygusal olması onu daha da itici yapmış. Kitapta beni şaşırtan bir şey olmadığı için 1 puan verdim. Seriye devam eder miyim? Belki ama okumaktan çok olanlara göz gezdiririm.
Baskı: Evlilik Oyunu (Effingtons, #1)
Max hariç her karakterin iç dünyası iğrenç düşüncelerle dolu. Hepsinde acayip bir iticilik mevcut. Hele o Pandora denen karaktersiz tam bir şırfıntı! Adamın hiç suçu yok "Sen hayvansın, ahlaksızsın." gibi kaba söylemlerde bulunmalar, anne baba kavramı nedir hiç bilmemek, her şeyi kendisinin bilmesi, başkasının düşüncelerinin hiç mi hiç önemli olmaması... Bunları geçtim; baş karaktere "Keşke bana tecavüz etseydin." diyecek kadar iğrenç, Max'in en yakın arkadaşı kendisine çekim hissetmiyor diye büyük hayal kırıklığına uğrayacak kadar leş biri. Kısaca kadın bildiğiniz ruh hastası! Max'ın en yakın arkadaşı da ayrı alem. Dost görünümlü ikiyüzlü insan parçası! Ayrıca konuya bodoslama dalınmasını da hiç sevmedim. Öncesinde giriş bölümü olması lazım. Bu hemen gelişmeden başlamış. Gerçi yazarın ilk kitabıymış ama keşke son olsaymış da dünya bu yazarı bir daha okumasaymış. Konuyla alakasız olacak ama Sarah Maclean'ın kadın karakterleri yazmasında kimin etkili olduğu belli oldu. Onun kadın karakterleri özgür ve aykırı olarak tanıtılıyor ama aykırılığın cılkını fazlasıyla çıkarıyorlar. İşte aynı durum Pandora denen haysiyetsiz için de geçerli. Ben bu kadını 6 sene önce okuyup beğenmemiştim ve başka kitabını okumamıştım. Keşke bu tutumu sürdürmeye devam etseydim. Historical açısından böyle aptal yazarlara kaldığımıza inanamıyorum. Çok sağ olun yayın evleri. Elinizde historicalde kaliteli yazarlar olmasına rağmen bu biçimsizi neden bünyenize aldınız hala anlamış değilim. AFERİN SİZE, BÖYLE DEVAM EDİN! Cidden okuduğum en iğrenç historicallerden biri oldu. Lütfen 2 günümü bana geri verin.
Baskı: Yemezler Güzelim
Zeliha'dan umudu tamamen kestim! Aslında harika bir seri olabilirdi. Yazarın teknoloji konusunda oldukça başarılı bir hayal gücü var. Kitap konuları da güzel görünüyor. Gel gör ki 3 kitap boyunca gördüğümüz konsept "aşk=sürekli kavga + hiç sönmeyen kıskançlık + biraz da aşk hakkında havalı söz kullanma" şeklinde. Yazarın bize gösterimiyle %85-90 civarı romantizm (!) %10-15 civarı da sırf aşk romanı olduğu belli olmasın diye konulan diğer şeyler. Oluşturulan çiftlerin formülü aynı: Çiftlerin ilk tanışması her zaman kavga ile başlıyor. Evlenseler de bu kavgalar devam ediyor. Çift asla ama asla mantıklı olmasını geçtim, normal bir şekilde sohbet edemez. Sadece ağız dalaşı vardır ve seni seviyorum ile başlayan aşk kokan cümleler kullanırlar Oldukça uslu ve masum diye tanıtılan kadın karakter bu söylediğim özellikleri hiç göstermiyor. Sürekli huzursuzluk çıkarma peşinde. Sebebini sorsak baş erkek karakter onu çıldırtıyordur. Sözlü tacize uğrasa sesini çıkaramaz çünkü erkek onu çok etkilemiştir. Hep ama hep sevgili olacağı erkek karakterle ağız dalaşına giriyor. Sürekli bir bela onu çekiyor. Baş erkekse aşık olana kadar gününü gün eden bir tip. Gelecekteki sevdiceğiyle tanışınca birden kıskanç erkek oluyor. Sevdiğini bir tokadan dahi kıskanıyor. Sırf başka bir erkekle konuştu diye önüne geleni kadına saydırıyor. Onu utandırmak ve baştan çıkarmak için sürekli bel altı hareketler ve sözler kullanıyor. Ayrıca aşık olan arkadaşlarının durumuyla sürekli alay etmekten zevk alıyor. Ama iş kendisinin başına gelince höt höt diye söyleniyor. İşte bu kitap da yine bu şekildeydi. Erkek karakter yine az da olsa çekilirdi ama o kadın neydi be? Ne olduğunu biliyorum da kelimeyi kullanmayı sevmediğim için yazmıyorum. Kast ettiğim şey küfür değil ama hoş olmayan bir benzetme. Serideki erkek karakterler yetmezmiş gibi şimdi de aynı özelliklere sahip 1 değil tam 4 erkek işin içine girmiş. Bunlar da baş kadının abileri olur. Kardeşi koruyoruz kılıfına onlar da ayrı baskı uygularlar. Yok evden ayrılamazmış, erkeklerle konuşamazmış. Ama böyle davranmaları normal, çünkü onlar Türk erkeği ve Türk erkeği her zaman kıskançtır (!) ,gerçi yabancı olsa ne yazar. Aksiyon kısımları biraz artsa da bu üstte yazdıklarım daha fazla yer kapladığı için -size diyim %85- o sayfalara gelene kadar bunalıyorsunuz. Sonra ortaya sırlar çıkar, görürüz ki aslında karakterlerin geçmişte birbirleriyle bağlantıları vardır. Bunu 3. kitapta da görmek sıktı, en azından bu seferki bağlantı çift arasında kaldı diyebiliriz. Önceki karakterler işin içine katılmamış. Ve lütfen şu kız isteme sahnesi de son bulsun artık! İyice saçma bir hale bürünmeye başladı. Neymiş, müstakbel damadın kahvesinin içine tuz ile beraber başka baharatlar katılacakmış ve damat onu acı çeke çeke içecekmiş. Karşındakinin insan olduğunu biliyor bu kız değil mi? Kapak da ilk 2 kitaba hiç uymamış. Fazla uyumsuz olmuş. Sadece bu kitap için söylemiyorum, ülkemizde bu tarzda yazılan kitaplarda bir artış var. Ve bunları yazanlar da genelde genç insanlar oluyor. Ve bu kitabı okuyanların büyük çoğunluğu gençlik yıllarının başında olan, hayatın zor yüzünü yeni yeni görmeye başlayan insanlar. Okuyanların bir kısmı aşkın böyle bir şey olduğunu düşünebilir. Ama değil. Gerçek hayatta da bu tarz insanlar mevcut ama bu kişilerin istediği insanı elde edemediği zaman onu mutlaka öldürmeye çalıştığını hatta üzücü olarak öldürdüğünü hepimiz biliyoruz, görüyoruz. Peki ben bütün bunları bilmeme rağmen neden okudum bu kitabı? Ufak bir umut diyebilirim. Belki yazar kurgu stilini değiştirdi düşüncesi vardı içimde. Maalesef her şey aynıydı, bundan sonra da farklı bir şey beklemek anlamsız olur. Zaten kitabı da almamıştım, kitapçıda okudum ama sadece sırların açığa çıktığı kısımları tamamen okudum. Geri kalanları hep atladım. Artık bu yazarı okumayacağım kesinleşti.
Baskı: Kış Nefesi
HAFİF SPOILER İÇERİR!!! Çok üzgünüm ama benim açımdan Güz Fırtınası ile başlayan düşüş Kış Nefesi kitabında da son sürat devam etti. Baş kahramanımız Beatrice, Alexander'ın kardeşidir. Bense kitabı okurken şöyle bir durumdayım: "Alexander'ın kardeşi mi vardı yahu?" Artık önceki kitaptan nasıl kopmuşsam baş karakteri hiç çıkaramadım. Hatta ben bu kitabın Güz Fırtına'sının devamı olduğunu bile bilmiyordum, o derece alakayı kesmişim :D Ve keşke kestiğimle kalsaymışım :/ Beatrice'i nasıl tarif edebilirim emin değilim, davranışlarını pek anlamdıramadım. Soğuk desem değil, sıcak desem hiç değil. Bir yandan kendi kafasına göre düşüncelere dalıyor, benim ruhum özgür diye bağırınıyor; öbür yandan tam bir İngiliz leydisine dönüşüyor, özgürce davranan insanlara tepeden bakıyor, geçmişinde gördüğü kadınlara benzer kişiler görünce onlara tamamen soğuk ve anlayışsız davranıyor. "Ben cemiyet kurallarına çok bağlıyım, dilediği gibi davranan insanlara katlanamıyorum." gibi iç düşünceler okuyoruz kendisinden. Böyle bir karakter için dengesiz demem lazım ama o bile değil anacım. Ne olduğunu bulursanız bana da söyleyin :D Geçmişinde erkeklerden nefret ediyor ama ana sebebini bilmenize rağmen nefretin kaynağı çok boş kalmış. Geçmişi insanlar tarafından hoş karşılanmadığı için onlara karşı soğuk ve alaycı davranıyor ama bu da çok havada kalan bir durum. Yani bu davranışlarının nedeni geçmişi değil de doğuştan gelen bir davranış biçimi olduğunu düşündürttü bana. Yazar bize aslında "O aslında öyle biri değil." diye vurgular yapıyor ama... Ih-ıh, ben inandırıcı bulmadım. Ayrıca yine bu geçmişten dolayı sokaktaki kadınlara ve çocuklara yardım ediyor fakat bunun da onda yapay durduğu ve sırf mecburiyetten yaptığı bariz. Yukarıda da yazdığım gibi düşmüş kadınlara çok kibirli yaklaşıyor. Çocuklar deseniz oradan da kaybediyor. Zaten yeğeni ve kendi kanından olanlar dışında çocukları sevmediğini yazar da söylemiş. Bunu söylemesine rağmen araya Victoria ve Edward'ı sokuşturması Beatrice'i kendisiyle çeliştirmiş. Yine de kitabın sonunda Beatrice'nin bunu itiraf etmesini -hatta kafasına dank etmesini- hiç beklemiyordum. Herhalde Rita da "Ben ne komplike bir karakter yarattım." diyerek bu açıklamayla durumu ustaca kurtarmış. Carter da bir değişikti. Beatrice'den senelerce yaş farkından ve kardeşinden dolayı kaçtığı söyleniyor ama sebepler kesinlikle bunlar değildi. Nedenini inanın ben de bilmiyorum. Sadece o da Beatrice gibi komplike diyebilirim. Diğer çiftimiz Jane-Alexander da ayrı hikaye. Alexander'ı zaten sevmemiştim, aynı hislerim devam ediyor. Jane karakterine önceki kitapta az da olsa ısınmıştım ama bunda baya soğudum. Konuşmaları kitap boyunca çok anlamsız geldi. Ha kitapta sevdiğim şeyler yok muydu, vardı. En önemlisi kesinlikle sayfa sayısıydı. 368 sayfa bu tarz kitaplar için çok uygundur. En fazla 400-410 sayfa bu tür için -hatta sırf romantik tarzda olan bütün kitaplar için- yeterlidir. Mavi rengini ve kış mevsimini sevdiğimden olsa gerek bu kapağı öncekinden daha fazla sevdim. Carina ve Beatrice'in sözde evleneceği Lord kitabı güzelleştiren karakterlerdi. İkisinin de bu türde çokça gördüğümüz klişeleri yapmaması artı puan kaptı ki Rita'nın klişeleri ters çevirmesini Kalbin Ateşi'nde çok güzel bir şekilde görmüştüm. Hatırladığım kadarıyla Rita o dönemler sadece Güz Fırtınası'nı yazıp yeni bir hikayeye geçecekti, kitabı seri yapmayı düşünmüyordu. Sonrasında okuyucular Beatrice'in de hikayesini istemişlerdi diye hatırlıyorum -bunu da şu an yazarken hatırladım :D - Sanırım Rita sevenlerini kırmak istemediği için bu kitabı çıkardı ama yazdığının pek içine sinmediği kitabın sayfa sayısından, kitap boyunca süren karakter boşluklarından ve çelişkilerinden çok belli. Yine de bir emek harcadığı ve okuyucularını mutlu etme isteği gözlerden kaçmıyor. Bu seferkini nazar boncuğu olarak sayıyorum. Daha önce Rita'dan daha iyi hikayeler okuduğum için sıradaki kitabın gerçekten iyi olmasını diliyorum.
Baskı: Tutsak Güneş
2 Tüyap öncesi alıp kış mevsiminde okurum dediğim bir kitaptı. Fakat o gün hiçbir zaman gelmedi :D Kısmet yazaymış. Daha depresip bir kitap bekliyordum. Fakat normal seyirde ilerlemesi hoşuma gitti. Kadın olmanın zorlukları başta olmak üzere adam kayırma, özgürlük gibi sorunlara da ver veriliyor. Sonu açık bırakılmıştı, bundan "Sonunda bitti derken daha kötü bir yönetimle karşılaşıyoruz." sonucunu çıkardım. Baş karakter Yuna olsa da çok vasıfsızdı. Sürekli "Neden bana açıklamadınız bunu? Anne, yine neyi peşindesin?" gibi sorularla kafa şişirdi. 1-2 defa tencereden insan gözledi o kadar. Diğer işleri ya sevdiceği (gerçi onu da az gördük) ya annesi hallediyor. Oğlu bile daha zeki. Bir de birkaç yerde yazım hataları vardı.
Baskı: Simyacı
Yazarın bu kitabını en sona bırakacaktım. Fakat nasıl olduysa okuma listeme almış oldum. En başta kitabın içine giremedim. Çevirmen fazla devrik cümle kullanmıştı. Sonrasında açıldıkça açıldı kitap. İyi ki ilk başta bu kitapla başlamamışım, sonrakiler aynı tadı pek vermezdi. Kişisel gelişim ile masalsı bir anlatımın güzel bir birleşimi olmuş.
Baskı: Jane Eyre
Okuma şenliğimin en kötü kitabıydı. Bir kere Jane karakteri çok itici geldi bana. 100 sayfalık okul anıları yazmaya hiç gerek yoktu. İlle yazacaksa 30 sayfada anlatsa yetermiş. Okul anıları hem gereksiz yere uzamış hem sıkıcılaştırmış. En en en sinirime dokunan Bay Rochester idi. Bir şey anlatacak, dalıyor başka konulara. Resmen 10. Doktor'un daha suratsız versiyonu. Jane "Ben güzel değilim, iltifatlarının hepsi yalan. Hor görme beni." demesiyle iyice kezbana bağladı. Sonu da apayrı saçma geldi. Ya yanlış zamanda okudum kitabı ya da büyük beklentiyle başlayınca hayal kırıklığına uğramam kaçınılmaz oldu.
Baskı: Sarı Sıcak
Birçok öykü okumama rağmen "Sanki şu öykü az daha uzun olabilirdi." veya "Öykü anlatmak istediği şeyi eksik anlatmış." dediğim çok olmuştur. Bu durum Sarı Sıcak'a kadar böyle gitti. Yazar 22 öykü yazmış ve hiçbirinde yukarıda yakındığım durumlarla karşılaşmadım. Hepsi doyurucuydu. Bazı öyküler şaşırtıcı olurken, bazılarının sonu belli olsa da kurguları çok güzeldi. Daha da güzeli 1 öykü bile sıkıcı değildi. Önümde okunulması gereken çok Yaşar Kemal kitabı var ve yakın zamanda yazarın güzel kalemiyle yeni bir serüvene çıkmak için sabırsızlanıyorum.
Baskı: Biraz Daha Yaklaş
Benim için feci derecede kötü bir kitaptı. 1)Epsilon sağ olsun serinin en sonuncu kitabından başlamış. Seriye en başından başlasalardı belki yazara biraz daha ılımlı yaklaşabilirdim. Serinin 10 kitap olduğu düşünülürse, yazardan kitap çıkma hızında hepimiz neler olacağını biliyoruz. 2)Bir tarihi aşk romanı için çok fazla karakter içeriyor. 3)Boş konuşmalar bolca mevcut. Ana hikayeden alakasız birçok durum yaşanıyor. 4)Sidroc sert değil, yılışığın teki. Sanki bebeğini kaybetmemiş ve Drifa ile sorunlar yaşamamış. Aklı fikri yiyişmekte. 5)Drifa'nın saflığı ve sert durma çabaları fazla sinir bozucu. Anca 150 sayfa dayanabildim. Kesinlikle tavsiye etmiyorum.
Baskı: Bitmeyen Kavga
Adı gibi bitmeyen bir kitaptı :D Sebebi tamamen yanlış zamanda okumaktan kaynaklı. Yaz sıcaklığı+Reading slump = Kitabın %50'sini 1 haftada okumak Arkadaşımla kitap hakkında yaşadığım sorunu anlattıktan sonra diğer %50 çabucak geldi ve 3-4 saate yakın bitti. Evet, oldukça değişik bir okuma şekli :D "Hayatımı oldukça boş yaşadım, artık bir şeye faydam dokunsun istiyorum. Yaşadığımı hissedeyim." diyen bir çok karakter okudum ve izledim. Fakat bu hissi yaşatmaktan çok uzaklardı. Hikayeye nasıl giriş yapmışlarsa aynı doğrultuda ilerlerler. Fakat bu hikayedeki ana kahramanımız Jim öyle değildi. Hiçbir zaman zorluklardan kaçmadı, yeri geldi mi kurtarıcı oldu, inandığı fikirleri sonuna kadar savundu. Diğer favori karakterim ise Doktordu. Olanları anlamasa da kendince fikir üreten ama bu fikirleri de farklı açılarla ele alan; yani "Ben böyle düşünmemiştim." dedirten düşüncelere sahipti. Bütün karakterlerin anlatımı çok başarılıydı fakat Jim ve Doktor benim için ayrı yerlerde olacak her zaman. Kitap işçiler arasındaki dayanışma ile bize sosyal ideoloji olarak ters olan bir akımı farklı yönleriyle anlatan bir eser. Daha iyi özümsemek için mutlaka 2. kez okuyacağım.
Baskı: Güzel ve Milyoner (Billionaire Boys Club, #2)
Yazar "Milyoner"i 2. defa yazmış. Tek fark Grechen arzularını göstermekten hiç çekinmiyor (Hatta normalde romantik kitaplarda göremeyeceğiniz kadar cüretkar bir yapıya sahip) Hunter ise Logan'ın daha çekingen versiyonu. Kitabın sonunda 3. kitapla ilgili ön okuma mevcut. Merak ettiğim için okuyacağım fakat Audrey'in eşleştiği kişi en merak etmediğim milyoner çıktı -_-
Baskı: Milyoner (Billionaire Boys Club, #1)
Her şeyi satın alabileceğini düşünen benmerkezci zengin adam ile hayat mücadelesi veren fakat biraz daha zeki ve kültürlü bir kadının hikayesi. Kısacası Klasik beyaz dizi kitap kurgusunun +18 versiyonu olan bir kitaptı.
Baskı: Günahsız
En azından artık seri sıralaması konusundan sıkıntı yaşamıyorlar diyordum; fakat biz historical okuyucuları kendilerinden iyice soğutmak istiyor olmalılar ki bu huylarına geri dönmüşler. İnanın bana %50'si tam anlamıyla işkenceydi. Konuşmanın az, iç sesin fazla olduğu kitapları sevmem ama buna bir de aşırı uzun cümleleri eklersek neden düşük puan verdiğimi anlarsınız. Ha, %50'lik kısımda sorunun kimden kaynaklandığını hemen bulmaları güzeldi. Bir de onun için sonuna kadar bekleseydim iyice bunalırdım. Gelelim diğer %50'ye. Çiftimiz evlendikten sonra da saçma hareketlerine devam ediyor ancak o kısımlar ilkinden biraz daha iyiydi. O da az da olsa aile ilişkilerine değindiği içindi. Baş karakterleri de pek anlayamadım. Bir yandan çok katı ve soğuklar, öbür yandan minnoşa dönüşüyorlar. Özellikle Celia'nın annesini çok sevdiği aristokrasi topluluğundan bizzat ben soyutlamak istedim. Sanırım Epsilon historicalde bile Wattpad diline uygun hangi kitap var, onu çevirip okuyucuya sunalım demiş. Zira çıkardıkları 4 historical de (evet, buna Julia Quinn'in son kitabını da dahil ediyorum) aynı tarza sahipti.
Baskı: Tutkunun Dansı (Cynster, #15)
Çok uzun bir aradan sonra ilk kez bir kitap yorumunu blogtan önce Vikitap'a yazıyorum. Son 1 aydır ne düzgünce kitap okuyabiliyorum ne de bloga bir şeyler yazmak istiyorum. "Yok, böyle boş durmakla olmayacak, kendine gel" diyerek sonunda bilgisayar başına oturdum :D Size bir soru sormak istiyorum. Kişi kitapta sevdiği türü bulursa ne olur? O türle alakalı daha fazla kitap okumak ister. Benim gibi bir historicalsever için durum nasıl? Rahatlıkla söyleyebilirim ki bu sene en kötü zamanı geçiriyorum. Bu sene bütün yayınevlerinin çıkardıkları historicalleri toplasak anca 10 tanedir. Bunların da anca 2 tanesi (Brenda ve Hoyt) gerçekten beğendiğim kitaplardı. İyice unutulduk iyi mi : '( Hal böyle olunca önceden çıkmış kötü veya vasat üstü historicallere yönelmek zorunda kaldım. Normalde okumayı aklımdan dahi geçirmediğim Tutkunun Dansı'nı okuma sebebim işte bu. Okuduğum historicaller arasında en olaysız ve sakin ilerleyen bir kurgusu vardı. Karakterleri de genel olarak sevdim. Fakat dedikleri gibi yazar bir durumu anlattıkça anlatmış. Aynı durumu farklı kelimelerle anlattığı bir sürü kısım vardı. Ve diğer kitaplarında da aynı durum geçerliymiş. Yukarıda da yazdığım üzere kendisini historical eksikliğinden okudum. Bir daha okursam aynı sebeple okurum. Ağustos bitmek üzere, Epsilon şu ana kadar kaliteli bir historical çıkarmadıysa sonrasını beklemek boşa. Onlar, kendilerini sayılı bir yayınevi haline getiren ve şu andaki durumlarına rağmen hala bir umut eskiye dönerler diye düşünen okuyucuları yerine; popüler olan ne varsa onu okuyan, yayınevini bir süre sonra terk edeceği belli olan ve çoğunluğu 6-15 yaş arası olan kişiler için kitap basmayı tercih ettiler.
Baskı: Tenimdeki İmza
Yorumlarda çoğu Wattpad gençlik kitabından farklı dediler diye şans verdim ama Alya'nın gençlik kitaplarındaki "klişe saf kız" yerine kendini daha iyi bilen ve uyanık olması dışında pek de bir farkı yoktu. Karakterler arası diyaloglar eğlenceli denilebilir. Yalnız yine "kötü çocuğa aşık olma" klişesi kullanılmış. Sarp ne bir eksiği ne bir fazlası olan kötü çocuk işte. Açıkçası Enes-Alya olsa daha iyi olurdu. Ama kötü çocuk/ iyi çocuk ile -yani Enes- bir aşk üçgeni klişesini beklediysem de bunu vermemesi güzeldi. Devam edecek ibaresi görmediğim için herhalde bir kitapta bitirdi konuyu dedim fakat devamı gelecek gibi görünüyor. Devamını okuyacağımı pek sanmam.
Baskı: Yemin (Warenne Dynasty, #11)
Anlatacaklarım SPOİLER İÇERİR. Kitabı okumayı düşünenler bu yorumu okumasın. Ülkemizde De Waranne serisinin ilk 5 kitabı henüz yayınlanmadı, 6. kitaptan başlanarak seri sonlandı gibi bizim için. Tehlikeli Aşk kitabından Elysee-Alexi'nin evli olduğunu ancak aralarında anlaşmazlık olduğunu biliyorduk. Bundan önceki kitap İmkansız Aşk'ta ise bu kitabın sonrasını anlatıyor yani Alexi ve Elysee mutlu ve bir çocuk bekliyorlardı en son. Şimdi ise bu aşkın nasıl oluştuğunu, aralarındaki sorunu öğreniyoruz kitapta. KONU: Kitap Alexi ve Elysse'nin küçüklüğünü anlatarak başlıyor.İlk karşılaşmalarında Elysee, Alexi'yi gördüğü an heyecanlanır ama onunla konuşmak istemez çünkü Alexi'nin annesi soylu bir Rus kadını olsa da kendisi gayrimeşru bir çocuktur. Ancak Alexi buna aldırmaz ve Elysse'e yaşadığı maceraları anlatarak onun en yakın arkadaşı olmayı başarır. Alexi günün birinde onunla evlenmeyi hayal dahil eder. Bu olaydan 4 sene sonra Alexi kuzenlerini ve kardeşini yanına alarak bir kaleye doğru yol alırlar ancak Elysee oraya isteksiz bir şekilde gitmiştir. Bir ara gruptan uzaklaşarak kaybolmuştur ve korkmaya başlamıştır. O sırada Alexi yanına gelmiş ve onu sakinleştirmiştir. "Nerede olursan ol seni daima bulur ve korurum." diyerek Elysee'ye söz vermiştir. Zaman içinde Alexi tıpkı babası gibi denizlere açılmış ve üstün başarılar elde etmiştir. Elysse ise çevresindeki bütün erkekleri etkileyecek bir güzelliğe sahip olup onlarla flört etmektedir. Alexi Çin'den İngiltere'ye olan yolculuğunu 112 günde tamamlayarak zor bir rekor kırmıştır. Yaklaşık 2,5 sene sonra Alexi ve Elysee yeniden karşılaşmış ve aralarında oluşan çekimin de farkına varmaya başlamışlardır. O sırada Alexi'nin dümencisi aynı zamanda arkadaşı olan William Montgomery, Elysee'i görür ve her erkek gibi onun güzelliğine kapılarak ona aşık olur. Ancak Alexi, Elysee'i çok iyi tanıdığından William'la ilgilenmediğini bilir ve ondan uzak durmasını, onun bir centilmen olmadığını söyler. Tabi Elysee, Alexi'nin bu tavrına bir anlam veremez ve onu kızdırmaya devam etmek için dümenciyle görüşmeye devam eder. Bir gün yine bir davete katılmışlardır ve ikisi arasındaki kavga sürmektedir. Elysee, Willam'la dışarı çıkar ve William ona aşkını itiraf eder. Ancak William kendini kontrol edemez ve Elysee'i baştan çıkarmaya çalışır; Elysee ise ne yapacağını bilemez ve onu durdurmaya çalışır. Bir an sonra Alexi durumu görür ve müdahale eder ancak bu müdahale William'ın ölümüyle sonuçlanır. Elysse korku içinde salona geri döner ancak iki bayan onun dağılmış halini görür ve Elysee ne yapacağını bilemez; Alexi bu duruma da müdahale ederek onu sakinleştirmeye çalışır. Bu olayı ikisi hariç sadece Elysee'nin ailesi ve Alexi'nin babası bilmektedir. Erkekler Elysee'nin evlenmesine karar verirler ve Alexi buna gönüllü olur. Birkaç gün sonra Alexi, Elysee ile evlenir ve onu 6 yıl yalnız başına bırakarak kaptanlığına geri döner. YORUM: İmkansız Aşk'ı okuduktan sonra bu kitabı büyük bir heyecanla bekliyordum ancak okurken hayal kırıklığına uğradım. Sebebinin konuyla pek alakası yok. Kitap yine önceki çıkanlar gibi kendini okutturuyor, konuların birbiriyle olan bağlantısı her zamanki gibi güzel harmanlanmış. Benim sevmeme sebebim şu: İlk kez bir Brenda Joyce'un yaratmış olduğu baş karakterleri sevmedim gitti. Zaten Elysee karakterine bir türlü ısınamadım. Geçmişinden pişman ama hala aynı kafayla yaşamaya devam etti; her ne kadar ben böyle davranmaya mecburdum dese de ben onun pişmanlığına inanmadım açıkçası. Fazla bencil ve burnu havada bir karakter olarak kalacak benim gözümde. Tehlikeli Aşk'ta Alexi'yi pek sevmemiştim; İmkansız Aşk'ta ise kendisine hayran kalmıştım hatta İmkansız Aşk yorumumda "Alexi benim için ilk sırada." demiştim, Stephen'la olan atışmaları beni çok güldürmüştü, kendisini birçok yerde içten,samimi olarak görmüştüm. Bu kitabında ise ilk kısımda kendisini hala seviyordum ancak ikinci kısımda Elysse'ye karşı tutumu giderek saçma bir hal aldı, gerçi Elysse olanları hak etti ancak bu kadar sert ve bencil bir tutum başlarda normal olsa da sonrasında abartı bir hal aldı hatta 15. bölümün son sayfalarında yaptığı şeyden sonra kendisinden nefret ediyorum şu an. Şimdi bu çocuk gerçekten Cliff'in oğlu mu? Kesin huylarını annesinden almış, babasına olan tek benzerliği macera ve deniz tutkusu diyebilirim ancak. Onun dışındaki karakterlere sözüm yok zaten. Örneğin Blair orada sevdiğim karakterlerden biri oldu ancak Blair'in Elysse tarafından bir kukla gibi oynatılmasını hiç hoş karşılamadım, bakın yine gıcık etti beni şu kız! Bu kitabı okuyun veya okumayın gibi bir yorum yapamayacağım çünkü yazarımız gerçekten güzel konular bulup kalemini konuşturuyor ancak bu iki karakter yüzünden siz de benim gibi hüsrana uğrayabilirsiniz.
Baskı: Dudaklarımda Şarkısın (Smythe-Smith Quartet, #3)
Bridgertonlar Smythe-Smithler'i biliyorlar, siz biliyor musunuz? Bu kitaptan sonra cevabım: Maalesef evet. Kitabı tek bir kelimeyle özetleyecek olsam rezalet derdim. Brdigerton gibi güzel bir seriyi yazan kadın bu kitapta bildiğiniz çuvallamış. Halbuki serinin ilk 2 kitabını oldukça seven biriyimdir. Öncelikle Epsilon'a biraz çemkirmek istiyorum. Siz ne yapıyorsunuz? Herhangi bir metinde paragraf diye bir şey var hatırladınız mı? Kitapta paragraf yok desem sizlere? Yani bu nasıl sorumsuzluk? Konu kolay para kazanma yeri Wattpad olunca şahane, yalvar yakar duruma geldiğimiz historicaller olunca sosyal medyanızdan ne bir duyuru ne de reklam görünüyor. Sonra "Bu kitaplara ilgi yok, biz de bilmem kimin yeni kitabını çevirmeyeceğiz." He canım he. Okuyucu da yedi mazeretini. İyi ki de zamanında 18 tl'ye orijinal dilinden almışım. Yoksa parama yazık olacaktı. Kitapta iyi olan 3 şey vardı: Kapak, ikilinin aşık olma sürecinin iyi ayarlanmış olması ve küçük kardeş Frannie. Geri kalan tam hayal kırıklığı. Sarah, yazarın şu ana kadarki en itici,en bencil karakteri olabilir. Ayrıca en küçük olayları dahi aşırı dramatize ediyor. İlk 100 sayfa tam bir boş kafa olarak karşımıza çıkıyor. Sonradan ufacık bir toparlaması oluyor, yine de boş kafalı biri. Zaten kendisini ilk kitapta da hiç sevmemiştim. Hugh, önceki kitapta psikolojik olarak çökük ama sempati duyduğum biriydi. Kendi kitabında da sır olayına kadar güzel gidiyordu her şey. Sır ortaya çıkınca "Matematik zeka süper ama sorun çözmede IQ eksilerde" olan bir karaktere dönüşüyor. Yani öyle bir sebebe böyle dandik bir çözüm mü buldun sen? Matematikçi olarak daha analitik bir düşünce, keskin bir zeka beklerdim. Gerçi şimdi yazarken "Bütün olayların sebebi bu şaşkalozdu" düşüncesi geçti aklımdan. Yani Hugh, sen de antisempatiksin. Hugh'un babasına hiç girmiyorum. O ayrı ruh hastası. Julia sen ne yaptın? Bu kurgu gerçekten senden mi çıktı şimdi? "Son Söz Aşkın" kitabında Sophie'nin üvey annesi de gıcıktı ama Hugh'un babası gibi bir karakterin senden çıkması çok şaşırtıcı. Pleinsworth kardeşler arasındaki diyaloglar senin yazacağın tarz olmasa hayatta inanmazdım bu kadar kötü bir kitap okuyacağıma. Bunu 2 seçeneğe bağlıyorum. Yazarın ya psikolojik olarak kötü bir zamanına denk geldiği için bu kurgu ortaya çıktı ya da yanına 1-2 kişi daha alıp bu saçma romanı yazdılar. Eskiden seni severdim Julia, bu türdeki favori yazarımdın. Fakat araya 2 koca sene girmesi olsun, kurguları daha sağlam yazarlar okumuş olmam olsun, sanırım artık değil favorim ilk 10'umda bile yoksun :/ Kendisini okumaya devam eder miyim, ederim. Sonuçta bana kitap okuma aşkını geri kazandıran, "Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü" şaheserini yaratan bu kadındı. Sadece eskisi gibi yeni bir kitabı çıktığı zaman heyecan duyacağımı hissetmiyorum. Ufak spoiler: Kitapta Leydi Danbury ufak da olsa yer kaplıyor ama ilk kez bu kadar ruhsuz ve sıkıcı bir Danbury gördüm karşımda. O bile kurtaramadı kitabı, düşünün. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2017/05/to-sum-of-all-kisses-dudaklarmda-sarksn.html
Baskı: Takvim Kızı - Ocak
Boş bir kitap olduğu bariz belli. Wes'i hiç sevmedim. Fazla mıymıntı, çok sıkıcı, ezik bir tipi var. Baş kız da tuhaf biri. Fakat sıklaşan günlerde araya sıkıştırmak için okunabilir.
Baskı: Karanlığın Kokusu (Karanlığın Vârisleri #1)
Normalde paranormal seriler aşırı uzun oluyor. Bu seri 4 kitaptan oluştuğu için ve azıcık da merak ettiğimden okudum. Paranormal kitaplardan pek anlamam ama sanki bu tarzı sevenlerin vasat bulacağı bir kitap gibi geldi bana. Karakterlerin konuşturulması yerine çoğunlukla anlatımdan oluşan kitapları pek sevmiyorum. Daha çok karakterlerin iç sesleri ve durum anlatımından oluşuyor. Yine de sonraki kitabın bundan azıcık daha iyi olacağını düşünüyorum. Tabi bir gün çevirirlerse.
Baskı: Şifacı
Biraz bizim, biraz İtalyan tarihi ile oluşturulmuş bir kurgu. Ama çok kötüydü ya :/ Kitap çok kopuk geldi bana. Yazar biraz oradan biraz buradan bahsedeyim şeklinde yazmış.
Baskı: Şimdi Mezar Zamanı (Gece Avcısı, #6)
Sondan önceki kitap olan Şimdi Mezar Zamanı bitti. Mezarın Yüzü'ne göre daha sevdim. Diğerine göre aksiyonluydu. Sanırım bu 2 kitap biraz daha Cat'in kişisel hayatını öne çektiği için okuyucular tarafından zayıf görülüyor. Meydum Tyler'a bayıldım. Garibim, hayaletten olmasa bile bu tayfa yüzünden ölebilirdi :D Yanlış anlaşılmasın, Tyler hala yaşıyor. Spoiler olarak saymadığım için uyarısız yazdım. Kitap bittiğinde "Oh be! Mencheres'siz bir kitap okuyabildik sonunda!" diye çok sevindim. Mencheres olmayınca kitap gözüme acayip hoş gözüktü. Vlad da yoktu ama olmaması sorun değil, sonuçta geçici bir karakter Cat'in dünyasında. Ama Mencheres'in boşluğunu da pislik Ian güzelce doldurdu -_- Hoş, göründüğü yerler az olduğu için terbiyesizce bir şey yapacak veya söyleyecek şeyi yoktu. Ama bence hiç olmasa daha da güzel olurdu. Justina da gösterdiği tavırla kendini iyice sevdirdi :) Görünüşe bakılırsa sıradaki düşman Cat'in başını çok ağrıtacak. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/09/simdi-mezar-zaman-yorum.html
Baskı: Nefretten Sonra (Genişletilmiş 2. Baskı)
Okuyup da beğendiğim ilk FMArsal romanıdır.Birçok kişi Natalie'yi sevmemiş ama ben ona çoğu yerde hak verdim, ben de olsam kesin Natalie gibi davranırdım. Tamer ise muhteşem bir adamdı. Adam için sürekli bela çekiyor dense de ben ne yazık ki bu durumla pek karşılaşamadım, sadece adamın sözlerinden ve vücudundaki yara izlerinden anlıyoruz bu durumu, ben olsam araya bir iki aksiyon katardım.
Baskı: Mezarın Yüzü (Gece Avcısı, #5)
Gece Avcısı Serisi'ne dönüş zamanı geldi! Belki bu seriyi çoktan bitirmiş olurdum fakat seriden erken ayrılmak içimden gelmedi. Bu sefer hem Okuma Şenliği listemi tamamlamak, hem fazla da bekletmek istemediğimden bitirmek için kolları sıvadım. Çoğu yorumda serinin son 3 kitabının hayal kırıklığı olduğunu okumuştum. Serinin ilk 4 kitabına bayılmıştım. Mezarın Yüzü de beğendiğim bir kitap oldu ama benden önceki yorumları da es geçemem. İlk hangi kitapta bahsedilmişti hatırlamıyorum fakat Apollyon adındaki gulyabani, yüzyıllardır vampirler ve gulyabaniler arasında bir savaş açma peşinde olduğu söyleniyordu. Mezarın Yüzü, bu durum hakkındaki gelişmeleri ve sonucu anlatan bir kitap. Kaç kitaptır bu durumun çok önemli olduğu anlatılmasına rağmen yaşananlar çok sıradandı. Savaş bile çıkmadı. Ne kadar Apollyon'un amacı üzerine gibi gösterilse de asıl konu Cat'in içtiği gulyabani kanı sonucu daha güçlenmesi ve gücünü kontrol altına almaya çalışması diyebiliriz. Amcası Don hakkındaki gelişme ise duygusal yanını oluşturmuş. Kısacası, seriyi sevenler bu kadar monoton geçen bir kitap beklemedikleri için hayal kırıklığına uğramıştır. Bana göre monotonluğuna rağmen güzeldi. Her zamanki gibi akıcı ve beni eğlendiren bir kitap oldu. http://belleninkutuphanesi.blogspot.com.tr/2016/09/mezarn-yuzu-yorum.html