maggie
@maggie

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: Fidye (Highlands' Lairds, #2)

Bu romandan şunu anladım. Yazar her romanında baş karakterlere ille de bir yolculuk yaptıracak. Konu güzeldi ama çok akıcı değildi ve fazla tekrarlar vardı. Brodick ve Gillian arasında geçene aşk diyemem daha çok bir arkadaşlık sezdim. Diğer Julie Garwood romanlarına oranla biraz daha hareketliydi.

Gece Sesleri
1/1029.10.2013

Baskı: Gece Sesleri

Hayal kırıklığına uğradım bu kitapta. Üç hikaye birbirine bağlanarak bir sonuç elde edilmiş ancak hikayeler konuyla uygun bir şekilde gitse de hikayeleri sevemedim.

Baskı: Güllerin Fısıltısı

Odun bir erkek ve aşırı şımarık bir kız. Okumaktan pişman olduğum bir kitap daha.

Baskı: Yüreğim Seni Seçti (Desperate Duchesses # 2)

Kötü Kötü Kötü! Roman sürekli yan karakterlerden gitmiş. Ana da yan karakterler de tamamen gıcık sevilecek bir kişi yok. Annesinin zamanında yaşadığı kötü tecrübelerden dolayı kızımız seksten nefret eden ana kuzusu. Bir daha bu yazarı okumak mı, Asla!

Baskı: Vazgeçmem Senden (The Hathaways, #2)

Akıcıydı ancak karakterlerden ötürü kitabın okunmaya değmeyecek olduğunu anladım.

Baskı: Özgürlüğün Elli Tonu (Fifty Shades, #3)

Aman Tanrım. Yazar bu kitapta konuyu tam anlamıyla batırmış. Son kitabın bu kadar saçma başlayıp saçma biteceğini düşünmezdim. Ben bu romandan şunu anladım. Baş karakterler tamamen saçma saçma davranışlarda bulunsun biz bunun adını aşk koyalım. Bu kitapta baş karakterler baya değişmiş. Sert görünümlü,kontrol manyağı,taviz vermeyen Grey gitmiş tek düşüncesi Ana Ana! olan, Ben bunları yapıyorum Ana için diyen tamamen salak oğlu salak bir adama dönüşmüş. Ana ise başlarda masum tatlı akıllı kızdı. Şimdi Grey'e kavuştuğundan insanlığın en düşük IQ'suna sahip, fazla çocuksu, istediği olmayınca ukala davranan küfür edilesi bir karakter olmuş. Hikayede aklımda yer edinen tek yer ilk bölüm. Gidiyor kızımız sen benle herkesin içinde seks yapmıyor musun ben de bütün göğüslerimi millete gösteririm diyor. Bence ilk iki kitabı okuyun. Son kitap yazar tamamen aklına ne gelirse yazmış bence. Üçüncüyü siz kendi kafanıza göre hayal edin.

Baskı: Karanlığın Elli Tonu (Fifty Shades, #2)

Grey geçmişim yüzünden böyleyim,ben sevemem zor adamım dese de bir baktım daha hikayenin 1/4'ünde kıza aşkını ilan etti ben sensiz yapamam havalarına girdi. Ana bu kitaba göre biraz saçma davranışları var. En rahatsız olduğum bölümse Grey'in "Sen benimsin Ana" cümlesini aşırı tekrar etmesiydi. Kız da "Evet,seninim" diyor ama kız bir kere de "Sen benimsin" cümlesini Grey için kullanmadı. Fazla gereksiz bölümler vardı. İlk kitabın güzelliğinden sonra ikincinin bu şekil olması kitabı kötüleştirmiş.

Baskı: Kızlarımın Bilmesini İstediğim Şeyler

Anne sevgimden ötürü başlamıştım ancak okuduğum en korkunç kitaptı. Kitap dört kız kardeşin annelerinin ölümüyle başlıyor anneleri kızlarının yaşadığı sorunları bildiğinden her birine bir mektup bırakıyor. Lisa hariç kızların sorunları gayet olabilen sorunlar. Her ne kadar Lisa'nınkisi aptallık seviyesinde de olsa güzel başlamıştı. Ancak Lisa ve Amanda'nın hikayeleri saçmalamaya başladı. Amanda gezgin ve bir yerde fazla kalamayan birisi ama aşkı bulunca özgürlüğünü tamamen unuttu. Lisa desen ayrı saçma gitti erkek arkadaşı affetti salağı. Hele Jennifer var ki... Allah aşkına o nasıl bir sondu? Jennifer ile kocasının çocukları olmadığından ve kocası ille de çocuk istediğinden boşanmak üzerelerdir. Sonlara doğru kayak gezisine çıkıyorlar ve adamımız çocuk olmasa olur kafasına geliyor. Ama sonda kadının ben hamileyim deyince resmen küfür ettim. Bir tek Hannah hikayesi tamamen mantık çerçevesinde gitti ve güzeldi. Debbie'nin kitaplarından daha da korkunç bir iyimserlik havası vardı. Çok çok çok tozpembe.

Baskı: Maskesiz (MacLeods of Skye Üçlemesi, #2)

Seri olduğunu bilmeme rağmen ucuz fiyata bulduğum için aldığım bir kitaptı.İlk okuduğumda zevk aldım ancak ikinci okuyuşumda baya sıkıldım. Ancak sonlara doğru olaylar başlıyordu keşke o olaylar daha en başta başlasaydı.

Baskı: Bir Aşk Masalı (Prince Trilogy, #3)

Okuduğum en kötü Hoyt kitabı bu olmalı. Hoyt diğer yazarlardan farklı olarak daha çok erkek karakterler üzerine yoğunlaşıyor ve ben bu tarzını gerçekten çok seviyorum. Burada da aynı şey söz konusu ancak kadın karakter bu romanda baya geri planda diyebilirim. Konusu da pek ilgi çekici değildi ama Hoyt yazdığı için aldım. Keşke almasaymışım.

Baskı: Beyaz Düşler (Bride Quartet, #1)

Okuduğum ilk ve son Nora kitabı olarak kalacak benim için. Aslında bir kitaptan yola çıkarak böyle bir yorum yapmam doğru değil ve sevenlere de saygım sonsuz ancak Nora'nın yazdığı konular bana göre değil. Kitapta karakterlere ısınamadım. Bana fazlasıyla tozpembe geldi.

Baskı: Aşkın Kalesi (Carsington Brothers, #5)

Aslında çiftimiz çocukluk arkadaşları ancak aralarındakine aşk diyemiyorum hala bir arkadaşlık söz konusu. Kitap akıcıydı ama yazarın yarattığı olaylara olay denmez. Ancak çok yoğun bir roman okunduğu zaman rahatlama amcıyla okunabilir.

Baskı: Öpüşünde Saklı (Bridgerton, #7)

Kitabın en iyi yönü Leydi Danbury'di. Onun geçtiği bir çok sahnede baya güldüm. Gareth karakterinin durumu biraz Simon'kisine benziyordu:Babası tarafından istenmeyen çocuk yalnız Gareth'ın durumu az farklı. Sonuç olarak ikisi de baba olayını zor da olsa atlatabilmişlerdi. Hyacint'e gelince... Anladığım kadarıyla yazarımızın en sevdiği ancak benimse en gıcık kaptığım dişi Bridgerton'dur. Leydi Danbury'e pek de benzemiyor. Danbury sivri dilli, duygularını çok çok nadir belirten biri. Hyacint ise sivri dillilikte Danbury'den aşağı kalır tarafı yok ama daha duygusal. Hikaye genel olarak sıkıcıydı. Çiftimizin babaları hakkında düşündükleri kadar heyecan olsun diye elmas olayı ortaya atılmış ama çok da heyecan verici değildi. Sonuç olarak eh işte diyebileceğim bir kitaptı.

Baskı: Aşkın Ateşi (Ateş Serisi-1)

Uzun aradan sonra okuduğum en iyi romanlardan biriydi. Ben Isabel'den çok Adrian'a bayıldım. Adrian tam aşık olunası bir erkek. Kitap gayet akıcı, yeri geldiğinde komik yeri geldiğinde hüzünlü. Yalnız Isabel'in dadısı Morgan'ı hiç sevmedim. Kızı sevdiği aşikar ama bunu gösteriş biçimini hiç beğenmedim. Morgan bir kadın karakter için fazlasıyla soğuk. Ayrıca ben Fredy'in Vivian'ı elde etme olayının biraz daha uzun sürmesini isterdim. Bunun haricinde gayet keyifli saatler geçirten bir roman.

Baskı: Biz Evleniyoruz (Bridgerton, #8)

Gregory Benedict'ten sonra en sevdiğim 2. Bridgerton oldu. Diğer kardeşlerinin aksine aşkı bulacağına tamamen inanan, bugüne kadar hiçbir kadınla ilişkisi olmayan sevdiği kadın için aşırı fedakar olan, bulunası zor erkek tipi karşımızda duruyor. Lucy de ayrı bir sevimliydi. Biri titiz, geleceğini planlayan diğeri dağınık ve hayatı olduğu gibi yaşayan çiftimiz çok tatlı. Yalnız Hermonie'yi hiç sevmedim. Maşallah kız her gördüğüne aşık. İlerleyen zamanda eşini aldatırsa kesinlikle şaşırmam. Kitabın son sözü beni çok güldürmüştür. 8 romanda da ilgimi çeken bir detay var: Violet Bridgerton. Yazarımız nedense çocuklardan çok bu karakter üzerinde durmuştur. Hepsini seven, hepsinin evlenmesini isteyen ve fazla nasihatçi biri. Kadını sevdiğimiz bir gerçek ama bu kadar çok üzerinde durulmasaymış keşke. Sonuç olaraka Bridgerton serisi bitti. Bittiği için o kadar mutluyum ki.

Geçmişi Unut
1/1014.10.2013

Baskı: Geçmişi Unut

Konu olarak Eloisa James'in Yüreğim Seni Seçti romanına çok benziyor o romanı hiç beğenmemiştim. Bu da onla yarışacak derecede. Çiftimiz kesinlikle ve kesinlikle birbirine aşık değil sadece bir şekilde mecburi bir şekilde birbirinin yanındalar. Okumayın pişman olursunuz.

Baskı: Güller ve Gelinler (Claybornes' Brides, #2, #3, #4)

Bu romanla artık Julie Garwood okumayacağım garanti oldu. Yazarın Gelin hariç diğer romanlarında "Ian bu duruma çok sinirlendi, Duncan ona gelmemesini söyledi" gibi cümleler kullanması yani karakterlerin yapması gerken şeyleri tamamen yazarın yapması, karakterlerin hep aynı özelliklere sahip olması artık sıktı.

Baskı: Aşkın Kollarında (American Heiresses, #2)

Aslında puan olarak 1 hak eden bir roman ancak yazarın kurgusu güzel oluğundan 2 verdim. Ben bu kadar iğrenç bir çiftle karşılaşmadım. Kız kendini akıllı sanan ahmağın teki, adamsa neymiş efendim zamanında birini sevmiş sonra öldüğü için sözde bunalıma girmiş bu bunalımı kadınlarla atlatan şaklabanın teki. Adamın ailesi de ayrı uyuz. Kitapta sadece kurgu ve kapağı sevdim diyebilirim. Ancak bunlar bile kitabı okuduktan sonra içimi rahatlatan özellikler değil. Okuduktan sonra hemen çöpe giden bir kitap oldu. Yazara bir şans daha vermeye değmez.

Baskı: Beni Aşka İnandır (American Heiresses, #1)

Konusu güzel olduğundan alıp okudum. Kurgusu güzeldi ancak bir daha okunabilecek bir roman değil. Baş erkek karakteri sevdim aynı şeyi Sophia için söyleyemeyeceğim. Ama şu da gerçek ki Clara'dan -kız kardeşinden- daha zeki.

Baskı: Nisan Yağmurları (The Wallflowers, #4)

Bu öyküden sonra bir daha Lisa okumayacağım. Romandan çok hikaye okuyormuşum hissi veriyor her romanı. Çiftimizde aşkı pek hissedemedim açıkçası.

Baskı: O Yaz (The Wallflowers, #1)

Hikaye daha çok Bitki Süsleri'nin tanışması ve arkadaşlıkları üzerinden gidiyor. Simon ve Annabelle'yi hiç sevmedim.

Baskı: Şahane Bir Kadının Gizli Günlüğü (Bevelstoke, #1)

Okuduğum ilk JQ romanımdır ve tarihi romans hayranı olmamı sağlamıştır. Komik olaylar yaşansa da diğer romanlarına oranla daha acıklıdır. Zamanında eşi tarafından aldatılması sonucu bambaşka birine dönüşen bir adamla onu tanıdığı günden beri delicesine aşık olan bayanımızın arasındaki ilişki o kadar güzel ve dokunaklı ki... Sonunda baya ağlamıştım. Birçok tarihi roman okudum ve birçoğunu sevdim ama hiçbiri bu kadar etkileyici olmadı benim için. Yayın evi Bridgerton serisi yerine bu seriyi tamamlasaydı daha güzel olurdu. Bence 3 romanı hariç Bridgerton serisi o kadar da güzel değil. Nedense diğer serilerini daha benimsemişimdir.

Yazgı
8/1014.10.2013

Baskı: Yazgı

Madelyne-Duncan'ın yaşadıkları güzel şekilde aktarılmıştı. Aslında puan olarak 10 vermeyi çok isterdim ne yazık ki 8 vermemin sebebi yazardan kaynaklanıyor. Yazar kurguladığı öyküye o kadar çok girmiş ki karakterlerin ne düşündüğünü anlayamıyorsunuz sadece yazarın karakterler için düşüncelerini sıkça okuyorsunuz. Madelyne biraz salak bir karakter sanırsam. Başlarda ateşlendiği için anlamamasını kabul ettim ama sonrasında kaç gece adamın kollarında yatıyor ama ne olduğunun farkında değil.

ÖncekiSayfa 15 / 15Sonraki