ilkedevrim

20 takip ettiği ve 23 takip edeni var. 4 değerlendirme yapmış.

Mesaj Panosu


Henüz bir mesaj gelmemiş.

Son Haberler

ilkedevrim okumuş bitirmiş.
Frankfurt Seyahatnâmesi

1930ların Almanyasına, tedavi için bu ülkeye gelmiş bir Türk aydınının Frankfurt penceresinden bakışlarını içeren bu küçük kitap deneme tadıyla da okunacak 20 kısa yazıdan oluşuyor.Üsküdarı seyrederek sıkıntılı bir halde Sirkeciden trenle yola çıkan Hâşim, Balkanları, Orta Avrupa düzlüklerini aşarak Frankfurta ulaşır. Bu eski Alman şehrinin II. Dünya Savaşı öncesi durumunu türlü yönlerden betimleyen Frankfurt Seyahatnâmesi, gazete ve dergi sayfalarından aktarılırken yapılan değişiklikleri de gösterecek biçimde yeniden ele alındı.Ahmet Hâşimin diğer eserleri de aynı yöntemle basıma hazırlanıyor. TADIMLIKFrankfurt Seyahatnâmesinin Eleştirel Basımı ÜzerineUzun zamandır çektiği kalp ve böbrek rahatsızlığı sebebiyle 1932 yılının ikinci yarısında evvelâ Erenköy Sanatoryumunda1 üç ay yatan Ahmet Hâşim, aynı yılın sonlarına doğru doktorlarının tavsiyesiyle Frankfurta giderek zamanın ünlü böbrek uzmanı Profesör Volhardın kliniğinde de bir süre tedavi görmüştür. Hâşim, yolculuğu sırasında sıcağı sıcağına kaleme aldığı ve İstanbula dönünce Milliyet gazetesiyle Mülkiye dergisinde tefrika ettiği seyahat izlenimlerini, sanki vaktinin iyice daraldığını hissetmiş gibi, gazete ve dergi sayfalarından alelâcele toplamış ve Frankfurt Seyahatnâmesi2 adıyla kitaplaştırmıştır3.Bu kitap, şairinDurgun suya baktım ve dedim: Âh ölebilsem,Madem ki yok ağlayacak mevtime kimsem!diye bir ömür yalnızlık ve sevgisizlik ıstırabıyla inlemiş olan ruhundan ne gariptir ki yenibaharın tam ortasında hem de yeni harflerle4 kopmuş ilk, fakat son yaprak, son sayfa ve hatta son sayha olmuştur. Dolayısıyla adının seyahatnâme oluşuna aldanmamalıdır. Aksi hâlde şairin kendi ifadesiyle dıştan ziyade içten bahseden ve bu itibarla realist değil fakat içli bir ruhun muhayyilesindeki şafak-âlûde bir âlemden acı göz yaşları yahut güneş rengi bir yığın yaprak gibi dökülen Frankfurt Seyahatnâmesi, bu tür kitaplarda rakam ve faydalı bilgiler arayan okuyucular için beyhude bir yorgunluk5 olacaktır. Zira Bu kitapta Ahmet Hâşimle beraber bir gece vakti trene binecek olan okuyucular, Bulgar kırlarından geçecekler, kompartımanda iç sıkıntısı duyacaklar, sineğin müziç sıkıntılarından kurtulmak için kendi kendilerini kompartımandan dışarı atacaklar, uzakta bırakılan ılık bir odayı ve dost bir lâmbayı içleri sızlayarak hatırlayacaklar, büyük şehirlerin geniş caddelerinde yürürken yalnızlıklarını ve kimsesizliklerini duyacaklar, hastahane penceresinden sincapları ve kuşları çocukluk özlemi içinde seyredecekler, bulutlu bir havada sonbaharın tutuşan ormanları arasında hatırası unutulmaz bir otomobil gezintisi yapacaklar, hasta ve dilenci kavramlarının şarktaki ve garptaki telâkkisini karşılaştıracaklar, Alman cemiyetini hiçbir içtimaiyatçının tahlil edemeyeceği bir şekilde tahlil edeceklerdir.6Frankfurt Seyahatnâmesine, Bu bir hastanın yol notları, rüzgârlı, karanlık bir sonbahar gecesiyle başlar. İstanbulun denizini sinirli, ufuklarını mürekkep gibi siyah ve Üsküdar taraflarının göklerini uzak bir yangının hafif kırmızılıklarına boyanmış bıraktım. Onun için zifirî bir karanlıkta tren Sirkeciden ayrılırken sinirlerim iyi değildi. cümleleriyle başlayan7 Hâşim, ihtimal ki dönüş yolunda bu karanlık duyguların tam tersini de hissetmiştir. Ancak kitapta Almanyadan dönüş izlenimlerini aksettiren herhangi bir yazı mevcut değildir. Bu ise şairin sessiz ve kimsesiz bir hayal beldesinden başka bir diyara açılmayan ve onaUzakVe mâî gölgeli bir beldeden cüdâ kalarakBu nefy ü hicre müebbed bu yerde mahkûmuzdedirten yollar kadar dokunaklı ve o muhayyel belde kadar da acı bir hakikattir. Bu yüzden İstanbula dönerken içten içe gizli bir sevinç ve coşku yaşamış olsa bile pek alışık olmadığı o duyguları yol boyunca yutkunup durmuş, kim bilir belki de alaya alınmak endişesiyle kendisine bile itiraf etmekten çekinmiştir. Çünkü çoğu defa kurbağa şairi8 gibi alaycı hücumlara maruz kalan9 ve kendi ifadesiyle şairlerin en garibi10 olan bu hassas, bu mariz ve çocuk tabiatlı adam, vaktinden çok evvel yorulmuştur.11 Kaldı ki onun şahsına ve sanatına yöneltilen bu tür aşağılayıcı hücumların yorgunluğu, daha 21 yaşında yazdığı O Belde12 şiirindekiBana yalnızca eski bir budalaDiyen bugünkü beşer,Bu sefil iştihâ, bu kirli nazar,Bulamaz sende, bende bir manamısralarında da açıkça görülmektedir13.* * *Frankfurt Seyahatnâmesinde toplam yirmi yazı mevcuttur. Bunlardan on sekizi Seyahat Notları genel başlığı altında Milliyet14 gazetesinde, biri Mülkiye15 diğeri de Şehir16 dergilerinde yayımlanmıştır. Ancak yazar bu yazıları kitaplaştırırken gazete ve dergilerdeki kronolojik sırayı takip etmemiş ve ayrıca yazılar üzerinde birtakım değişiklikler yapmıştır.* * *Biz, bugüne kadar beş baskı yapmış17 olan Frankfurt Seyahatnâmesinin bu baskısını yayıma hazırlarken eserin 1933 yılındaki ilk neşrini esas aldık ve tefrika ile kitaptaki farklılıkları yazının altına koyduğumuz dipnotlarda belirttik:a) dümdüz: yeknesakb) olmadığına göre: olmadığına nazaranc) Bunlar Hitler askerleridir: Bunlar hasta Alman bünyesinde biten Hitler mantarlarıdır.şeklinde düzenlediğimiz dipnotlarda ilk kelime, kelime grubu veya cümle, kitabın ilk baskısında yazarın yaptığı tasarrufları, iki noktadan sonra gelen kısım ise bu tasarrufların gazete ve dergilerdeki ham hâlini göstermektedir. Bununla beraber eklenen yahut çıkarılan kelime, cümle veya paragraflar, Tefrikada bu cümle yok!, Tefrika şöyle devam ediyor: yahut Bu paragrafın başında şu cümleler var: şeklindeki ifadelerle tespit edilmiş ve böylelikle bir yazarın eseri üzerindeki tasarrufları da okuyucuya sunulmuştur.Kitabı yeniden yayıma hazırlarken yazarın diline herhangi bir müdahalede bulunmadık, ancak eserin basıldığı yılın imlâsını yansıtan vücudile, hayretlerile, kımıldamıyan, âkil, gayri ahlâkî, müdürü umumî, hali tabîi... gibi birtakım kullanımları Türk Dil Kurumunun 2000 tarihli İmlâ Klavuzuna göre vücuduyla, hayretleriyle, kımıldamayan, âkıl, gayriahlâkî, müdürüumumî, hâlitabiî... şeklinde düzelttik. Bunun yanısıra, baskı hatası yahut gözden kaçma olarak değerlendirebileceğimiz bazı cümle düşüklüklerini de dipnotlarda düzeltmeye çalıştık. Meselâ elimin hareket kavsi ibaresinin, eski imlâyla elimin kavis hareketi anlamına gelecek elimin hareket-i kavsi şeklinde olması gerektiğini belirttik. Ayrıca kitabın sonuna, Frankfurt Seyahatnâmesinde yer alan yazıların kronolojik listesiyle beraber bir de Küçük Sözlük ekledik.Tefrika ile kitabın ilk baskısı arasındaki farklılıklar, dipnotlardan da takip edilebileceği üzere, sadeleştirme, üslûbu daha akıcı hâle getirme ve bazı yargıları hafifletmeye yönelik birtakım değiştirme, ekleme yahut çıkarmalardan ibarettir. Bu tasarruflar arasında en dikkati çeken husus, üslûbun güzelleşmesine herhangi bir katkı sağlamadığı gibi günümüz okuyucusu tarafından bile kolaylıkla anlaşılabilecek nazaran, sihirli, gına, müstakil, kayınvalide... gibi kelimelerin göre, büyü, usanç, ayrı, kaynana... şeklinde sadeleştirilmeleridir ki bunda, yeni kurulmuş olan Türk Dili Tetkik Cemiyetinin dili sadeleştirme çabalarının etkili olduğu kanısındayız18. Zira Hâşim bilinçli bir sadeleştirme endişesi taşımış olsaydı, Küçük Sözlükte görüleceği üzere daha başka birçok kelimeyi de sadeleştirmesi gerekirdi.Frankfurt Seyahatnâmesinin bu eleştirel basımı, titiz bir emeğin ürünüdür. Fakat yine de bütün hatalardan arındırılmış olduğu iddiasında değiliz. Kitap, eğer Ahmet Hâşimi daha geniş bir okuyucu kitlesiyle buluşturur, tanıtır ve sevdirirse asıl amacına ulaşmış olacaktır.Nuri SAĞLAM - M. Fatih ANDI12 Ocak 20041 Asım Bezirci, Ahmet Hâşim-Yaşamı, Kişiliği, Sanatı, Seçme Şiirleri, 5. bs., İstanbul, 1986, s. 15.2 Ahmet Hâşim, Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi-Sühulet Kütüphanesi, İstanbul, 1933, 72 s.3 Frankfurt Seyahatnâmesi, 1933 mayısının başlarında yayımlanmış ve Milliyet gazetesinde şöyle ilân edilmiştir: Büyük şair Ahmet Hâşim Beyin Avrupa seyahatinde yazdığı nesir parçaları bir kitap hâlinde toplanmıştır. Bu parçalar şairin lirik ve hassas kaleminden süzülmüş enfes his katrecikleridir. Esasen Milliyet karileri için malûm olan bu nefis nesirler, gerek ihtiva ettikleri büyük ruh itibariyle gerekse misilsiz şairimizin imzasını ihtiva etmesi itibariyle her türlü sitayiş ve tavsiyenin fevkindedir. Yalnız bu kitabın intişar etmiş olduğunu söylemekle Türk edebiyat kütüphanesinin bu çok değerli kazancını haber vermekle iktifa ederiz. (Milliyet, nr. 2598, 7 Mayıs 1933, s. 4.)4 Frankfurt Seyahatnâmesi, Hâşimin yeni harflerle yayımlanmış ilk ve son eseridir.5 Ahmet Hamdi Tanpınar, Frankfurt Seyahatnâmesi-1, Milliyet, nr. 2608, 17 Mayıs 1933, s. 4.6 C. S., Frankfurt Seyahatnâmesi, Mülkiye, nr. 26, Mayıs 1933, s. 52.7 Hâlbuki Hâşimin Almanyaya gideceği için çok memnun göründüğünü ifade eden Tanpınar, Orada bir böbrek Âlihi var... Hem tabiî tuza yakın bir madde varmış, burada bulduramadık, gelirken imtiyazını alacağım... dediğini kaydeder. (bk., Ahmet Hamdi Tanpınar, Edebiyat Üzerine Makaleler, İstanbul, 1969, s. 313.)8 Göl Saatleri neşrolunca ... gölden, geceden, kuşlardan bahseden şairi ‘kurbağa şairi diye anıyorlardı. Bu mütemadî tarizler, şiirinin bu karikatürü, hezil ve hiciv gazetelerinin mütemadî hücumları onu yormuş ve asabını büsbütün bozmuştu. (bk., Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim, Bütün Cepheleriyle Ahmet Hâşim, [hzl.: Hilmi Yücebaş], İstanbul, 1958, s. 17-28.)9 Bu konuda geniş bilgi için bk., Erdoğan Erbay, Bir Günün Sonunda Arzu Şiirinin Ardından Ahmet Hâşim ve Dergâh Mecmuası Yazarlarına Yöneltilen Tenkit ve Tehziller, Türk Kültürü İncelemeleri Dergisi, nr. 8, İstanbul, 2003, s. 165-184.10 Ahmet Kutsi Tecerle birlikte Hâşimi hasta yatağında ziyarete giden Tanpınar, yanından ayrılmak için ayağa kalktıkları vakit, onun, Şairlerin en garibi öldü. mısraını söylediğini kaydeder. (bk., Ahmet Hamdi Tanpınar, age., s. 317.)11 Abdülhak Şinasi Hisar, Ahmet Hâşim-Şiiri ve Sanatı, İstanbul, 1963, s. 171-172.12 Ahmet Hâşim, O Belde, Şiir ve Tefekkür, nr. 1, 20 Ağustos 1325/1909.13 Bu şiirin bütününde işlenen yaşanan hayat içindeki mahkûmiyet düşüncesiyle uzak, güzel ve bilinmeyen bir beldeyi özleyiş duygusunun ifade biçiminde, Hâşimin sırf Arap kökenli olması münasebetiyle Galatasaray Sultanîsi öğrenciliğinden itibaren gerek kendi hassasiyetinden gerekse çevresinin ona davranış biçiminden kaynaklanan gizli bir aşağılık kompleksinin âlemi kendine düşman sanmak yahut beşerden nefret ve şikâyet etmek gibi tepkisel tezahürlerini görmek mümkündür. (Hâşimin Araplığı konusunda bk., Abdülhak Şinasi Hisar, age., s. 162-165.)14 Ahmet Hâşimin bu yazıları Milliyet gazetesinde şöyle duyurulur: Güzide ve hassas Türk edibi Ahmet Hâşim Beyin tedavi için bir müddet evvel Avrupaya gittiğini teessürle karilerimize haber vermiştik. Bugün de üstadın iyileştiğini ve yazılarına başladığını müjdelemekle bahtiyarız. Üstat Hâşim, tedavi ve seyahat intibalarını ince, hakîm ve bütün kalpleri teshir eden kuvvetli üslûbu ile tespit etmiş ve bize göndermiştir. Ahmet Hâşim Beyin ilk yazısını yarın neşredeceğiz. (Milliyet, nr. 2453, 8 Kânunuevvel 1932, s. 1.)15 Mülkiye dergisinde, şairin Frankfurt seyahati izlenimlerini veren üç yazı yayımlanmıştır. Fakat bunlardan sadece Alman Ailesi (Mülkiye, nr. 22, İkincikânun 1933, s. 1-2) adlı yazı kitaba alınmıştır. Dergide, bu yazının altına Ahmet Hâşim Beyin Almanya seyahatine ait yazıları Milliyet gazetesinde intişar etmektedir. notu düşülmüştür. Bununla beraber aynı dergide Milletleri Sevmek ve Beğenmek (nr. 23, Şubat 1933, s. 1-2) ve Falcı (nr. 24, Mart 1933, s. 1-2) adlı iki yazı daha vardır ki Hâşimin Frankfurt seyahati izlenimlerinden birer kesit olduğu açıktır. Fakat şair her nedense bu yazıları kitabına almamıştır.16 Bu dergide yer alan Kımıldamayan Işıklar (nr. 2, 11 Mayıs 1933, s. 1) adlı yazı Frankfurt Seyahatnâmesinin kitap olarak çıkışından bir hafta sonra yayımlanmıştır. Bu yazı, dergiye daha önceki bir tarihte verilmiş olmalı ki yazının başında Üstadın pek yakında çıkacak olan Frankfurt Seyahatnâmesi adlı kitabının, karilerimizin zevkle okuyacaklarından emin olduğumuz en güzel parçalarından birini takdim ediyoruz. ibaresi vardır.17 Frankfurt Seyahatnâmesinin ilk baskısı küçük boy (Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi-Sühûlet Kütüphanesi, İstanbul, 1933, 72 s.), ikinci baskısı büyük boy (Frankfurt Seyahatnâmesi, Semih Lütfi Kitabevi, İstanbul, 1943, 44+IV s.) olarak çıkarılmıştır. Üçüncü baskı ise yirmi altı yıl aradan sonra Mehmet Kaplan tarafından hazırlanmış ve Hâşimin diğer nesir kitaplarıyla birlikte basılmıştır (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnâmesi, [hzl.: Mehmet Kaplan], Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, IV+227 s.). Bu kitap bir de Kültür Bakanlığı tarafından yayımlanmıştır (Bize Göre, Gurabahane-i Laklakan, Frankfurt Seyahatnâmesi, [hzl.: Mehmet Kaplan], Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1981, III+227 s.). Frankfurt Seyahatnâmesinin son baskısı, Dergâh Yayınlarından çıkmıştır (Ahmet Hâşim-Bütün Eserleri: Frankfurt Seyahatnâmesi-Mektuplar-Mülâkatlar, [hzl.: İnci Enginün-Zeynep Kerman], Dergâh Yayınları, İstanbul, 1991, 224 s.). Bu son baskıda Hâşimin çevresindekilere yazdığı mektuplar ve kendisiyle yapılan mülâkatlar da bir araya toplanmış ve kitabın sonuna bütün şiirlerinin kronolojik, nesirlerinin ise hem kronolojik hem de alfabetik birer listesi ilâve edilmiştir.18 12 Temmuz 1932de kurulan Türk Dili Tetkik Cemiyeti, 26 Eylül 1932 tarihinde Dolmabahçe Sarayında düzenleme kararı aldığı Birinci Türk Dili Kurultayına Ahmet Hâşimi de davet etmiş, fakat Hâşim çok istemesine rağmen hasta olduğu için bu davete icabet edememiştir. Bununla beraber Cemiyetin Umumî Kâtibi Ruşen Eşref (Ünaydın)e yazdığı cevabî mektupta, Kurultaya katılamayacağından duyduğu üzüntüyü dile getiren Hâşim, Türk dilinin Arapça ve Acemce kelimeleri bünyesinden atarak sadeleşmesi gerektiğini, çünkü bu yabancı kelimelerle sağlanan zenginliğin bütünüyle aldatıcı olduğunu ifade etmiştir. (bk., Ahmet Hâşim, Ruşen Eşref Beye Mektup, Cumhuriyet, nr. 3008, 20 Eylül 1932.)

1930ların Almanyasına, tedavi için bu ülkeye gelmiş bir Türk aydınının Frankfurt penceresinden bakışlarını içeren bu küçük kitap deneme tadıyla da okunacak 20 kısa yazıdan oluşuyor.Üsküdarı seyrederek sıkıntılı bir halde Sirkeciden trenle yola çıkan ... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 3 hafta önce
ilkedevrim okumuş bitirmiş.
Lüzumsuz Adam

Ben hikâyeciyim diye sizlerden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, nolur?diyen büyük yazarın; ilk kez 1948 yılında yayımlanan hikâye kitabı Lüzumsuz Adam yeniden gözden geçirilerek yayına hazırlandı. TADIMLIKBen Ne Yapayım?Dün akşam soframda yediğim yemeğin bana dört yüz yetmiş kuruşa mal olduğunu hesap ettiğim zaman, korktum. Yazı yazmayı iş saydığım için başka iş yapmamaya karar vermiştim. Şimdi haftada iki lira şu yazımdan alıyorum. İlerde, kim bilir başka gazetelere de yazar, geçinirim. Ömrüm oldukça genç muharrir olarak kalmayacağım ya!Gazetelere bir buçuk liraya hikâye, adliye röportajı yazdım. Küçük bir iradım var, eski zamanda ana oğul bize yetiyordu, şimdi devede kulak oldu. Daha bir kaç sene dişimi sıkacağım. Kim ne derse desin!.. Yalnız yazımla geçinmek kararını kafamdan kimse sökemez.Ayda kırk beş lira ile bir gazeteye kapılanmak bile mümkün değil. Muallimlik yapamam. Kendim bir şey bilmiyorum ki başkalarına öğreteyim. Hem çocuklar üç günde tepeme binerler. Bundan üç sene evvel ticaret yapayım dedim. Rahmetli babam bir ortak buldu. Zaten bu adam kendisi müracaat etmiş, görülmemiş imla yanlışlarıyla dolu, göz yaşartıcı bir mektup yazmıştı. Adam babamın eski arkadaşlarındandı. Mektubunda: Beraber çalıştık. O zamanlar ben pek gençtim, biraz aşırı gittim. Fakat alnım paktır. Yedimse kendi paramı yedim. Mahdum beyin büyüdüğünü, kendisine bir ticarethane açacağını işittim. Namusumla çalışıp yeniden ticari itibarımı kazanmama müsaade etmeni yalvarırım. Dün akşam, gördüğüm bir rüya bana sayende çok ileri gideceğimizi tebşir etti. Peygamber Efendimiz...Doğrusu hazin bir mektuptu. Gözlerim yaşardı. Babam, tüccar olmasına rağmen benden daha hassastı. O da ağladı.Adamcağız geldi. Çiçek bozuğu, kısa boylu, ateş gibi gözlü, işgüzar bir adamdı. Beraber bir yer tuttuk. Firmamızı kararlaştırdık. Sermayeyi peder düzdü. İşe başladık. O zamanlar daha ortalıkta harp gürültüsü filan olmadığı için elli çuval fasulyeyi ekimde aldık, aralıkta satacaktık. Bu arada da yumurta alıyor, patates alıyor, satıyorduk. Ben, yazıhane gibi bir yerde otururdum. O, dışarda, hiç ardı arkası kesilmeyen, çoğu sefil, Yahudi kıyafetli adamlarla pazarlıkta idi. Yumurtaları ayıran bir de makinemiz vardı. Işık yanar; yumurtanın içi koyu, açık sarı, kavuniçi, siyah renklerle gözükür, ayırırdık. Yukarıki odalarda elli çuval fasulyemiz vardı. Ne olsa yeni işe başladığımız için, akşamları erken kaçardım. O, Git, git, derdi, daha gençsin, alışırsın. Seni fazla yormak istemem. Şimdi ben gencim; sen çocuk. Sonra ben ihtiyarlarım, sen çalışırsın.Bu ne biçim bir çalışma idi? Ne yapıyorduk? O günleri bir su buharının içinden hatırlıyorum. Yemişten kopan rüzgârın dolduğu ardiyemizde ne yaptığımızı bir türlü anlayamadım.Fasulyeler yukarda odalarda idi. Ben: Fasulyenin fiyatı arttı mı? diye sorardım. O: Ne gezer!, derdi. On para oynamadı.Bir gün, yukarı kattaki helaya gitmek üzere merdivenleri çıkmıştım. Ayağıma bir şey takıldı. Fasulye çuvallarının üzerine düştüm. Fasulyeler garip bir ses çıkardılar. Elimle vurdum. Ben bu sesi tanıyordum. Bir daha vurdum. A, bunlar cevizdi!Aşağı inince: Yahu Ali Bey, dedim, yukarıda ceviz de mi var?Ha, dedi, ardiye için birisi koydu. Birkaç çuval...Akşam babama işi anlattım. Ertesi gün geldik. Dükkân kapalı! Anahtar bulup açtırdık. Bütün çuvallar cevizdi. Üzerlerinde de bir M. A. markası vardı.Babam bana, Aptal, dedi, herif fasulyeleri satmış. Yerine de başkalarının cevizlerini ardiyelik doldurmuş. Sen uyu hâlâ! Adamı bir daha göremedik.O bahar içinde hatırlıyorum ki, o civarda insanlar korkunç şeylerdi. Garip gözleri vardı. Sabah sabah damlıyorlar; nasıl kazık atacağız birisine, diye fırıl fırıl, yalnız hamallarla çuvalların gezindiği sokaklarda dolaşıyorlardı. Bütün mesele bir yere mal yığmaktı. Bütün mesele ötekini kafese koymaktı. Zamanlar normaldi ama bu normal zamanda da onlar, anormal zamanlar için pişiyorlar, sanki bugünü bekliyorlardı. Yukardaki hikâyemin kahramanlarıyla dolu bin bir çarşıda, bin bir vurguncuyu yakalamak imkânsızdır. Yakalanan, bir komşunun garazına, yahut bir elbirliğine, yahut da bir oyuna kurban gitmiştir. Bu garip, korkunç sokakları, bu büyük taş ardiyeli, Bizanstan kalma garip dehlizli bakkal dükkânlarını; o kocaman bıyıklı, yağlı vücutlu, yalnız evini, oğlunu, zevkini, kızının çeyizini düşünen adamı ıslaha imkân yoktur. Onlar fasulye çuvallarını gözlerimizin önünde durmadan başkalarının ceviz çuvallarıyla değiştirecekler, bir gün ortadan sır olacaklardır.Ben haftada iki lira ile gazetelerde yazı yazmaya devam ettikçe onlar bunu yapacaktır. Yarından itibaren yazı yazmıyorum. Birkaç param var. Bulgur mu olur, pirinç mi olur, yoksa nohut mu, alıp saklayacağım. Başka kurtuluş yolu yok.Eskiden memur olan bir arkadaşım var. Geçenlerde rastladım. Şık, tertemiz elbiseler, bilmem nereden alınmış on dört buçuk liralık bir kravat, altmış beş liralık pabuç!-- Yahu, bu ne hal? dedim.-- Memuriyetten ayrıldım, ticaret yapıyorum. Arkadaş daha saflığını, iyi yürekliliğini muhafaza ediyor. Sırlarını yarı yarıya ifşa etti:-- Ne yapayım, dedi, ne yapayım? Allah aşkına, söyle, öleyim mi? Altı yüz lira buldum, bugün yedi bin liram var.Söyleyin ben ne yapayım? Yazı yazmak, böylece şu harbi atlatıp iyi bir kütüphane açmayı düşünüyor, yalnız kendilerine, zevklerine güvendiğim insanlar vasıtasıyla kitaplar çıkartmak, tabilik etmek istiyordum. Hiçbir kötü kitap basmamak şartıyla hayatımı kazanmayı tasarlamıştım. Olmayacak. Böyle giderse, babadan miras birkaç parçayı da tüketeceğim. Ne yapayım? Bulgur mu alayım, dersiniz? Bizanstan kalma o İstanbul Balıkpazarının yukarısındaki kocaman yapılardan birisine tepeleme doldurayım, içine de bir Kürt bekçi mi dikeyim? Ha, ne dersiniz?

Ben hikâyeciyim diye sizlerden ayrı şeyler düşünecek değilim. Sizin düşündüklerinizden başka bir şey de düşünemem. O halde bu adamın hikâyesi ne olabilir? Sakın benden büyük vakalar beklemeyin, nolur?diyen büyük yazarın; ilk kez 1948 yılında yayımlan... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 ay önce
ilkedevrim okumuş bitirmiş.
Bir Dinozorun Anıları

İngilizce edebiyatı duayenimiz Mina Urgan Bir Dinozorun Anılarında açıkyürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni... Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal, Ahmet Haşim, Atatürk ve başka pek çok isimle zenginleşmiş bir ömrü... Oğuz Atayı ayaküstü ve o kadar az gördüm ki, onunla ilgili ancak bir tek izlenim edindim: Koskocaman bir kediye benziyordu tıpkı. Çok kocaman ve çok güzel bir kediye öyle benziyordu ki, ona elimi uzatınca miyaaav diyeceğini sandım. Miyavlayacağı yerde tanıştığımıza memnunum deyince şaşırıp kaldım. Mina Urganın anılarını bazen coşkuyla bazen buruklukla ama hep gülümseyerek okuyacaksınız. TADIMLIKŞimdiki o kocaman, kıpkırmızı, lezzetsiz ve kokusuz hormon çileklerine hiç benzemeyen, Arnavutköy ya da Osmanlı çileği denilen bir çilek türü vardı eskiden. Rengi beyaza yakın bir pembeydi, çok küçüktü ve mis gibi kokardı. Sınıf arkadaşım Emine Esenbel ile ben, okuldan kaçıp o çilek tarlalarına dalar, topraktan kopardığımız çilekleri toprağıyla birlikte avuç avuç yerdik. Bir defasında, tarlanın Arnavut bekçisi, mavzeriyle bizi kovalamıştı. Adam, okulun içine kadar girmişti. Biz en güvenilir yer olarak müdüre Miss Burnsün yazı masasının altına saklanmıştık. Arnavut da peşimizden odaya dalmıştı. Biraz şaşırmakla birlikte serinkanlılığını koruyan Miss Burns, olanca azametiyle ayağa kalkınca, Arnavut bekçi mavzerini indirmiş, söylene söylene geri çekilmişti. Cezalandırılmıştık elbette. Zaten ben ikide birde cezalandırılırdım. Bir süre için okuldan uzaklaştırma cezasına tardı muvakkat denilirdi eskiden. Ama beni okuldan uzaklaştırmazlar, revire yatırırlar; kitaplarımı elimden alıp okumamı engellerler ve hastaymışım gibi, sadece lapalar, sulu çorbalar türünden diyet yemekleri verirlerdi. Bu cezalandırma yöntemi bile, koleji yönetenlerin psikoloji konusunda ne denli bilgili olduklarını kanıtlamaya yeter. Çünkü kitap okuyamamak benim açımdan cezaların en büyüğüydü. Üstelik, koleje yatılı girdikten sonra, iştahım da açılmıştı. Oysa daha önce, yani acayiplik dönemimde, yemekten nefret ederdim. Açlıktan ölmemem için, ancak yemeği kabul ettiğim yiyecekler verilirdi. Bu yüzden de şimdi mideme çok düşkün olan, hattâ gourmet geçinen ben, birçok güzel yemeği (örneğin zeytinyağlı enginarı, beğendiyi, ıspanaklı böreği, bamyayı, kerevizi, aşureyi vb.yi) hâlâ ağzıma koyamam. Çocukluğumda yediğim sınırlı şeyleri de zorla yedirirlerdi bana. Yutmadan ağzımda biriktirir, bir avurtumdan ötekine geçirirdim. Biraz daha zorlarlarsa, kusardım. Nerdeyse her yemekten sonra kusmaya başlayınca, ağır hasta olduğum kanısına varan zavallı annem, şimdi adını anımsayamadığım o günlerin en ünlü çocuk doktoruna götürmüş beni. Doktor, iyice muayene ettikten sonra, beni odadan çıkarmış. Bu çocuk hasta değil, düpedüz edepsiz demiş çok haklı olarak. Kusmayı bir refleks haline getirdiğimi söylemiş. Annemin bu refleksi bana nasıl unutturacağını sorması üzerine, doktor, yemek yerken de, yemekten hemen sonra da oyalanmam gerektiğini, birkaç gün kusmazsam, refleksi yitireceğimi açıklamış. Annem, doktordan çıkınca, bir muhallebiciden, hoşlanmadığım - hâlâ hoşlanmam sütlü yiyeceklerden - tavukgöğsü almış, beni bir taksiye bindirmiş. Ve o sırada çift yönlü olan Beyoğlu caddesinde, bir yandan tavukgöğsünü ağzıma tıkarak, bir yandan da, ay Mîna! Şuna bak! Ay Mîna! Buna bak! diye dikkatimi başka şeylere çekerek, beni bir aşağı bir yukarı gezdirmiş. Bu gezintili yemekler, öğleyin ve akşam olmak üzere tam üç gün sürmüş. Sonra beni evde karşısına oturtmuş, dizleri arasında sıkıştırarak, yedirmeye başlamış. Kusmak için, yoğun çabalar yapar; ama refleksi yitirdiğim için, kusamazmışım bir türlü.

İngilizce edebiyatı duayenimiz Mina Urgan Bir Dinozorun Anılarında açıkyürekli, yalın ve naif bir dille anlatıyor; kendini, çevresindekileri ve bir coğrafyada olan biteni... Halide Edip, Necip Fazıl, Abidin Dino, Neyzen Tevfik, Sait Faik, Yahya Kemal... tümünü göster

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 ay önce
ilkedevrim okuma durumunu güncelledi.
Bir Dinozorun Anıları

Sayfa: 200/353
%56

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 ay önce
ilkedevrim okuma durumunu güncelledi.
Bir Dinozorun Anıları

Sayfa: 120/353
%33

İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 ay önce
ilkedevrim okuma durumunu güncelledi.
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
· 1 ay önce
Daha Fazla Göster

ilkedevrim şu an ne okuyor?

tüm güncellemelerine git

Neil'in Beyniyle Konuşmalar / Düşünce ve Dilin Sinirsel Doğası

%0

2019 Okuma Hedefi - ilkedevrim

%104
ilkedevrim 50 kitap hedefinden 52 kitap okumuş.

Kütüphanesinden Seçmeler

Bütün Öyküleri / Cilt 1
Gösteri Toplumu ve Yorumlar
Büyücü ve Cam Küre (Kara Kule, #4)
İnsan Neyle Yaşar?
Küçük Ağa
Büyük Umutlar
Susannah'nın Şarkısı (Kara Kule, #6)
Körleşme
Muhteşem Gatsby
Tanrısız Ahlak
Bütün Şiirleri
On İki Gezici Öykü
Yaşam Bilgeliği Üzerine Aforizmalar
Sırça Köşk
Korkma Ben Varım
Yükseltin Tavan Kirişini Ustalar - Seymour / Bir giriş
Döşeğimde Ölürken
Uykuların Doğusu
Nietzsche Ağladığında
Heba
Bilinç (Zihin Sırlarını Anlamak İçin Çizgibilim)
Tartışmalar
8-9 Senedir Kendimi İyi Hissetmiyorum
Kuşku Mevsimi
Marslı
Halk Silahlanınca
Ölümcül Yumurtalar
Böyle Buyurdu Zerdüşt
Benim Adım Kırmızı
Kürk Mantolu Madonna
Aşkın Metafiziği
Yol
Matematik Histerisi
Bir Kadının Portresi
Franny ve Zooey

Favori Yazarları (0 yazar)

Favori yazarı yok.

Çözdüğü Testler (14 tane)

tüm quiz cevapları

Liste Oyları (1 liste)

Takip Ettikleri (20 kişi)

tüm takip ettikleri

Takip Edenler (23 kişi)

tüm takip edenler

Katıldığı Gruplar (tüm gruplar)

Mülksüzler

Mülksüzler

4 yıl, 5 ay önce üye olmuş.

"...Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrimi satın...

Kitap Tavsiyesi ve Fikir Alışverişi

Kitap Tavsiyesi ve Fikir Alışverişi

4 yıl, 10 ay önce üye olmuş.

Bazen elimizde birçok kitap oluyor ve hangisini okuyacağımıza karar...

BİLİM-KURGU SEVENLER

BİLİM-KURGU SEVENLER

4 yıl, 5 ay önce üye olmuş.

Okuma Güncesi (tümü)

Kalabalıkta Yüzler
Okumuş
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Gecenin Sonuna Yolculuk
Okumuş
İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Neil'in Beyniyle Konuşmalar / Düşünce ve Dilin Sinirsel Doğası
Okuyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Boncuk Oyunu
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Başka Bir Yer
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz
Uzay Elbisemle Yolculuğa Hazırım
Okumak İstiyor İşlemler için giriş yapınız veya kayıt olunuz