Medya son yılların en gözde konularından biri. Hakkında durmadan hem konuşuluyor hem de yazılıyor. Buna karşılık medyanın yapısı, doğası, hal ve gidişi üstüne literatürde bir tür münasebetsizlik sorunu var. Bir uçta medya üstüne yazılan yüksek teoriler var, diğer uçta medya köşe yazarı ve muhabirlerin yaşadıkları üstüne yazıları. Bu iki ucun arası boş...
L. Doğan Tılıçın kitabı işte tam bu boş sahaya yerleşiyor. Medyanın işleyişini ve gerçekliği kurma/yeniden üretme mantığının kuramsal düzeydeki açıklamasını, gazetecilerin konumları, refleksleri ve algı çerçevelerini çözümleyerek yapmayı deniyor. Yazar, bu işi olayın aslî failleri gazetecileri sorgulayarak yapıyor.
Kitabın vurguladığı bir başka husus da, medya organlarının sahiplik yapısı. Sahiplik yapısının, onların işleyişinde ve gerçekle ilişkilerinde nasıl belirleyici olabildiğini, hem makro örneklerle, hem de gazetecilerin kendileriyle hesaplaşmalarına dayanarak, hatırlatıyor bize.
Medya son yılların en gözde konularından biri. Hakkında durmadan hem konuşuluyor hem de yazılıyor. Buna karşılık medyanın yapısı, doğası, hal ve gidişi üstüne literatürde bir tür münasebetsizlik sorunu var. Bir uçta medya üstüne yazılan yüksek teoriler var, diğer uçta medya köşe yazarı ve muhabirlerin yaşadıkları üstüne yazıları. Bu iki ucun arası boş...
L. Doğan Tılıçın kitabı işte tam bu boş sahaya yerleşiyor. Medyanın işleyişini ve gerçekliği kurma/yeniden üretme mantığının kuramsal düzeydeki açıklamasını, gazetecilerin konumları, refleksleri ve algı çerçevelerini çözümleyerek yapmayı deniyor. Yazar, bu işi olayın aslî failleri gazetecileri sorgulayarak yapıyor.
Kitabın vurguladığı bir başka husus da, medya organlarının sahiplik yapısı. Sahiplik yapısının, onların işleyişinde ve gerçekle ilişkilerinde nasıl belirleyici olabildiğini, hem makro örneklerle, hem de gazetecilerin kendileriyle hesaplaşmalarına dayanarak, hatırlatıyor bize.