Portekiz Mektupları

Dünyanın belki de en fazla tartışılan, kurcalanan ve okunan beş mektubudur bu kitaptakiler. Acaba bu mektuplar sahici mi? Bunları gerçekten Portekizli bir rahibe mi yazmış? Sevgilisi kimmiş; mektupları Fransızcaya kim çevirmiş? Yaklaşık dört yüzyıl boyunca Portekiz Mektupları yukarıdaki kışkırtıcı soruların ördüğü bir ilgi halesiyle çevrelendi; edebiyat araştırmacıları, din adamları, tarihçiler ve hatta felsefeciler, bu arada hiç kuşkusuz okuyucular, aslında çok sıradan görünen bir kurguya dayalı bu kitabı merakla ele aldılar. Ama Portekiz Mektuplarının klasikleşen ilgi çekiciliği sadece bu kuşkulardan kaynaklanmıyor; nitekim günümüzde kitabın esrarı çözülmüş sayılabilir. Gene de kitap, kadın-erkek ilişkilerinin tarihi boyunca taşınan başka esrarları konu edindiği ya da ortaya döktüğü için hala ilginçtir. Bizler, bu çağın kadın ve erkekleri de, sıradan ama bir o kadar da eski ve karmaşık bu labirentlerde dolaşmayı sürdürüyoruz. TADIMLIKDüşün aşkım, öngörülerinde ne kadar yanıldın. Ah! Bahtsız! Sahte umutlarla hem beni aldattın, hem de kendin aldandın. Onca zevk düşü kurduğun bir tutku, artık senin için ölümcül bir umutsuzluktan, yalnızca onu yaratan yokluğun acımasızlığıyla karşılaştırılabilecek bir umutsuzluktan başka birşey değil. Ne? Zekâmın, bütün yaratıcılığına karşın yine de yeterince korkunç bir ad takamadığı bu yokluk, gözlerine bakmamı engelleyecek, öyle mi? Bebeklerinde onca sevgi okuduğum, içimi mutlulukla dolduran kıpırtılar gördüğüm, benim için her şeyin yerini tutan, tek kelimeyle bana yetip de artan o gözlere? Ne acı! Ya benim gözlerim; onlar da tek yaşam ışığından mahrum artık, yaşlardan başka birşeyleri kalmadı geriye, ben de sonunda uzaklaşmaya kesin olarak karar verdiğinizi öğrendiğim andan beri o gözyaşlarını dur durak bilmeden ağlamak için harcadım. Bu dayanılmaz ayrılık beni kısa sürede öldürecek. Yine de yalnızca sizin neden olduğunuz mutsuzluk bana çekici geliyor: Sizi gördüğüm andan beri yaşamımarmadağın olsa da, iliklerine dek yansa da, düşlerde ölünmediğini, insan iradesinin, saçmalığa, olabiliri yadsımaya, kendisinden gerçeğin yeniden yaratıldığı yalanın her tür dönüşümüne varıncaya dek etkili olduğunu bilir.Uyanır. Ortalıkta dolaşan tüm veba söylentilerini ve Doğu ülkelerinden gelen bir virüsün tüm türeme belirtilerini ülkesinden uzaklaştırma gücünü kendisinde bulacaktır. Otuz gündür Beyruttan uzak olan Grand-Saint-Antoine gemisi limana giriş izni ister. Prens, işte o zaman, halkın ve tüm çevresindekilerin saçma, aptal, zorba ve delice bulduğu o inanılmaz buyruğunu verir. Palaspandıras, kılavuz teknesiyle birkaç adamı bulaşıcı varsaydığı gemiye yollayarak Grand-Saint-Antoineın hemen çark edip kent dışına doğru yelken açmasını, yoksa top ateşine tutulacağını bildirir. Vebaya karşı savaştır bu. Zorba prens dolambaçlı yollara sapmıyordu. Bu arada, düşün kendisinde bıraktığı etkinin özel gücünü önemle belirtmek gerekir, çünkü bu etki, halkın alaylarına, çevresindekilerin kuşkularına karşın, yalnızca insan haklarını değil, insan yaşamına duyulan en yalın saygıyı ve her türlü ulusal ve uluslararası kuralları da hiçe sayarak buyruğunda sertçe direnmesini sağlamış, ölüm karşısında kurallar geçersiz kalmıştır. Ne olursa olsun, gemi yoluna devam eder, Livournea yanaşır ve Marsilya koyuna girer, burada gemidekilerin karaya çıkmasına izin verilir. Marsilya denizyolları, gemideki onca veba mikroplu yükün ne olduğu konusunda bir anı saklamamıştır. Tayfaların başlarına gelenler hemen hemen bellidir, hepsi de vebadan ölmemiş, çeşitli memleketlere dağılmışlardır.Grand-Saint-Antoine gemisi Marsilyaya veba getirmedi. Veba oradaydı. Çok da azgın bir dönemindeydi. Ama yuvaları sınırlanabilmişti.Grand-Saint-Antoineın getirdiği veba Doğu vebasıydı, yerli virüstü ve salgının asıl korkunç yanı ve genelleşerek alevlenmesi, kente yaklaşması ve yayılmasıyla başlamıştı. Bu durum birtakım düşünceler esinliyor. Bir virüsü yeniden canlandırmışa benzeyen bu veba, tek başına da gözle görünür biçimden müydü zaten? Ama bütün bu hastalıklara sesimi bile çıkartmadan katlanıyorum, çünkü kaynağı sizsiniz hepsinin...

Dünyanın belki de en fazla tartışılan, kurcalanan ve okunan beş mektubudur bu kitaptakiler. Acaba bu mektuplar sahici mi? Bunları gerçekten Portekizli bir rahibe mi yazmış? Sevgilisi kimmiş; mektupları Fransızcaya kim çevirmiş? Yaklaşık dört yüzyıl boyunca Portekiz Mektupları yukarıdaki kışkırtıcı soruların ördüğü bir ilgi halesiyle çevrelendi; edebiyat araştırmacıları, din adamları, tarihçiler ve hatta felsefeciler, bu arada hiç kuşkusuz okuyucular, aslında çok sıradan görünen bir kurguya dayalı bu kitabı merakla ele aldılar. Ama Portekiz Mektuplarının klasikleşen ilgi çekiciliği sadece bu kuşkulardan kaynaklanmıyor; nitekim günümüzde kitabın esrarı çözülmüş sayılabilir. Gene de kitap, kadın-erkek ilişkilerinin tarihi boyunca taşınan başka esrarları konu edindiği ya da ortaya döktüğü için hala ilginçtir. Bizler, bu çağın kadın ve erkekleri de, sıradan ama bir o kadar da eski ve karmaşık bu labirentlerde dolaşmayı sürdürüyoruz. TADIMLIKDüşün aşkım, öngörülerinde ne kadar yanıldın. Ah! Bahtsız! Sahte umutlarla hem beni aldattın, hem de kendin aldandın. Onca zevk düşü kurduğun bir tutku, artık senin için ölümcül bir umutsuzluktan, yalnızca onu yaratan yokluğun acımasızlığıyla karşılaştırılabilecek bir umutsuzluktan başka birşey değil. Ne? Zekâmın, bütün yaratıcılığına karşın yine de yeterince korkunç bir ad takamadığı bu yokluk, gözlerine bakmamı engelleyecek, öyle mi? Bebeklerinde onca sevgi okuduğum, içimi mutlulukla dolduran kıpırtılar gördüğüm, benim için her şeyin yeri... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
Profil Resmi
10 puan

Mevla'dan Leyla'ya göçün hikayesidir bu mektuplar. Sevmeyi bilmeyen, hercai bir Fransız subayına duyduğu tarifsiz aşkı anlatır Rahibe Mariane bu beş mektupta. Subaysa başka bakir toprakların peşindedir, öyle ya bu bir alışkanlıktır. Muhakkak öyledir... Rahibe Mariane ise tüm bildiklerini, inançlarını, değerlerini her şeyi elinin tersiyle itmiştir...

Soylu(!) Fransız subayını boğmak, Mariane'yi ise bağrınıza basmak isteyeceksiniz. Ben subayı bir engizisyon mahkemesinde işkenceyle ölüme maruz bırakarak huzur bulabildim ancak.

Okuyun lütfen...

Portekiz Mektupları'ndan bir kaç alıntı:

"Aşk tek başına aşk doğurmuyor; sizi seveyim istiyordunuz, bu hedefi bir kere belirledikten sonra ona ulaşmak için yapmayacağınız şey yoktu; gerekseydi beni sevmeye bile razı olurdunuz; ama zaferi sevmeden de kazanabileceğinizi, aşka hiç de ihtiyacınız olmadığını anladınız; ne alçaklık!"

"Onurumu yitirdim, ana babamın öfkesine, bu ülkedeki rahibelere uygulanan korkunç yasaların acımasızlığına, ama hepsinden daha korkuncu, sizin nankörlüğünüze hedef oldum. Yine de pişmanlığımın içten olmadığını hissediyorum, aşkınız uğruna çok daha büyük tehlikelere atılmak isterdim bütün kalbimle; yaşamımı ve onurumu tehlikeye attığım için de ölümcül bir zevk duyuyorum."


"Elveda, sizi hiç görmemiş olmayı isterdim. Ah bu duygunun ne kadar sahte olduğunu çok iyi hissedebiliyorum, bunları yazdığım anda bile; severek mutsuz olmayı, sizi hiç görmemiş olmaya yeğlerim."

"Neden olduğunuz mutsuzluk için kalbimin derinliklerinden teşekkür ediyorum size. Sizi tanımadan önce yaşadığım dinginlikten nefret ediyorum."

"Beni sevmediğiniz kanıtlayan tüm görüntülere karşı direniyorum; ilgisizliğinizden yakınmama yol açıcak nedenlere kapılmaktansa kendimi körcesine tutkuma koyvermek daha kolay geliyor bana."




8 yıl, 3 ay önce
0 kişiden, 0 kişi bu değerlendirmeyi beğenmiş
10 puan

tekrar tekrar okudugum tek kitap.

5 yıl, 8 ay önce

Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski