Ölüme Çalım

Bir gece evimizin kapısını polis çalarsa hiç şaşma anne! Baksana ortalıkta Atatürkçü kalmadı, yakında bizi de alırlar içeriye.Ayy, Allah korusun oğlum, deme öyle... dedi Emine ve kulağını çektikten sonra, üç kere masayı tıklattı. Güneş şemsiyesinin altında oturmalarına rağmen, üzerinde kazak olduğu için, sıcak iyice bunaltmıştı Çağatayı. Gazetelere bir süre daha göz gezdirdikten sonra, ayağa kalktı. Bacaklarını açmak için mermer zeminde birkaç adım yürüdü ağırdan. Merdivenlerden bahçeye indi. Çimlerin üzerinde yürürken kendini cennetteymiş gibi hissetti. Oysa bu ev, çok zaman cehennemden farksızdı onun için. Geciken buluşma için özür diledi, üzgün bakışlarla.Görülmeye değer bir bahçesi vardı Işılların. Güller ve ortancalar karşılıklı sıralanmıştı. Okşanınca, çevresine mis gibi koku salardı fesleğen. Sevdalı serçelerin buluşma yeriydi çam ağacı. Işıklar yanınca içi içine sığmazdı akşamsefasının. Her ne kadar doğa, tüm cömertliğini sergiliyorduysa da bu güzel bahçede; insan görmek istemedikten sonra, yapacak ne kalıyordu geriye?Çağatay, fesleğene elini sürterken; sahip olduklarımızın değerini niye çok geç anlarız, diye sordu içinden. Gökyüzünün mavi olduğunu biliriz de kafamızı göğe çevirip, o maviliğin büyüsüne kaptırıp kendimizi, kaç kez düşlere dalarız? Doğanın yeşilliğini severiz de, çınarın gölgesinde soluklanırken, dallarla yaprakların kendi aralarındaki söyleşisine kulak verenimiz olur mu hiç? Sırf; gökyüzü mavi, ağaçlar yeşil diye mutlu olanımız var mıdır? Çam ağacının gölgesinde çimlere uzanmış, pırıl pırıl gökyüzünü izlerken; mutluydu Çağatay, hem de çok...Şairin istediği mutluluğun resmi bu olmalı, diye geçirdi içinden...(Kitaptan bir alıntı...)

Bir gece evimizin kapısını polis çalarsa hiç şaşma anne! Baksana ortalıkta Atatürkçü kalmadı, yakında bizi de alırlar içeriye.Ayy, Allah korusun oğlum, deme öyle... dedi Emine ve kulağını çektikten sonra, üç kere masayı tıklattı. Güneş şemsiyesinin altında oturmalarına rağmen, üzerinde kazak olduğu için, sıcak iyice bunaltmıştı Çağatayı. Gazetelere bir süre daha göz gezdirdikten sonra, ayağa kalktı. Bacaklarını açmak için mermer zeminde birkaç adım yürüdü ağırdan. Merdivenlerden bahçeye indi. Çimlerin üzerinde yürürken kendini cennetteymiş gibi hissetti. Oysa bu ev, çok zaman cehennemden farksızdı onun için. Geciken buluşma için özür diledi, üzgün bakışlarla.Görülmeye değer bir bahçesi vardı Işılların. Güller ve ortancalar karşılıklı sıralanmıştı. Okşanınca, çevresine mis gibi koku salardı fesleğen. Sevdalı serçelerin buluşma yeriydi çam ağacı. Işıklar yanınca içi içine sığmazdı akşamsefasının. Her ne kadar doğa, tüm cömertliğini sergiliyorduysa da bu güzel bahçede; insan görmek istemedikten sonra, yapacak ne kalıyordu geriye?Çağatay, fesleğene elini sürterken; sahip olduklarımızın değerini niye çok geç anlarız, diye sordu içinden. Gökyüzünün mavi olduğunu biliriz de kafamızı göğe çevirip, o maviliğin büyüsüne kaptırıp kendimizi, kaç kez düşlere dalarız? Doğanın yeşilliğini severiz de, çınarın gölgesinde soluklanırken, dallarla yaprakların kendi aralarındaki söyleşisine kulak verenimiz olur mu hiç? Sırf; gökyüzü mavi, ağaçlar yeşil diye mutlu olanımız var mıdır? Çam ağacının ... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
Filtrelere göre değerlendirme bulunamadı

Baskı Bilgileri



ISBN
9789944134095

Etiketler: roman

Şu An Okuyanlar

Şu anda kimse okumuyor.

Okumuşlar

Okumuş kimse bulunamadı.

Okumak İsteyenler

Okumak isteyen bulunamadı.

Takas Verenler

Takas veren bulunamadı.
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski