İbn Rüşd Felsefesi

İslâm felsefesinin düşünce tarihindeki yeri ve önemi, bugün artık herkes tarafından kabul edilen bir hakikattir. Bu noktaya gelinmesinde, amaçları ne olursa olsun, Batılı oryantalistlerin çift yönlü rol oynadıkları bilinmektedir: İlk olarak, bu alandaki çalışmalarını her ne kadar İslâm filozoflarının yaptığı işin antik felsefenin bir tekrarı ve uzantısı olmaktan öteye gidemediği şeklindeki, dayanaktan yoksun bir iddiayı kanıtlamaya yönelik sübjektif bir tavırla yapmış olsalar da, oryantalistlerin bu faaliyeti, bir bakıma kendilerini de İslâm felsefesinin varlığını baştan kabul ve tescil etme durumunda bırakmıştır. İkinci olarak, onların bu yanlı hatta yer yer art niyetli tavır ve iddiaları karşısında, müslümanların, kendilerine intikal eden ilim, düşünce ve kültür mirasına yönelmek ve bunları araştırmak durumunda kalmalarına da böylece zemin hazırlamışlardır. İşte elinizdeki bu çalışmanın konusunu teşkil eden İbn Rüşd felsefesi de bu cümleden olarak, ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Batılılar eliyle araştırılıp incelenmeye başlanmıştır. Tennemannın yazdığı bir makale ile (Allgemeine Encyclopädie der Wissenschaften und Künste, Berlin 1821) başlayan İbn Rüşd araştırmaları, Ernest Renan ve Salamon Munkun çalışmalarıyla sürmüş ve günümüzde de devam etmektedir. Ne var ki bugüne kadar gerek Avrupada gerekse İslâm dünyasında yapılmış olan ve belli konular üzerinde yoğunlaşan çalışmaların, filozofumuzun düşünce sistemini bütünüyle ortaya çıkarmaktan uzak bulunduğunu belirtmek durumundayız.Türkiyeye gelince, ismi en az diğer İslâm filozoflarınınki kadar sık anılmasına ve bu yüzden de çok iyi biliniyor sanılmasına rağmen, elinizdeki kitabın doktora tezi olarak hazırlandığı doksanlı yılların başlarında, İbn Rüşd felsefesini konu alan çalışmalar hem nicelik hem de nitelik bakımından oldukça sınırlı idi. Nitekim o tarihe kadar Türkiyede İbn Rüşd ve felsefesi hakkında yapılmış olan çalışmalar şunlardır: İzmirli İsmail Hakkının İslamda Felsefî Cereyanlar başlığı altında kaleme aldığı seri yazıların bir bölümü (Dârül-Fünûn İlahiyât Fakültesi Mecmuası, İstanbul, 1931-1932, sy. 20-23); filozofun Faslul-makâl, ed-Damîme ve el-Keşfini İbn Rüşdün Felsefesi (Ankara, 1955) adıyla Türkçeye tercüme eden Nevzad Ayasbeyoğlunun bu çevirinin girişine koyduğu kısa değerlendirme; Hilmi Ziya Ülkenin felsefe tarihine dair eserlerindeki kısa bilgiler ile onun İslâm Ansiklopedisine (İstanbul 1988, V (2), 781-798) yazdığı İbn Rüşd maddesi; Mahmut Kayanın Mahiyet ve Varlık Konusunda İbn Rüşdün İbn Sînâyı Eleştirmesi (İbn Sînâ Armağanı, Ankara 1984) ve Peripatetik Felsefede İnsan Aklının Faâl Akılla Olan İlişkisi ve İbn Rüşdün Probleme Farklı Yaklaşımı (Felsefe Arkivi, İstanbul 1994, sy. 29) başlıklı iki makalesi; Necip Taylanın İslam Düşüncesinde Felsefe-Din Uzlaştırma Çabaları ve İbn Rüşd (Bu Meydan, Nisan-Haziran, İstanbul 1989) adlı çalışması; Süleyman Uludağın bir değerlendirmesi (İbn Rüşd, Faslül-makâl - el-Keşf an minhâcil-edille - Felsefe-Din ilişkileri, İstanbul 1985, giriş kısmı) ile Bekir Karlığanın İbn Rüşd ve özellikle eserleriyle ilgili çalışmaları (İbn Rüşd, Faslül-makâl - Felsefe-Din İlişkisi, İstanbul 1992, s. 9-53; İslâm Düşüncesinin Batı Düşüncesine Etkileri, İstanbul 1993, s. 265-286). Bütün bu araştırmalar filozofun, felsefenin belli sorunlarına dair görüşlerini konu alan çalışmalardan ibarettir. İbn Rüşdün, bir doktora çalışması düzeyi ve kapsamında ele alındığı ilk çalışma durmundaki Üç Tehâfüt Bakımından Felsefe ve Din Münasebeti (Doktora Tezi, Ankara, 1956) adlı kitabında Mubahat Türker de yine filozofun tek bir eserinden yola çıkarak, onun din-felsefe ilişkisi bağlamında ortaya koyduğu bazı yaklaşımlarını Gazzâlî ve Hocazâdenin görüşleriyle karşılaştırmıştır.İbn Rüşd ve Felsefesi başlığı altında ve doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada ise filozofun düşünce sistemi kendi bütünlüğü içinde incelenerek olduğu gibi ortaya konmaya çalışılmıştır. Bu yapılırken imkânların elverdiği ölçüde doğrudan filozofun kendi eserlerine başvurulmuş, onun birbiririnden çok uzak değerlendirmelere konu olmasına yol açan problemlere ilişkin görüşleri tespit edilirken o konuda daha önce yapılmış yorumlar fazla dikkate alınmamış ve mecbur kalmadıkça başka düşünürlerin görüşleriyle mukayese yoluna gidilmemiştir. Başlangıçtan itibaren İbn Rüşdün yaşadığı döneme kadar geçen süre zarfında İslâm dünyasında ortaya çıkan fikir hareketleri ile felsefî çalışmaların gelişme seyri ve özellikle Endülüsteki durumunun özet olarak verildiği girişin ardından, birinci bölümde filozofun hayatı, çevresi, tahsili, ilim zihniyeti ve yöntem ilkelerinin yanısıra ilimler tasnifi ve eserleriyle bir İbn Rüşd portresi çizildikten sonra, düşünce tarihindeki yeri ve öneminine dikkat çekmek üzere etkilerine kısaca temas edilmiştir. Çalışmamızın tez olarak hazırlanışında sırasıyla metafizik, psikoloji, bilgi nazariyesi ve din felsefesi olmak üzere dört bölüm halinde incelenen İbn Rüşd felsefesi, kitaplaştırma sürecinde tabiat felsefesi, psikoloji, bilgi felsefesi, varlık felsefesi, din felsefesi sıralamasıyla ve beş bölüm şeklinde yeniden düzenlenerek bütün boyutlarıyla sergilenmeye çalışılmıştır. Bu arada çalışmamız, gerek ifade ve üslup ve gerekse içerik bakımından baştan sona gözden geçirilerek yer yer kısaltma ve ilâveler yapılmış, ayrıca okuyucunun takibini kolaylaştırmak üzere yeni alt başlıklar konulmuştur. Sonuç bölümünde, İbn Rüşdün sadece bir Aristo şârihi ve yorumcusu olmadığı, onun kendine özgü bir düşünce sistemi oluşturduğu, bu doğrultuda ayrı bölümler halinde incelediğimiz felsefe disiplinleri ve sorunları arasında nasıl tutarlı ilişki ve bağlantılar kurduğu gerçeği gösterilmeye gayret edilmiştir. Türkiyede doktora tezi düzeyinde doğrudan İbn Rüşd felsefesini konu alan ilk araştırma olma özelliğini taşıyan bu çalışmadan sonra, filozofun farklı felsefe sorunlarına ilişkin düşüncelerini inceleyen yüksek lisans ve doktora tezlerinin hazırlandığını görmek memnuniyet vericidir. Doktora seviyesinde İbn Rüşd üzerine doktora tezi seviyesinde araştırma yapan isimleri ve çalışmalarını burada anılması kadirşinaslığın bir gereği olmalıdır: Nuri Adıgüzel, İbn Rüşdün Varlık Felsefesi (Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1996); Atilla Arkan, İbn Rüşd Psikolojisi (Marmara Üniversitesi S.B.E., İstanbul 2001); Muhittin Macit, İbn Rüşd ve Metafizik Şerhleri (M.Ü.S.B.E., İstanbul 2002); Numan Yusuf, İbn Rüşdün Eğitim Felsefesi (M.Ü.S.B.E., İstanbul 2002). Bu arada, Türkçemizde hâlâ ortak bir felsefe dili ve terminolojisinin geliştirilememesi sebebiyle, çalışmamız sırasında yer yer oldukça zorlandığımızı belirtmek durumundayız. İşaret edilmesi gereken bir husus da filozofumuzun kendi eserlerine atıf yapılırken, çok yoğun bir tekrarı beraberinde getireceği için, dipnotlarda müellif olarak İbn Rüşd ismine yer verilmemiş olmasıdır.İbn Rüşdün ülkemiz insanı tarafından tanınması ve hakettiği ilgiyi görmesi yolunda katkısı olacağını umduğumuz bu çalışmanın, tez konusu olarak belirlenip hazırlanmasından kitap halinde yayımlanmasına kadar geçen bütün aşamalarda derin ilmî vukûfu, engin sabır ve hoşgörüsüyle hep yanımda olan, maddî ve mânevî hiçbir konuda yakın ilgi, alâka ve desteğini esirgemeyerek üstün bir fedakârlık örneği gösteren muhterem hocam Prof. Dr. Mahmut Kayaya en kalbî duygularla teşekkürlerimi sunuyorum. Kitabın yayına hazırlanması sırasında yardımlarını gördüğüm değerli arkadaşlarım M. Cüneyd Kaya, Cahid Şenel ve Mustafa Demirayın yanısıra Akif Emre başta olmak üzere Klasik çalışanlarına da ayrı ayrı şükran borçluyum. İbn Rüşdün vefat ettiği 10 Aralık 1198 tarihinin 804. yıldönümüne tekabül eden şu günlerde yayılanmış olan çalışmada, her türlü dikkat ve ihtimama rağmen gözden kaçmış olan bazı eksikliklerin bulunabileceğini, fakat bunların okuyucular tarafından hoşgörüyle karşılanacağı yolundaki ümidimi belirtmek istiyorum.Gayret bizden, başarı Allahtandır.

İslâm felsefesinin düşünce tarihindeki yeri ve önemi, bugün artık herkes tarafından kabul edilen bir hakikattir. Bu noktaya gelinmesinde, amaçları ne olursa olsun, Batılı oryantalistlerin çift yönlü rol oynadıkları bilinmektedir: İlk olarak, bu alandaki çalışmalarını her ne kadar İslâm filozoflarının yaptığı işin antik felsefenin bir tekrarı ve uzantısı olmaktan öteye gidemediği şeklindeki, dayanaktan yoksun bir iddiayı kanıtlamaya yönelik sübjektif bir tavırla yapmış olsalar da, oryantalistlerin bu faaliyeti, bir bakıma kendilerini de İslâm felsefesinin varlığını baştan kabul ve tescil etme durumunda bırakmıştır. İkinci olarak, onların bu yanlı hatta yer yer art niyetli tavır ve iddiaları karşısında, müslümanların, kendilerine intikal eden ilim, düşünce ve kültür mirasına yönelmek ve bunları araştırmak durumunda kalmalarına da böylece zemin hazırlamışlardır. İşte elinizdeki bu çalışmanın konusunu teşkil eden İbn Rüşd felsefesi de bu cümleden olarak, ondokuzuncu yüzyıldan itibaren Batılılar eliyle araştırılıp incelenmeye başlanmıştır. Tennemannın yazdığı bir makale ile (Allgemeine Encyclopädie der Wissenschaften und Künste, Berlin 1821) başlayan İbn Rüşd araştırmaları, Ernest Renan ve Salamon Munkun çalışmalarıyla sürmüş ve günümüzde de devam etmektedir. Ne var ki bugüne kadar gerek Avrupada gerekse İslâm dünyasında yapılmış olan ve belli konular üzerinde yoğunlaşan çalışmaların, filozofumuzun düşünce sistemini bütünüyle ortaya çıkarmaktan uzak bulunduğunu belirtmek durumunda... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
Filtrelere göre değerlendirme bulunamadı

Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski