Çanakkale Rüzgarı

Çanakkalede geceleri gökyüzü, sim ile işlenmiş bir siyah kadife kaftandır. İnsan, kolunu yukarı kaldırdığında sanki eli bir yıldız denizine dalar; parmakları Büyük Ayıya, Venüse, Andromedaya dokunur.Çanakkalenin şarap rengi denizi hırçındır, öfkelidir, şehvetlidir. Yunuslar kıkırdar, sardalyeler yelkovan kuşu gibi uçar orada. Gel buraya, der dalgalar, gel buluşalım, gel kavuşalım, gel açılalım.Çanakkale rüzgârı öyle bir rüzgârdır ki, esti mi eser... coştu mu coşar... katar önüne o koca kanatlı bulutları, savurur da savurur... Çınarların, meşelerin, dutların tarçın rengi yaprakları bir hazan seli olur, akar gider eriye eriye...Çanakkalenin bir şarkısı vardır... Çanakkalenin bir kederi vardır... Kederi kader, kaderi kederdir Çanakkalenin.O gecenin, o denizin, o rüzgârın, o şarkının, o kederin, o kaderin çocuğuydu Bedia. Parmakları yıldızlara ulaştı, aşk uğruna buz gibi sulara daldı, bıraktı kendini rüzgâra. Sürüklendi, sürüklendi... Çanakkaleden Selanike, Selanikten Auschwitze, Auschwitzden Londraya, Londradan İstanbula ve daha binbir diyara... Onun rüzgârının adı aşktı ve Bedia hep rüzgâra karşı kemanını çaldı...Belki de Bedia, hiç keman çalmamalıydı......Kar durmadan yağıyor, pencere camı buzlandı, Bedia Çanakkale kışlarını düşündü. Her yer bembeyaz, saat kulesinin tepesinden Eskala de Maydosun basamaklarına kadar. Sokak fenerlerinin sarımsı ışığında Boreasın savurduğu tanecikler... Fırınlardan yayılan taptaze ekmek kokuları, ezan sesleri, sinagogdan hafif hafif duyulan bir müzik. Matmazel Hettie, Dördüncü pozisyon, diyor. Francis Baconın sigarından gri dumanlar yayılıyor, deniz şarap rengi. Haymonay topunu uzatıyor, Ben gelene kadar kimseye verme, sıkıca tut. Sonra kar taneleri, tıpkı yıldızlar gibi... Cama değer değmez eriyip aşağı doğru akıyorlar. Bir kadın oturuyor vişne çürüğü renginde kadife bir perdenin önünde, kucağında bir tef, ayakları çapraz, udi taksime başlıyor, bir kamyon uzaklaşıyor, bir adam bağırıyor, Bedia.

Çanakkalede geceleri gökyüzü, sim ile işlenmiş bir siyah kadife kaftandır. İnsan, kolunu yukarı kaldırdığında sanki eli bir yıldız denizine dalar; parmakları Büyük Ayıya, Venüse, Andromedaya dokunur.Çanakkalenin şarap rengi denizi hırçındır, öfkelidir, şehvetlidir. Yunuslar kıkırdar, sardalyeler yelkovan kuşu gibi uçar orada. Gel buraya, der dalgalar, gel buluşalım, gel kavuşalım, gel açılalım.Çanakkale rüzgârı öyle bir rüzgârdır ki, esti mi eser... coştu mu coşar... katar önüne o koca kanatlı bulutları, savurur da savurur... Çınarların, meşelerin, dutların tarçın rengi yaprakları bir hazan seli olur, akar gider eriye eriye...Çanakkalenin bir şarkısı vardır... Çanakkalenin bir kederi vardır... Kederi kader, kaderi kederdir Çanakkalenin.O gecenin, o denizin, o rüzgârın, o şarkının, o kederin, o kaderin çocuğuydu Bedia. Parmakları yıldızlara ulaştı, aşk uğruna buz gibi sulara daldı, bıraktı kendini rüzgâra. Sürüklendi, sürüklendi... Çanakkaleden Selanike, Selanikten Auschwitze, Auschwitzden Londraya, Londradan İstanbula ve daha binbir diyara... Onun rüzgârının adı aşktı ve Bedia hep rüzgâra karşı kemanını çaldı...Belki de Bedia, hiç keman çalmamalıydı......Kar durmadan yağıyor, pencere camı buzlandı, Bedia Çanakkale kışlarını düşündü. Her yer bembeyaz, saat kulesinin tepesinden Eskala de Maydosun basamaklarına kadar. Sokak fenerlerinin sarımsı ışığında Boreasın savurduğu tanecikler... Fırınlardan yayılan taptaze ekmek kokuları, ezan sesleri, sinagogdan hafif hafif duyulan bir m... tümünü göster


Değerlendirmeler

değerlendirme
Filtrelere göre değerlendirme bulunamadı

Baskı Bilgileri



ISBN
975-9064-27-8

Diğer baskılar


Etiketler: roman

Benzer Kitaplar

Şu An Okuyanlar

Şu anda kimse okumuyor.

Okumuşlar

Auralis Fjordstorm güz_sahafı ebru sivri AFD Ülkü
20 kişi

Okumak İsteyenler

y_bulut leylakce nomenocry aysumm98 Hayalperest
5 kişi

Takas Verenler

Takas veren bulunamadı.
Puan : hepsi | 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10
Değerlendirme Zamanı: en yeni | en eski