Açıklama
Dünyada müzik denen şeyin varlığı, zaman zaman melodilerin insanın ruhuna işleyip tüm benliğinin armonilerin seline kapılması, benim için hep derin bir avuntu kaynağı, yaşamamı bağışlatan bir neden oluşturdu. Müzik gibisi var mıdır! Durup dururken bir melodi gelir aklına, söylemeye başlarsın, sessiz, içinden yalnızca, varlığını melodiyle içirip doyurursun, melodi tüm güçlerine ve devinimlerine el koyar ve sende yaşadığı süre içindeki tesadüfi, kötü, kaba, kasvetli ne varsa silip atar, dünyayı da alır kapsamına, zoru kolaylaştırır, donup kalmış nesneleri kanatlandırır.Hermann Hessenin usta kaleminden bir müzisyenin portresinin çizildiği, Goethenin Genç Wertherin Acılarından yansımalar taşıyan, Doktor Faustusu yazarken Thomas Manna esin kaynağı olan bu kitapta, insana ve yaşama ilişkin pek çok unsurun içinde müzik başköşede. Okurken satırlardan tınılar yükseliyor, sayfalarda notalar uçuşuyor. Hesse bir roman yazmamış, bir ezgi bestelemiş adeta. Kulakların pasını silen eşsiz bir ezgi Gertrud. TADIMLIKBir sabah odamda kemanla ilk cümleyi çaldığım zaman, kuşkusuz güçsüzlüğümü, gereken olgunluktan uzaklığımı ve güvensizliğimi hissettim, ama her kadans bir sağanak gibi boşandı yüreğime. Bu müzik iyi miydi, değil mi, bilmiyordum; ama kendi müziğim olduğunun, bende yaşanıp gözlerini bende dünyaya açtığının ve daha önce hiçbir yerde duyulup işitilmediğinin bilincindeydim.Aşağıda, salonda restoran sahibinin babası yıllardır öylece oturuyordu; yerinden hiç kımıldamaksızın ve saçaklardan sarkan buz parçası gibi ak pak; ağzından bir söz çıkmayan, yalnızca durgun gözlerini ihtiyatla çevresinde dolaştıran, seksenini aşkın bir ihtiyar. Vakur bir suskunluk içindeki bu adam insanüstü bir bilgelik ve ruh huzuruyla donatılmış biri miydi, yoksa akli melekeleri artık kendisini terk etmiş biri mi, sırdı doğrusu. O sabah kemanımı koltuğuma sıkıştırıp bu ihtiyarın yanına indim, çünkü ister benim çaldığım ister başka müzik olsun, her zaman kulak kesilip dinlediğini görmüştüm. Salonda yalnızdı, gidip karşısına dikildim, kemanımı akort edip sonatımın ilk cümlesini çalmaya koyuldum. Çok yaşlı adam, beyazı sarıya çalan ve gözkapaklarının kenarları kırmızı olan durgun gözlerini bana dikip dinledi. O zaman çaldığım müziği anımsadıkça, bu ihtiyar adam hayalimde canlanıyor yeniden; sakin gözleri bana çevrilmiş bakan, hiçbir devinimin seçilmediği adeta taşlaşmış yüzünü karşımda buluyorum. Cümleyi çalıp bitirince başımı eğip selamladım kendisini, o da kurnazca göz kırptı, her şeyi anlar görünüyordu; sarımsı gözleriyle yanıtladı bakışımı, ardından yüzünü çevirdi, başını biraz önüne sarkıtıp önceki durgunluğuna gömüldü.Bulunduğum yüksek köyde erken başlamıştı güz, bir sabah köyden ayrılıp yolu tuttum; koyu bir sis vardı, toz gibi incecik bir yağmur soğuk soğuk çiseliyordu. Ama ben köyde geçen güzelim günlerin güneşini, şükran dolu anılarını, ayrıca bundan böyle izleyeceğim yollar için gönlümü şenlendiren bir moral gücünü yanımda taşıyıp götürüyordum.
Puan dağılımı
Puanlar bu eserin tüm baskılarına aittir. Tüm yorumları gör →
Benzer Kitaplar
Düzenleme Geçmişi
Yükleniyor...









