adnantopcu
@adnantopcu

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Şeytan Dönemeci
6/1015.12.2015

Baskı: Şeytan Dönemeci

Edebiyat yerine araştırma-inceleme kitapları okuyan, polisiye edebiyatıyla dalga geçen biriydim, 2007 yılına kadar. Edebiyata mesafeli, polisiye romanlarınaysa dudak büküyordum. Kendimce "hafif" görüyor, "daha ağır" kitaplar okuduğumu düşünüyordum... 2011 yılında, Metin'in Beyoğlu Rapsodisi'ni hediye etmesiyle tüm önyargım kırılmış, yılda 10 kitaptan,2015 yılına geldiğimde 50 kitap üzeri ortalamasına çıkarak ne kadar yontulduğumu anladım! ... Hercule Poirot, gittiği kulüpte gazetede bir haberi okuyan adamı dikkatle dinler. Haberde, Londra'daki depremde Gordon Cloade adlı adamın evinin yıkıldığı ve yeni evlendiği karısı ile karısının abisi dışında kimsenin kurtulmadığı yazar. Kulüpteki adamın dikkatini çeken, depremde kurtulan Gordon Cloade'un karısının, adamın yakın arkadaşını terk eden kadın olduğudur. Zira vaktiyle arkadaşı adama, kadının kendisini terk etmesi üzerine dert yanmış ve Katolik olduğu için boşanamadığı eşinin kendisini habersizce terk etmesini hazmedemediğini anlatmıştır. Adamın arkadaşından bunu öğrendikten kısa bir süre sonra arkadaşının ölüm haberini duyar ve ölümü kadına bağlamıştır. Belçikalı dedektif iş başındadır!

Yüzbaşının Kızı
6/1014.12.2015

Baskı: Yüzbaşının Kızı

17 Yaşında babası tarafından Orenburg'a gönderilen genç bir subayın, gitti yerde kale komutanın kızı Maşa'ya aşık olan Pyotr Andreyiç'in öyküsünü anlatıyor, Puşkin. Rus klasiklerine yeni başlayacak olanlar için ideal bir eser.

Baskı: Darağacında Üç Fidan

"Hayatını bir ideal uğrunda harcamayı abes sayanlarla, ideal uğrunda yaşanmamış hayata hayat gözüyle bakmayanların" Denizlerin hikayesi bu. Haklı ya da haksızlıkları bir tarafa, inandığı uğurda canlarını onurlu bir şekilde veren dava adamlarının ders çıkarılacak acı sonları mı... Sönmekte olan ateşin sonlarıyla birlikte yeni bir kıvılcımın başlangıcı belki de... Bize, yarına.

Baskı: Ölüm Diken Üstünde

Paris'ten Londra'ya giden uçağın yolcularından biri aniden ölür. Aynı uçakta bulunan Belçika'lı dedektif Hercule Poirot, çok geçmeden ölümün cinayet olduğunu anlayıp uçak iner inmez işe koyulacaktır. Kısa sürede okunacak "çerez" diye tabir edilen romanlardandır; okuyucuya bıraktığı heyecansa harikadır.

Simyacı
8/1009.12.2015

Baskı: Simyacı

1995 ya da 1996... Bir öğretmenimiz vardı; Seher Hoca. Ödev olarak verdiğinde yüzüne bakmayıp, özetini bile arkadaşımdan kopya çektiğim, geçmişin acısını çıkarırmışcasına bir solukta okuduğum olağanüstü bir romandı Simyacı. Gördüğü rüya üzerine İspanya'dan Mısır piramitlerine kadar uzun bir yolculuk yapan çoban Santiago'nun hikayesini bitirdikten sonra, tam 20 yıl öncesini düşünüp, vaktiyle çok tokadını yediğim Seher Hoca'nın bize ne kadar değer verdiğini şimdi anlıyorum. "İnsanlar bir yığın acayip şeyler söylüyorlar. Bazen, koyunlarla birlikte yaşamak çok daha iyi, konuşmaz koyunlar, yiyecek ve su aramaktan başka bir şey yapmazlar. Ya da kitaplar, dinlemek isterseniz size ilginç öyküler anlatır kitaplar. Ama insanlarla konuşurken durum başka, öylesine tuhaf şeyler söylerler ki, konuşmayı nasıl sürdüreceğinizi bilemezsiniz."

Uzun Hikâye
8/1009.12.2015

Baskı: Uzun Hikâye

Tahsilini tamamlayamayıp, küçük yaşta kitapçıda çalışarak sıkı bir okur olan Ali; güleryüzlü, dürüst, hakkı hakka teslim etmekten geri durmayan, etrafında sevilen bir adam. Sevdiği kız Münire'yi abileri evlenmelerine razı olmayınca kaçırıp trenle yolculuklarına başlarlar. Gittiği yerlerde Ali'nin haksızlıklara boyun eğmeyişi, yaşadıkları, hayalkırıklıkları, kısa molalar olarak kalırken tren istasyonlarında; yepyeni umutla devam ederler yeni yolculuklara... Film sayesinde Mustafa Kutlu'yu tanımak benim için şansızlıktı diyorum çünkü filmi izledikten sonra okuduğum hikaye, filmden daha iyi ve sıcaktı.

Elveda Güzel Vatanım
10/1009.12.2015

Baskı: Elveda Güzel Vatanım

Şehsuvar Sami... Eşitlik, kardeşlik, hürriyet için biricik aşkını bırakıp "İttihat ve Terraki Cemiyeti"ne katılan dava adamı. Ester... Savaşın yok ettiği hayatlarla vatanından uzaklaşıp Paris'e yerleşen, edebiyat tutkunu, Şehsuvar Sami'den ayrılmak zorunda kalan, olacakları en başından bilip edebiyata sığınan kadın. Elveda Güzel Vatanım, başkahraman Şehsuvar Sami'nin, Ester'e yazdığı mektupların perde arkasında İttihat ve Terakki dönemini -Ahmet Ümit diğer kitaplarında olduğu gibi- akıcı bir şekilde anlatıyor. İktidarı, iktidar olma hırsının kirli yüzlerini, tarihten ders çıkarılmasını anlatan çok güzel bir roman. En çok da etkilendiğim bölüm, hürriyet, eşitlik, barış adına ölümlere yardım eden, öldürmeye başlayan Şehsuvar Sami'nin bozguna uğrayıp, biricik aşkına yazdığı mektuplarda, boynunu vicdanının giyotinine uzatıp aklına Ester'in sözleri gelip çaresizce geç kalışının farkında oluşuydu. "Hayat çok acımasız Şehsuvar, bunun için sanatı icat etmiş insan. Ve biz şanslıyız, çünkü yazabiliyoruz. Hayat üzerimize geldiğinde, günler katlanılmaz olduğunda, sığınabileceğimiz edebiyat adında şahane bir liman var. Üstelik yazacaklarımız sadece kendimiz için değil, başkaları için de sığınak olabilir, onlara yeniden yaşama sevinci verebilir. Anlamıyor musun, başka türlü çekilmez bu hayat.

Benim Üniversitelerim
10/1004.12.2015

Baskı: Benim Üniversitelerim

Maksim Gorki hayatını anlattığı üçlü serinin bu son kitabında artık büyümüş, Kazan'ın yolunu tutmuş üniversite için yollara çıkıyor. Yoksulluk, yaşadığı zorlukların üzerine bir de anneannesinin vefatı da eklenince taşınması zor bir yükle ayakta kalmanın mücadelesini verirken; üniversite yerine de fırın işçiliği yaparak hem hayatını idame ettiriyor, hem de devrimci işçilerle tanışarak hayatını üniversite yapıyor! "Halktan söz edildiğinde üzülerek, kendime bir güvensizlik duyarak, benim bu konuda bu insanların düşündükleri gibi düşünemeyeceğimi hissediyordum. Onlar için halk; mantığın, ruh güzelliğinin, temiz yürekliliğin, neredeyse tanrısallığın ta kendisiydi; halk her türlü güzelliğin, adaletin, yüce dürüstlüğün özünü içinde bulunduruyordu. Oysa ben öyle bir halk görmemiştim. Marangozlar, hamallar, taş ustaları tanımıştım ben; Yakov'u, Osip'i, Grigori'yi tanımıştım, oysa burada bambaşka bir yerlere koyuyorlardı, onun iradesine bağlı olduklarını söylüyorlardı. Bana öyle geliyordu ki, asıl bu insanlardaydı ve onların içinde yanmaktaydı düşüncenin güzelliği de, gücü de... Hayata insan sevgisinin içten iradesi ve yeni bazı yasalara göre onu yaratmasının özgürlüğü de..."

Sevdalım Hayat
7/1004.12.2015

Baskı: Sevdalım Hayat

Salt sessizlerin sesi, azınlıkların yılmaz savunucusu olduğu için değil, hayır; ortamdan ve olaylardan soyutlanıp tarafsız bir gözle yazdığı, inandığı değer yargılarının peşinde gittiği için seviyorum Zülfü Livaneli’yi. Sevdalım Hayat’ı okurken Livaneli’nin çocuk yaşta okuma tutkusu, yaşadığı siyasi haksızlıklarla karşı mücadelesi, benim en çok beğendiğim bölümlerdi. Alevi kültürüne gösterdiği sevgi, kurduğu duygusal bağdan dolayı ben dahil bir çok kişinin Alevi sandığı, Alevi kültürünü çok iyi bildiği ve saz çalmayı Alevi dedelerinden öğrendiğini de anlatıyor kitapta.

Baskı: Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok

Kan, gözyaşı, ölümler... Erich Maria Remarque, Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok romanında on sekiz yaşında bir çocuğun, henüz lise öğrencisiyken arkadaşlarıyla birlikte Birinci Dünya Savaşı'na -öğretmenlerin savaş çığırtkanlıklarının etkisiyle- gönüllü olarak katılan ve yaşadıklarından sonra şavaşın acımazsızlığı, yok ettiği hayatları anlatıyor. Romanın başında ''Bu kitap ne bir şikayet ne de bir itiraftır. Sadece savaşla yok edilmiş bir nesilden söz etmek istemektedir... O insanlar bombalardan ve mermilerden kurtulmuş olsalar da!'' cümlelerini okurken Tahir Elçi'nin barış çağrısı yaparken katledilmesi, canımı fazlasıyla acıttı!

Çocukluğum
7/1004.12.2015

Baskı: Çocukluğum

İlkgençlik yıllarımda okuduğum Suç Ve Ceza'yı saymazsam, Maksim Gorki'nin Ana romanı okuduğum ilk Rus klasiğiydi. Öylesine etkilenmiştim ki, çok sonra öğrendiğim ünlü otobiyografi üçlüsünü geç de olsa okudum. Serinin ilk kitabı Çocukluğum'da Gorki, beş yaşındayken babasını kaybeden, annesi tarafından dedesinin evine bırakılan ve oldukça zor şartlarda sürdürdüğü "O günleri bugün iyiliksever bir perinin ustaca anlattığı acımasız bir masalmış gibi anımsıyorum." diyerek, "hayat okulunu" anlatıyor...

Acı Kahve
7/1004.12.2015

Baskı: Acı Kahve

Hercule Poirot, Sir Claud Amory adlı bir bilim adamının uzunca bir zamandır atom partiküllerinin hareketleri üzerinde incelemeler yaptığı ve sonucunda bulduğu maddi değeri yüksek olan formülün çalınacağından endişe eden Sir Claud Amory'nin formülün güvenli bir şekilde teslim edilmesi için evine davet edilir. Poirot formülü almaya gelene kadar Sir Claud Amory öldürülmüştür... Dünyanın en zeki dedektifi iş başındadır!

Erken Kaybedenler
6/1004.12.2015

Baskı: Erken Kaybedenler

Emrah Serbes'ten erkek çocukların hikayelerini okurken, yaptıklarım aklıma geldikçe gülmekten kendimi alamadım.

Agatha'nın Anahtarı
8/1004.12.2015

Baskı: Agatha'nın Anahtarı

Ahmet Ümit, Agatha Christie'ye olan hayranlığını birçok kitabında okuyucuya hissettirmiştir. 15 öyküden oluşan bu kitabında da Agatha'nın Anahtarı hikayesiyle yazara selamını göndermiştir.

İstanbul Hatırası
10/1002.12.2015

Baskı: İstanbul Hatırası

İstanbul'un tarihi yerlerine bırakılan 7 ceset ve yanlarına bırakılan sikkelerden yola çıkarak İstanbul'un tarihini, şehrin kültürel yıkımını Başkomiser Nevzat'ın anlatımıyla çok keyifli olduğu kadar hüzünlüydü de. Başkomiser Nevzat'ın şair arkadaşı Yekta'nın şiiri, kültürel yıkımın kabullenişine olan ısyanı mıydı? Kim bilir... "Şehre bakıyorduk denizden. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel... İstanbul'a bakıyorduk denizden. Ölülerimizin yüzlerine bakıyorduk... Onların gözlerindeki kendi kederimize. Çaresizliğimize bakıyorduk, avuçlarımızda büyüyen zavallılığa, kanımızda filizlenen korkaklığa... Elimizden alman hayata bakıyorduk... Güneşli günlerimize, umut dolu sabahlara, eğlenceli bahar akşamlarına... Sönen anılarımıza bakıyorduk, ölen hayallerimize, yıkılan düşlerimize... Sönen anılarımızı, ölen hayallerimizi, yıkılan düşlerimizi yüklenip yorgun bir şilep gibi bizden uzaklaşan şehrimize... Şehrimizle birlikte yitirdiğimiz kendimize bakıyorduk..."

Baskı: Kırk Yılda Bir Gibisin

Okuduğum kitapları paylaşma fikrini hayata geçirdikten sonra, her kitabın bıraktığı izler gözlerimde canlanıyor. İkibin üç yılıydı... Diyarbakır-Ergani'de askerdim. O yaşa gelinceye kadar hiç kitap okumamış olsam da, şiir ve denemelere ilgim fazlaydı. Gece santralde boş vaktim çok olduğundan, melankolik bir arkadaşımın deneme tadındaki yazılarını okur, "neden ben böyle güzel yazılar yazamıyorumki," der dururdum. Tabi o dönem, iyi yazmanın koşulu, iyi bir okuyucu olmaktan geçtiğini düşünmemiştim -zaten düşünmediğimiz içindir ya, her şeyi şansa bağlayışımız! Sabahattin Ali'nin Kürk Mantolu Madonna'sındaki Raif Bey gibi sessiz, okuyan, benden yaşca büyük İsmail ağbi, okuduğum yazıları görüp, "Bu tarz yazıları seviyorsan Cezmi Ersöz'ü oku" demesiyle kalmayıp, çarşı iznine çıktığında elinde Leman dergisiyle döner, santralde birlikte okur sıcağı sıcağına yorumlardı bana, geceleri... Bir gün İsmail ağbi koğuşa gelip, başucuma kart koymasıyla uyandığımı anımsıyorum. Cezmi Ersöz’dendi gelen kart: "Adnan'a sevgilerimle"... Yaşadığım mutluluğun ardından açıkladı İsmail ağbi; "Diyarbakır Kültür Merkezi'ne imza gününe geleceğini duydum, ona senden bahsettim. Yazılarını çok sevdiğini. Eğer ayarlayabilirsek, imza gününe de gideriz." Sekiz yıldan fazla olmuş... Askerden sonra Leman dergisinden yazılarını bir süre daha okumaya devam ettim. Sonrasında üşengeçliğimden mi bilinmez bir daha okumamıştım, ta ki bir ay kadar önce sevgili dostum Eren’in "Kırk Yılda Bir Gibisin" kitabını hediye edinceye kadar. Bir solukta okudum, buram buram melankoli kokan Cezmi Ersöz'ün enfes denemelerini. Benim gibi aşk'ın kendisini seviyorsanız, şiddetle tavsiye etmek yerine, kitabın arka kapağındaki bir denemenin son bölümünü yazıp, okuma kararını size bırakacağım! "Biraz Sabahattin Ali'nin 'Kürk Mantolu Madonnası'ydın; biraz Ahmet Hamdi Tanpınar'ın 'Huzur'da anlattığı Nuran, ve en çok da Nilgün Marmara'ydın. Ne yalan söylemeli, yine Tanpınar'ın 'Bir Yaz Yağmuru' romanındaki o büyülü, o uçarı kadında da senden çok izler vardı. Masum bir sevinç için ikbal yakan kadınlardandın sen... Bir cinnetin, bir karabasanın yaşandığı bu hayatta artık yoksun. İyiki de yoksun diyorum; çünkü çok acı çekerdin. Beynindeki esrar da yetmezdi seni avutmaya. Ölümüne kadar, sana olan aşkımı bir sır gibi saklayıp, bu aşka o derin merhametinle bağlandığın için sana minnettarım. Çok yalnızım ve seni çok özlüyorum... Sen benim için kırk yılda bir gibisin; öyle eksik, öyle hazin, öyle paramparça..."

Baskı: Boynu Bükük Öldüler

Yılmaz Güney'in feodaliteyi Yüreğir toprakları üzerinden anlattığı duygu yüklü bir köy romanıydı, Boynu Bükük Öldüler. Romanın başkahramanlarından Halil; ağasına bağlı, Siverek'ten göç eden yetim bir Kürt. Romanı okurken Halil'i Yılmaz Güney'in kendisiymiş gibi hayal ettim ve hep bir sonraki sayfada bu zulme, haksızlığa ne zaman isyan edecek, diye düşünürken kitabın bitişi canımı sıktı. Bin Muhteşem Güneş'in etkilerinden henüz kurtulamamış olacağım ki, akabinde bu roman duygusal anlamda fazlasıyla yordu.

Satranç
10/1017.11.2015

Baskı: Satranç

Uzun zaman sonra bir solukta okuduğum olağanüstü bir hikaye...

Uçurtma Avcısı
10/1014.11.2015

Baskı: Uçurtma Avcısı

Çok uzun yıllar okuma listemde olan, hep okumak isteyip de ertelediğim romandı, Uçurtma Avcısı. İki dostun hikayesinin perde arkasında Afganistan'daki radikal islamı, Sovyet işgalini, Hazaralar'ı, monarşinin çocuklar üzerindeki etkisini anlatan duygu yüklü, sarsıcı bir roman.

Beyoğlu Rapsodisi
10/1011.11.2015

Baskı: Beyoğlu Rapsodisi

Ahmet Ümit'in okuduğum ilk romanıydı. Okumalara uzun ara verdiğim bir dönem de, romanın etkisiyle polisiye roman maceram başlamıştı. Agatha Christie'nin Roger Ackroyd Cinayeti'ni öncesinde okusaydım bu kadar beğenir miydim emin değilim ama özellikle Beyoğlu'nun tarihi binalarını anlattığı için bile okunası. ..."Evet kirli, eksiklikleri var, düzensiz, tehlikeli, yorgun, yaşlı... İşte tam da bu nedenle, yani tüm kötü koşullara rağmen hala çekiciliğini koruyabildiği için İstanbul, yeryüzünün bütün şehirlerinden daha güzel."

Fanfan
8/1011.11.2015

Baskı: Fanfan

Saklı kalması gereken anları hızlı ve uluorta yaşayıp, adına "aşk" dedikleri bugünün dünyasında, aşka bakış açımı değiştiren olağanüstü bir romandı, Fanfan...

Hayvan Çiftliği
10/1011.11.2015

Baskı: Hayvan Çiftliği

"Bir kitap okudum ve hayatım değişti" der ya hani insanlar... Hepi topu yüz altmış sayfalık o "peri masalı"; George Orwell'ın Hayvan Çiftliği bunu dedirtmişti bana. Ve romanın sonundaki "Bütün hayvanlar eşittir. Fakat bazıları 'daha' eşittir." cümlesiyse, bütün inançlarımın yıkılışıydı...

Baskı: Bin Dokuz Yüz Seksen Dört (1984)

Orwell'ın romanı 1948'de yazdığını düşününce, o yıllardan bu zamana dünyada umut verici bir şeyin olmayışı acı... ve biz maalesef bu distopyayı kanıksamışız!

Tol
6/1011.11.2015

Baskı: Tol

Tol, Behzat Ç'de gördükten sonra okumak istediğim romandı. "Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." cümlesiyle başlayıp, İstanbul - Diyarbakır tren yolculuğunda, bir musahhihin, babasının bıraktığı mektuplarıyla geçmişini ve babasını tanımaya çalıştığı intikam romanı. Okuyucuların aksine mektupların yer aldığı ikinci bölüm beni biraz zorladı.

ÖncekiSayfa 4 / 5Sonraki