Ayda V. Gani
@Ayda V. Gani

Puanlar ve değerlendirmeler

Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.

Baskı: İnsanlığın Yıldızının Parladığı Anlar

Bir yapıtı oluşturan dehalar kadar bir tutkunun ya da serüvenin hem peşinden koşan hem de peşinden koşturtan "o” insanlar… O insanların insanlık tarihindeki yerlerini ve öykülerini okurken zaman zaman karşılaşılan bazı tuhaf gizemli anların "mevcut gerçekliği", mevcudiyeti henüz baş göstermiş ya da göstermekte olan başka bir gerçekliğe doğru an be an nasıl kaydırdığını, yazgıları nasıl değiştirdiğini okurken insanın algısı başka bir noktaya da kayıyor. O da, insanlığa bu yazgıyı yazdırtan o devasa gücün kendi kudretini nereden aldığı sorusuna. Okuyup da bunu anlamamak mümkün değil. Dünyanın geri kalanına delice gibi görünse de kudretlerini içlerinde besledikleri inançlarından, en ilkel tutkularından alan ve adları tarihe kazınan bu insanların her birinin zorluklara karşı kendi amaçlarına göre değişkenlik gösteren meydan okuyuşları, kimi zaman insanlığa tarihin en çaresiz, zifiri, acı yazgısını yaşatırken kimi zamanda insanlığın göremediği o ufku çizerek tarihe eşik atlatacak her biri ayrı ayrı keşfedilmeyi bekleyen gizlerin gölgede kalmış devinimlerini gün ışığına çıkartıyor. Değişik hayat hikâyelerinin anlatıldığı çok etkili bir kitap bence… Belki kendilerinin bile farkında olmadığı insanlık tarihindeki değişimi başlatmaya muktedir olan ele avuca sığmaz tarihe mâl olmuş bu on iki ayrı insanın bu on iki ayrı öyküsü, insanın kendinde olanı ya keşfedip " var etmeye" ya da inanmayıp "yok etmeye" hazır kılan bir meşale niteliğinde sanki. Stefan Zweig, bir saniyelik bir sürede yazgıların nasıl değiştiğini anlatırken şöyle diyor; “Bir mucizenin gerçekleşebilmesi ya da olağanüstü bir şeyin tamamlanabilmesi için bireyin her şeyden önce bu mucizeye inanması gerekir.”

İki Şehrin Hikayesi
10/1011.10.2014

Baskı: İki Şehrin Hikayesi

Fransız halkının yüzyıllarca uğradığı haksızlıklar nedeniyle tabanlarında birikmiş öfkelerinin, nefretlerinin, kinlerinin yer kabuğunu patlatırcasına devasa bir güçle ezen kesime karşı patlaması sonucu değişen güç odaklarının muhteşem hikayesi. Bu hikaye de kahramanlar, kahramanların hayatları, yaşama karşı duruşları ve onlarla ilgili her detay, her bilgi objektif verilmiş. Yıllarca ezilmişliğin, sefaletin içinde köle gibi çalıştırılan, hakkın ve hukukun onlar için hiç işlemediği bir hayatta İster Fransız halkının içinde bulunduğu psikolojiyi de dikkate alarak katliama dönen devrimi haklı gör, istersen bu katliamlar arasında masum belki binlercesinin giyotine götürülüşüne hak vermeyerek karşı çık. Albert Camus'un "Başkaldıran İnsan" da dediği gibi "Sınırsız özgürlükten yola çıkarak sınırsız zorbalığa geldim" . Her devrim aslında kendi DİKTATÖRÜNÜ yaratırken ya kötülüğün acısını çekerek ona hizmet etmek ya da ilkelerin haksız olduğunu, halkın ve insanların suçlu olduklarını kabul etmek gerekir. Tarihin içinden objektif niteliğiyle koparılıp alınan bu hikayede her şey çift taraflı. Her karakterin hayatı o anki koşullara göre sorgulanmalı. Her karakter tarihin canlı dokusu. Canlı sesi, canlı acısı... Ve kurulan bu "Cumhuriyet"in işte bizdeki gibi gökten inmediğinin muazzam hikayesi... Kanlarında boğula boğula kurdukları bu Cumhuriyetin hikayesini herkese şiddetle tavsiye ederim. Bu, ders almasını bilen özgürlük arayışındaki tüm insanlığın tarihidir.

Baskı: Karanlığın Yüreği

"Karanlığın Yüreği" ilk okuduğum kitabıdır Joseph Conrad'ın. Ve onunla tanıştığım bu kitapla hayranı oldum. Aslında kendisi de denizci olan Conrad'ın bu kitapta dile getirdiği sömürgeciliğin çift taraflı dehşet yüzü onun betimlemeleriyle can bulurken, her tasvirinde sanki onun yanında, gemisinde , kamarasında, onunla bir yerlerde hatta onun gören gözlerinin içindeymişim hissini verdi bana. Doğa tasvirlerinde, vahşi doğanın karanlık gücünü, derin sessizliğini, sanırım ondan daha iyi betimleyen biri yoktur. Onunla birlikte demir alıp, kasırgalı, dalgalı okyanuslara açılırsın. Katledilen hayvanların, köle haline getirilen yerlilerin yaşadıkları topraklara doğru yol alırken, seyahat boyunca görülen manzaraları muhakeme etmeye başlarsın. Bir yandan, tahripkar insana karşı yenilmez doğanın gücünü sezinlerken, diğer yandan yaşama karşı saçtığı dehşetle son nefesini veren birinin bir film şeridi gibi gözünün önünden geçen anılarını; hayatı ve insanı bu duruma getiren nedenleri sorgularsın. Yazdıklarıyla birlikte satır aralarında bıraktığı boşluklarla yazmadıklarını da okuyucuya hissettiren, güçlü ve gizli göndermeleri ustaca satırlara kazıyan Polonyalı büyük yazar.

Demir Ökçe
10/1002.10.2014

Baskı: Demir Ökçe

İçinde yaşadığımız toplumu, insanların yüzleri üzerinden daha yakından görmeye iten ve derinlerdeki ürkütücü gerçekleri fark ettiren muhteşem bir kitap. Oligarşiler, parsellediği toprakların, yer üstü ve yeraltı zenginliğini mülkiyetinde tutarken, görkemli ibadethanelerin işlevi ise müsses nizamları (kurulu düzen) korumak adına iyiliksever vaazlarındaki basmakalıp laflarla toplumu da bu düzen üzerine inşa edip biat ettirmektir. En önemli görev onlara düşer. Oligarşi ile bu kurumlar arasındaki ilişkiler ve ezilenlerin resmi muazzam çizilmiştir. Kutsal Kitap, dünyanın Tanrı mülkü olduğunu söyler; "Tanrı genel yasalara uygun olarak mülkünden istediği kişiye istediği gibi verir "öğretisiyle toplam nüfusun sadece yüzde 0,9 unu oluşturan Oligarşi sınıfı bu toplam servetin yüzde yetmişini bu şekilde elinde tutar. Oligarşi, nüfusun geri kalan kısmının çalışma koşullarını, paylaşım oranlarını, inanç biçimini ve yapısını, eğitim düzeyini, egemen sınıf ahlakını, yasaları, yasaları uygulayan mahkemeleri, bu yasaları üreten parlamentoları, üniversiteleri gücüyle elinde tutar ve her şey onların varlıklarını koruyacakları bir biçimde dizayn edilir. Her türlü yozlaşmış yöntem kullanılır. Bu görünmez bir elin gücüdür. Avukatlarıyla, savcılarıyla, hakimleriyle, meclis üyeleriyle, bankalarıyla, yasalarıyla, basın yayın şirketleriyle, askerleriyle, polisleriyle, din adamlarıyla nüfusun geri kalan kısmını ezer, uyutur, bilinçlenmesini her açıdan engeller. Uyutamayıp kendi müsses nizamlarını (Kurulmuş düzeni) tehdit eden kişileri ya sistem içinde eritir, susturur ya da onları yok eder. Çünkü nüfusun geri kalan kısmı devasa bir güçtür. Hiç bir şekilde uyanmamalıdır. Kurulu düzene biat ederek önüne konulanlarla yaşamaya devam etmelidir.İşte ezen ve ezilenlerin gerçek tablosunu gerçek hayatın bir prototipi şeklinde yazan Jack London, önce okuyucuyu yaşadığı dünya hakkında bilgilendirirken ardından savaşmanın yolunu da gösteriyor. Bence bu bir roman değil. Bu Jack London'ın öngördüğü geleceğe bıraktığı muazzam bir rehberdir. Bir gün insanlık ezenin altında açlıkla, sefaletle, işsizlikle tam ezildiğinde "Demir Ökçe" nin o her şeyiyle gerçek sesini duyacak belki. Ne var ki, toplum algısı çok ağır ilerliyor... Şiddetle tavsiye ediyorum.

Başkaldıran İnsan
10/1007.09.2014

Baskı: Başkaldıran İnsan

Düşünsel anlamda perspektifi açan bir kitap.Bir su doku gibi. Aynı anda hem sahneyi hem de sahne arkasını gösteren anlatımıyla, şahsen oldukça etkilendiğim bir kitap oldu. Önemli bir not, okuyucu kitabı okurken tarihin bazı sayfalarından haberdar olmalı.Mesela 1789 Fransız Devrimin'den 1793 den ...bilgi sahibi olması gerekiyor.

Notre Dame'ın Kamburu
10/1018.08.2014

Baskı: Notre Dame'ın Kamburu

Müthiş bir kitap. Victour Hugo'nun okuyucuya, canlı yayın izlettirirmiş gibi kullandığı hareketli betimlemeleri, tasvirleri, dönemin dokusu ve her şeyden önce çizdiği karakterlerle yaşamın içinden çekip alırmış gibi yarattığı küçük bir hayat parçasının prototipi. Okunmasını tavsiye edebileceğim bir kitap. İnsan dendiğinde akla zaaf gelir ve bu kitabın en güzel yanlarından biri, insanların bu zaaflarını okuyucunun önüne sere serpe koyabilmiş olmasıdır. Ayrıca müzikalini de seyretmenizi tavsiye ederim.

Baskı: Nietzsche Ağladığında

İnsanın en çok görmezden geldiği kendiyle nihayet yüzleşmesini ele alan başyapıtlardan biri. Mutlaka okunması gereken kitaplardan. Biri filozof, diğeri tanınmış olan bir doktor. İkisinin de ortak noktası fikir adamı olması. Buna rağmen kendi karanlık noktalarını ta ki aralarındaki ilişkinin başladığı ana kadar fark edemeyen iki ayrı karakter. Kendilerini birbirleriyle çözen birbirleri sayesinde kaçtıkları kendileriyle yüzleşmek zorunda kalan derin bir psikolojik ve felsefi roman.

Baskı: Güneşe Bakmak - Ölümle Yüzleşmek

Tabuların ve dini inançların insan psikolojisi üzerinde derin yarıklar oluşturduğu, o yarıkların da korkularla doldurulduğunu muazzam bir şekilde betimleyen, insan beyni kıvrımlarında köklenip sürgün veren ölüm korkusunun gündelik hayatta nasıl ortaya çıktığını kendi hasta portföyüyle ve yalın diliyle anlatan Irvin Yalom kitap bitimi süresince terapistiniz olarak size sesleniyor. Nesilden nesile, ustalıkla zihnimize yüklenen, yüz yılların birikimi olan, insan aklını ve bilincini alçaltan o korku sanrılarının kurumuş kabuklarını sıyırıp atmayı başaran bir okurun onu duymaması mümkün değil!

Baskı: İmkânsızın Şarkısı

Farklı bir kültürü tanımak için okuduğum durgun bir kitaptı. Bu anlamda çok başarılı. Ancak dikkatimi çeken başka bir ayrıntı kitaptaki erkek ve kız ilişkilerinde ki doğallık; gerçekte de böyle olması gereken bir bağın en yalın hali. Gerekli gereksiz her noktanın, kendi içinde hoyratça şişirildiği kadın erkek ilişkilerinin bıkkınlığı altında tabusuzluğu okumak, ilişki değerlerinin daha farklı erdemler üzerine kurulduğunu görmek neden bilmem ama mutlu etti beni.

Araf
2/1017.08.2014

Baskı: Araf

Araf da kalınacak yoğun bir duygu yükü, bulamadım kitapta. İkilem neredeydi? Hangi kayıp duyguydu? Hangi sorguydu?Sonunda intihara vardıracak kadar yaşadığı bir depresyon vakası mıydı, yoksa ruh hastalığı mıydı? Ya da iletişimsizlik, itilmişlik miydi? İletişimsizlikse nedeni iç sesi ne diyordu? Son derece merak edip aldığım ama içinde toplumsal, bireysel, psikolojik veya felsefi analizlerin olmadığı, bu yönden değerlendirebileceğim hiç bir açının bulunmadığı bir hikayeydi. Yaklaşık bir yıl önce okuyup "ee ne oldu şimdi deyip" bitirdiğim bir kitaptı. Güzel cümleleri olan, ara ara gülümseten ama gerçek anlamda bir tahlili barındırmayan, bir sorunu betimlemeyen ve nihayetinde macera olsun diye, kafasına koyduğu bir intiharı gerçekleştiren sorunlu bir kahraman vardı karşımda. Beni, duygularına ortak edemedi.İçindekileri, kıskacını aktarmakta yetersizdi. Kısacası kitap, kahramanı ve barındırdığı his beni kavrayamadı.

Bir Gün
4/1015.08.2014

Baskı: Bir Gün

"Güzel başlayan her şeyin güzel devam etmeyeceği" diye bir kuralın geçerli olduğu bu aktif yaşamda aynı söylemi bu kitap için de söyleyebilirim. Bir sayfadan sonra cümleleri, zaman kipleri dağılan bu kitabın filmine de gittim koşa koşa. Bir şekilde yanılmış olabileceğimi kendi kendime düşündüren bu yargımı yine kendi kendime çürütme çabaları içinde hem de. Çabam anlaşılır gibi değildi! Sonuç; tüm çırpınmalarıma rağmen nedense bende bu manifestodan başka bir tortu bırakmadı. Sadece "best seller" yapmayı çok iyi beceren bir yayımcı veya dağıtım firmasının tartışılmaz ulvi başarısıdır. Ne olursa olsun yazarın emeğini hor görmüyorum.

ÖncekiSayfa 3 / 3Sonraki