
Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Kuzgun
Kendine sorduğu oldukça basit soruların oldukça basit yanıtlarıyla böyle olağanüstü bir sonuca ulaşabilmek belki sanatın ilham olmadığını anlatabilir ancak kesinlikle yüksek bir zeka gerektirdiğini gösteriyor.
Baskı: Devlet
Kitapta bir takım insanlarla Platon, Sokratesin ağzından, doğruluk nedir tartışırlarken Thasymakhos’a göre doğru ortalığı karıştırır, Platonun aklına bütünden bireye gelmek gelir ve ideal devleti oluşmaya başlar. Yalnız bence bu işte bir tuhaflık var. Platonun ideal devleti olabilir ancak benim ideal devletim kesinlikle değil. Bir yerde Spartayı örnek aldığı yazılıydı sanırım. Spartalılar daha çocuk iken annelerinden alınıp acımasız bir savaş makinesine dönüştürülür ve büyük başarılar kazanırlardı. Ancak bunlar devleti yaşatmaktan başka bir şeyi düşünmezlerdi. Mesela sakat doğan bir bebek kurban edilirdi. İşte bu yüzden bence Platon tümden varım metodunu kullanmalıydı. İnsanlar her şeyden önce bir birey olarak varlar devletlerin işine yaramak için değil. Onlar devlet için değil devlet onlar için olmalı. Platon: "Çocuklarda bile görülebilir; daha doğar doğmaz öfkeyle dolup taşarlar; ama hiç olmazsa benim düşünceme göre, bazılarının akıldan hiçbir zaman nasipleri olmaz, halk kitlesinin de pek geç olur." derken de felsefecilerin en büyük sorununu açık açık görmüş oluyoruz: "kibir". Çağını aşmış milyonları etkilemiş bu kitapta bu gibi ilgi çekici noktalar da olacak elbet. Gerçi Marx ve Hitler'i de etkilemişti ama o sayılmaz herhalde.
Baskı: Dönüşüm
Toplumun istediği vs vs bırakırsak bence aile kavramını bu derece önemsizleştirmesi üzerinde üzerinde durulması gereken bir nokta. Örneğin kardeşi Grete'nin geçirdiği "dönüşüm" oldukça ilgi çekici. Aile sadece çıkar ilişkisi üzerine mi kuruludur? Eğer öyleyse Gregor'un da o denli saf düşünmesi mümkün müdür? Franz Kafka neden bu kadar umutsuz? Zavallı insanların ters yöne bir dönüşüm geçirmeleri mümkün değil midir? gibi sorularla boğuşmamı sağlayan bu sersemletici kitap için sanırım 10 puan az bile.
Baskı: Küçük Prens
"Benim bir çiçeğim var," dedi işadamına. "Her gün suyunu veriyorum. Her hafta temizlediğim üç volkanım var. Sönmüş olan volkanımı da temizliyorum ben, ne olur ne olmaz diye. Onların sahibi olmam çiçeğimin de, volkanlarımın da biraz işine geliyor. Ama siz yıldızların hiçbir işine yaramıyorsunuz ki..." "Gülünü senin için önemli kılan, onun için harcamış olduğun zamandır. İnsan evcilleştirilmeyi kabul etti mi, biraz gözyaşını da göze almalı... Muazzam bir bakış açısı... "Büyükler"e tavsiye edilir.
Baskı: Sevgili Katil
Ailesindeki mutsuzluk ve sevgisizliğin nedeninin 18 yıl önce öldürülen dayısının cesedinin hala bulunamaması olduğuna inanan Steven, hapishanedeki katile mektuplar göndermeye başlar. Çocuğun tek amacı ailesinden sevgi görebilmek iken katilin amacı onu ele geçirmek. Şifreli mektuplaşmaları ise çok etkileyici.
Baskı: Roger Ackroyd'u Kim Öldürdü? - Agatha Christie'nin Büyük Yanılgısı
Kitabın sunduğu katil adayı da oldukça mantıklı. Ancak ben hala asıl katilin olması gerektiğine inanıyorum. Ayrıca Agatha'nın başka kitaplarından detaylar bulunduğunu unutmadan okumaya başlanmalı.
Baskı: Doktor March'ın Dört Oğlu
Katil dördüzlerden hangisi? Sonuç o kadar ilginç ki bu bile kitap için yeterliyken, yazar heyecanı daha başından hissettirerek başarısını ikiye katlamış. Ayrıca katil ve hizmetçinin günlüklerinden oluşması bir düello izlenimini veriyor. Kimin kazandığı ise bence tartışılır.
Baskı: Candide
O kadar fikir yürütmeye, her bir şeyi tartışmasına, hocasının öğrettiği felsefesini yıllar boyunca savunmasına rağmen sonunda vardığı nokta: “Muhakeme yürütmeden çalışalım; bu da hayatı tahammül edilir bir şekle sokan tek çaredir” Ara sıra da Pangloss, Candide'e: “Mümkün dünyaların en iyisinde bütün hâdiseler birbirine bağlıdır, diyordu; çünkü Mademoiselle Cunegonde'un aşkı için güzel bir şatodan kıçınıza tekme yiyip kovulmasaydınız, Inquisition'un işkencesine uğramasaydınız; yaya olarak bütün Amerika’yı dolaşmasaydınız, kılıcınızı Baronun vücuduna saplamasaydınız, iyi Eldorado ülkesinden aldığınız bütün o koyunları kaybetmeseydiniz, burada turunç reçeliyle fıstık yiyemezdiniz.” Candide de: “Bunlar güzel sözler ama bahçemizi yetiştirmek lâzım,” diye cevap veriyordu.
Baskı: Kürk Mantolu Madonna
O kadar yıldan sonra gerçekleri öğrendiğinde bile kendini değiştirmedi, değiştiremedi. İhanete uğradığını sandığında; aslında kendi ihanet ettiğini, peşin hüküm verdiğini anladığında hep yalnızlığı, geri çekilmeyi seçti. Sadece onunlayken başarabilmişti ki bence bunun sebebi onu tanımayı seçmesiydi. Keşke başkaları için de yapabilseydi. "Fakat insanlar nedense daha ziyade ne bulacaklarını tahmin ettikleri şeyleri araştırmayı tercih ediyorlar. Dibinde bir ejderhanın yaşadığı bilinen bir kuyuya inecek bir kahraman bulmak, muhakkak ki, dibinde ne olduğu hiç bilinmeyen bir kuyuya inmek cesaretini gösterecek bir insan bulmaktan daha kolaydır." "Senelerden beri hiç kimseye bir tek kelime söylemedim. Halbuki konuşmaya ne kadar muhtacım. Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak, diri diri mezara kapanmaktan başka nedir?" "Seninle hiç şöyle uzun boylu konuşamadık evladım... Yazık!"
Baskı: Hayvan Çiftliği
Stalinizm çok iyi taşlanılmış. En vurucu yeriyse sonunda yapıldı: Napoléon, sözlerini bitirirken, "Beyler," dedi. "Bir kez daha şerefe kaldıracağız bardaklarımızı, ama bu kez Hayvan Çiftliği'nin şerefine değil! Bardaklarınızı ağzına kadar doldurun. Haydi bakalım, beyler: Beylik Çiftlik'in şerefine!" "Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine bir insanların yüzlerine bakıyor; ama onları birbirlerinden ayırt edemiyorlardı."
Baskı: Evrenin Ötesi (Evrenin Ötesi #1)
Kitap bana bile klostrofobik hissettirdi. Uzayda kapana kısılmak... Bence kız delirse yeridir. Kitapta en azından mantık ve hayal gücü mevcut. Aynı konuları tekrarlayıp önümüze koymadığı için bile kitap sıyrılmayı başarıyor. Yine de karakterlerin ergence davranışları ve bazı olayların önemsizmişcesine hızlandırılması kitabın daha iyi olmasını engellemiş.
Baskı: Yemin
Çok klasik. Distopyalarda zaten hep aynı şeyler yinelenip duruyor. Hepsi birbirine benziyor. Bu da o kitaplardan biri işte.
Baskı: Kuzuların Sessizliği
Ben Starling'i filmdeki kadar sevemedim. Yani Jodie foster kadar iyi değil.Tabii kitapta karakterin derinine indiğimizden o kadar da mükemmel olamıyorlar. Hannibal lecter ise olması gerektiği gibiydi. Psikiyatr olması bakımından önce insanların kimseye anlatmadığı anılarıyla sonra da vücut parçalarıyla beslenen bir canavar. Bence yazar Hannibal'i sempatikleştirmek için uğraşmamış bile. Onu olduğu gibi sevmek mümkün.
Baskı: Outliers (Çizginin Dışındakiler) / Bazı İnsanlar Neden Daha Başarılı Olur?
Başarılı insanların başarısının arka planları incelenmiş. Mesela gerçek uzmanlık için sihirli sayının 10 bin saat olması vb. Kitaptan bir kaç alıntı: Alexander’ın çalışması, ABD’de eğitimi tartışma biçiminin nasıl geri kalmış olduğunu ortaya koyuyor. Sınıfları küçültmek, müfredatı yeniden yazmak, her öğrenciye pırıl pırıl yepyeni bir dizüstü bilgisayar almak ve eğitim fonlarını artırmak gibi konuları tartışmak için çok fazla zaman ayrılıyor ki bütün bunlar okulların yerine getirdiği görevde bir şeylerin kökten yanlış olduğu izlenimini yaratıyor. Oysa Eylül ile Haziran arasında neler olduğunu gösteren ikinci tabloya bir bakın. Okullar işe yarıyor. Başarılı olmayan çocuklarla ilgili tek sorun sadece okula gittikleri sürenin yeterli olmaması. Asyalıların matematikte gösterdiği üstünlüğün nedenleri ansızın daha da belirgin hale geldi. Asya’daki okullarda uzun yaz tatilleri yok. Neden olsun ki? Başarıya giden yolun yılda 360 gün güneş doğmadan önce kalkmak olduğuna inanan kültürler kesinlikle çocuklarına yazın üç ay aralıksız tatil yaptırmayacaktır. ABD’de öğretim yılı ortalama 180 gündür. Güney Kore’de 220 gün. Japonya’da ise 243 gün.
Baskı: Taht Oyunları
Olağanüstü olup olmaması tartışılır bence. Dizi bu kitabın birebir kopyası. İyi ve kötü iç içe geçmiş. Ayrıca hepsi de acınası durumdalar. Ve o kadar küçük yaşta olmaları kitaba daha olumlu yaklaşmamı önlüyor. Sonuçta kitaptaki yaş ortalaması 13. Yazar türdeşlerinin izinden gidip kitaptaki her bir kahramanı -düzinelerce olmasına rağmen- tek tek avlamayı düşünüyor bana kalırsa. Kitap gerçekçi ve taraf tutmuyor.
Baskı: Ve Ayna Kırıldı
Sanırım kusana kadar neden Agatha okuduğumun kanıtı. Çok iyi. Miss marple'ın en iyilerinden. Artık iyiden iyiye yaşlandı. Yeğeninin tuttuğu bakıcı karakteri Miss marple'ı delirtti. Her ne kadar davranışları onun için sinir bozucu olsa da benim için çok eğlenceliydi.
Baskı: Cam Şato (Cam Şato, #1)
Güya suikastçi. Daha uygunu ergen olmalıydı. Sıkıcı ve gereksizce uzun. Yarışmanın çoğu bölümleri atlanmış. Erkek kahramanlar karaktersiz ve sönük. Söylenene göre kız ömründe düzinelerce insanı öldürmüş, fakat kitapta madenlerden çıktığından beri kimseyi öldürmedi. Bu da tabii bütün kitap ediyor.
Baskı: Kuralsız (Uyumsuz, #2)
İyi tarafı: Kitap hiç durmadı,. Nefes alacak boşluk bile yoktu. Kötü tarafı: Bence fazla depresifti. Kız ölmeye o kadar meraklıydı ki... Ayrıca Tris kitapta yalnızdı, yapayalnız. Kimsesi yoktu. Bu yüzden burnunun dikine gitti. En acayibi de 1.kitaptaki "four" yoktu. Sırları ve birbirlerine güvensizlikleri hat safhadaydı. Belki yazarın karakterin gelişimi için yaptığı bir şeydir. Ama mantığımın sesi bunun sebebini daha çok yazarın genç olması ve muhtemelen kocasıyla kavga etmesini kitaba yansıtması olarak görüyor.
Baskı: Uyumsuz (Uyumsuz, #1)
Filmini izlediğim için okudum iyi ancak açlık oyunları kadar değil. Bir de çok merak ettiğim bir soru var: Spoiler... Acaba arkadaşını durdurmak için illa kafasına mı nişan almalıydı? Pek çok seçeneği vardı. Tris'in seçiminin nedenini yazarın da bilmediğine eminim. İkinci kitapda da bunu görüyoruz zaten.
Baskı: Elit (The Selection, #2)
Çok kötü çook... Yazar bir kitapta herkesi sinir bozucu yapmayı nasıl başarmış acaba?
Baskı: Operada Cinayet
Ünlü bir şefin ölümünün perde arkasından çok polise ve hayatına ışık tutuyor. Son, tahmin edilebilir olsa da iyi hatta çok iyiydi.Bir de Avrupalıların çocukları ve akrabaları hakkındaki düşünceleri bizden o kadar farklı ki. Allah akıl fikir versin diyorum. Kitaptan birkaç alıntı: Neden çocuklarınız sizi severken her şeyi bilmeniz bekleniyordu da, size kızgın olduklarında hiçbir şey bilmediğiniz düşünülüyordu? Chiara: "Ama bazen de oluyor, değil mi baba? Neden öyle diyorsun ki? Çoğu arkadaşımın evinde, anneleri çalışmıyorsa eğer, her şeye hep babaları karar veriyor; tatilde nereye gidileceğine, her şeye. Hatta bir kısmının sevgilisi bile var." Chiara bu son cümleyi zayıf bir sesle söylemişti, bir saptamadan çok bir soruya benziyordu. "Parayı onlar kazandığı için bunu yapabiliyorlar, üstelik herkese ne yapacaklarını da onlar söylüyor." Paola bile, diye düşündü Brunetti, kapitalist sistemi bu kadar isabetli bir biçimde özetleyemezdi.
Baskı: Eşleşme (Eşleşme, #1)
Öyle uysalca gitme o güzel geceye. İhtiyarlık yanmalı, coşmalı günün sonunda; Hiddetlenmeli, ışığın ölümüne, hiddetlenmeli. Bilgeler ömrün sonunda bilseler de karanlığın haklı çıktığını Onlar sözleriyle hiç şimşek çakamadıklarından, Öyle uysalca gitmezler o güzel geceye. dylan thomas Şiir kitaba o kadar uymuş ki, eklenecek başka bir şey bırakmıyor.
Baskı: Bana Dokunma (Bana Dokunma, #1)
Konu çok güzel, başlangıcı olağanüstüydü. Gerçekte söylemek istediklerinin üstünü çizmesi, akıl hastanesindeyken hissettikleri, betimlemeleri on numaraydı. Ama yine de dönüp dolaşıp bütün distopya-aşk yazarları gibi kürkçü dükkanına o da döndü. Kahramanlar iki erkek arasında kalmazlarsa sanırım yazarları linç ediyorlar. Neyse iyimserlik yapıp aklın yolu bir diyorum.
Baskı: Obsidiyen (Lux, #1)
Güzeldi. Ancak keşke yazar Katy ve Daemon uzay hakkında konuştururken azıcık daha bilgi toplayıp kolaya kaçmasaymış.