Puanlar ve değerlendirmeler
Bu okurun kitap puanları ve yazılı değerlendirmeleri.
Baskı: Savaşçı Gelin - Warrior #7
Harlequin'in çıkarttığı historical serisinde sevmediğim tek kitap buydu!
Baskı: Rüya Sokağı 31
Çok sıkıcıydı ve 3 bölüm yetti. Daha fazla baygınlık geçirmemek için iade ettim!
Baskı: Mavi Umutlar (Sinclair Family Saga #5)
Elime almamla kendimden geçtim ve son sayfayı görmeden bırakamadım. Çok çok çok güzel bir kitaptı. Öncelikle kitabın arka kapağını okuduğumda karakterleri tanımamıştım. Ama kitaba başlayınca Gemma'nın hiç yabancı olmadığını fark ettim. Kendisi Sözde Nişanlı'dan tanıdığımız Gabriel Sinclair'in kız kardeşi oluyor. Aslında Kır Zincirleri'nde Gemma vardı ama kitabı okuyalı çok olduğu için hatırlayamamışım :( Gelelim kitaba :) Gemma doğar doğmaz annesi tarafından bakıcıya bırakılmış ve bakıcı ölünce, 5 yaşında yetimhaneye (iğrenç bir yer) gelmiş. Burada 1 sene kadar kaldıktan ve eziyet çektikten sonra yatılı bir okula götürülmüş. Ve yıllarca ailesini bilmeden, tanımadan yıllarca orada yaşamış. Derken 21 yaşına girdiği gün yıllarca ona harçlık gönderen avukatından bir mektup alıyor. İçinde 21. yaş gününde ona verilmek üzere yazılmış annesinin mektubu var. Annesi mektubunda kimliğini açıklıyor ve Londra'ya gelip abisini ve kendisini bulmasını yazıyor. Ve böylece Gemma ilk defa Londra'ya gitmek üzere ve büyük umutlarla yola çıkıyor. Yolda yağmura yakalanıp bir hana giriyor ve burada sonradan kanka olacağı Louisa ile tanışıyorlar. Louise anne ve babasını kaybetmiş, teyze ve eniştesinin himayesinde bir kız. Soylu değil ama zengin bir aileden geliyor. Bu arada insanların çalışarak para kazanmasının taktir edilmediği o dönemi hala anlamış değilim. Bu nasıl bir saçmalıktır yahuuu... Neyse, Louisa ve Gemma kısa zamanda kaynaşıyorlar. Bu arada Louisa'nın küçük teyzesi Gabriel'in abisi ile evli. O nedenle Gemma'ya evini açıyor ve abisiyle görüşene kadar onda kalmasını istiyor. Gemma'nın birde nişanlısı var. Londra'ya beraber yolculuk ediyorlar, ama orada ilk defa bir sezon geçirmek. Çünkü Louisa'nın sosyete girme takıntısı var. Ve olaylar böyle başlıyor. Gemma şehre gelir gelmez ağabeyine mektup yazıyor ve şehir dışıdna olduğunu öğreniyor. Ardından avukatına gidip ailesi hakkında bilgi almaya çalışıyor ancak alamıyor. Derken aklına küçükken kaldığı yetimhane geliyor. Belki onlar kimliğimi biliyordur hesabı oraya gidiyor. İşte erkek karakterimiz kaptan Matthew Fallon ile orada tanışıyor :) Matthew donanmada kaptan ve yıllar önce kaybettiği kız kardeşini arıyor. Askerdeyken anne ve kız kardeşine para gödnermek için aracı seçtiği avukat tam bir düzenbaz çıkıyor ve Matt yıllar sonra komşularından gelen bir mektup sonucunda annesinin öldüğünü ve kardeşinin nerede olduğunu bilinmediği yazıyor. Matt gelir gelmez kardeşini aramaya başlıyor. Avukatına ulaşamıyor ama yetimhanenin adresine ulaşıyor :) Gemma ile tanışmaları da yetimhaneye gizli girişleri sayesinde oluyor. Beraberce kayıt defterlerini çalış incelemelere başlıyorlar... Bu arada Louisa'da yeni kıyafetler için gittiği terzide yakışıklı iskoç teğmeni Colin ile tanışıyor :) Colin rütbesi düşürülmüş, yarı subay maaşıyla geçinen ve zengin hatun peşinde olan bir yakışıklı. Louisa ile ilk görüşte bir elektriklenme oluyor ama kız nişanlı olduğu için ona yaklaşmıyor. Yani, kitap 1 değil 2 çift barındıyor :) Ben çok sevdim hepsini. Karakterler o kadar canlıydı ki, okumadım da izledim sanki. Sanki roman değil de hayatın içinden bir kesit gibi geldi. Abartısız, çok içten bir kitaptı. Keşke bu kadar çabuk bitmeseydi. Hele Gemma'nın abisi tarafından sonunda kabul görmesi bölümü beni benden aldı. Gemma zaten çok asil, akıllı, mantıklı ve sağlam bir kızdı, ayrıca çok da duygusaldı. Abisine kendisine bir isim verdiği için teşekkür ettiği bölümde resmen tüylerim diken diken oldu. Bu arada cinsellik sadece 1-2 bölümde ve çok abartılmadan anlatılmıştı. Yani AŞK meşk ile değil, jest ve mimiklerle pekiştirilmişti. Acayip hoşuma gitti :) Tüm karakterleri öyle çok sevdim ki, şimdi kitabın devamını sabırsızlıkla bekliyorum. Artık bu yazar favorilerim arasında :) Kapağa gelince, bu kitaba daha uygun bir kapak olamazdı herhalde. Çünkü Gemma'nın en sevmediği renk MAVİYDİ! Bunun sebebi de yetimhane de kaldığı ve hizmetçilik yaptığı dönemde giymek zorunda kaldığı mavi önlüktü. Yıllarca mavi giymeyen ve hatta görmek istemeyen Gemma'nın katıldığı ilk baloda giydiği elbise ise maviydi. Kendi tercihi dışında, Louisa'nın temin ettiği bir elbiseydi ve karşı çıkmadan giymişti. Ardından da mutluluğu bu elbise üzerindeyken yakaladı... Ahh, anlat anlat doyamıyorum :) Çok sevdim yahu... Unutmadan! Epsilon'un yeni ciltleri iyiden iyiye hoşuma gitmeye başladı ve korkarım alışkanlık yapacak :)
Baskı: Majestenin Emriyle (The Three Graces #1)
Okumasam da olurmuş...
Baskı: Muhafazakar Aşk
Yeni bir yayınevi, yeni bir yazar... Açıkçası ben sevdim, hatta çok sevdim :) Konusu zaman zaman "ben bunu nereden hatırlıyorum" dedirtse de merakla okutuyor. Zaten bir yerden sonra özgünleşiyor :) Beni tek rahatsız eden şey, sanırım bu da son okuduğum kitaplarda çok karşılaşmış olduğum için "ikiz" unsuru oldu :S Birbirlerine çok benzeyen, hatta her değiştirebilen kardeşlerden/kuzenlerden yoruldum sanki :) Ha birde dul sendromum var :P Eline el değmemiş leydilere hasret kaldım yahu :) Bu kitapta da kızımız dul ve 4 yaşında bir kızı var. Ama o kızı yersiniz :) Acayip sevimli. Hele dük ile olan iletişimi bile yetip artıyor :) Dükümüz burnu havada olduğu için "bana Exeter diyebilirsin" diyor ve Molly de ona "EXTERA" diyor :) Konumuza gelince; David ve Marcus (yani dükümüz) ikizler. Ama bunu ancak birkaç bölüm okuduktan sonra anlıyoruz, zira David hep abi diye bahsediyor. Meğer yarım saat geç doğduğu için ona abi diyormuş! Bence çok abuk... Neyse, Marcus ne kadar ağır abiyse, David de bir o kadar hafif :) Hayatı kumar masalarında, yarışlarda ve evli kadınların yataklarında geçiyor. Son macareasından sonra da abisi! tarafından şehirden uzaklaştırılıyor. Bu uzaklaşma da bir kaza yapıyor ve kendini papazın dul karısı Hannah'ın evinde buluyor. Hannah ona çok iyi bakıyor ve arkadaş oluyorlar. Daha donra David, Hannah'a evlenme teklifi ediyor. Çünkü onun durumuna üzülüyor. Ama düğün günü yaklaştığında fena tırsıyor ve evlilik kaynda abisi Markus'un adını yazıp onun adına imzalıyor. Londra'ya döndüğünde de Hannah'ı abisinin abine bırakıp ortadan kayboluyor! Ama bu yetmezmiş gibi ayrıca üvey annesine ve kız kardeşine bir mektup yazıp abisinin aşık olarak evlendiğini haber ediyor ve gazeye evilik ilanı veriyor! İşte olaylar böyle başlıyor. Marcus ve Hannah'ın ilk karşılaşması, ardından bir süre evli kalmak için karar vermeleri ve sonrasında birbirlerine karşı çekimleri başlıyor. Açıkçası ben aradaki aşkı çok sevdim, çünkü tam benim kalemimdi :) Georgette Heyer'in kitapları gibiydi, sadece bu kitapta cinsellik vardı! Ama karakterlerin canlılığı, hareketliliği çok benzerdi. Çevirisi de güzeldi ve su gibi aktı gitti. Bu arada macera da vardı, yani klasik histler gibi tanış-kapış-seviş üçlemesi değildi!!! Kısaca benim iyiler listeme giren bir ktiap ve yazar... Zevkle öneriyorum :) not: Kitabın adı ile konusunun uzaktan yakından alakası yok! ancak kapağı sevdim :)